Bad Boys Blue, bence 80′li yılların en iyi gruplarındandı. Bad Boys Blue grubunu sevenler için “You Are Women, Pretty Young Girl, Queen Of Hearts, Lover On The Line, I Wanna Hear Your Heartbeat” isimli şarklarından oluşmuş klip yazının sonunda yer almaktadır.
1984 yazında Alman prodüktör Tony Hendrik tarafından, büyük başarı sağlayan Modern Talking’e alternatif arayışıyla kurulmuş bir proje topluluğudur. Projedeki şarkıların bestesi Hendrik tarafından yapılmış, sözleri ise eşi Karin Van Harren tarafından yazılmıştır. Projenin yorumcu ayağı da orijinal olarak ABD’li Andrew Thomas, İngiliz John McInerney ve Jamaikalı Trevor Taylor’dan oluşturulmuştur. 1987′ye kadar bir çok parçanın ana vokalleri Trevor Taylor tarafından yapılmıştır. “Come Back And Stay” adlı parçayla John McInerney’in ana vokallere geçmesi toplulukta huzursuzluk yaratmış ve Trevor Taylor grubu terketmiştir. Grupta 1988 sonrası pek çok değişiklik olmuştur. Önce Trevor Taylor yerine Trevor Bannister getirilmiştir. Bannister’in 1993′te ayrılmasıyla kalan iki üye 1995′e dek yoluna tek başına devam etmiştir. Bir ara Mo Russel gruba girmiş, 1999′da ise Kevin McCoy ile yer değiştirmiştir. 2003′te de McCoy’un ayrılmasıyla grup yine ikili olmuştur. 2006′da ise Andrew Thomas grubu terk etmiştir.
Grubun listelerdeki performansına bakılacak olunursa kuruldukları yıl yayınlanan ilk 45′likleri L.O.V.E In My Car başarı kazanamamış; buna karşın ikinci 45′likleri You’re A Woman büyük sükse yapmış ve 10 Avrupa ülkesinde ilk 10′a girmiştir. Ayrıca grup özellikle Doğu Avrupa, Rusya ve Ukrayna’da çok başarılı olmuş, buna karşın İngiltere’de başarı gelmemiş ve sadece Save Your Love ile ABD’de listelere girmiştir. 19 Ocak 2008′de ani bir kalp krizi sonucu grubun ilk solisti olan Trevor Taylor 51 yaşında Köln’de vefat etti. Şu an 2 tane Bad Boys Blue var. Biri John McLnerrey’nin diğeri ise Andrew Thomas’ın.
Albümler
1985: Hot Girls-Bad Boys [Almanya, İsviçre, Türkiye]
1986: Heartbeat
1987: Love Is No Crime
1988: My Blue World [Almanya]
1989: The Fifth
1990: Game Of Love
1991: House Of Silence
1992: Totally [Almanya]
1993: Kiss
1994: To Blue Horizons [Almanya]
1996: Bang! Bang! Bang!
1998: Back [Almanya, Finlandiya, Türkiye ]
1999: … Continued [Almanya, Finlandiya, Türkiye]
1999: Follow The Light [Almanya]
2000: Tonite
2003: Around The World [Almanya, Finlandiya]
Single
1984: L.O.V.E. in My Car
1985: You’re a Woman [Almanya, İsviçre, Avusturya, İsveç, Hollanda, İsrail]
1985: Pretty Young Girl [Almanya, İsviçre, Avusturya, İsveç]
1985: Amiga quartett EP Doğu Almanya’ya özel
1986: Kisses & Tears [Almanya, İsviçre]
1986: Love Really Hurts Without You Billy Ocean cover
1986: I Wanna Hear Your Heartbeat [Almanya, İsviçre]
1987: Gimme Gimme Your Lovin’
1987: Come Back & Stay [Almanya]
1988: Don’t Walk Away Susanne [Almanya]
1988: Lovers in the Sand [Almanya]
1988: A World Without You (Michelle) [Almanya]
1989: Hungry for Love [Almanya]
1989: Lady in Black [Almanya]
1989: A Train to Nowhere [Almanya]
1990: The Official Bootleg Megamix vol. 1
1990: How I Need You [Almanya]
1990: Queen of Hearts [Almanya]
1991: Jungle In My Heart [Almanya]
1991: House of Silence
1992: Save Your Love [US Billboard Hot 100]
1992: I Totally Miss You
1993: A Love Like This
1993: Kiss You All Over Baby
1993: Go Go Love Overload
1994: Luv 4 U
1994: What Else
1995: Hold You In My Arms
1996: Anywhere
1998: You’re a Woman ‘98 [Almanya, Finlandiya]
1998: The Turbo Megamix [Finlandiya]
1998: From Heaven to Heartache
1999: The Turbo Megamix vol. 2 [Almanya]
1999: Hold You in My Arms ‘99
1999: The-Hit-Pack
2000: I’ll Be Good
2003: Lover on the Line [Almanya]
Derlemeler
1989: Bad Boys Best [Almanya]
1989: Super 20
1992: More Bad Boys Best
1993: Bad Boys Blue (Sadece Amerika)
1993: Dancing With Bad Boys Blue
1994: You’re A Woman
1994: Completely Remixed
1998: With Love From Bad Boys Blue
1999: Pretty Young Girl
2001: Bad Boys Best 2001
2002: In The Mix - 80’s Best
2005: Hit Collection Vol.1-You’Re A Woman
2005: Hit Collection Vol.2-The Best
2005: Hungry For Love
2005: Greatest Hits
2006: Hit Collection (3CD)
DVD
2005: Bad Boys Best 1985-2005
Klipte yer alan şarkılar: You Are Women, Pretty Young Girl, Queen Of Hearts, Lover On The Line, Lady In Black, Lady Blue, Kisses And Tears, I Wanna Hear Your Heartbeat, I Like Chopin
Leonard Norman Cohen (d. 21 Eylül 1934, Montreal, Quebec, Kanada) Kanadalı yazar, şair, söz yazarı ve müzisyen. İlk şiir kitabını Montreal’de 1956′da, ilk romanını ise 1963′te yayınladı. Cohen’in erken dönem şarkıları (çoğunluğu 1968 yılında çıkan Songs of Leonard Cohen albümünde yer alır) Avrupa folk müziğinin temellerini oluşturdu. 70′lerde pop, kabare ve dünya müziği üzerine çalışmalar yapan Cohen’in, 80′lerden itibaren tipik olarak bas bariton tonda söylediği şarkılarına kadın vokalistler ve elektronik bireştiriciler eşlik ediyor. Çalışmalarında genellikle din, yalnızlık, cinsellik ve kişiler arası karışık ilişkileri konu edinir.
Cohen’in şarkıları ve şiirleri pek çok başka şarkıcı ve şarkı yazarını etkiledi. Eserleri 1000′den fazla kere başka sanatçılarca yorumlandı ve kaydedildi. “Canadian Music Hall of Fame” ve “Canadian Songwriters Hall of Fame”e kabul edilen Cohen, ayrıca ülkenin en büyük sivil şeref madalyası olan “Companion of the Order of Canada” ile ödüllendirildi. 10 Mart 2008′te Lou Reed’in yaptığı bir konuşma sonrası “Rock and Roll Hall of Fame”e kabul edilen Cohen böylece en güçlü ve etkileyici şarkı yazarları arasındaki yerini belgeledi.
Leonard Cohen’in Hayatı
Gençlik Yılları
Cohen 1934 yılında Montreal, Quebec’te Polonya-Litvanya kökenli orta sınıf bir yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Westmount’ta büyüyen sanatçının babası, Nathan Cohen Montreal’in büyük giysi mağazalarından birinin sahibiydi ve Leonard 9 yaşındayken öldü. İsimleri Cohen, Katz, Kagan vs. olan diğer bir çok yahudi ailesi gibi Cohen’in ailesi de Kohanim’in soyundan geldiklerini iddia ediyorlardı. Cohen 1967′de Richard Goldstein’a “Mesihsel bir çocukluk geçirdim. Harun’un torunlarından biri olduğum söylendi.” dedi. Ergenlik döneminde gitar çalmayı öğrenen Cohen, Buckskin Boys isimli bir folk grubu da kurdu. Babasının ona bıraktığı vasiyeti ile Leonard edebi hırslarının peşine daha rahat düşebildi.
Şair Cohen
1951′de McGill Üniversitesi’ne giren Cohen orada McGill Müzakere Grubu’nun başkanlığını da yaptı. İlk şiir kitabı olan Let Us Compare Mythologies 1956 yılında Cohen hala öğrenciyken çıktı. 1961′de yayınladığı The Spice-Box of Earth onu şiir dünyasında özellikle de kendi ülkesi Kanada’da bilinen bir isim haline getirdi. Mezuniyetten sonra bir yılını McGill’in hukuk fakültesinde bir yılını ise (1956-1957) terk ettiği Columbia Üniversitesi’nde geçirdi.
Cohen gençlik yıllarında edebi hırslarına çok ciddi bir iş ahlakı ile yaklaştı. 1960′ların çoğunu şiir ve roman yazarak geçirdi ve yarı münzevi bir hayat yaşamayı tercih etti. Bir Yunan Adası olan Hydra’ya taşındıktan sonra Flowers of Hitler (1964), Gözde Oyun (1963), Görkemli Kaybedenler (1963) isimli kitaplarını yayınladı. Gözde Oyun genç bir adamın edebiyattaki kimliğini arayışını konu alan otobiyografik bir romandır.
Aile Hayatı
1960′larda Hydra’da kalırken İskandinavyalı romancılar Axel Jensen ve Göran Tunström ile arkadaş olan Cohen, Axel ve eşi Marianne Jensen ayrıldıktan sonra, Marianne ile ilişki yaşamaya başladı. Sanatçı, “So long, Marianne” şarkısını da Jensen’e yazdı. Uzun yıllar boyunca Axel Jensen’in Joacim (1961) isimli romanındaki Lorenzo karakterinin Cohen olduğuna inanılmasına rağmen, Axel bu karakterde Tunström’den esinlendiğini açıkladı.
Her ne kadar Leonard Cohen korkaklığının evlenmesine engel olduğunu söylese de, biyografi yazarı ve film yapımcısı Harry Rasky’e göre, müzisyen 1970′lerde çok derin bir ilişki yaşadığı Suzanne Elrod ile evlendi. Sanatçının Elrod’dan 1972′de Adam isimli bir erkek, 1974′te ise ismini Federico Garcia Lorca’dan alan Lorca isimli bir kız çocuğu oldu. Adam Cohen, şarkıcı/şarkı yazarı olarak 1990′ların ortasında başladığı müzik kariyerine Low Millions isimli bir grubun solisti olarak devam ediyor. Suzanne Elrod, Cohen’in Live Songs isimli albümünün kapak fotoğrafını çekti ve Death of a Ladies’ Man albümünün kapağında yer aldı. Cohen ve Elrod 1979′da ayrıldılar. Sanılanın aksine Cohen, en bilinen şarkılarından biri olan Suzanne’i Elrod için değil, yakın arkadaşı heykeltraş Armand Vaillancourt’un eski eşi Suzanne Verdal için yazdı. 1990′da oyuncu Rebecca De Mornay ile birlikte olmaya başlayan Cohen, şimdilerde Anjani Thomas ile hem bir ilişki yaşıyor, hem de birlikte çalışıyor.
Dünya’nın pop kralı Michael Jackson’ın çokta fazla bilinmeyen pek çok yönü vardı. İşte Michael Jackson’ın o fazlaca bilinmeyen yüzü;
En sevdiği çizgi film karakteri Pinokyo’ydu.
Çocukluğunda en sevidği kitaplar Rip Van Winkle ile Yaşlı Adam ve Deniz’di.
Jackson çok kolay gıdıklanırdı.
Karayipler’de bulunan Saint Vincent Adası, adına posta pulu çıkarmıştı.
‘Muscles’ adında bir boğa yılanı vardı.
Küçüklüğünde kız kardeşi La Toya’nın yatağına örümcek koyardı.
Oz Büyücüsü hakındaki bir film olan ‘The Wiz’de rol almıştı.
Hollywood’daki ünlüler bulvarında ismi iki kez yazılmıştı. (Biri kendi adına, biri de ‘Jackson 5′ grubu ile birlikte)
Quincy Jones ona ‘Smelly-kokmuş’ lakabını takmış
‘Jakcson 5′ grubunun kayıtlarındaki kendi sesini ‘Minnie Mouse’a benziyor’ diye tanımlamıştı.
Komedi üçlüsü ‘The Three Stooge’ın hayranıydı.
İngiltere’deki Exerter City futbol takımının taraftarıydı.
Louis ve Lola adında iki laması vardı.
‘Thriller’ Amerikan Bilbord listelerinde 37 hafta bir numarada kaldı.
1984′te sekiz Grammy kazandı. Bu, bir şarkıcının tek bir yılda kazandığı en çok Grammy ödülüdür.
‘Climb Every Mountain’ adlı şarkıyı söylediği ilk konserinde 5 yaşındaydı.
Sekiz kardeşi vardı.
Lisa-Marie Presley ile evliliği 19 ay sürdü.
Beatles’ın kataloğunun yayın hakları için 1985′te 47 milyon dolar ödedi. Daha sonra bu hakları 95 milyon dolara Sony’ye sattı.
Göbek adı Joseph’ti.
29 Ağustos 1958′de doğdu.
1996′daki Brit Ödülleri sırasında bir ayrıcalık sunularak, Earth Song adlı şarkısını canlı performansla söylemesine izin verildi.
Meksika yemekelerine bayılırdı.
Dermatoloğu 1993 yılında Jackson’un, cilde rengini veren pigmentlerin kaybına neden ‘vitiligo’ hastalığına yakalandığını açıkladı.
Dünya çapında 50 milyondan fazla satan ‘Thriller’ tüm zamanaların en çok satan albümü oldu.
‘Thriller’ tüm zamanaların en çok satan albümü oldu.
Diğer iki albümü ‘Bad’ ve ‘Dangerous’ da tüm zamanların en çok satanları arasında yer alıyor.
Billie Jean ve Moonwalk
‘Robot’ ve ‘Moonwalk’ gibi dansların popüler olmasını sağladı.
Rock’n Roll Efsaneleri listesinde de yer alıyor.
Toplam 13 Gramy kazandı.
Billie Jean, adlı şarkısı MTV’de bir siyah tarafından canlı olarak söylenen ilk şarkı oldu.
Güney Carolina Resmi Marşı ile ‘South Carolina on My Mind’ adlı şarkının haklarını elinde tutuyordu.
Dünyanın farklı yerlerindeki beş Madame Tussuds Müzesi’nde balmumu heykeli var. Sadece Madonna ve Elvis Presley’in daha fazla müzede balmumu heykeli bulunuyor.
Tüm dünyada 300 milyondan fazla albüm sattı.
Daha sonra Neverland Çiftliği olan California’daki araziye 17 milyon dolar ödedi.
1092 hektar üzerine kurulu olan Neverland’de bir tema parkı, küçük bir hayvanat bahçesi ve sinema salonu bulunuyor.
Neverland, 40 kişilik bir güvenlik ekibi tarafından korunuyor.
Çiftliğin 2003′deki değeri 100 milyon dolardı. Neverland’de 2003 yılında 100 milyon değer biçildi.
En sevdiği süper kahraman X-Men’deki Morph karakteriydi.
Mr. Tibbs adında bir keçi yavrusu vardı.
Hayatı boyunca müzikten 500 milyon dolar kazandı.
Dünyada acı çeken çocukları hatırlamak için siyah bir bilezik takardı.
‘The Moonwalk’ sokak dansçılarından ilham alınarak geliştirildi.
Littel Richard’ın biyografisinde rol almak isterdi.
‘Crusher’ adında evcil bir pitonu vardı.
1984′de bir Fransız hayranı ona benzemek için ameliyat yapılmasına izin verilmediği için intihar etti.
3.8 milyon dolara mal olan Scream’in klibi, en pahalı klibiydi.
Bir kütüphane, geri getirmediğini iddia ettiği kitaplar için Jackson’a 1 milyon dolarlık dava açtı.
Michael Jackson vejeteryandı.
Özgür Willy’deki ‘Will You Be There’ adlı şarkısıyla 1994′te MTV en iyi film müziği ödülünü aldı.
HIStory ABD’de en çok satan double albüm oldu.
1992′de Jackson’a Fildişi Sahilleri’de kraliyet ünvanı verildi.
Konserlerden önce, suda eritilmiş Ricola şekeri içerdi.
Doğum yeri olan Gary-Indiana’da adına bir müze kurulması planlanıyor.
Yerçekimine karşı dar açılı olarak eğilmeyi sağlayan özel bir ayakkabının patentini almıştı.
Liza Minelli ile David Gest’in düğününde sağdıçlık yaptı.
1993 yılındaki ‘Süper Bowl’un devre arasında yaptı gösteri ABD’de tüm zamanların reyting rekorunu kırdı.
Kliplerinden birini Michael Scorcese yönetti.
1997′de yapılan bir araştırma sonucunda dünyanın en tanınmış insanı olarak ilan edildi.
1939 yılında ‘Rüzgar Gibi Geçti’ adlı filme verilen en iyi film Oscar’ın, 1999 yılında 1,5 milyon dolar karşılığında satın aldı.
Bir keresinde Elizabeth Taylor için “sarılıp uyumaya bayıldığım yumuşacık, sıcak bir battaniye” tanımını yapmıştı.
Simpsons’ın bir bölümünde seslendirme yaptı.
Macauley Culkin, iki çocuğunun vaftiz babasıdır.
Michael Jackson, Lionel Richie ile birlikte ‘We are The World’ adlı şarkının söz yazarıdır.
Nicole Richie’nin vaftiz babasıydı.
Bee Gees grubundan Barry Gibb’in oğlunun da vaftiz babasıydı.
Sir Richard Attenborough ve oyuncu Rebecca de Mornay ile aynı gün dünyaya geldi.
Öldüğü sırada, büyük geri dönüşü olacak Londra’daki 50 konsere hazırlanıyordu.
Ağabeyleri Marlon, Jermaine, Jackie ve Tito ile birlikte Jackson 5′da şarkı söylemeye başladığında dört yaşındaydı.
Dört yaşından itibaren ‘Jackson 5′da şarkı söyledi. Jackson 5′ın ‘I Want You Back’, ‘ABC’ ve ‘I’ll Be There’ adlı şarkıları listelerde bir numara oldu.
2002′de bebek yaştaki oğlu Prince Micheal II’yi, Berlin’deki hayranlarına gösterirken balkondan sarkıtması tartışmalara neden olmuştu.
MC Hammer, Michel Jackson’u dans yarışmasına çağırarak meydan okumuştu.
Bir TV belgeselinde, yatağını çocuklarla paylaştığını kabul etmiş ancak bunun seksüel içerikli olmadığını sadece şirin bir şey oldunu söylemişti.
1984′deki Pepsi için yapılan reklam çekimleri sırasında yaşanan bir patlamanın ile saçları tutuştu.
ABD müzik listelerinde liste başı olan 13 hiti, onu bu alanda Elvis Presley, the Beatles ve Mariah Carey’den sonra dördüncü sıraya taşıyor.
Babası Joseph çelik fabrikasında çalışıyordu.
Joseph Jackson ve kardeşi Luther ‘The Falcons’ adındaki R&B grubunun üyeleriydi.
Michael Jackson annesi tarafından bir ‘Yahova Şahidi’ olarak büyütüldü.
1993 yılında Oprah Winfrey’le yaptığı röportajda, yalnız ve travmatik bir çocukluk geçirdiğini söylemişti.
Yeteneği ilk olarak beş yaşında okuduğu bir Hristiyan ilahisi ile fark edildi.
Kardeşleri ile kurduğu grubun ilk adı ‘Jackson Brothers-Jackson Kardeşler’di.
Micheal Jackson’ın sekiz yaşında grubun solisti olmasıyla birlikte grubun adı ‘Jackson 5′ olarak değişti.
1966-68 arasında orta batı ABD’de uzun bir turneye çıktılar. Bu dönemde müziğine olan ilgiyi arttıran ama kendisinin hiç sevmediği ‘Wacko Jacko’ takma adını kullandı.
Oksijen çadırında uyuduğu ya da Fil Adam’ın kemiklerini satın aldığı gibi hakkında pek çok şehir efsanesi üretildi.
‘Bad’in dünya turnesi ni 4.4 milyon insan izledi.
İlk otobiyografisi olan Moon Walk’un tamamlanması dört yıl sürdü.
Kitap, New York Times’ın en çok satanlar listesinin zirvesine çıktı.
Burnuna iki kez estetik ameliyat yaptırdığını kabul etti.
Kilo vermenin ve katı bir vejeteryan diyet uygulamanın sahne performansına katkı sağlayacağı tavsiye edilmişti.
‘Man in the Mirror’ adlı single’ının tüm gelirini hayır işlerine bağışladı.
1991 yılında Sonny ile 65 milyon dolarlık bir kontrat imzaladı.
1992′de, yardıma muhtaç çocukları Neverland’da getirp koruma altına alan ve dünya çapında çocuklar için alanlar kuran ‘Heal the World’ adlı vakfı kurdu.
Afrika ülkesi Gabon’u ziyareti sırasında 100 bin kişi onu görmeye geldi.
En bilinen evcil hayvanı, Bubbles adındaki şempanzesidir.
Bubbles, Texas’daki bir kanser araştırmaları kliniğinden alındı.
‘Bad’in kayıtları sırasında Jackson’ın yanında bulunan Bubbles, Tokyo’daki konserlere de onunla birlikte gitti.
Heykeltıraş Jeff Koons, Micheal Jackson ve Bubbles’ın bir seri heykelini yaptı.
Micheal Jackson’ın Deborah Jeanne Rowe’dan, Micheal Joseph Jackson Junior (’Prens’ olarak da biliniyor) ve Paris Michael Katherine Jackson adında iki çocuğu oldu.
Çift 1999 yılında boşandı, Rowe çocukların vesayetini babalarına verdi.
Micheal Jackson’un muzdarip olduğu vitiligo deri hastalığı yüzde 1 ya da 2 oranında görünüyor.
Raisa Gorbaçova’nın ölümünün 10. yıldönümü vesilesiyle hazırlanan albümün gelirleri toplum yararına bir vakfa bağışlanacak. Gorbaçov’un eşinin sevdiği en güzel şarkıları seslendirdiği albüm açık artırma ile satışa sunulacak.
Raisa Gorbaçova, 10 yıl önce kanser hastalığı nedeniyle 20 Eylül 1999 yılında hayatını kaybetmişti. Gorbaçov, daha önce bir Rus televizyonuna özel konuşarak eşiyle ilgili anılarını şöyle paylaşmıştı: “Bana yönelik her tür düzeyde “saldırılar” olunca, eşim Raisa bunları içine sindiremedi. Tüm bunlar Raisa’nın içinde birikince, eşimde kanser hastalığına yol açtı.”
Mihail, eşinin anısına kurduğu çocuk kanseri ile savaş derneğinin özel gecesinde sahne alarak Old Letters isimli bir şarkıyı da seslendirdi. Müzik konusunda oldukça yetenekli olan Gorbaçov, aralarında İngiltere First Lady’si Sarah Brown, Londra Belediye Başkanı Boris, Johnson ve Harry Potter kitaplarının yazarı JK Rowling’in de bulunduğu 350 kişilik izleyiciden büyük alkış aldı.
Raisa Gorbaçov
Raisa Maksimovna Gorbaçiyova (Rusça: Раи́са Макси́мовна Горбачёва), (5 Ocak 1932, Rubtsovsk-Sibirya – 20 Eylül 1999, Münster-Almanya). Mikhail Gorbaçov’un eşi.
Ukraynalı demiryolu mühendisi olan babası Maxim Andreyeviç Titarenko’nun üç çocuğundan en büyük olanıdır. Çocukluğu Ural dağları bölgesinde geçti ve eşi Mikhail Gorbaçov ile, Moskova Devlet Üniversitesi’nde sosyoloji okuduğu sırada tanıştı. 1953 yılının Eylül ayında evlenen çift, Mikhail’in Stavropol’daki evlerine taşındı. Raisa, burada Marksist-Leninist teori üzerine dersler verdi. Tek kız çocukları, İrina Mihailovna Virganskaya (Ири́на Миха́йловна Вирга́нская) 1957′de doğdu.
Kocası, Komünist Parti üyesi olarak Moskova’ya dönünce, Raisa Gorbaçiyova da Moskova Devlet Üniversitesi’nde dersler vermeye başladı. Gorbaçov 1985′te Sovyetler Birliği lideri olduğunda o da öğretim üyeliği görevini bıraktı.
Raisa Gorbaçiyova lösemi’ye yakalandı ve Almanya’daki Münster Üniversitesi hastanesinde 20 Eylül 1999′da (67 yaşında) öldü. Cenazesi Moskova’daki Novodeviçi mezarlığına gömüldü.
Alicia J. Augello-Cook, (d. 25 Ocak 1981, New York), bilinen adıyla Alicia Keys, ABD’li şarkıcı, söz yazarı ve oyuncu. Dünya çapında tüm albümleri 30 milyon kopya satmıştır ve çeşitli ödüller kazanmıştır. On bir Grammy ödülü kazanmıştır. İtalyan-İrlandalı bir anneden ve Jamaikalı bir babadan dünyaya geldi. Keys, çiftin tek çocuğudur. Anne ve babasının küçük yaştayken ayrılmasıyla Keys, çocukluğunu annesiyle geçirdi. Annesinin teşvikiyle müzik hayatına atıldı ve “The Cosby Show” adlı televizyon programına çıktı. 11 yaşından itibaren piyano çalmaya başladı ve Mozart, Beethoven ve Chopin gibi klasik müzik sanatçılarının parçalarını performe etti.
Küçük yaşta anne babası boşandığı için bu zor durumun üstesinden gelmek için annesinin teşvikiyle müzikle ilgilenmeye başlayan şarkıcı, 7 yaşında piyano çalmaya başladı. 1985 senesinde katıldığı bir grupla “The Cosby Show” adlı televizyon programına çıkan Keys, Profesyonel Uygulamalı Sanatlar Lisesi’ne devam ediyordu. Mozart, Beethoven ve Chopin gibi klasik müzik sanatçılarının parçalarını çalıyordu ve vokalist olarak kendini yetiştirmek için de Conrad Robinson’la çalışıyordu. New York’taki Professional Performing Arts School’dan yüksek dereceyle mezun olduktan sonra Columbia Üniversitesi’ne kabul edilen Keys, müzik alanında kariyer yapmak istediği için eğitimine son verdi. Bu arada Conrad Robinson onu erkek kardeşi Jeff’le tanıştırdı ve birlikte doğru plak şirketini bulmak üzere çalışmaya başladılar.
Sonunda Columbia Records’a bağlı Jermaine Dupri’nin plak şirketi So So Def ile bir demo için anlaşan müzisyen, 1997′de vizyona giren “Men In Black” adlı filmin soundtrack’i için “Dah Dee Dah (Sexy Thing)” adlı parçayı hazırladı. Ancak daha sonra Dupri ile olan anlaşmasını sonlandırdı ve prodüktör Clive Davis’in şirketi Arista Records’a geçti. Keys, Arista Records’la kısa vadeli çalışıp hemen ardından J-Records ile kontrat yaptı. “Shaft” ve “Dr. Dolittle 2″ filmlerinin soundtrack’lerinde yer alan “Rock Wit U” ve “Rear View Mirror” adlı şarkıları seslendiren müzisyen, sonunda ilk albümünü dinleyiciyle buluşturma fırsatı buldu: “Songs In A Minor”. Klasik müzik etkilerinin fazlasıyla görüldüğü albüm, 70′lerin soul müziğinden de temalar içeriyordu. Tüm bunları hip hopla harmanlayıp bir füzyon yaratan şarkıcı, ilk albümüyle büyük ilgi gördü. Amerika listelerinde uzun süre zirvede kaldı ve İngiltere listelerinde ise 6 numara oldu. Prince’in “How Come You Don’t Call Me” şarkısının yeni yorumunun yanı sıra “Fallin’”, “A Woman’s Worth” ve “Girlfriend” adlı 45′likleri single olarak yayınladı.
2001 yılında MTV Video Müzik Ödülleri’nce “En İyi Yeni Sanatçı” ödülüne layık görülmesinin hemen ardından 2002′de 5 dalda Grammy’nin sahibi oldu. İlk albümün başarısı uzun bir zaman dilimine yayıldı ve Keys, albümdeki şarkılarının farklı versiyonlarının bulunduğu “Remixed & Unplugged In A Minor” adlı çalışmayı hayranlarıyla buluşturdu. Aynı yıl Christina Aguilera’nın “Stripped” adlı albümünde yer alan “Impossible” isimli şarkıyı yeniden düzenleyen Keys, Aguilera’yla düet de yaptı.
2003′te sanatçının ikinci stüdyo albümü “The Diary Of Alicia Keys” müzik marketlerdeki yerini aldı. Albümün prodüksiyonu için Kanye West ve Timbaland gibi isimlerle çalışan müzisyen, yeni albümüyle yine büyük bir başarı yakaladı ve “You Don’t Know My Name”, “If I Ain’t Got You”, “Diary” ve “Karma” adlı şarkıları single olarak piyasaya sürdü. Ticari anlamda da büyük başarı yakalayan albüm 4 kez platin plak aldı. 2005 Grammy’lerinde ise tam 3 daldaki ödülün sahibi oldu. Keys 2004′te ayrıca Usher’ın “Confessions” adlı albümünde yer alan “My Boo” isimli şarkıda müzisyene eşlik ettti. Bu düet yine 2005′te “En İyi R&B Vokal Düet Performansı” dalında ona Grammy kazandırdı.
Ödüller ve başarılarla dolu geçen 2005 yılında ayrıca Brooklyn Müzik Akademisi’nde bir unplugged konser gerçekleştiren müzisyen, bu performans kaydını albüm olarak yayınladı. Eski şarkılarını farklı bir müzikal yorumla seslendirdiği bu konserinde ayrıca The Rolling Stones’un “Wild Horses” parçasını Maroon 5 vokalisti Adam Levine ile birlikte söyledi. Keys, Common, Mos Def ve Damian Marley’in de katıldığı performansında “Stolen Moments” ve “Unbreakable” adlı iki yeni şarkısını da seslendirdi. Albüm kısa sürede Amerika listelerinde üst sıralara yerleşti ve “Unbreakable” ve “Every Little Bit Hurts” isimli single’lar büyük başarı kazandı.
2007′de Timbaland, John Mayer, Marsha Ambrosius ve Linda Perry gibi müzisyenlerle çalıştığı üçüncü stüdyo albümü “As I Am”i yayınlayan müzisyen, New Jersey’deki Live Earth konserlerinde sahneye çıkarak Keith Urban ile The Rolling Stones’un “Gimme Shelter” adlı şarkısında düet yaptı. As I Am’den çıkan ilk single No One ise müzik otoriteleri ve dinleyiciler tarafından oldukça beğenildi.
Sanatçı aynı yıı ilk sinema deneyimi olan “Smokin’ Aces” filmi için kamera karşısına geçti. Hemen ardındansa “The Nanny Diaries” geldi ve son olarak 2008 yılı itibariyle Halle Berry ile birlikte başrollerini paylaştıkları “Composition In Black And White” adlı filmde rol aldı.
Diskografi
Albümler
2001: Songs in A Minor
2003: The Diary of Alicia Keys
2005: Unplugged
2007: As I Am
Singlelar
2001 “Fallin’”
2002 “A Woman’s Worth”
2002 “How Come You Don’t Call Me”
2002 “Girlfriend”
2003 “You Don’t Know My Name”
2004 “If I Ain’t Got You”
2004 “Diary” (featuring Tony! Toni! Toné!)
2004 “Karma”
2005 “Unbreakable”
2006 “Every Little Bit Hurts”
2007 “No One”
2007 “Like You’ll Never See Me Again”
2008 “Teenage Love Affair”
2008 “Superwoman”
2008 “Another Way to Die” (Jack White ile)
Turneler
2001: American Tour
2001/2002: European Tour
2004: Asian/Australian Tour
2004: Verizon Ladies First Tour (Beyoncé ve Missy Elliott ile)
2004: European Tour
2005: The Diary Tour (ABD)
2008: As I Am Tour (Avrupa, ABD ve Asya)
Alicia Keys’in son günlerde Türk radyolarında moda olan şarkısını (No One) dinleyebilir ve şarkının İngilizce sözlerini aşağıda bulabilirsiniz.
Alicia Keys - No One
No One Şarkısının Sözleri
I just want you close
Where you can stay forever
You can be sure
That it will only get better
You and me together
Through the days and nights
I dont worry cause
Everythings gonna be alright
People keep talking
They can say what they like
But all I know is everything’s gonna be alright
No one no one no one
Can get in the way of what I’m feeling
No one no one no one
Can get in the way of what I feel for you
You you
Can get in the way of what I feel for you
When the rain is pouring down
And my heart is hurting
You will always be around
This I know for certain
You and me together
Through the days and nights
I dont worry cause
Everythings gonna be alright
People keep talking
They can say what they like
But all I know is everything’s gonna be alright
No one no one no one
Can get in the way of what I’m feeling
No one no one no one
Can get in the way of what I feel for you
You you
Can get in the way of what I feel for you
I know some people search the world
To find something like what we have
I know people will try
Try to divide
Something so real
So till the end of time
Im telling you that
No one no one no one
Can get in the way of what I’m feeling
No one no one no one
Can get in the way of what I feel for you
oh oh oh….
Ali Tufan Kıraç 17 Haziran 1972, Göksun Kahramanmaraş da dünyaya geldi. Sahne adıyla Kıraç, Türk Anadolu rock müzisyenidir
Kıraç öğretmen bir babanın çocuğu olarak ilk öğrenimine doğduğu yerde başladı. 1982’de ilkokul dördüncü sınıftayken babasının tayini nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul Hasköy’de tamamladı.
Lise eğitimini tamamladıktan sonra Kıraç Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümüne girdi. 1992 yılına gelindiğinde Ortaköy bir barda sahne hayatına başladı. Kendi müziğini daha geniş kitlelere duyurma, paylaşma arzusu sonucu 1994 yılında ilk demo kasetini hazırladı. Bir arkadaşının aracılığıyla TMC Film ile tanıştı. 1998 yılı Mayıs ayında Kıraç
ilk albümü Deli Düş piyasaya sürüldü. Dağların Kadını, Talihim Yok Bahtım Kara ve Ben Yolumu Bulurum şarkılarına klip çekildi.
2000 yılı Ocak ayında ikinci albümü Bir Garip Aşk Bestesi çıktı. İlk klip şarkısı Gidiyorum’un başarısının ardından Kıraç’ın dinleyici kitlesi arttı. Bir Garip Aşk Bestesi ve Karahisar Kalesi adlı şarkılara da video klip çekildi.
Kıraç 2000 yılı Aralık ayında Funda Arar’la yaptığı düet albüm Sevgiliye Sevgililer Günü anısı olarak dinleyicilerle buluştu. Bu albümde Sevgiliye ve Çeşminaz parçalarına klip çekildi. Aynı yılın sonunda müzikseverlerle buluşan Zaman albümüyle geniş kitlelere sesini duyurmaya devam etti. Bu albümde Endamın Yeter, Gönül, Kan ve Gül, Yıllar Sonra ve Zaman parçalarına klipler çekildi.
2002 yılında Kıraç TMC Film’den gelen bir diziye jenerik ve müzik yapma teklifi müzikal yaşamında yeni bir kapı açtı. Zerda’nın jeneriği ve müzikleri geniş kitlelerin ilgisini çekmeyi başardı. Milyonlarca izleyici her hafta dizide olacakların yanı sıra müzikleri, yeni melodileri merakla beklediler. 2003 yılı baharında dizinin müziklerinden oluşan Zerda albümü müzik marketlerdeki yerini alarak başarılı bir satış grafiği yakaladı. Zerda’nın başarısını bir başka dizi, Bir İstanbul Masalı takip etti. Yüksek izlenme oranı bulunan Aliye, Binbir Gece ve Beyaz Gelincik adlı dizilerin müziklerine de imzasını atan Kıraç Aliye/Soundtrack’le adını daha çok duyurdu.
2003 Ağustos ayında yeni albümü Kayıp Şehir için stüdyo çalışmalarına başladı. Albümde yer alan Senden Başka, Tek Hatıra, Razıysan Gel, Yalan ve Ayşe adlı şarkılara video klip çekildi.
Ayrıca Kıraç 2005 yılında ilki düzenlenen 1. Beyaz İnci Televizyon Ödülleri’nde Drama dalında Bir İstanbul Masalı adlı dizi ile En İyi Müzik ödülünü kazandı.
Koyu bir Fenerbahçe fanatiği olan Kıraç Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 100. yılı için 2007 yılında bir de beste yaptı ve aynı sene Binbir Gece dizisinin müziğini yaptı.
Üç yıllık bir aradan sonra uzun süren bir repertuar ve stüdyo çalışmalarının ardından, mayıs ayının ikinci haftasında müzikseverlerle buluşan “ Benim Yolum”, Kıraç ruhunun, tarzının, yorumunun bir ürünü .
“Benim Yolum” albümünde 5 şarkının söz ve müziği Kıraç’a ait. Batı kökenli Rock Müziği ile Türk Halk Müziği’nin renklerini ustalıkla birleştiren Kıraç’ın yolu bu albümle batı ile doğuyu birbirine bağlıyor. Albüme adını veren “Benim Yolum” adlı parça yıllar önce Kanada’da yaşayan dünyaca ünlü İranlı şarkıcı Googoosh tarafından seslendirilmişti . Zaland Farid ‘in bestesi olan “Talagh” Kıraç’ın yazdığı sözler ve yorumuyla doğunun büyüsünü albüme taşıyor. Yıllar öncesinden iki şarkı “Hayalimdeki Resim” ve “Ya Seninle Ya Sensiz” farklı düzenlemeleri ve Kıraç yorumuyla yine bu albümde . Namık Nagdaliev, Barış Bölükbaşı, Cavidan Kaya, Tevfik Yalçın, Ömer Faruk Güney’inde söz ve müzikleriyle katkıda bulundukları repertuarda yer alan özel şarkılardan biri de Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirinin Kıraç tarafından bestelenmesiyle ortaya çıkan “Yıkık”…
Albümleri
Garbiyeli
Benim Yolum
Kayıp Şehir
Zaman
Bir Garip Aşk Bestesi
Sevgiliye
Deli Düş
Sezen Aksu Denizli Sarayköy’de dünyaya geldi; İzmir Kız Lisesi ve babasının arzusu ile girdiği Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi de dahil olmak üzere eğitim sürecini İzmir’de sürdürdü. Rüştü Şardağ’dan aldığı sanat müziği eğitiminin yanı sıra resim ve oyunculuk gibi alanlarda da kurslara katıldı.
Profesyonel yaşama ilk 45’liğini çıkardığı 1975 yılında adım attı. Yorumcu kimliğinin yanı sıra 400’den fazla beste ve sözün de sahibi oldu. 8 adet 45’lik, 3 adet single ve 27 albüme imza atan sanatçı 15’e yakın albümde de konuk sanatçı olarak yer aldı. Öte yandan 40’a yakın derleme albümde eserlerine yer verildi. Şarkıları 100’ü aşkın farklı yorumcu tarafından seslendirilirken, kendisini heyecanlandıran genç yeteneklerin yapımcılığını üstlendi. Aşktan günlük yaşama kadar insan doğasını konu alan herşey, özellikle de umut eserlerine konu oldu. 2006 yılında şarkı sözleri “Eksik Şiir” adlı kitapta toplandı.
Türkiye de dahil olmak üzere 20’den fazla ülkede 1500’ün üzerinde konser veren sanatçı, yerli ve yabancı birçok sanatçı ile müzikal çalışmalarda bulundu. Birlikte çalıştığı tüm müzisyenlerin birikimlerinden yararlandı ancak Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu kariyerinde önemli yer tuttu.
2002 yılında “Türkiye Şarkıları” adını taşıyan Aspendos, Efes ve Brüksel konser dizisinde, Türkiye’de konuşulan farklı dillerde eserler seslendiren etnik gruplarla aynı sahneyi paylaştı. Boşnak Goran Bregoviç, Yunan Haris Alexiou ve Hollanda Metropol Senfoni Orkestrası ile ortak konserler verdi. Öte yandan eserleri İtalyan tenor Alessandro Safina ve Avustralya’lı şarkıcı Holly Valance gibi popüler sanatçılarca seslendirildi.
Oyunculuk alanında da çeşitli çalışmaları bulunan Sezen Aksu, “Serçe” albümünün yayınlandığı 1978 yılında ilk sinema denemesini gerçekleştirdi. Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” adlı filmde Bulut Aras’la başrolü paylaştı. 1981’de Adile Naşit, Şener Şen ve Altan Erbulak ile “Sezen Aksu Aile Gazinosu”; 1986 yılında “Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra” müzikallerinde rol aldı.
Oyunculuk denemelerini, aralarda skeçlere de yer verilen “Saz mı, Caz mı”, “Sezen Aksu Söylüyor” konserleri ve “Sezen Aksu Show” televizyon programı ile sürdürdü. 1990′da, yönetmenliğini Yavuz Özkan’ın yaptığı “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile birlikte başrolü üstlendi. İstanbul gece eğlencesi anlayışına farklılık getiren Oba Bar’da ve Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.
Diskografi
Sezen Aksu 1975 yılında Sezen Seley adıyla ilk 45’liği “Haydi Şansım / Gel Bana” yı çıkardı. Ancak bu 45’lik çok satmadı. Seley adı zaten kendi tercihi değildi, ikinci plağında soyadını değiştirdi ve bu defa kendi bestelerini seslendirdi.
“Yaşanmamış Yıllar / Kusura Bakma” adındaki bu 45′lik, diğerine göre daha çok ses getirdi ancak Sezen Aksu, asıl patlamayı 1976′da çıkan üçüncü plağıyla yaptı. ŞAT Yapım tarafından hazırlanan ve HOP tarafından yayınlanan “Olmaz Olsun / Seni Gidi Vurdumduymaz”, listelerde hızla 1 numaraya çıktı ve uzun süre orada kaldı. Aynı yıl Bebek Belediye Gazinosu’nda sahneye çıkan Aksu, ŞAT Müzik Kervanı ile bütün Türkiye’yi dolaşarak konserler verdi. 1977′de çıkan “Allahaısmarladık / Kaç Yıl Geçti Aradan” Aksu’nun ününü perçinledi.”Allahaısmarladık” adlı ilk Sezen Aksu albümü de bu yıl yayınlandı. Sanatçı bundan sonra sırasıyla “Gölge Etme / Aşk” (1978) ve “Kaybolan Yıllar / Neye Yarar” 45′liklerini çıkardı. “Kaybolan Yıllar / Neye Yarar” sadece Sezen Aksu’nun değil, Türk popunun en çok satan plaklarından biri oldu. Aynı yıl piyasaya çıkan ikinci albüm “Serçe“ hem Türkiye’de çıkan ilk ikili (double) albüm olması nedeniyle hem de Sezen Aksu’nun eski sevdası alaturkaya yer vermiş olması sebebiyle önemliydi.
“İlk Gün Gibi / Yalancı” ve “Allahaşkına / Sensiz İçime Sinmiyor ” (1979) 45’likleri,”Sevgilerimle“(1980) “Ağlamak Güzeldir” (1981) albümleri ile devam etti. Attila Özdemiroğlu ile pop müzikte yeni bir dönem başlatacak olan “Firuze” albümünü çıkardığı 1982 yılında pek çok kurum tarafından “Yılın Kadın Şarkıcısı” seçildi ve bu durum, uzun yıllar böyle devam etti. 1983′te, Ali Kocatepe ve Coşkun Demir’le birlikte seslendirdikleri “Heyamola” adlı 45′liği çok sattı ve “Yılın Plağı” ödülünü aldı.
1984′te Onno Tunç desteğiyle çıkan “Sen Ağlama” , o güne dek en çok satış yapan albümlerden biri oldu. Sonrasında yayınlanan “Git” (1986), “Sezen Aksu 88″ (1988) ve “Sezen Aksu Söylüyor” (1989), aynı başarıyı sürdüren albümlerdi. Sezen Aksu 1990′ların başında prodüktör kimliğiyle anılmaya başladı ve Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel gibi isimleri Türk pop müziğine kazandırdı. Sonraki yıllarda Göksel ve Işın Karaca da Sezen Aksu desteğiyle müzik dünyasına adım attı. 1991′de müzik yönetmenliğini Onno Tunç’un yaptığı “Gülümse” 2 milyonu aşan bir tiraj elde etti. Albümün “hit” şarkısı ”Hadi Bakalım” Avrupa’da da single olarak piyasaya sürüldü ve başarı kazandı.
“Deli Kızın Türküsü” (1993) ve “Işık Doğudan Yükselir” (1995) farklı albümlerdi ve geniş kesimlerce çok beğenildi ama bir o kadar da eleştirildi.
1996′da, başkalarına verdiği besteleri seslendirdiği bir ara albüm olan “Düş Bahçeleri“ni piyasaya sürdü. 1997 yılının Aralık ayında piyasaya çıkan “Düğün ve Cenaze” , Sezen Aksu’nun Goran Bregoviç’le yaptığı albümdü ve özellikle ülke dışında ses getirdi.
1998′de, bu albümde yer alan “Erkekler” farklı düzenlemelerle single olarak piyasaya sürüldü. Aynı yılın aralık ayında, “Adı Bende Saklı” albümü yayınlandı. 1999′un son günlerinde yayınlanan ”Sarı Odalar” adlı single, 2000 yazında yayınlanacak “Deliveren” in müjdecisiydi. İçeriği kadar şık kapak tasarımıyla da dikkat çeken albüm, 1 milyonluk bir satışa ulaştı.
2002′ye kadar Türkiye’nin her yerinde konserler veren Sezen Aksu, aynı yıl “Şarkı Söylemek Lazım” adlı albümünü piyasaya çıkarttı. Yine aynı yıl içinde, Diyarbakır ve İstanbul’da verdiği “Türkiye Şarkıları” isimli konserler büyük ilgi gördü. 2003 yılında “Unplugged” konserler veren Aksu, “Yaz Bitmeden” adlı albümünü aynı yıl çıkarttı.
2005 yılında Türkiye genelinde verdiği 22 konser kapsamında kız çocuklarının eğitimi için başlatılan “Kardelen” Kampanyası’nı aynı adı verdiği albüm ve konserleriyle gündeme taşıdı. Sezen Aksu’nun yine 2005 tarihinde yayınlanan son albümü ise “Bahane” ve sonrasında “Bahane Remixes” oldu.
2005 ve 2006 yıllarında ise Sezen Aksu’nun müzik hayatına başladığı tarihten günümüze dek çıkardığı fakat piyasada kolaylıkla bulunamayan albümleri ‘Kaybolmayan Yıllar Arşiv Serisi’ adıyla yeniden piyasa sürüldü.
Allahaısmarladık (1977) / Serçe (1978) / Git (1986) / Sezen Aksu’88 (1988) / Sezen Aksu Söylüyor (1989) /Gülümse (1991) / Deli Kızın Türküsü (1993) / Işık Doğudan Yükselir (1995) / Deliveren (2000)isimli ve tarihli bu albümlerin bir bölümü çıkarıldıkları dönemde CD ortamında değildiler.
1990’lı yıllara dek olan albümler, o dönemin müzikal medyaları olan LP ya da kaset formatında satışa sunulmuşlardı. Yenilenen albümler korunan orijinal kayıtları, yeniden tasarlanan kartonetleri ve içindeki bilgi kitapçığıyla arşiv meraklılarını oldukça sevindirdi. Arşiv meraklılarını sevindirecek bir başka gelişme de “Bahane” ve “Bahane Remixes” albümlerinin 2006 yılının sonbaharında ikili (double) plaklar olarak piyasaya sürülmesi oldu.
Murat Meriç
Son Olarak ;
“Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde…” 16 Haziran’da müzik marketlerde…
Sezen Aksu’nun başka sanatçılarca yorumlanan eserlerini yeni düzenlemeleriyle yeniden seslendirdiği eserlerden oluşan “Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde…” müzikseverlerin beğenisine sunuluyor. Akustik ve elektronik altyapılarda olmak üzere 2 CD’den oluşan albümde 3′ü yeni olmak üzere toplam 29 şarkı yer alıyor.
Çağdaş Sanat performanscılarından Cevdet Erek’in “Katkısız” başlıklı çalışmasının albümün içinde DVD olarak yer alması da albümdeki hoş bir sürpriz olarak dikkat çekiyor. Albümün kapak tasarımında ise, daha önce Aksu’nun “Eksik Şiir” isimli kitabının kapağını da tasarlayan Emrah Yücel’in imzası yer alıyor.
Sezen Aksu’nun başka sanatçılarca yorumlanan eserlerini yeni düzenlemeleriyle yeniden seslendirdiği eserlerden oluşan “Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde…” isimli son albümü 16 Haziran 2009′dan itibaren dinleyicilerin beğenisine sunuluyor. 1996 yılında benzer bir konsept ile yayınlanan “Düş Bahçeleri” albümünün devamı niteliğindeki albüm akustik ve elektronik altyapılardaki 2 CD’den oluşuyor. Albümdeki Aykut Gürel, Aytuğ Yargıç, Fahir Atakoğlu, Kıvanch K, Mithat Can Özer, Mustafa Ceceli gibi müzisyenlerin düzenlemeleri, daha önce dinleyici ile buluşmuş eserlerin taze bir sound ile müzik severlere sunulmasını sağlıyor.
“Kaçak“, “Kurşuni Renkler“, “Elveda“, “Sorma“, “Unutamam” ve “Lale Devri” gibi bilinen ve sevilen eserler Sezen Aksu’nun sesinden akustik versiyonlarıyla yer alırken, “Kibir“, “Çakkıdı“, “Yok ki” ve “Büklüm Büklüm” gibi eserler yepyeni elektronik altyapılarıyla dinleyicilerin beğenisine sunuluyor.
Albümde, daha önce yayınlanmamış “Itirafçı Olma“, “Pardon” ve “Tören” isimli 3 eser de yer alıyor.
Sezen Aksu, hayatın içindeki farklı anların video görüntülerinden oluşan bu çalışmaya albümünde yer vermesinin nedenini, popüler sanatın büyük kitlelere daha kolay ulaşabilmesi nedeniyle, daha az bilinen sanat dallarının gün ışığına çıkmasına aracılık etmek olarak açıklıyor. Aksu ayrıca, “Günlük hayatın rutin telaşları içinde yuvarlanırken, farkına bile varmadan dikkatimizden kaçan anlara, seslere ve karelere odaklanmak çok kolay değil doğal olarak. Oysa, bütün bunları parantez içine alıp üzerine fazladan hiçbir söz söylemeden, büyük resimden küçük kareleri “olduğu gibi” çekip, çekiştirmeden bize sunan, bunu yaparken de mucizevi bir şekilde ama yine doğallıkla bizi bambaşka bahçelere götürebilen, bize hiç beklenmedik yeni pencereler açıveren gizli gözler var…” şeklinde yorumladığı ve heyecanlandığı bu türden çalışmaları, “bir ömür paylaştık” dediği dinleyicileri ile paylaşmak istediğini söylüyor.
Sezen Aksu’nun kaleminden Eksik Şiir’in önsözü…
Bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarları sonucu oluştu. İlle de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkçası. Epey bir süre çekimser kaldım. Düz düşününce zaten vardılar, ortadaydılar, müziğini çekip aldığınızda şiire ne kadar yakın durursa dursun eksik kalan o sözler bir araya toplandığında bir bütünlük oluşturabilir miydi?
Yaptığı işlerden bir türlü tam manasıyla memnun kalamayan, bir sonrakinde eksiğini gediğini giderme telaşı ile arkasına bakmadan bir acele yürüyüp gitmek isteyen insanlar için bu hep böyledir. Eski defterleri karıştırmaktan haz etmezler. Hele benim gibi yazmakla da yetinemediği için deli gibi kalabalıkların önüne atılıp çığırmaktan kendini alamayanlar…
Örneğin gittiğiniz herhangi bir yerde birilerinin hemen albümünüzü çalmaya başlayarak gösterdiği incelik ve nezaket sizin için nasıl bir azaba dönüşebilir mümkün değil kestiremezsiniz. Hatta bazen bütün hata ve kusurlarınızın yüzünüze vurulduğu, sonsuza dek kendinizi dinlemeye mahkûm edilip cezalandırıldığınız fantezisine kadar akıl yoldan çıkabilir.
Kendi başıma geldiği için mecburen anladığım bu yarı gerçek, yarı hayal dünyasında seyredenlere has taşkın duygularla uçlarda savrulma hali, seyredene “gülü seven dikenine katlanır” dedirtir, seyredilenin ömrünü tüketir. Oysa şarkı, şiir, hikâye, roman her neyse yazma anı (plansız, programsız hakiki yazma anından söz ediyorum) yazanı da seyircisi yapan olağanüstü haldir. Yazarsınız ama sahibi olamazsınız. Çok içeride bir yerden ortak bir gizli bilgiyi hatırlamakta olduğunuzu hissedersiniz. Ama ürettiğiniz her ne ise tamamlandığında ‘ben” sizi yeniden ele geçirir. Bir dahaki yazma ânına kadar bu eşsiz kendiliğindenliği unutursunuz. Çünkü onu diğerleri ile paylaşma süreci başlamıştır. Zeka, akıl, süslemecilik, sunum, satış, gösteriş, özetle profesyonel alan devreye girer. Artık o ilk ânın saflığı içinde değilsinizdir. Sizi gitgide daha da huzursuz kılan bu çelişkidir - aklın o saflığın gücüne hiçbir zaman erişemeyeceğini içten içe bilmek…
İşte böyle ün nedir, ünlü olmak gerçekte neyi temsil eder, bir ünlü inisiyatifi dışında kendine yüklenen eksi, artı anlamlara ne mesafede durmalıdır, durabilir mi, bu karşılıklı bir delilik hali midir, olağan mıdır, anılar yazılmalı mıdır, yeni şarkılar üretirken “best of “lar yapılmalı mıdır, içinden müziği alınmış sözlerden kitap olur mu ve bu gibi daha bir dolu karmaşık his ve düşüncenin içinde maymun olduğum günlerden birinde, bir cümle beni netleştirdi. Yıldırım’la (Türker) sohbet ediyorduk; “Borcun var” dedi. Hafifleyiverdim. Seyreden de, seyredilen de kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. Ve herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. Borcum var, fark ettim ki ben bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız.
Bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir. Oluştu, sıra geldi önsöze. Aklıma birbirinden güzel, manalı, süslü binlerce cümle geldi. İnsanın aklına ilk öylesi geliyor bir türlü yakasını kurtaramadığı beğendirme derdi yüzünden. Denedim, vazgeçtim. Hiç kimsenin yutmadığını ve ilk yazma anını hatırladım, kalemimi o anın getirdiklerine bıraktım. İnşallah önsöze benzemiştir.
Sokakta her gün, kafamızı çevirdiğimiz her yerde rastladığımız krolara şöyle bir göz atacağız.Okuduğunuz şeyleri kışkırtıcı şekilde algılamak, ne anlatmak istediğimizi anlamamak ya da yargısız infaz yapmak anlamına gelir. Yargısız infaz sadece Kroların hakkıdır ve Krolar yalnızdır. (bu eleştirileri yapanlar içinde geçerlidir.. |sadece şaka yapıyoruz) Yazıların etkisinde kalıp, birilerini incitmeden önce lütfen düşünün ve hatırlayın: Kroların bile şaka anlayışı vardır. Sadece hayatlarına bakın yeter. Teşekkürler ve yazıların tadını çıkarın.
● Eskiden daha çok arabesk & fantezi ağırlıklı müzik dinleyen 2. grup krolar artık Reggae müzik diye tabir edilen İspanyolca ağırlıklı temposu sabit şarkılar dinlemektedirler. Dale Don Dale gibi Papi Chulo gibi Get Busy gibi iğrenç şarkılarla uzun süre sokakları meşgul etmişlerdir. Babalarının, ağabeylerinin arabalarını kaçırarak. Yeni nesil krolar için önem teşkil eden bir diğer sanatçı da İsmail YK’dır. Bu adam şimdiden efsaneler arasına adını kazıtmayı başarmıştır.
● Revaçta olan ne ise bukalemun gibi o kişiliğe bürünür kah rapçi olur kah techno-disco,trance tarzı şarkılar dinleyip kendilerini modern gösterme uğraşına girerler.
● Van, Tu, Tri, Foro gibi vazgeçilmez esprileri vardır. Bu sözlerden birini veya benzer bir espriyi duyduğunuzda oradan koşarak ayrılın, sonra gece kâbuslar görmek istemezsiniz değil mi.
● Her birinin en az 2 sevgilisi 7–8 tane de flörtleri vardır. Mutlaka acısını çektikleri bir de aşkları vardır yoksa da geçmişten kalma bir sevgilisini hatırlayıp üzülme metodunu seçerler. Giyim tarzlarında ise bölgelere göre değişiklikler gözlenir. Bir zamanlar vazgeçilmez aksesuarları olan çakma Puma ayakkabılarının yerini şimdi sivri burunlu ayakkabılar veya cancanlı basket ayakkabıları almıştır. Yırtık pantolon modasına hemen ayak uydurup bu modanın hızla yok olmasına ön ayak olmuşlardır. Saçlarda da standart pek şaşmaz. 850 gram jöleyi kafaya boşaltıp saçları ya yukarı dikerler ya da arka tarafları uzatıp o kısma sürerler.
● Bu kişilerin ayrıca multi-sosyal şahsiyetler olduğuna da deyinmeden edemeyiz. İlk başta bir grup arkadaş chat sayfalarına tüpsüz dalar ve oradan tanıştığı “Kroliçelerle” MSN vasıtasıyla görüşür, birbirlerine web-cam açar. Hoşlandılarsa birkaç gün sonra el ele, kol kola son derece sırnaşık tavırlarla sokakta görünürler. Eğer test başarısız olursa, yani MeSeNe’ si alınan hatun tavlanamazsa diğer arkadaşlara devredilir. Onlardan biri mutlaka başarılı olur. Facebook a da el atan pek sevimli kardeşlerimiz 30 u as ortalama 300 arkadaş barındırmaktadırlar. Onlardan birine rastlarsanız süratle odanızdan çıkın ya da bilgisayarınızın fişini çekin.
● Tabi ki cep telefonu tutkularından bahsetmeden edemeyiz. Türkiye ye henüz gelmemiş ya da fabrikadan çıkıp yolda olan envai çeşit telefon modellerini bunların elinde görebiliriz. Genelde kontör parası bulamazlar, bu da yetmezmiş gibi evde yiyecek ekmek yokken bunlar en pahalı telefonlara göz kırpmadan kredi kartlarını feda etmişlerdir. Konuşurken de yüksek sesle ve araya sık sık küfür karıştırarak, her an kapatmaya hazır başparmakları NO tuşunda olmak suretiyle bir iletişim tarzı sergilemektedirler. Grupta telefon modeli en mütevazı olan kişi ise çeşitli alaylara maruz kalabilir. En klasik yakıştırma “Takoz” olur.
● Bununla birlikte birde sokak kültürleri vardır ki, evlere şenlik! Modifiye edilmiş bir doğan görünümlü şahinle, ekonomik durumu onlara nazaran biraz daha iyi olanlar Peugeot 106 ya da buna benzer spor arabalarla görünürler. Bazıları ise gerçekten iyi arabalarda görünürler. Yine de bu arabalara bütün arkadaşlarını doldurup şehrin asortik kesimlerini işgal etmek suretiyle ve camdan çıkan kafalarıyla millete göz dikme alışkanlıklarından asla vazgeçmezler. Bir araba 3 ila 9 kişi olabilir. Benzinleri ya da LPG gazları sınırlı olmakla beraber bu gazı son damlasına kadar harcamak için adeta bir safari rallisinde bulurlar kendilerini. Sokak kültürlerinin ikinci aşaması ise sokak başlarında yaklaşık 7–8 kişi ya ellerinde son model telefon birbirine şarkı dinletir ya çekirdek çitleyip yeri bi kabuk gölüne çevirir ya da öylece dikilip (zaman zaman çömelip) milleti gözetlerler. Son derece namus bekçisi imajı içinde olmaya çalışsalar da en çok taciz yine bu grup tarafından uygulanır. Kutsal dostluklarını birbirlerinin ailelerine küfür ederek perçinlemektedirler ve bundan büyük keyif alırlar. Park, bahçelerde de millete adeta kan kustururlar. Yanında babası olsun ya da erkek arkadaşı olsun hiç fark etmez, bütün bayanları göz hapsine alır eğer bir ışık gördüyseler aklın sınırlarını zorlar, ne yapar ne eder asli görevlerine ulaşırlar. “Çıkma teklifini” kabul eden Kroliçe ise uzun bir küfür ve hakaret maratonunun içinde bulur kendini. Nadiren güzel sözler, kopyala yapıştır tarzı elden ele dolaşan aşk mesajları ve baş başa yenilen yemeklerin yanında bazen de dayak yerler. Küslük ise çok kısa sürer.
● Bu grubun discolara olan merakını bilmekteyiz. Bilmedikleri şey hemen hemen yok gibidir. Ömrü hayatta ulaşamayacağınız engin kültür bilgisine sahiptirler. En ücra köşelerdeki discolardan, clublardan, her bir yerden haberleri vardır ve oranın havasını en az 1 kez solumuşlardır. Ve birbirlerini –la sen şurayı biliyon mu, la sen burayı biliyon mu diye kültür yarışına sokarlar. Disko kültürüne yeni alışan bir kroya ise arkadaşları şunu tembihler; la müziği duyunca kafanı salla da seni kro zannetmesinler. Bu ilk öğretilendir sonra zaten içgüdüleriyle olaya tamamen vakıf olacaklardır. Oradaki insanlarda tercihlerini değiştirmek zorunda kalmış o mekanlar genelde kro kardeşlerimizin hışmına uğramıştır. Eğlenmek için gelen nesil hızla tükenmektedir.
● Bu kişiler tüm bunların yanında “Muhafazakar!” tavırlarıyla da bilinmektedir. Namus kutsaldır bunlar için. Sosyal demokrat, milliyetçi, liberal veya komünist de olabilirler. Ama hiçbirinin anlamını bilmez herkes kime oy veriyorsa gider o partiye oy verir ve nadiren gittikleri Cuma namazından sonra ava çıkarlar, yine ağızlarına aldıkları henüz lügate girmemiş küfürlerle. Bu insanlar aynı zamanda “Kaypak” olarak da nitelendirilebilir. Bukalemunluk özelliklerinin tüm sıfatlarını başarıyla uygular, semtlerinde hangi siyasi görüş hâkimse ona ayak uydururlar. Ya bir ülkü ocağına ya bir cemaat evine ya da bir halk evine sığınırlar kendilerine bir siyasi statü edinebilmek için. Hayatları boyunca 3–4 ayrı görüşe birden mensup oldukları bilinmektedir. Maç izleme tarzları da bir o kadar ilginçtir. Takımları yenerse tüm rakip takımı tutan arkadaşlarını bir alay hatta hakaret çemberi içine alırlar. O takım kazanana kadar bu alay süre gelir. Ayrıca maç izlerken bir futbolcu başarılıysa bir övgü yağmuru ve en ufak hatalarında ise yine aynı şekilde hakaret ve küfür yağmuruna tutarlar. Takımlarına gösterdikleri şiddetli ilgi ve fanatizm, o takım sürekli kazandığı sürece geçerlidir. Sürekli kaybeden ve iyi durumda olmayan takımın başkanının gitmesi gerektiği, teknik direktörün değişmesi gerektiği, sevilmeyen oyuncuların gönderilmesi gerektiği ve o kişinin hayalindeki taktikle oynarsa ancak başarılı olacağı tezi öne sürülür.
● Herhalde buraya kadar “Düğün” sevdalarından bahsetmeseydik büyük haksızlık yapmış olurduk. Evet, özellikle yaz ayları haftada ortalama 3 kez düğüne giderler. İster 1. dereceden isterse 5. dereceden akrabaları olsun düğünleri katiyen kaçırmazlar. Yine orada kroliçe aday adayı avlarına çıkmışlardır. Bunun yanında düğünlerde genelde standart şudur, caddenin ortasına ya da binanın girişine delta sandalyeler dizilmiş, 60 wattlık sönük ampüllerle aydınlatılmış, ucuz kuruyemiş ve sıcak kolanın dağıtıldığı bu yerel karnavallarda çalan başlıca şarkılar vardır, onlardan bahsetmeye kalkarsak burada bir kitap çıkar. Sesi sonuna kadar açılmış ne dediği belli olmayan kötü hoparlörlerden yine 400 liraya kiralanmış saz ekibi hünerlerini sergilerler. Saz ekibine ödül olsun diye sarı kola veya siyah kola, durum biraz iyiyse de rakı ikram edilir. Bunun yanında bide son yıllarda gelenek haline gelen havai fişek şovları vardır. Normalde on binlerce yetele ye düzenlenen bu ihtişamlı gösterileri tanesi 3 liradan olan Çin pazarından gelme toplam 100–200 liralık bir gösteri ile sergilerler. Havai fişeğin dandik olduğu yetmezmiş gibi eskiden büyük hevesle takip ettiğimiz bu gösterileri artık bizim için adeta zindana çevirmişlerdir.
● Bir de 1. grup krolar vardır ki, onlara saygımız tamdır. Çünkü oldukları gibi kalmış, kendini değiştirme ihtiyacı hissetmemiş, milletin huzurunu kaçırmak için özel çabalar sarf etmemişlerdir. Tek zararları yine ücra köşelerde içtikleri alkoldür. Kimseye zararları olmadıkları sürece onları seviyoruz.
KROLİÇELER:
Bu bölüme kadar kro kardeşlerimizi büyük bir ihtiyatla incelemeye çalıştık. Onlara ciltler dolusu ansiklopedi yetmez. Biz naçizane sözlerimizle aziz ruhlarını anmaya çalıştık. Bu durumdan rahatsız olabileceğini tahmin ettiğim arkadaşlarımın, ya neden kroliçelere değinmiyorsunuz dediklerini duyar gibi olduk ve hemen klavyeyi elimize aldık. Haydi kroliçeler sıra sizde.
● Kroliçelerinde kendine has hareketleri vardır. Bunlardan biri kendilerine olan aşırı güvenleridir. Bunlardan biriyle girdiğiniz hiçbir tartışmayı kazanamazsınız, çünkü dinlemezler. Dinlemedikleri gibi de sizi anlamaz, söylediklerinizi gereksiz bulur, onları ancak kroprensleri anlar, ihya eder. Bunu sakın evde denemeyin! Bu aşırı güven çoğunlukla rahatsız edici boyutlarda seyreder. Öyle ki, kimseye saygı duymadıkları gibi insanları da hafife alırlar. Çünkü onlar feleğin kıvrımlı çemberinden defalarca, son derece akrobatik hareketlerle geçmişlerdir.
● Bunların aşırı güvenlerinin bir diğer sebebi de muhtemelen kısa ömürlerinde tanıdığı 22. sevgililerinin “belalı” olmasındandır. Bunlara asılacak olursanız ya size ayak uydurur sevgilisini aldatır ya da gıcık olursa sizi çakal-çukal takımının has üyesi olan sevgilisine dövdürtme tehdidinde bulunurlar. Hatta direk kendisi de dövebilir sizi, gözü kara olabilir bunların.
● Hafızaları inanılmaz geniştir. Yalan söyleme kapasiteleri ise korkunç düzeyde olabilir. Çünkü saklayacak çok şeyleri vardır erkeğe nazaran. Krobey eve geç geldiğinde verecek fazla bir hesabı yoktur ancak eğer bir Kro hanım geç kalırsa babasına ya da abisine 47 ciltlik ansiklopedilerinden seçtiği bir sayfadan seçtikleri bir yalanı uydururlar ve hayatları sürekli macera içinde geçer. İsterseniz inanmayın, bu durumda küsme ve isyan etme gibi gizli gözüken ama son derece basit kozları vardır. Erkek krolarda sık sık görülen saflık özelliğinin yanından bile geçmemişlerdir. Hatta bu konuda şöyle bir rivayet vardır; Bunlardan birinin, bir yalanını duyan Şeytan, -Lan benim bile aklıma gelmezdi! Demiştir. Hatta Şeytan moralini sağlam tutmak için bu şahsiyetlerden kendini uzak tutacağını belirtmiştir.
● Kroliçelerin internet dünyaları da son derece karmaşıktır. MSN adreslerinde 5-6 sı yakın arkadaş olmak üzere 100 e yakın erkek vardır. Onların selam vermesini beklemekten karınlarının çatladığı bilinmektedir. Kroların 7-8 flörtlerinin olduğundan bahsetmiştik Kroliçelerde ise bu durum 10 la çarpılmış 70-80 i bulmuştur. Evet, biraz abartı gözükebilir ama 20 yi bulduğuna bahse girebilirim. Gerçek hayatta aşk konusunda pek başarılı olamayan bu herifadamdayısıgillerin kızları burada emsali görülmemiş bir başarının mümessilidirler. Dünyada son bayan kalsa kafanızı çevirip bakmayacağınız tipler burada milyonların sevgilisi olmayı başarmışlardır. Tüm bunların yanında birde nick seçimleri vardır ki tam bir facia!! Bütün ruh hallerini daha sormadan anlayabilirsiniz. Mutluysa yok onun aşkından ölüyom yok onsuz yaşayamam yok o kalp ben mutsuzsa, vay şerefsiz yıktın dünyamı tarzında şeyler yazarlar. Ayrıca banyodayım gibi abest yok WC deyim yok MC deyim yok tıkınıyom yok karnım ağrıyo yok uykum geldi yok Ahmet nerde kaldın yok Zübeyde yle barıştınız mı yok ne zaman discoya gidiyoz gibi saçma sapan şeyler de yazdıkları görülmüştür. Bir de MSN edebiyatçıları vardır. Onlar her olayın derinine inmiş aydın kimseciklerdir. Her birinin yüzlerce deneme yazısı, On binlerce de şiirleri vardır. Hatta basın mensuplarından gizli olarak imza günleri düzenlediklerinden de söz edilmektedir. Söyledikleri hadis niteliğindedir.
● Gelelim kroiye lerin giyim tarzlarına, Bu konuda tam bir standart yakalayamamışlardır. Ancak kendimizi zorlamaya kalkarsak, metropollerde gördüğümüz bakımlı bayanların aynısını bir süre sonra renkleri, kumaşı daha kalitesiz olmak kaydıyla bunların üzerinde de görebiliriz. Erkeklerin 850 gram jöle kullandıkları hususunda olduğu gibi bayanlar da bu konuda hiç eksik kalmaz, onlar da yüzlerine 480 gram fondeten, 60 gram krem, işte gözüne fardı, rujdu mujdu, kafalarından ağır yaklaşık 8 kilo kimyasal kullanırlar. Kro ve Kroliçelerin bir ortak özelliği vardır o da, aldıkları deodorantı koltuk-altından hariç her yerlerine sıkmalarıdır. Buda kendilerine has kokularının olmasının başlıca sebebidir. Ayrıca dar pantolon ya da düşük bel pantolon giymeye bayıldıkları gibi elleri sürekli bellerindedir. Acaba biri bakıyor mu diye her an tetiktedirler. Yalnız biri bakıyorsa hemen düzeltir, bakmıyorsa biri bakana kadar dokunmazlar. 80 çeşit ayakkabı giydikleri için burada da tam bir standart yoktur. Ancak çakma Puma lar bayanlarda da oldukça revaçtaydı. Şimdi Nike a aynısını uygulama projelerinin olduğu istihbaratı tüm gizli servislerde dilden dile dolaşmaktadır. Kimseye bakmıyormuş gibi görünmelerinin yanında evrim sonucu oluşan radar sistemleri sayesinde arkalarını bile görebilirler. Evet, bakmıyor gibi görünmelerine rağmen yeryüzünde ve atmosferdeki en ufak titreşimden haberdarlardır. Üstlerine giydikleri body ler bel hizasının yukarısında olunca yine biri bakarsa çek taktikleri geçerlidir.
● Dostluk konusunda biraz zayıf olduklarını da söyleyebiliriz, en yakın arkadaşı yeni bişey alırsa, ay bu niye bende yok ya diye hırs yapar, almak için yemeden içmeden kesilebilirler. Bunun yanında arkadaşlarının ayıbını örtme konusunda da bir hayli beceriksizdirler. Muhteşem zekâları cinlik konusunda %100 ken sadakat gibi bağlılık gibi konularda da eksi değerlerde seyretmektedir. İstisnalarda çıkabilir tabi ki. Ama genelde en iyi arkadaşları yine bir erkek olur. Tüm bunların, bütün bayanlarla alakası yoktur. İçlerinden bazıları sabit karakterlerdir, aynı kro larda görüldüğü gibi. Sözümüz yalnızca onlaradır.
● Gelelim müzik zevklerine, burada erkeklerle hemen hemen aynı olduğu gibi arayış biraz daha fazladır. Özellikle ülkemin nadir yakışıklı sanatçılarının ne söylediği bile anlaşılmayan sürekli aynı şeyi tekrar ettiği şarkılara bayılır hatta bu adamların posterlerini mosterlerini asarlar duvarlarına, sonra ay ben onun için ölürüm derler. O kişi gündemden düştüğü zaman da esameleri bile okunmaz. Sözümüz ona İbrahim Tatlıses kızları vardır bide, az buz güzellerse bunu göstermek için türlü illüzyonlar yaparlar. Radarlarına yakalananı da affetmez biraz sevgi gösterip devamında çile çektirirler. Bu kroliçeler ön planda olmaya bayılırlar. Düğün ve benzeri yerlerde, evde saatlerce çalıştıkları dans figürlerini uygularlar. İsim vererek kimsenin sevdiği sanatçıyı zan altında bırakmak istemeyiz fakat müzik zevkleri son derece basit ve kalıcılıktan uzaktır. Bas Gaza şarkıları en çok sms attıkları şarkıların başında gelir.
● Aşklarını da göz önünde yaşamaya bayılırlar. Sanki TV den millet onları izliyormuş gibi sırnaşık tavırlarını zaman ve mekân gözetmeksizin büyük ustalıkla uygularlar.
Evet, krolara şöyle bir genel bakış yaptık. Sizde bizim gibi düşünüyorsanız, önerilerinizi yazın burada paylaşalım. Eminiz içimizden yeşil kro pasaportu taşıyanlar bile vardır ama onlar bile üzerlerine alınmayacak okuyacak geçecektir, şaka bi yana aramızdan kro çıkacağına inanmıyorum. Katılan herkese teşekkürler, maksadımız mizah yapmak haydi arkadaşlar “Kro&Kroliçe” ruhunu buraya taşıyalım. İçindeki kroyu dinle!
Türkiye’de ilk radyo yayını, 6 Mayıs 1927′de, İstanbul Radyosu ile başlamıştı. Yeri, Sirkeci’deki Büyük Postane’nin üst katındaydı. Radyo için ayrılan iki odadan birisi stüdyo olarak düzenlenmişti, diğer odada ise teknik cihazlar duruyordu. Benzer bir stüdyo da Ankara’da kurulmuştu.
İlk yayınlar saat 19.00′da başlıyor ve iki saat kadar sürüyordu. Anadolu Ajansı haberleri ve çeşitli borsa haberlerinin aralarına klasik Batı müziği ve Türk sanat müziği parçaları serpiştirilmişti.
1927′den 1934′e kadarki dönemde Türk sanat müziğinin radyo yayınlarındaki payı bazı yıllar yüzde 50′yi aştı, bazen de çok daha aşağılara indi. Yeterli alt yapı ve derleme olmadığı için halk müziği yayınlarının oranı düşüktü. Radyo yayınlarının ilk yılından itibaren alaturka-alafranga müzik kavgası da başlamıştı. Bazı aydınlar, en mükemmel müziğin Türk müziği olduğunu ileri sürüyorlardı. Batılılaşma yanlılarının bir kısmı Türk müziğinin terk edilerek Batı müziğinin benimsenmesi, diğer bir kısmı ise Batı müziğinden yararlanarak Türk müziğinin “ıslah edilmesi” gerektiğini savunuyorlardı.
Radyolarda Türk Müziği Yasaklanıyor
1934 yılı başlarında, radyodaki Türk müziği yayınlarına eleştiriler yoğunlaşmaya başladı. Bu tartışmalara son noktayı Atatürk koydu. 1934 Kasım’ında Büyük Millet Meclisi’nin açılış konuşmasında o yıllarda dinletilen müziğin yüz ağartacak değerde olmaktan uzak olduğunu ifade ederek, “ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri toplamak ve onları son musiki kurallarına göre işlemek” gerektiğini söyledi. Gazi’nin bu konuşmasının hemen ertesinde İçişleri Bakanlığı, İstanbul ve Ankara radyolarında Türk müziği yerine yalnızca “Garp tekniğiyle bestelenmiş” parçaların çalınacağını açıkladı. Bu yasak, 1935′te ve 1936′nın ilk yarısı boyunca sürdü. İki yıla yakın bir zaman diliminde İstanbul ve Ankara radyolarında yayınların yüzde 30′unu söz programları, yüzde 70′ini ise Batı müziği oluşturdu. Klasik Türk müziği kendisine radyoda hiç yer bulamıyor, türküler ise tek tük çalınıyordu. Radyosunda klasik Türk müziği dinlemeye alışmış olan radyo sahiplerinin önemli bir kısmı, Batı müziğine kıyasla Türk müziğine daha yakın olan Arap şarkılarını dinlemek için antenlerini Mısır radyosuna çevirdi. Hattâ Kırım ve Erivan’ı dinleyenler vardı.
“Bunu da yanlış anladılar”
İlk radyocularımızdan ve aslen Çankırılı olan Rûşen Ferid Kam’ın Prof. Kocabaşoğlu’na aktardığı bilgiye göre, yasağı bitiren Atatürk oldu. Köşkte Tamburacı Osman Pehlivan’dan Rumeli türküleri dinleyen Atatürk, bu türküleri radyodan halka da dinletip dinletmediğini sordu. Osman Pehlivan’ın “Gazi hazretleri, siz radyoda Türk müziği yayınlanmasını yasakladınız, buna imkân bulamıyoruz.” şeklindeki cevabı karşısında Atatürk “Bunu da yanlış anladılar.” dedi ve derhal radyoya gitmesini ve bu türküleri radyodan da yayınlamasını emretti. Böylece türküler radyoda yeniden kendine yer bulmuş oldu, Türk sanat müziği ise birkaç yıl içinde radyoya geri dönebildi. Radyolarda türkü ve şarkılarımızın dinlemeyi kısmen Osman Pehlivan’a borçluyuz.
Ahmet Tal’at Onay’ın aşağıda yayınladığımız yazısı, yasak kalkmış olmakla beraber yayınların yetersizliğini vurguladığı gibi, milletin öz musikisinin yasaklanıp, sadece Batı müziği dinletilmesine karşı, kendisinin ve Türk halkının hislerini yansıtmaktadır. Dönemin şartları içinde meseleyi eğip-bükmeden cesaretle ortaya koymuştur.
A.Tal’at Onay’ın önemli bir yazısı:
Ankara ve İstanbul Radyoları
Matbuat Umum Müdürü Bay Vedat Nedim’e
Değerli ve Genç Arkadaş,
İstanbul ve Ankara radyolarında millî havalar çalınması, söylenmesi için emir verdiğiniz haberi tek radyosu olan kasabalarda bile derin sevinçler uyandırmıştı. Ne yazık ki bu sevinç uzun sürmedi; gazetelerin yazısından anlaşıldı ki yalnız haftada bir- gece İstanbul radyosunda Osman Pehlivan’ın (bağlama) çalması için imiş. Bu iki haber arasında geçen her akşam Ankara ve İstanbul merkezlerini arayan Türk musikisi meraklılarının üzüntülerini, sonra haberin yanlışlığı karşısında duydukları teessürü bilseydiniz ve hele o günden beri zehirden şifa beklercesine Mısır, Hayfa ve Bari merkezlerini Arapça; Kırım, Erivan merkezlerini -sözüm ona- Türkçe havalar için aradıklarını görseydiniz sanırız ki sizde bizim kadar üzüntü duyardınız.
Koca Türkiye’de iki radyo istasyonu var; bunlar da kuvvetsizlikleri şöyle dursun programsızlıkları yüzünden çok berbat ve komşulara bakılınca adeta yüz karası sayılabilir.
Anadolu’nun elektriği olan her bucağında bu iki merkez şu son -günlerde - muayyen saatlerde - hemen ancak siyasi vaziyete dair ajans havadisleri dinlemek için açılıyor; yoksa gelişi - güzel çalınan plakları dinlemek için değil.
Halk Nereleri Dinliyor?
Asıl feci olan cihet, Erivan’da Ermeni ağzı ile söylenen şarkıların, Kırım’da Kazan ağzı ile ırlanan türkülerin ve Arap merkezlerinde okunan mavalların Türkler tarafından dinlenmesidir.
Ermenilerin Türkçeyi olduğu gibi Türk ahenklerini de alt üst etmeleri yetmiyormuş gibi işe bazı iptidaî (ilkel) nağmeleri de sokarak bunu Türk musikisi şeklinde göstermeleri dinleyenlere cidden ızdırap vermektedir. Kırım’da ise “Millî konser” namı altında söylenen şeyler hep kırk elli yıl önce İstanbul’da ya Çingeneler tarafından yapılmış veya birçoğu Şehzadebaşı tulûat tiyatrolarında o zamanki Şantözler tarafından söylenmiş şeylerdir ki, Türk musikisi ile bir ilişiği yok gibidir. Değerleri ancak geçmişteki İstanbul hayatını hatırlatmaya yaramasındadır. Yoksa güftesi de, bestesi de Türk musikisi için bir lekedir.
Arap merkezlerine gelince haftanın bir kaç gecesinde Kuran okumak adeti Mısır’da başladı, şimdi Hayfa’ya ve daha garibi İtalya’nın (Bari) merkezine de sardı. Gûya İslâmlık yalınız Arabistan’a mahsus imiş ve gûya dini bütün Müslüman Araplar imiş gibi bir nümayişten ibaret olan bu Kur’an okumak adeti yanında İslamlık propagandası ve kim bilir daha ne gibi emeller taşıyan hitabeler de başladı.
Halkımızın yüzde doksan beşinin Arapça propagandalardan bir şey anlamadıkları muhakkaktır.
Fakat (Kur’an) dinlemek, bahusus bir Arap ağzından dinlemek arzusu o kadar artmıştır ki en mutaassıbdan en laike kadar herkes Mısır’ın Kur’anını, olmazsa mavallarını dinlemek istiyor. Çünkü çalınan parçalar içinde bütün bütün klasik Türk musikisinden alınmış parçalar da vardır.
İstanbul ve Ankara ile Anadolu’nun bazı yerlerindeki ücra kahvehanelerde halkın adeta camideki huşû ile Mısır radyosu dinledikleri her zaman görülmektedir.
Çankırı’daki Vaziyet
Geçenlerde Çankırı’da bulunuyordum; bir gece havanın soğuk olmasına rağmen içlerinde münevverler de bulunan beş yüz kadar halkın hükümet caddesi üzerindeki bir gazino önünde Mısır radyosunda okunan Kur’anı dinlediklerini, tavla, iskambil oynayanların oyunu bıraktıklarını gördüm. Hangi gecelerde Kur’an okunduğunu öğrenen meraklıların vaktinde kahve önünde toplandıklarını, o gece yalnız Kur’an müşterilerine beş yüzden fazla kahve satıldığını ve bu toplantının asla dikkati celbetmediğini öğrendim. Ne acıklı hal!
Kur’andan sonra Avrupa merkezlerinden verilen konserler, kimseyi alakadar etmiyordu; her kafadan “Eyyy, kes!» sözü duyuluyordu. İstanbul ve Ankara merkezlerinin haftada bir kere olsun arandığını duymadım. Bu hal yalnız çarşı radyolarında değil, evlerdeki radyolarda da aynen vâkî idi. Alafranga musikiye az çok kulak dolgunluğu taşıyanların bile misafirlerini memnun etmek için kendi zevklerinden fedakarlık yapmaya, yani Arap merkezlerini açarak misafirlerini eğlendirmeye katlandıkları -yalnız Çankırı’da değil- her yerde görülmektedir.
Müstemlekeler Bile Daha İyi Durumda
Alafranga musikiye alışmamış olan bir halka, milli havalarını dinletmemek ve yalnız Avrupalıların yerli ve milli şarkılarını dinletmek suretiyle garp musikisine ısındırmak gayreti karşısında ruhiyat ve içtimaiyat bilginleri ağlar, develer güler. İnsan kendinin olmayan şeye nasıl ısınabilir? Müstemleke olan memleketlerde bile yerli havaları daha çok yer buluyor; evet, müstemleke olan Arap memleketlerinde Arapça, Türklerin çokça bulunduğu Rus memleketlerinde Türkçe havalara ayrılan saatler İngiliz, Fransız ve Rus havalarına ayrılan zamandan aşağı değildir.
Hem Türkler musikisiz bir millet midir ki onların kulaklarına garbin bin türlü bestesini doldurmaya çalışarak yeni bir (kültür) sahibi yapmak, yeni bir musiki muhabbeti aşılamak gayreti görülsün! Dünya yaratıldığı gün üzerine ayak atan nasıl Türk ise ve bu sağır toprağın duyduğu ilk ses nasıl Türkçe ise bu toprak üstünde sevinç ve tasasını düzgün adımlarla anlamlı kıpırdayış ve sıçrayışla ilk raksı yapan ve bunu sesle duyuran da yine Türk’tür.
Tek bir sözle anlatalım. Türk gibi Türk’ün raksı, musikisi, dil ve edebiyatı da dünya kadar eski ve köklüdür.
Musikimiz Üzerine
Türklerin daha Asya’da iken Kopuzla çalınan bir musikileri vardı. Bu musiki bir takım tekâmül yollarından geçtikten sonra bu günkü Milli Musikimiz haline geldi. Fakat bir taraftan da geçtiği yerlerin tanıştığı kavimlerin dil ve edebiyatına olduğu gibi musikisine de kulağını tıkamadı; böylelikle yabancı unsurlar da karıştı ve nihayet saltanat devirlerinin. yadigârı olan (Klasik) denilen musiki meydana geldi. İkiye ayrılan Türk musikisinin halk arasında yaşayanı asırlardan beri ıslah ve himaye görmedi; belki halka ait olduğu için daima hor görüldü - Saltanata dayanan klasik musiki ise, kemal mertebesinin sonucuna yaklaştı. Halk musikisi nasıl bizim biz Türklerin ise, klasik musiki de bizimdir. Çünkü bunların tamamen Türk milli dehasının mahsulü olduğunu unutmayalım. Her biri bir sanat bediası olan Türk klasik parçalarını bayağı görmek, Türk olmayanların hoşuna gitse bile Türklere kan ağlatır. Bu öyle bir küstahlıktır ki Mimar Sinan’ın eserlerini bayağı görmekle müsavi bir körlüktür. Nasıl (Süleymaniye ve Edirne’deki (Selimiye) Camilerine dil uzatanlara söylenecek söz bulunmazsa Klasik musikimizin deha mahsulü olan parçalarına yan bakanların da ahmaklığını anlatacak bir tabir bulunmaz.
Maksadımız halk musikisi ile klasik musikimiz hakkında mukayese değildir. Asırlardan beri ihmal edilmiş olan halk musikisinin ihyası, ıslahı ve himayesi hususlarıdır.
Klasik musikimiz kıymet yönünden ne kadar yüksek olursa olsunlar halkın malı sayılamaz - Çünkü halk garp musikisine olduğu gibi bunlara da yabancı kalmıştır, kalacaktır. Halka hitap ve halkı alakalı etmeyen bir şey millî sayılamaz. Millî sanat eserleri odur ki mayasını halkın heyecan ve tahassüründen alır; milletin sanat şekillerine, asırlardan beri sürüp gelen sanat kurallarına eğri bakmaz. Milletin dehasını taşıyan ferdin yüreğinden koparak bütün milletin kalbinden elektrik cereyanları geçiren bir san’at eseri (Millî)dir. Bu itibarla klasik musikimizi, halk musikisinin ıslah ve tekamülü için, unutabiliriz; fakat bunların da Türklüğünü unutmamak şartıyla…
Millî Havalar
Bir de (Millî havalar) denilince hemen her türkünün milli olduğunu sanmak bir hatadır. Şu son günlerde Ankara ve İstanbul radyolarında Osman Pehlivan, Hulûsi, Veysel gibi sanatkarların sazlarının sesleri de duyulmaya başladı. Bundan bütün Türklerin memnun olduklarına şüphe yoktur - Fakat her bağlama çalanın çaldığı ve söylediği şeyler millî olmadıkları gibi kısmen bunlarınkiler de millî sayılamaz.
Radyoda çalan san’atkarların çaldıkları parçalar tamamen memleket havaları olduğu halde hepsini de millî dehanın örnekleri sayamayız. Bunların bazıları (köçek havası) dediğimiz şeylerdir. Bunları da bütün dünyaya (millî havalar) diye yaymak her halde zararımıza kayıt edilecek bir iştir.
Türk musiki aleti yalnız bir (bağlama) dan ibaret değildir; tellerin sayısına göre (bağlama, bulgarî, cura, bozuk, divan sazı, çöğür) gibi bir çok çeşitleri olduğu; Keman, kemançe, tanbur, def, zilli maşa, santur ve kanunun da Türk musiki havalarına her yerde öteden beri refakat ettiği malumdur. Bu aletleri çalmakta usta olan üç beş sanatkârı bir araya getirmek, kendilerine bir plan dahilinde çaldırmak ve söyletmek pek de güç bir mesele olmasa gerek. Hele ara sıra Avrupa’ya kendimizi tanıtmak için en güzel bir vasıta olacağına şüphe yoktur.
Atatürk’ün Gösterdiği Hedef
Türk halk musikisinin ıslahı, armonize edilmesi işi bir ilim ve fen meselesidir, zamanla himmetle halledilebilir. Yoksa men edilmekle değil…
Esasen Büyük Dahi, Ulu Önder (Atatürk) de Türk musikisinin ıslahı lazım geldiğine işaret buyururlarken ilmi yoldan gidilmesini asrın ihtiyacına uygun ve millî ruhtan doğan bir musiki meydana getirilmesini tavsiye buyurmuşlardı. Bu büyük emri yerine getirecek kimlerse hemen harekete getirilmelidir. Türk musikisini atarak yerine garp musikisi adı altında şunu bunu Türk’ün kafasına yerleştirmeye çalışmak yorgunluktur, zaman ve servet sarfından başka bir sonuç vermez.
Millî musikimizin ıslahı hakkındaki ümitlerimizi kesmiyoruz; bir taraftan buna çalışırken; bari diğer taraftan milleti kendi musikisindeıı mahrum etmeyelim. Ve Türkleri, Türk millî dehasının eserlerinden soğutmayalım. Hele Arap ve Ermeni musikisi dinlemekten artık halkı kurtaralım. Çünkü zaman geçiyor bile - Bir de Ankara ve İstanbul’da olduğu gibi Türkiye’nin her tarafındaki çalgılı kahvelerde curcuna havaları çalındığı halde millî havaların radyoda çalınmaması sebebi acaba nedir? Bizim havalarımız Arapların mavallarından, Bulgarların uğultulu ve dağlı seslerinden, bir takım garp merkezlerinden bize kadar gelen öğürtülü-böğürtülü nağmelerden daha mı fenadır?
Bay Vedad Nedim;
Değerli ve Türkçü arkadaşlarınızla baş başa vererek bize Türk musikisi dinletecek bir çare bulunuz. Bunu sizin zekânızdan, Türkçülüğünüzden beklediğimiz için sana hitap etmeyi yerinde ve yolunda bulduk.
Kızım sana söylüyorum…
Haftalık Duygu Gazetesi (1930-1938)
[Kaynak: cansaati.org]
Bugünde değişen hiç bişey yok… Roller değişmiş fakat kararlar ve sonuçlar hep aynı…
AB Müziğe Yasak Getirdi
Avrupa Birliği’nin aldığı bir kararda ses düzeyini aştığı gerekçesiyle yüzlerce klasik müzik eserinin hiç çalınamayacağı açıklandı. Karara tepki gösteren Avrupalı müzisyenler, parlementerleri cahillikle suçladı.
İngiltere’nin ciddi gazetelerinden The Times, Avrupa Birliği’nin uygulamaya niyetli olduğu bir kararı aktarırken, “Beethoven’in 9′uncu Senfonisi, birliğin gürültü sınırlarını aşıyor” başlığını kullandı. Gazete, belirlenen sınırlar uygulamaya konulduğunda yüzlerce klasik müzik eserinin ya hiç çalınamayacağını ya da daha sessiz seslendirileceğini yazdı. Bunlar arasında AB’nin ‘Ulusal Marşı’ olarak kabul edilen Beethoven’in 9′uncu senfonisinin son bölümünün de bulunduğu belirtildi. Gazete AB’nin bir sözcüsünün, “Tchaikovsky de olsa, matkap sesi de olsa, gürültü gürültüdür” sözlerini aktardı.
The Times, bu nedenle müzisyenlerin AB’nin işyerlerinde gürültü düzeyinin sınırlandırılması kararına savaş başlattığını yazdı. Gazete, Avrupa Parlamentosu’nda bir kez daha görüşülmesi beklenen kararı, müzisyenlerin saçma olarak nitelendirdiğini kaydetti. Karar taslağında ses sınırının 83 desibelde tutulması gerektiği, bunu aşan ses düzeylerinde kulakları koruyucu tıkaçlar kullanılmasının zorunlu olduğu belirtiliyor.
Doğum Adı: Barış Manço Doğum Tarihi: 2 Ocak 1943 Doğum Yeri: Türkiye, İstanbul Ölüm Tarihi: 1 Şubat 1999 Ölüm Yeri: Türkiye, İstanbul Mesleği: Müzisyen, şarkıcı, besteci, aranjör, söz yazarı, gezgin ve TV program yapımcısı
Barış Manço (d. 2 Ocak 1943, İstanbul-ö. 1 Şubat 1999, İstanbul) Türk besteci, şarkı sözü yazarı, gezgin ve TV programı yapımcısıdır. Türkiye’de rock müziğin öncülerinden, Anadolu Rock türünün kurucu üyelerindendir.
Yaşamı
Barış Manço, 2 Ocak 1943 tarihinde, İstanbul’da Dünyaya geldi. Üç kardeşi vardır. Annesi Rikkat Hanım, Türk Sanat Müziği sanatçısıydı. Aileden gelen yeteneğiyle ortaokul öğrenimi aldığı yaşlarda müzikle ilgilenmeye başladı. Küçüklüğünde kendi kendine gitar çalmaya başlamış olan Barış Manço annesinden piyano dersleri alarak tekniğini ve müzik bilgisini geliştirdi. Liseye Galatasaray Lisesi’nde başladı.
Müziğe Galatasaray Lisesi’nde başlayan Barış Manço arkadaşlarıyla birlikte iki grup kurdu. Kurduğu ilk grubun adı “Kafadarlar”, ikincisi ise “Harmoniler”di. Daha sonra Şişli Terakki Lisesi’ne geçiş yaptı.
Liseden sonra Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1963-1971 yılları arasında resim, grafik ve iç mimari okudu. Bu okuldan birincilikle mezun olup altın madalya aldı. Belçika’da “Les Mistigris” adında bir grupta yer aldı. “Les Mistigris”le beraber iki yıl içerisinde Paris Olympia’da konser verdi. 1964 yılında Paris’te iki 45′lik plak çıkardı.
1967′de Fuat Güner ve Mazhar Alanson’la birlikte “Kaygısızlar” adıyla bir grup kurdu. Aranjman şarkılara tepki göstererek Anadolu’dan beslenen pop folk tarzında müzik yapmaya başladı. Bundan sonra yaptığı albümler ve TV programlarıyla sayısız ödül aldı. Evli ve iki çocuk babası olan Barış Manço, 1 Şubat 1999 tarihinde vefaat etti.
Profesyonel Müzik Yaşantısı
1969 baharında “Dağlar Dağlar”la büyük bir çıkış yaptı. Albüm beş ayda 700.000 adet satışa ulaştı. Bu çalışma, sanatçıya Altın Plak Ödülü’nü de kazandırdı. 1971 yılında Moğollar’la çalıştı. Askerliğini Polatlı’da asteğmen olarak 1971-1973 yılları arasında yaptı. 1973′de Kurtalan Ekspres’ini kurdu. İlk klibini yine aynı yıl “Hey Koca Topçu”ya çekti. 1975′te ilk albümü “2023″ü yaptı.
1980 yılında Altın Orfe’de “Nick The Chopper” ve “Ben Bir Şarkıyım” adlı Bulgar şarkısıyla da altın madalyalar aldı. 1981′de çıkardığı “Sözüm Meclisten Dışarı” adlı albümündeki Dönence isimli şarkısı, ilk Türk Psychedelic Rock olarak kabul görür. Yurtdışında birçok TV programına konuk olarak katıldı, birçok ülkede konserler verdi. 1983 yılında Eurovision Şarkı Yarışması’na “Kazma” adlı şarkısıyla katıldı. Ancak kendi isteğiyle bu parçayı ön elemeden çekti.
Bestelediği 200′ün üzerindeki şarkısı, kendisine 12 altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandırdı. Bu şarkıların bir bölümü daha sonra Arapça, Bulgarca, Farsça, Flemenkçe, Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca, Kürtçe ve Yunanca olarak yorumlandı ve Barış Manço, kimi şarkılarını günlük hayatından aldı. “Domates, Biber, Patlıcan”, buna bir örnektir.
TV Programcılığı
1988 yılının Ekim ayında TRT 1′de çocuk ve aileye yönelik bir eğitim kültür ve eğlence programı olarak başlayan “7′den 77′ye”, 1998 Haziran ayında 378. kez ekrana gelerek Türk televizyonculuğunda ulaşılması zor bir rekoru kırdı. “Ekvatordan Kutuplara” isimli programında ekibiyle birlikte beş kıtada 100′den fazla değişik yöreye giderek 600.000 km.’ye yakın yol kat etti. Ayrıca “4×21 Doludizgin” adında bir talk-show programının yapımcılığını yaptı.
TV programlarının en revaçta olduğu yıllardaki ana yapım ekibi: Yavuz Zafer, şef kameraman; Erkan Umut, kameraman (sonradan şef kameraman); Kenan Eryılmaz, ışık; Binnur Kayak, yardımcı yönetmen; Nilüfer Ülkügüner, yardımcı yönetmen; Dr. Üstun Aydıngöz, projeler koordinatörü; Tamer Şahin, genel koordinatör (aynı zamanda menajeri); Berna Korkut, yapım sorumlusu (önceden TRT yapımlarında kurgucu ve yönetmen); Umut Germeyan, yapım sorumlusu; Belma Korkut, yapım görevlisi (önceden TRT yapım görevlisi); Can Şahin, yapım görevlisi (aynı zamanda şoför).
Ödülleri
Müzik ve televizyon hayatında sayısız ödül aldı. Bunlardan bazıları 1991′de Türkiye Cumhuriyeti devlet sanatçısı unvanı, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Onursal Doktora unvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü aldı. Ayrıca, Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi Nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen Türkmen Vatandaşlığı ödülleri vardır. 200′ün üzerinde şarkısı olduğu için 12 altın ve bir platin albüm ve kaset ödülü kazandı.
Özel Yaşantısı
1978′de Lale Manço’yla evlendi, iki erkek çocukları oldu: Doğukan ve Batıkan. Barış Manço, 31 Ocak 1999 gecesi 23:30 sularında Moda’daki evinde kalp krizi geçirdi. Siyami Ersek hastanesine kaldırılan Manço’nun aynı gece (1 Şubat 1999 Pazartesi) saat 01:30′da doktorlar tarafından vefaatı açıklandı.
Diskografi:
45′likleri:
Twistin USA, The Jet - Harmoniler, 1962
Do The The Twist, Let’s Twist again - Harmoniler, 1962
Çıt Çıt Twist, Dream Girl - Harmoniler, 1963
Baby Sitter, Quelle Peste, Jenny Jenny, Un Autre Amour Que Toi - Jacques Denjean Orchestra, 1964
Baby Sitter, Quelle Peste - Jacques Denjean Orchestra, 1964
Jenny Jenny, Un Autre Amour Que Toi - Jacques Denjean Orchestra, 1964
Il Arrivera, Une Fille - Les Mistigris, 1966
Bien Fait Pour Toi,Aman Avcı Vurma Beni - Les Mistigris, 1966
Bizim Gibi, Big Boss Man, Seher Vakti, Good Golly Miss Molly - Les Mistigris, 1967
Kol Düğmeleri, Big Boss Man, Seher Vakti, Good Golly Miss Molly - Les Mistigris, 1967
Kızılcıklar, I’ll Go Crazy - Kaygısızlar, 1968
Bebek, Keep Lookin - Kaygısızlar, 1968
Karanlıklar İçinde, Trip (To A Fair) - Kaygısızlar, 1968
Bogaziçi, Flower Of Love - Kaygısızlar, 1968
Runaway, Unutamıyorum - Kaygısızlar, 1969
Ağlama Degmez Hayat, Kirpiklerin Ok Ok Eyle - Kaygısızlar, 1969
Kağızman, Anadolu - Kaygısızlar, 1969
Derule, Küçük Bir Gece Müziği - Barış Manço Ve Grubu, 1970
Dağlar Dağlar 1, Dağlar Dağlar 2 - Barış Manço Ve Grubu, 1970
İşte Hendek İşte Deve, Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle - Moğollar, 1971
Binboğanın Kızı - Kaygısızlar, Ay Osman - Moğollar, 1971
Fil İle Kurbağa - Kaygısızlar, Je Te Retrouverais - Les Mistigris, 1972
Ölum Allah’ın Emri, Gamzedeyim Deva Bulmam - Kurtalan Ekspres, 1972
Lambaya Püf De, Kalk Gidelim Küheylan - Kurtalan Ekspres, 1973
Gönül Dağı, Hey Koca Topçu Genç Osman - Kurtalan Ekspres, 1973
Nazar Eyle Nazar Eyle (Gel Yanıma Pazar Eyle), Gülme Ha Gülme - Kurtalan Ekspres, 1974
Bir Bahar Akşamı, Estergon Kalesi - Kurtalan Ekspres, 1974
Ben Bilirim, 2023 - Kurtalan Ekspres, 1975
Çay Elinden Öteye Rezil Dede, Vur Ha Vur - Kurtalan Ekspres, 1976
Nick The Chopper, Lonely Man - George Hayes Orchestra, 1977
Hal Hal, Eğri Eğri Doğru Doğru Eğri Büğrü Ama Yine De Doğru - Kurtalan Ekspres, 1981
Aynalı kemer ince bele
Albümleri:
Dünden Bugüne, 1972 (Sayan)
2023, 1975 (Yavuz Plak)
Sakla Samanı Gelir Zamanı, 1976 (Yavuz)
Nick the Chopper, 1976 (Yavuz Plak)
Yeni Bir Gün, 1979 (Yavuz ve Burç Plakçılık)
20. Sanat Yılı Disko Manço, 1980 (Türküola)
Sözüm Meclisten Dışarı, 1981 (Türküola)
Estağfurullah… Ne Haddimize!, 1983 (Türküola)
24 Ayar Manço, 1985
Değmesin Yağlı Boya, 1986 (Emre Plakçılık)
30 Sanat Yılı Fulaksesuar Manço-Sahibinden İhtiyaçtan, 1988 (Emre Plakçılık)
Darısı Başınıza,iişişii 1989 (Yavuz ve Burç Plakçılık)
Ferdi Özbeğen, (d. 1941, İzmir) özellikle, yakın dostu Ülkü Aker’in, dönemin yabancı şarkılarına yazdığı Türkçe sözleri kendine has bir üslupla okumasıyla 80′lere damgasını vurmuş piyanist-sanatçı.
Hayatı
Ferdi Özbeğen 1941 yılında İzmir’de doğdu. 11 yaşındayken ortaokulla birlikte özel müzik öğrenimine başladı. 1960 yılında Özel İzmir Koleji’ni bitirdikten sonra İstanbul’da İktisat Fakültesi’ni kazandı fakat 1963 yılında babasının vefat etmesi üzerine eğitimini yarıda kesmek zorunda kaldı. Bu andan itibaren Ferdi Özbeğen, ilgi alanı olan müziğe yöneldi. 1965 yılında düzenlenen Hürriyet Gazetesi Altın Mikrofon yarışmasına Ferdi Özbeğen Orkestrası olarak katıldı; yarışmada Kes Kes ve Sandığımı Açamadım şarkılarını seslendirdi. Yarışmadan sonra orkestra 1967′de Okay Temiz’i, 1968′de de Esin Engin’i bünyesinde bulundurmuştur. 1974 yılına kadar orkestrası ile çeşitli lokal ve eğlence merkezlerinde konserler verdi ama en son çalıştığı Çınar Oteli’nin greve gitmesiyle orkestrası dağıldı, Özbeğen’de Şefik Uyguner’in orkestrasında çalışmaya başladı.
1977 yılında ilk uzunçaları olan Ferdi Özbeğen’le 45 Dakika’yı çıkardı. Acaba tutar mı endişesiyle yapılan bu albüm kısa sürede büyük bir satış rakamına ulaştı. 1978 yılında Orhan Gencebay’ın plak şirketi Kervan Plak’a geçerek Ferdi Özbeğen’le Sohbet, 1979 yılında Teşekkürler ve 1980 yılında da Mutluluklar albümlerini hayranlarına sundu. Sohbet albümüyle Altın Plak kazanan Özbeğen, Mutluluklar albümüyle de Platin Plak ve Altın Piyano kazandı. Bu yıllarda geniş hayran kitlelerine ulaşan Ferdi Özbeğen, kendi yorumuyla orkestralar dönemini, halk yorumuyla da tavernalar dönemini açmış oluyordu.
1980 yılının sonlarına doğru Kervan Plak ile ortaklığını bitiren Yaşar Kekeva, Yaşar Kekeva Plakçılık adında bir şirket kurdu ve milyonları peşinden sürükleyen Ferdi Özbeğen’i şirketine transfer etti; şirketin ilk plağı olan Nice Yıllara albümünü çıkardı. Bunu 1981 yılında Yaşadıkça, 1982 yılında Bir Sır Gibi ve 1983 yılında Seviyorum Delicesine albümleri izledi. Bu albümlerde Özbeğen, Ülkü Aker’in aranjmanlarından oluşan Rahbani Brothers şarkılarını, dönemin sevilen veya klasikleşmiş parçalarını ve de daha önceden söylenmiş ve unutulmuş şarkıları yeniden düzenleyerek seslendirdi; Eskimeyen Dost, Seni Terkedeceğim, Yok Yok Yalan Deme, Kandil, gibi. 1983 yılında, Şan Tiyatrosu’nda 20. Sanat Yılını Devlet Senfoni Orkestrası ile verdiği müthiş konserler zinciriyle kutlayan Ferdi Özbeğen, 1984 yılında bugün bile aynı kaliteye ulaşılamamış bir tarafı alaturka, bir tarafı pop şarkılarından oluşan Piyanist albümünü çıkardı. Alaturka balatları Gurbette Sevgilim, Bir Gülü Sevdim, Bir Sevgi İstiyorum gibi parçalardan oluşurken pop balatları Ülkü Aker aranjmanlarından oluşan Elega-Her Gece, La Boheme-Giden Sensin, Cenizas-Özlenen Sevgiliye gibi aşk şarkılarından oluşuyordu. Artık şöhretinin zirvesindedir Ferdi Özbeğen, plakları çok satar, öyle ki 1982 yılının vergi rekortmenidir.
1984 yılında Yaşar Plak’ın düştüğü zor durumdan kurtaran Ferdi Özbeğen oldu. Sizin Seçtiklerinizle albümü kendisinin yorumuyla o zamanın yapılmış ilk best of albümüdür. Dönemin sevilen 11 şarkısını seslendirdiği bu albüm kendisinin en çok satan albümü idi. Bu albümü 1985′te çıkardığı bir tarafı alaturka diğer tarafı da pop-rock temaları içeren Belki Bir Gün ve 1986′da çıkardığı tamamı Ülkü Aker aranjeleri ve daha önceki 9 albümünün orkestra şefi olan Osman İşmen’in senfonik düzenlemelerinden oluşan Sana İhtiyacım Var albümü izledi; bu albümde Orson Welles’in I Know What Is To Be Young ve Lionel Richie’nin Hello şarkılarının Türkçe uyarlamalarını seslendirdi. 1986 yılının sonlarına doğru çıkardığı Sevdiğiniz Şarkılar albümü Türkiye’de çıkarılan ilk krom kasettir ve dönemin şartlarına göre masraflıdır.
Ferdi Özbeğen, 80′lerin sonu ile 90′ların başına kadar çıkarttığı albümlerde gene alaturka ve taverna tarzı şarkılar söyledi. 90′lar yeni müzik türleriyle tanışırken kendisi de yavaş yavaş inzivaya çekildi. 1991 yılında piyasaya sunduğu nostalji albümü Şarkılarım, Türkiye’de pek duyulmayan unplugged yani elektronik müzik kullanmadan canlı performansla hazırlandı. 1998′de Kiss Müzik Firmasından Kandil albümünü çıkarır, bu albüm kendisini tanımayan yeni kuşak ve hayranları için büyük bir prestij albümü oldu. Bu albümü 2001′de Ayrılmayalım albümü izledi.
2006 yılına geldiğimizde Yaşar Plak, Ferdi Özbeğen’in 26 yıl önce okuduğu şarkıları bir re-mastered çalışmasıyla Can Suyum adıyla yayınladı. Büyük ses getiren albüm kendisini özleyen ve yeni tanıyan hayranları için güzel bir albüm oldu.
45′lik Plakları
Altın Mikrofon (1965)
Bu da Bizden (1969)
Albümleri
Ferdi Özbeğen’le 45 Dakika (1977)
Ferdi Özbeğen’le Sohbet (1978)
Teşekkürler (1979)
Mutluluklar (1980)
Nice Yıllara (1980)
Yaşadıkça (1981)
Bir Sır Gibi (1982)
Yirminci Sanat Yılı Şan Konseri (1983)
Seviyorum Delicesine (1983)
Piyanist (1984)
Sizin Seçtiklerinizle (1984)
Belki Bir Gün (1985)
Sana İhtiyacım Var (1986)
Sevdiğiniz Şarkılar (1986)
Başka Başka Bambaşka (1987)
Senden Sonra (1988)
Yaktı Geçti (1989)
Kara Sevda (1990)
Şarkılarım (1991)
Davacı Değilim (1992)
Bir Başkadır Ferdi Özbeğen (1993)
İşte Geldim (1996)
Kandil (1998)
Ayrılmayalım (2001)
Can Suyum (2006)
Ferdi Özbeğen - Sana ihtiyacım var
Ferdi Özbeğen - İnternet Radyosu
SENİ SEVENLERİ DOYUMSUZ ŞARKILARIN VE GÜZEL YORUMLARINLA ONURLANDIRDIĞIN İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ.
Türkiye’yi sallayan herkesin dilindeki şarkının sözleri trafik sıkışıklığında yazılmış.
Hadise’nin Eurovision’da söyleyeceği, bestesi ve nakarat kısmı Sinan Akçil’e ait olan Düm Tek Tek’in İngilizce söylenen bölümünün sözleri Hadise’ye ait.
Gazeteport’un haberine göre, Hadise bu şarkının sözlerini trafikte yazmış. Belçika’da yolda giderken trafik sıkışıklığında canı sıkılan Hadise o sırada aklına gelen sözleri cep telefonuna kaydetmiş.
Daha sonra sözler Sinan Akçil’in bestesine uyarlanmış. Hadise sözleri kendisine ait olan bütün şarkı sözlerini şimdiye kadar hep ilginç yerlerde genelde de trafikte yazıyormuş.
Türkçe Sözler
Bebeğim benim için mükemmelsin
Sen benim cennetten hediyemsin
Bu tüm zamanların en büyük hikayesi
Bir filmde tanışmışız gibi
Böyle anlam taşıyacak sonuna kadar
Ve sen bana ne yaptın
Hissettiğim çok güzel
Melek ben uyandım
Ve rüyamı yaşıyorum
Durmaksızın (bitmeksizin)
Deliyim sana
Kalbimdeki düm tek tek
Hep orda böyle dakikada durmadan
Hissediyorum geri dönüş yolu yok
Kalbimdeki ritimi hissedebiliyor musun?
Böyle gidiyor düm tek tek
Hep orda böyle dakikada durmadan
Hissediyorum geri dönüş yolu yok
Bebeğim tüm cevaplarını okudum
İçindeki yerli olmayan hareketlerinde
Sen tüm zamanın en iyi dansçısısın
Beni çok özel hissettiriyorsun
Kimse senin öptüğün gibi öpemez
Uzmanlık alanınmış gibi
Hissettiğim çok güzel
Hadise Kimdir
Hadise (Hadise Açıkgöz), 22 Ekim 1985 günü Belçika’da Sivas’lı bir Türk ailesinin kızı olarak dünyaya geldi. Yapımcılar ve dinleyiciler tarafından ilk olarak, Belçika’nın Pop Idol yarışması sayılan (Türkiye’deki Popstar gibi) Idool 2003′te farkedildi. Yarışmayı birincilikle bitirmese de, kendisine yapımcılar tarafından albüm çıkarmak için teklif geldi.
Hadise’nin ilk single‘ı Sweat (Terle - 1 Kasım 2004) çıktı ve single’ın hit olmasıyla müzik kanallarında klipleri sık sık gösterilmeye başlandı. Hadise, ikinci single’ı Stir Me Up (Kışkırt Beni - 6 Mayıs 2005) tüm Avrupa’da farkedildi ve çıkış parçası “Stir me up”, pek çok Summer Hits albümüne girdi. Üçüncü single’ının adı olan Milk Chocolate Girl (Sütlü Çikolata Kız - 9 Ekim 2005), daha sonra Hadise’nin lakabı haline geldi. Dördüncü single’ı Ain’t No Love Lost (13 Ocak 2006) albümündeki Ain’t No Love Lost adlı şarkının Burdayım adıyla Türkçe bir versiyonu oluşturuldu. Hadise’nin beşinci single’ı Bad Boy (Kötü Çocuk - 4 Ağustos 2006), yazın piyasaya sürüldü ve diğer albümler gibi o da dinleyici kitlesinden olumlu tepkiler aldı.
Bu sene sık sık Türkiye’ye gelen Hadise başta Beyaz Show olmak üzere pek çok program ve etkinliklerde yer aldı. Bu sırada hayranı olduğu Tarkan’la sahneye çıkma fırsatı yakalayan Hadise, bundan dolayı çok mutlu oldu. Popstar adlı yarışma programında sunuculuk yaptı. Esquire, Tempo ve Aktüel dergilerine kapak oldu.
Kendisine örnek olarak Christina Aguilera, Brandy ve Beyonce’yi gördüğünü belirten Hadise; Prince, Janet Jackson, Tina Turner, Alicia Keys, Toni Braxton, Jamiroquai ve U2′nun da, yaptığı müziği etkilediğini söylüyor. Şarkılarında klasik, rock, soul ve diğer dünya müziklerini harmanlamaya çalıştığını belirtiyor.
Hadise, müzikal kariyerinin yanı sıra akıcı bir şekilde Flemenkçe, Fransızca, Almanca, Türkçe ve İngilizce konuşabiliyor ve Hasselt‘te Marketing alanında ihtisas yapıyor. Tüm boş zamanlarında müzikle ilgilenen Hadise, genellikle söz yazıyor, müzik besteliyor, stüdyo kayıtları ve konserler arasında koşturuyor. Bunların yanında spor yapmayı, arkadaşlarıyla takılmayı ve iki kız kardeşi, erkek kardeşi ve annesiyle zaman geçirmeyi de seviyor.
Birbirlerine zıt hayatlar sürdüren Alper ve Ada, bir kitapçıda karşılaşırlar. 30′larında, kendi restoranının aşçısı olan Alper lüks bir düzen içinde gününü gün ettiği bir hayat sürmektedir. Hayatını çocuk kostümleri tasarlayıp dikerek devam ettiren 20′li yaşlarındaki Ada’ysa mütevazi bir hayat sürer.
Sadece çapkınlık alışkanlığıyla karşılaştıkları kitapçıdan Ada’yı iş yerine kadar takip eden Alper, Ada’nın kitapçıda aradığı kitabı ona hediye eder. Bir ilişkiyi başlatan bu tanışmanın sonrasında kendini aşka kaptıran Ada’ya karşılık Alper, daha önceden sürdürdüğü modern hayatın içinde ona yer açmaya çalışırken boğuluyordur da.
Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum gibi filmlerle büyük başarılara imza atan Çağan Irmak, son projesi Issız Adam’da modern hayatların kişileri yalnızlığa sürüklediğinin hikayesini yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşkla taçlandırıyor.
Çekimleri yaklaşık bir ay kadar süren filme çoğunlukla İstanbul kareleri hakim, sadece birkaç sahneyi Tarsus’ta çekmişler. Çağan Irmak kastında görmeye alışık olduğumuz isimlerden Hümeyra bu kez kadroda yok. Bohem hayatın kollarında savrulan, tek gecelik aşkların adamı aşçı Alper rolünde Cemal Hünal var. Hatta Irmak’ın bir önceki filmindeki ‘ulak’ın ta kendisi.
Güzel müzikler ve güzel yemekler var filmde. Aşk da var hem de umulmadık bir şekilde karşısına çıkıyor Alper’in. Sahaflarda Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ plağını ararken karşılaştığı Ada’nın (Melis Birkan) peşine düşüyor Alper. Hümeyra’nın oyuncu olarak olmasa bile taa 1984′te sadece 200 adet basılmış olan plağıyla ‘Issız Adam’da adı geçiyor. Aşk dediğin ya kavga gürültülü ya karşılıksız olur, bir noktada işler elbet tıkanır. Alper ve Ada’nın ilişkisi de bir noktada çıkmaza giriyor. Mizah sosu da var filmde ama abartıya kaçmadan dozunda.
Yönetmen : Çağan Irmak Senaryo : Çağan Irmak Oyuncular : Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu Filmin Türü : Romantik Orijinal Adı : Issız Adam
Ayla Dikmen - Anlamazdın
Sevilirken bilmedin mi?
Ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Issız Adam Film Müzikleri
Aşk Defteri
Onu Bunu Bilmem Kararlıyım
Anlamazdın
Zehir Gibi Aşkın Var
Anlamadın mı
Olacak Olacak
Yanan Mum
Yolcu Yolunda Gerek
Alyanaklım
Kim Dinler Sizi
Sensiz Yaşamam
Nereye
İlk ve Son Aşkım Sen Olacaksın
Ayla Dikmen (1944 - 1990)
Ayla Dikmen, 25 Mart 1944′te Kütahya’da doğdu.
Baba Ali Rıza Dikmen ve anne Bedriye Dikmen’in en küçük çocuklarıydı. Müziğin baş köşeye kurulduğu bir evde gözlerini açtı hayata. Baba piyano ve ud, anne ise keman çalmaktaydı.Abla Meral Dikmen ve ağabey Oktay Dikmen bu müzik ortamına bir parça uzak kaldı. Ancak Ayla Dikmen’in hemen hemen her günü müzikle dolu geçti, hemen hemen her gününü anne ve babasını dinleyerek geçirdi.
Küçüklüğünde ‘haylaz’ bir çocuk olduğu söylenir. Elbisesini ters giyip bisiklete binmeleri aile ve akrabalar arasında en çok konuşulan konuymuş; aynı zamanda yüzlere tebessüm yerleştiren, gülümseten bir konu.
İlk, orta okul ve lise eğitimini Aydın’da tamamladı. Lisedeyken okul korosuna katıldı. Müzik öğretmeni İhsan Ünaldı aynı zamanda türkü de derlemekteydi ve Dikmen, Aydın Lisesi’nin radyosunda solist olarak şarkı söylemeye başladığında ilk olarak hocasının derlediği bu türküleri söyledi. Ardından da, büyük zorluklarla dinlemeye çalıştığı Kahire Radyosu’ndan öğrendiği Batı müziği şarkılarını (İngilizce olarak) seslendirdi.
Lise çağı bitince Ankara’ya gitti ve burada Ankara Yüksek Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimine devam etti. Bu eğitimi sırasında TBMM’de ’stenograf’ olarak da çalışmaya başladı. Ardından da, ’sekreter’ yetiştiren bir okulda stajyer öğretmenlik yaptı.
Müzik ile profesyonel olarak ilgilenmeye başlaması İlham Gencer sayesinde oluyor. Gencer, bir çay partisinde tesadüfi olarak Dikmen’i dinliyor ve kendisine bu işe mutlaka profesyonel olarak devam etmesi gerektiğini öğütlüyor. Dikmen, bu ‘öğüt’ sonrası bir ‘şarkıcı’ olmayı ciddi olarak kafasına koyar. Ancak ailesinin bu isteğini engelleyeceğini düşündüğü için evde bundan hiç söz açmaz ve eğitimine ikinci bir üniversite ile devam etmek istediğini söyleyip İstanbul’a gelir, Siyasal Bilgiler’e kaydını yaptırır. Genç Dikmen’in asıl niyeti, müzik dünyasına profesyonel bir giriş yapmak için gerekli bağları kurmaktır. Bunu da Yavuz Özışık ile tanışarak başarır. Ailesinden korktuğu için adını değiştirir ve Parla Nur adını seçerek Özışık ile çalışmalara başlar. Özışık ile yaptığı bir radyo programı sırasında, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nda oldukça aktif bir rolü olan Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışır. Bu tanışma, Dikmen’in hayatını tamamen değiştirecektir. Yüzbaşıoğlu, Dikmen’i dinledikten hemen sonra orkestrasına katılmasını teklif eder. Yüzbaşıoğlu’nun orkestrası oldukça önemli bir orkestradır ve bu orkestrada ‘kadın solist’ olmak Dikmen’in hayal dahi edememiş olduğu bir durumdur.
Niksarın Fidanları
Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile başlayan prova ve çalışmaların ilk sonuçları 1964 yılında yapılan 2. “Boğaziçi Müzik Festivali”nde alınır. Festival jürisi, “En Başarılı Şantöz” olarak Ayla Dikmen’i seçmiştir. Müzik yaşamının henüz baharında olan bir genç şarkıcı için oldukça önemli bir ödüldür bu; Dikmen’in iyi bir ‘yorumcu’ olarak kabul edilmesini sağlayacak, önündeki bütün engelleri kaldıracak, yolları açacak bir ödül. Bu festivalin hikayesi, İletişim tarafından yayınlanan “Hafif Türk Pop Tarihi” adlı kitapta şöyle anlatılır.
“Robert Kolej, ilk defa bir yıl önce düzenlediği Boğaziçi Müzik festivali’nin ikincisini yapmaktadır. Festival tertip komitesi; ‘geçen yılki hata ve düzensizlikleri göz önünde tutarak, sonuçları tayin edecek jüri heyetinin üyelerini büyük bir titizlikle’ seçer. İsim yapmış neredeyse bütün gruplarımızın katıldığı ve iki gün süren bu festivalin sonuçları açıklandığında ise; ‘dünyadaki bütün yarışmalarda olduğu gibi bu neticeleri hem alkışlayanlar hem de ıslıklayanlar’ olur. Pop müziği için ‘dünyada bundan daha saçma ve zırva bir müzik düşünemiyorum, zırtapoz müziktir bu’ diyen Cüneyt Sermet de jüridedir ve pop müzik konusunda, fikirlerini bu kadar aleni bir şekilde dile getirmiş birinin, böyle bir festivalin jürisinde yer almasını herkes yadırgar. Festivalin ikincisinde de epey sayıda ödül vardır. Ayla Dikmen, Başar Tamer ve Salim Dündar’lı Şerif Yüzbaşıoğlu ‘en iyi orkestra’; İlham Gencer, ‘İstanbul’ ile ‘en iyi beste’; Şerif Yüzbaşıoğlu, ‘Eminem’ ile, ‘Türk folklorundan en iyi aranjman’, ‘Fascination’ ile ‘Batı müziğinden en iyi aranjman’ ödülünü alırken, Kanat Gür ve Ergun Özer de, ‘en iyi vokal’ ödüllerini paylaşırlar. ‘En iyi enstrümanlar’ ödülü bu yıl da vardır: Şerif Yüzbaşıoğlu (piyano), Ersin Ünlüsoy (kitar), Muhittin Paydaş (alto saks) ve Metin Altın (tenor saks) arasında pay edilir bu ödüller de. Yani en iyi dört enstrüman ödülünün üçü, en iyi orkestra seçilen Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’na gitmiştir. Ayla Dikmen’in de ‘en başarılı şantöz’ olduğu bu yarışmada, bir dolu kategoride, ikincilik ve üçüncülük ödülleri bile vardır. Ama ödül sayısının bu kadar çok olmasına rağmen, katılan grupların sayısı o kadar fazladır ki, bazılarının kısmetine hiç ödül düşmez. O dönemin en sevilen ve teklif üstüne teklif alan orkestralarından Şevket Uğurluer Orkestrası bile, ancak ‘en iyi beste’ dalında (’You’ adlı şarkı ile) üçüncülük ödülü ile yetinmek zorunda kalmıştır.”
Bu festival biter bitmez, gündeme “Balkan Melodileri Festivali”ne Türkiye’nin de katılacak olma ihtimali oturur. Henüz birkaç yıllık maziye sahip bir müzikal tür olan pop müziğimizin, yurt dışındaki ilk imtihanı olacaktır bu festival. Eylül ayında yapılacak olan Balkan Melodileri Festivali’ne gidilecek olma heyecanı bütün orkestraları ve solistleri çok etkilemiştir. Elbette her grup kendisi gitsin istiyordu ama, kararı verecek olan Türkiye Müzisyenler Sendikası’ydı. Sendikanın yönetim kurulu da, Temmuz ayında, 2. Boğaziçi Müzik festivali’nde bütün ödülleri toplamış Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’nı seçer bu iş için. Karar herkese makul gelmişti; yeni bir yarışma yapılmıyor olduğuna göre, kısa bir zaman önce, derli toplu bütün orkestraların yarıştığı bir festivalde birinci olmuş bir grubu, yurt dışında da bizi temsil etmesi için göndermek son derece yerinde bir karardı. Balkan Melodileri Festivali’nin yapılacağı Eylül ayı yaklaşmaktayken, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın açıklaması herkesi şaşırtır. Sendika, festivale göndermeye karar verdiği Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’ndan vazgeçmiş ve türlü gruplardan alınan elemanlarla yepyeni bir festival orkestrası oluşturmuştur. Sendika başkanı Muammer Yeşil, festival orkestramızı şöyle açıklar: “Piyanist Selim Özer, tenor saks ve flüt Erol Erginer, gitar Yurdaer Doğulu, kontrbas Alper Feyman ve bateri Vasfi Uçaroğlu…” Orkestranın önüne de, Tülay German, Erol Büyükburç ve Tanju Okan yerleştirilmiştir.
Hem Şerif Yüzbaşıoğlu’nun hem de Dikmen’in çok önemsediği Balkan hayali Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın kararı ile gerçekleşememiştir ama bu geçici bir durumdur. Dikmen ve arkadaşları, bir yıl sonraki festivalde Balkanlar’ın yolunu tutacaktır. İkinci kere gidilecek olan bu festivalin hikayesi ise “Hafif Türk Pop Tarihi”ne şöyle yansır:
“1965 yılının Temmuz ayı da, Türk Popu için yoğun geçen bir ay olur. Altın Mikrofon’u ve Boğaziçi Müzik Festivali’ni geçirip gitmiş müzisyenlerimiz, bu sefer de, Balkan Melodileri Festivali’ne ikinci kere gidilecek olmanın heyecanı ile dolup taşmaya başlarlar. Festivale gidecek orkestrayı, yine Türkiye Müzisyenler Sendikası seçecektir. Sendika, o günlerin en önde gelen 15 orkestra şefini toplayıp, onların yardımı ile 2. Milli Orkestra’mızı oluşturmaya çalışır. Geçen yıl Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile birlikte gidecekleri açıklanmış ama daha sonra vazgeçilmiş Ayla Dikmen ve Başar Tamer nihayet ‘Milli Orkestra’ kadrosuna dahil edilmiştir. Erol Erginer, Yurdaer Doğulu, Kanat Gür, Alper Feyman, Vasfi Uçaroğlu ve geçen yıl kırılan kalpleri telafi babında Şerif Yüzbaşıoğlu da orkestranın diğer elemanları olarak seçilmiş, Ağustos ayında, Bulgaristan’da yapılacak olan festivale gitmek üzere hazırlıklara başlanmıştır. Hazırlıklar başlar başlamasına ama, ilk başa gelen orkestranın eksilmesidir. Bu yıl dört solist ile oluşturulması tercih edilmiş orkestradan, Kanat Gür, mecburen ayrılır ve orkestrayı, tıpkı geçen yıl olduğu gibi yine üç solistli bir halde bırakır. Kanat Gür, sürekli olarak çalışmakta olduğu mekandan izin alamamıştır. Repertvuar çalışmaları sürmekteyken, geçen yıl yapılan seçim ile bu yılki seçimin karşılaştırılması gündeme kendiliğinden gelir ve ilk açıklama Başar Tamer tarafından yapılır: ‘Geçen yıl seçilmediğimi öğrenince çok üzülmüştüm…’ Muammer Yeşil ise, kimsenin dikkatini çekmemiş bir konuyu açıklar. Aslında Süheyl Denizci de seçilmiştir orkestraya ama işleri nedeni ile gidemiyeceğini bildirmesi üzerine, yerine Erol Erginer alınmıştır… Herkesin, ısrarla başka türkü yokmuş gibi aynı türkülerin peşinden koşması hala devam etmektedir. ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Dere geliyor Dere’, ‘Halimem’, ‘Adanalı’ ve ‘Mühür Gözlüm’ kapanın elinde kalmakta, kimse bunları söylemeye doyamamaktadır. Kimse, ‘türküden bol ne varki, ben kendime başka türkü bulayım’ diye düşünmemekte, ille de birilerinin bulup düzenlediğinin peşinde koşmaktadır. Çok geçmeden, Ayla Dikmen yarışacağı şarkıyı açıklar; sanatçı daha önce kimse tarafından keşfedilmemiş bir türkü ile yarışacaktır: ‘Niksar’ın Fidanları’. Bir zaman geçtikten sonra, sendika, Kanat Gür’ün yerine de bir başka birini bulmaya gayret eder ve Ersin Ünlüsoy’u koyar onun yerine. Bu arada, Kanat Gür Orkestrası’nın kadrosunda olan Erol Erginer de, ‘ya festival ya iş’ ikilemi ile karşı karşıya bulur kendini, patronu gibi yapmaz ve festivali seçer, sendikayı yeni bir problem ile karşı karşıya bırakmaz… Milli Orkestra’mız, vali Niyazi Akı’nın sendikaya verdiği 10.000 liranın yardımı ile gider Bulgaristan’a. 14 Ağustos Cumartesi günü, sabah dokuzda, Taksim’deki ‘henüz bitmemiş opera binası’ önünde buluşur ekip. Bütün ekibin göğsünde ay – yıldızlı bayrak vardır ve hepsi bir örnek (gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat) giyinmişlerdir. Kafileye eşlik etmesi için seçilmiş üç basın mensubu bile bu askeri disipline uymuş, onlar da (valinin verdiği paradan karşılanıp karşılanmadığı bilinmiyor olan) aynı kıyafetlere bürünmüşlerdir. On üç ( 10 orkestra + 3 basın mensubu) kişilik kafileyi “gözleri nemli yakınları” geçirmeye gelir, bayrak ve flamalarla süslü otobüs yola düşer. Lüleburgaz, Babaeski geçilir Edirne’ye gelinir oradan da festivalin yapılacağı şehir olan Burgaz’a varılır. Yarışma günü, ekibimiz sahneye büyük bir Bulgaristan bayrağı ile çıkar, Başar Tamer şarkılarının ilk dizelerini Bulgarca söyler, salon da elbette o saniyede alkıştan yıkılır. Puanların toplanabilmesi için, ekibimiz farklı bir bayrak açmıştır bu sefer. Haliyle toplar da. Başar Tamer ‘Çarşıya Kiraz Geldi’, Ayla Dikmen (daha önce ilan ettiği gibi) ‘Niksarın Fidanları’, Erol Büyükburç ise (ani bir manevra ile), ‘Olam Boyun Kurbanı’ adlı şarkıları söylemiş, salonu alkıştan inletmişlerdir. Sonuç yine birincilik olur. ‘Milli Orkestra yine Balkan Birincisi’ başlıkları ile duyurulur bu haber. Artık sık sık, bir yerlerde birinci oluyoruzdur. Orkestramız, döner dönmez; aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi şehirlerin bulunduğu bir turneye hazırlanır, yarışma şarkılarının derhal plak yapılabilmesi için görüşmeler başlar. Milli orkestramız, ilk konserini de, 6 Aralık günü İstanbul’da, Spor ve Sergi Sarayı’nda verir. Hava Kuvvetleri Dans Orkestrası ve Şevket Uğurluer Orkestrası’nı müteakiben millilerimiz sahneye çıkar ve resmen yer yerinden oynar. ‘4.000 seyirci’ kendinden geçmiştir. Orkestranın solistlerinden Ayla Dilmen’in ‘şahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu’ olduğunu yazar gazeteler.”
İlk Plak
Dikmen’in festivalde seslendirdiği “Niksarın Fidanları” adlı şarkının plak olarak yayınlanması ise 1966 yılında gerçekleşir. Melodi firmasının yayınladığı bu plak ile birlikte Dikmen’in ünü dört bir yanı saracak, ardından (yine aynı firma ile) ikinci plağını (”Merdiven / Mühür Gözlüm”) yapacaktır… Melodi ile yapılan bu iki plağın çok iyi bir satış grafiği çizmesi, Netfon firmasının Dikmen’e çok iyi şartlarda bir transfer teklifi yapmasına yol açar. Dikmen bu teklifi kabul eder ve listeleri sarsacak plaklarını sırayla bu firmaya yapmaya başlar. Bu plakların ilki “Sensiz Yaşamam / Nereye” adlı plak olur. Plak piyasaya sunulur sunulmaz, Dikmen’in şanssız olduğu konuşulmaya başlanır. Plağın ön yüzündeki “Sensiz Yaşamam” Ajda Pekkan’ın “Sensiz Yıllarda”, arka yüzündeki “Nereye” ise Özdemir Erdoğan’ın “Duyduk Duymadık Demeyin” adlı şarkılarıyla çakışmıştır. Yani Dikmen, Pekkan ve Erdoğan’ın seçtiği yabancı şarkıların aynısını seçmiş ve (Ülkü Aker’in yazdığı) farklı sözlerle tek bir plakta bir araya getirmiştir. Ancak işin başında ‘şanssızlık’ olarak değerlendirilen bu durumun aslında büyük bir şans olduğu kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkar. Müzikseverlerin bir bölümü, çok sevilen bu iki şarkıyı iki ayrı plaktan dinlemek yerine tek bir plakta, yani Dikmen’in plağında dinlemeyi tercih etmiştir. Bu ilk plağın arka kapağında da hem kısa bir Ayla Dikmen biyografisine yer verilir, hem de bizzat Ayla Dikmen tarafından kaleme alınmış bir açıklamaya. Sanatçı, Melodi ve Netfon firmaları arasındaki sürede fazla plak yapılmamış olmasını dinleyicisine açıklama zorunda hissetmiştir kendisini: “Türkiye’de yapılan plakların istenilenden uzak olması beni plak yapmama kararını almaya mecbur etmişti. Ancak bugün için böyle bir endişe kalmadı. Artık memleketimizde de plak sanayisi tamamen gelişmiştir. Halkımızın kaliteli ve müzik yönü kuvvetli olan plaklara gösterdiği ilgi aşikardır. Bu nedenledir ki, bu sene plak çalışmalarına başladım. Arzum en iyi parçaları en iyi şekilde sizlere sunmaktır. Hepinize kucak dolusu saygılar,sevgiler…” Dikmen, yalnızca “Yaptığım işe bakarım” diye düşünmemiş ve sosyal sorumluluk hisseden bir sanatçı olarak baskı ve kayıt kalitesinin yeterince iyi olmamasından dolayı plak stüdyolarından uzak kalmaya karar vermiştir işte. Netfon’un bu ilk plak sonrası yayınladığı plak da (”Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda Ağlama”) başarılıdır ya, asıl üçüncü plak olan (Mustafa Alpagut’ut iki bestesinin yer aldığı) “Alyanaklım / Yanan Mum” adlı plağın durumu bambaşkadır. Genç ve yetenekli bir müzisyen olan Alpagut, giderek dört bir yanı kuşatmaya başlamış olan ‘Anadolu pop’ akımının içinde gezinen iki şarkı yazmıştır Dikmen’e. Plak her iki yüzü ile büyük bir başarı sağlayacak ancak “Alyanaklım” adlı şarkı, stadyumlara taşınınca kendiliğinden “Yanan Mum”u sollayacaktır. Karacaoğlan’ın bir şiirinden bestelenen “Alyanaklım”ın, “Alma alma yanakları al gibi, boyu uzar gider servi dal gibi…” dizeleri fanatik taraftarlarca takımlarını desteklemek için seçilecek ve Dikmen’in bu şarkısı (hiç şüphesiz sözleri epeyce değiştirilmiş bir biçimde) yıllar yılı ‘tezahürat’ın bir ‘tezahür’ü olarak yankılanır…
Kalbime Yazdım Adını
Bu tezahürat döneminin ilk sonucu, Dikmen’i basının vazgeçemediği bir isim haline gelmesi olur. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan ayrıntılı ve uzun röportajlar, Dikmen’in yalnızca çok iyi bir yorumcu değil aynı zamanda şen ve esprili biri olduğunu da gösterir hayranlarına. Gülmeyi ve güldürmeyi seven, yeri geldiğinde hayatı hafife alabilen ya da onunla dalga geçebilen çok nüktedan biri… Pop müziğin kalbinin attığı Hey dergisinin 17 Mayıs 1972 tarihli sayısında yayınlanan “Ayla Dikmen ile dedikodu yaptık” başlıklı röportajda Dikmen’in anlattığı bir ‘kulis hikayesi’, sanatçının bu yüzünü bütün doğallığı ile gösterir okurlara-hayranlara: “Ünlü klarnetçi Mustafa Kandıralı, geçen gün kuliste bir arkadaşı ile ağız kavgasına tutuşmuş. Kavgaya tutuştuğu kişi en sonunda ‘Sus’ demiş Mustafa Kandıralı’ya, ’sus arkadaş, senin fonksiyonun ne?’ Susmuş Kandıralı. Ama söz dinlediği için degil, ‘fonksiyon’ kelimesinin anlamını bilmediği için susmuş. Hemen gelip Ayla Dikmen’e sormuş: ‘Affedersiniz, fonksiyon ne demek?’ Olayı gördüğü için atılmış Ayla: ‘Sana fonksiyonun ne dedi değil mi? Çok kötü bir laf söylemiş. Küfür etseydi daha iyiydi.’ Kandıralı sinirlenmiş, kıpkırmızı olmuş birden. Hışımla kavga ettiği arkadaşına dönmüş, bağırmaya başlamış: ‘Fonksiyon da sensin, bilmem ne de sensin Utanmaz adam!..’ Bu arada bir gerçeği de meydana çıkaralım. Adana’daki bir konserde Ayla Dikmen’le nişanlısı Coşkun Erdem’in kanununa karabiber eklemişler. Ünlü kanuncu kanununu çaldıkça karabiberler gözlerine sıçramaya başlamış. Gözlerini kapatmaktan, ovalayıp kırpıştırmaktan o gün doğru dürüst çalamamış sanatçı. Sahneden indikten sonra kıyameti koparmış ama bu muzipliği yapanları bulamamış. Gerçeği bu yazıyı okurken öğrenecek…”
Netfon’a yapılan şarkılar – plaklar birikince, dönemin politikası ya da geleneği gereği Dikmen’in ilk albümü de yayınlanır. Gayet sade olaak (tıpkı Coşkun’un yayınlayacağı ikinci albümde olduğu gibi) “Ayla Dikmen” olarak adlandırılmış ve kapağına daha evvel bir 45′lik üzerinde de oturtulmuş ‘elma şekerli’ bir Ayla Dikmen fotoğrafının oturdulduğu bu LP’ye sanatçının hayranları büyük bir ilgi gösterir. Müzik dünyasının kendisi ise, bu albümün Netfon ve Dikmen arasındaki işbirliğinin son halkası olduğunu düşünür; böyle düşünenler yanılmaz da.
Ama bu albümden hemen önce, Dikmen hayatının geri kalan kısmını boydan boya değiştirecek biriyle, Enis Berki’yle tanışır. Dikmen ve Berki’nin 17 Nisan 1968 tarihinde gerçekleşen bu tanışmalarının üzerinden fazla geçmeden ilişkilerinin ‘ciddi’ bir anlam taşıdığına karar verir ve nişanlanırlar. İkili, çok iyi anlaşacak, mutluluk içinde yüzecek ama her nedense ‘nişanlı olma durumu’nu bir türlü tamamına erdiremeyecek, yani evlenemeyeceklerdir. Dikmen ve Berki’nin nişanlı kalma konusundaki ısrarları, çok sonraları yalnızca müzik dünyasının değil, popüler kültür alanında kalem oynatan herkesin ilgisini çeken bir konu olacaktır. Sözgelimi, dönemin çok satan popüler kültür dergilerinden Ses, yıllar sonra bile bu konuya ilgi gösterecek, bu konudan söz açacaktır. Dergi, 2 Mayıs 1981 tarihli sayısında “Olmaz olmaz demeyin… 1968′de nişan, 1981′de nikah” diye bir başlık atacak ve bu konuyu sayfalarına taşıyacaktır.
“Nişandan nikaha kadar geçen sürenin fazla uzamaması gerektiği yolunda yaygın bir düşünce vardır toplumda. Aradaki sürenin uzaması halinde birçok tatsız olayın çıkacağı sanılır. Ama bu düşüncenin geçerli olmadığını ispat edecek bir çift var sanat dünyamızda: Ayla Dikmen – Enis Berki çifti. Bundan on üç yıl önce tanışmışlardı. Aralarında başlayan candan arkadaşlık, güçlü bir sevgiye dönüşünce de evliliğe giden yolda ilk adımı atmışlar ve nişanlanmışlardı. Ama atılan bu adımın sonu bir türlü gelmedi ve çift yıllar boyu nikah masasına bir türlü oturmadı. Fakat nişanlılıklarını tam bir bağlılık içinde sürdürdüler… Bu başarıyı nasıl gösterdiklerini Ayla Dikmen şöyle anlatıyor: Ben sanatıma bağlı bir insanım. Enis de en az benim kadar çalışmalarıma ilgi gösterdi. Parça seçimime varıncaya kadar her şeyimle ilgilendi. Ayrıca son derece entelektüel bir insandır. Girdiği her gruba kısa sürede uyar. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş bir kişidir. Birbirimizden uzak olduğumuz günlerde en az üç kez beni telefonla arar. Bensiz hiçbir yere gitmez ve beni yalnız bir yere göndermez. Bu tutumu dedikodulardan uzak kalmamızı sağladı… Dikmen, ardından da büyük haberi veriyor: Bu yılın sonuna doğru evlenmeyi düşünüyoruz…”
Açtık Aşk Defterini
Dikmen, ilk albümünün yayınlanmasının ardından Netfon ile yollarını ayırır ve Moda adlı bir firmaya tek bir plak (”Ayrılık Şarkısı / Seninleyim”) yapar. Ardından da asıl ‘altın dönem’ini yaşayacağı Coşkun Plak’a geçer. Müzik dünyamızın büyük ve güçlü firmalarından Coşkun, Ayla Dikmen gibi bir star’ı bünyesine kattıktan sonra hiçbir masraftan kaçınmamış ve yapılacak her plak için büyük bütçeler ayırmaya karar vermiştir. Bu yeni dönemin açılışı da çok şaşaalı bir biçimde yapılır. Ayla Dikmen “Aşk Defteri” ile açmıştır bu yeni dönemini. Fikret Şeneş’in hem duyarlı hem de esprili sözleriyle neredeyse baştan yarattığı bu şarkı, plak olarak yayınlanır yayınlanmaz dillere yerleşir. Dikmen, artık tek televizyon kanalımız olan TRT’nin de çok fazla davet ettiği yıldız durumuna gelmiştir. “Aşk Defteri”nin dillere düşmesi sonucu açılan televizyon kapıları, Dikmen’in daha sonra yapacağı şarkıların da anında yaygınlık kazanmasına yol açar. Başta “Yolcu Yolunda Gerek”, “Kim Dinler Sizi” ve “Anlamadın mı” adlı şarkılar olmak üzere, hemen hemen her Ayla Dikmen-Coşkun ortak çalışması satış rekorları kırar, listeleri alt üst eder. Bu başarı Dikmen’in ikinci albümünün de yayınlanmasına neden olur. Coşkun, hem 45′liklerin görece dağınıklığını telafi etmek, hem de Dikmen’in yaygınlaşan ünü nedeniyle artan talebi karşılamak için Dikmen’in ikinci albümünü yayınlar.
Bu ikinci albüm de, birinci albümde olduğu gibi Dikmen’in 45′liklerinin toparlanmasından oluşturulmuştur. Ama Coşkun’un yayınladığı (ve 45′lik olarak yayınlanmamış birkaç yeni şarkı ile de desteklenmiş) bu albümün dikkat çekici yönü tasarım ve ambalajıdır. Firma, ‘güzel sanatlar’a düşkünlüğü ile bilinen Dikmen’e oldukça zengin, oldukça gösterişli bir albüm kapağı yaptırmıştır; açılır-kapanır üç parçalı bir ambalajdır bu ve üçüncü parça, daha önce hiç rastlanmamış ölçüde temiz ve sağlam bir biçimde kapağın diğer bölümlerine (tabiri caizse, bir anahtarın bir kilide girişi gibi) eklenmekte-yapışmakta ve albüme bir ‘hatıra defteri’ havası vermektedir.
Dikmen, 1978 yılında son 45′liği “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”ı yapar. Sanatçı çok ünlü, çok popülerdir ama Türk popu genel bir durgunluk yaşamaya başlamış ve bu durgunluk 45′lik satışlarının düşmesine yol açmıştır. “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım” büyük bir hit haline gelmiş olmasına rağmen, bu plak sonrası Dikmen yeni bir single yapmaz. Dönem artık ‘çiğ köfte’li basın toplantılarıyla tanıtılan ‘taverna – fantezi’ ağırlıklı plakların baş köşeye kurulduğu bir dönemdir ve Dikmen, tam da kendisinden beklenebileceği gibi bu yeni dönemi uzaktan izlemek için köşesine çekilir. Ancak şarkı söyleme aşkı Dikmen’in peşini bırakmaz ve 45′lik değil ama bir albüm hazırlığına başlar. Yeni albümün büyük bir kısmı yeni şarkılardan oluşacaktır. Coşkun’un, düzenlemelerini (en azından büyük bölümünü) Mustafa Özkent’e emanet ettiği ve “Göz Bebeğim” olarak adlandırılmış) bu albüm, yayınlanmasıyla birlikte büyük gürültü koparır. Dikmen’in Coşkun’a yaptığı son 45′lik (”Onu Bunu Bilmem Kararlıyım/İlk ve Son Aşkımsın”) dışında geri kalan şarkıların hepsi yenidir, ilk defa duyulmaktadır. Dikmen ve ekibi, belli ki çok sıkı bir repertuar çalışması sonrası stüdyoya girmiştir. Albümdeki şarkıların büyük bir kısmı (başta açılış şarkısı olan “Zehir Gibi Aşkın Var” olmak üzere) dillere düşer, sevilir. Bu da, Dikmen’in müzik dünyamıza sunduğu bir başka yenilik hatta ‘reçete’ olur: Evet, 45′likler tarihe karışmak üzeredir ama bu müziğin ya da şarkı söylemenin sonu değildir. Sıkı şarkılarla örülmüş bir albümle de, 45′liklerin yokluğu telafi edilebilecek, hit şarkı yaratılabilecektir.
Olacak Olacak
Ama bu albüm sonrası her şey (80′li yıllar boyunca) düzgün ya da yolunda gitmez. Ülke derin bir karanlığa gömülmüş ve bu karanlıkta ‘müzik’ (en azından pop müziği) derinlerde bir yerlere itilmiş, raflara kaldırılmıştır. Bu yeni ‘durum’ da, ne Ayla Dikmen’in ne de diğer müzisyen ve yorumcuların değiştirebileceği bir şeydir. Siyasi yapının düzelmesini, en azından ‘makul’ bir yola girmesini beklemek dışında kimsenin elinden bir şey gelmemektedir.
‘Müzik’ adına her şey, bir zaman sonra bir şekilde düzene girecektir de. 80′li yılların sonuna doğru genç şarkıcıların açtığı yeni bir sayfa sonrası Türk popu yeniden dalgalanacak, dalgalar birkaç yıl içinde bir fırtınaya dönüşecektir. Ancak ne yazık ki, bu yeni açılan dönemde Dikmen yeni bir şeyler yapmaya fırsat ya da imkan bulamayacaktır. Sanatçı, o uzun ve bitmek bilmez bekleme zamanlarında ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmaya başlamış ve bu boğuşma sırasında ister istemez müzik ve şarkılar Dikmen’in hayatında geri plana düşmek zorunda kalmıştır.
20 Ağustos 1990
Dünya güzeli bir insan, yaşamı boyu müziği ve şarkılarıyla hayatımızı değiştiren, renklendiren bir yorumcu ‘elveda’ der bu dünyaya. Geriye de şarkılar kalır. Her zaman, hepimiz için çok şey demek olan, çok şey anlatan, bizi biz yapan şarkılar.
Gorillaz, Ermeni müzik grubu Blur’un solisti Damon Albarn ve Tank-Girl gibi çizgi romanların yaratıcısı Jamie Hewlett’in önderliğinde kurulmuş olan Dünya’nin ilk sanal müzik grubudur.
Grup ilk albümlerini 2001 yılında çıkarmış ve bu albüm Dünya çapında 6 milyon kopya satarak Guinness Rekorlar Kitabi’na “En Çok Satan Müzik Albümü” adıyla girmiştir. İkinci albümleri Demon Days’i de 2005 yılında piyasaya çıkaran Gorillaz, albümde yer alan “Feel Good Inc.” şarkısıyla Grammy Ödülü almıştır.
Grup üyeleri gerçek yüzlerini asla göstermezler.Konserlerini gölgelerin arkasından sadece siluetleri gözükecek şekilde düzenledikleri bir ışık gösterisi eşliğinde yaparlar.2005 yılında MTV Avrupa Müzik ödüllerinde hologram tekniğini kullanarak yaptıkları 3 boyutlu konserle tüm Dünya’nin takdirini kazanmıştır ve bu zamandan sonra birkaç konserini daha bu teknikle yapmışlardır. 2006′nin son çeyreğinde dağıldığını açıklayan grup ardında sadece iki albüm bırakmasına rağmen gelmiş geçmiş en iyi müzik gruplarından biri olarak sayılmaktadır.Grubun tekrar bir araya geleceğine inanan büyük bir topluluk mevcuttur çünkü böyle kısa süreli bir ayrılık daha öncede yaşanmıştı.
Tarihçe
1999 yılında Damon Albarn ve Jamie Hewlett projeyi ilk oluşturduklarında grup ismini “Gorilla” olarak belirlemişlerdi ama 2000 yılında ismi Gorillaz olarak değiştirdiler.İlk şarkıları “Ghost Train” ülkede ses getirince grup hemen sonrasında kendi adlarını taşıyan albümlerini 2001 yılında piyasaya sürdüler ve büyük başarı elde ettiler.1 yıl sonra “G-Sides” adı altında çıkardıkları albüm ile ilk albümündeki şarkıların çoğunun kendileri yeniden düzenlemiştir.Bu albüm ile ünlerini daha da arttıran Gorillaz bir süre singlelar üzerinde durmuştur.
5 Mart 2001 yılında yayınladıkları ve Clint Eastwood’a karşı eleştiler taşıyan “Clint Eastwood” adlı singleları “Yılın En İyi Single Şarkısı” ödülünü almıştır. 25 Haziran 2001′de çıkardıkları “19/2000″ adlı singleları ise Dünya müzik listelerine bir numaradan giriş yapmış ve büyük ilgi görmüştür.Bunun sonucunda EA Games ile yapılan bir anlaşma ile 19/2000 , FIFA 2002′nin resmi müziği olarak seçilmiştir ve aynı sene “En İyi Oyun Müziği” dalında ödül kazanmıştır. 22 Kasım 2001′de çıkardıkları “Rock The House” ve 7 Aralık 2001′de çıkardıkları “911″ adlı singleları ile 2001 yılını kapatan Gorillaz bir anda Dünya’nin en iyi grupları arasındaki yerini almıştır.Öyle ki 2001 yılının başında neredeyse sayılı bir kitle tarafından tanınan bir grupken , sene sonuna gelindiğinde Dünya’nin her tarafında büyük hayran kitleleri olan bir grup haline gelmişlerdi.
2002 yılında 2 single daha yayınlayan grup daha sonrasında artık bu işten zevk almadıklarını öne sürerek dağıldıklarını açıklamışlardı.Grubun 4 üyeside Dünya’nin farklı yerlerine dağılmış ve arkasında büyük bir hayran kitlesi bırakmışlardır.Aradan geçen 2 seneden sonra 2004 yılında bu ayrılığa dayanamayan grup üyeleri Haruka Kuroda (Noodle)’nin çabalarıyla tekrar bir araya geldi ve yeni albüm üzerine çalışmaya başladılar.
9 Mayıs 2005′de yayınladıkları “Feel Good Inc.” adlı singledan hemen 2 hafta sonra 21 Mayıs 2005′de piyasaya çıkan “Demon Days” adlı albüm ile tekrar müzik dünyasına dönen Gorillaz çalışmalarına “Feel Good Inc”,”Dare”,”El Manana”,”Dirty Harry” gibi en sevilen parçalarına klipler çekerek devam etti. 2005 yılına kadar Gorillaz tüm konserlerini karanlık bir sahnede gölgelerin arkasından yapıyordu.Hazırlanan ışık düzeni ile sadece kara bir cisim gibi gözüküyorlardı. Sahnenin üst tarafına koyulan bir ekran ile şarkı eşliğinde o şarkının klibi veya ilgili resimler gösteriliyordu.Ama 2005 MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde bu değişti.Geceye davetli olarak katılan Gorillaz sahnede yıllarca unutulmayacak bir gösteriye imza attı.Hologram tekniğini kullanarak Gorillaz karakterlerini 3D şeklinde yansıtarak canlı müzik yaptılar.Ardından 2006 Grammy Müzik Ödülleri’nde de Madonna ile birlikte aynı sahneyi paylaşayarak hologram konseri yapmışlardı.
2006′nin son çeyreğinde 2. kez hayranlarını üzecek bir olay yaşandı ve Gorillaz bu sefer bir daha asla birleşmemek üzere dağıldığını açıkladı.Hatta ciddi olduklarını göstermek için birkaç TV şovuna çıkıp kendilerini ilk defa insanlara göstermişlerdir.Ama buna rağmen hayranları halen Gorillaz’in yeniden birleşeceğine inanmaktadır.
Grup birleşmiş ve 20 Kasım 2007 tarihinde yeni albümleri D-Sides piyasaya çıkmıştır.
Grup üyeleri
2-D (Vokalist, Klavye)
Damon Albarn’in karakteri olan 2-D’nin gerçek ismi Stuart Tusspot’tur.Grubun en sakin ve normale yakın kişiliğe sahip sayılabilecek üyesidir.
Murdoc Niccals (Bas Gitar)
Phil Cornwell’in karakteri olan Murdoc psikolojisi bozuk,sadist,sapık ruhlu ve kadınlara düşkün bir kişidir.Grubun en anormal üyesidir ama çoğu internet sitelerine göre Murdoc Gorillaz’in en iyi üyesidir ve birçok hayran sitesi mevcuttur.İngiltere’de yapılan bir ankette satılan Gorillaz ürünleri arasında en çok Murdoc’un ürünlerinin tercih edildiği ortaya çıkmıştır.
Russel Hobbs (Bateri)
Remi Kabaka’nin karakteri olan Russel’in garip bir özelliği vardır;uyuduğu zaman onun kötü niyetli hayaleti ortaya çıkar ve Dünya’ya karanlığın hükmetmesini sağlamak için uğraşır.Yemek yapmak,tamirat hobileridir.
Noodle (Gitarist,Vokal)
Haruka Kuroda’nın karakteri olan Noodle grubun kadın üyesidir.Gruptaki herkes ondan korkar çünkü Uzakdoğu Dövüş Tekniklerinin ustasıdır.Dünya çapında büyük fan kitleleri oluşturmuş olan Noodle kendini bir FedEx kutusu içinde Japonya’ya kargolaması ile bilinir.
Diğer karakterler
Del
Russel’in kötü niyetli hayaletidir. “Clint Eastwood” ve “Rock The House” kliplerinde görünmekte olup, grubun Gorilla Bite adındaki kısa filmlerinden “Jump The Gut” adlı bölümünde de gözüküyor.
Paula Cracker
2-D’nin eski kız arkadaşıdır ve grubun birkaç şarkısında gitaristlik yapmıştır. Noodle ondan nefret eder.
Diskografi
Singleları
Clint Eastwood (2001)
19/2000 (2001)
Rock The House (2001)
911 (2001)
Tomorrow Comes Today (2002)
Lil (2002)
Feel Good Inc. (2005)
DARE (2005)
Dirty Harry (2005)
Kids With Guns (2006)
El Manana (2006)
DVD
Phase One: Celebrity Take Down (2002)
Demon Days Live (2006)
Phase Two: Slowboat to Hades (2006)
Yasmin Levy Yahudilerin ve Arapların Kudüs’te de, barış içinde bir arada yaşamalarının mümkün olduğuna inanıyor. 32 yaşındaki şarkıcı kendini çok kültürlü bir metropolün elçisi olarak görüyor.
Yasmin Levy Kudüs doğumlu.32 yaşındaki sanatçı şehrin Baaka bölgesinde bir Yahudi olarak büyümüş. Babasının ölümünde sadece 2 yaşında olan Levy, annesi tarafından yetiştirilmiş. Çocukluğundan beri Araplarla birlikte büyüdüğünü söylüyor, ‘anneme anne derler’ diyor ‘Arap arkadaşlarım’.
İkiyüzlü davranmamak gerektiğini; 1948 yılında İsrail kurulduğunda Arapların evlerinden uzaklaştırıldığını ve Yahudilerin onların yerlerine yerleştirildiğini, bunun haksız bir durum yarattığını kabul ediyor. Bu bölgede Arap kültürünün kendisini her alanda hissettirdiğini belirtiyor. Yahudi ve Arap toplumunun duygusal açıdan birbirine çok benzediğinin altını çiziyor.
Yasmin Levy albümünde Sefarad kültürünü Anadolu etkileriyle sunuyor. İspanya’da bir aile dostları kendisinin müzik alanındaki yeteneğini fark etmesiyle başlayan müzik yaşamında ilk olarak Flâmenko ile tanışmış Yasmin.
Ancak bu aşamadan sonra Yasmin kendisini içinde büyüdüğü kültürünün cazibesine kapılmaktan alıkoyamayarak, Sephardi Yahudilerinin konuştuğu Ladino dilinde söylenen, dağıldığı toprakların kültürleriyle bir arada olmanın zenginliğini içinde barındıran müzikleri ortaya çıkartmaya, dünyaya tanıtmaya başlamış.
‘Bir kere duyduğunuzda bir daha asla unutamayacağınız ses’ olarak tarif ediliyor Yasmin Levy. Üçüncü albümü ‘Mano Suave’ ile yine Sefaradların çok kültürlülükle içiçe olan tarihlerini ard arda gelen canlı ve sürekli ritimlerle yeniden yaşatıyor.
“Romance & Yasmin” ve “La Juderia” albümleriyle dünya müziği sahnesinin kısa sürede ümit veren şarkıcılarından birine dönüşen Kudüs doğumlu Yasmin Levy, Sefarad kültürünü yoğun olarak Anadolu etkileriyle yansıtan; üzerinde 500 yılı aşkın zamanın tozu bulunan şarkıları bu kez ‘Mano Suave’ albümüyle gün yüzüne çıkarıyor.
İzmir yakınlarında büyük bir Sefarad cemaatinin içinde doğan babasının kilise korosu şefliği ve şarkı derleyiciliği yapmış olması dolayısıyla bugünkü repertuarını oluşturan Yasmin Levy, şarkıcılık kariyerine flamenko söyleyerek başlamış. Fakat Ladino dilinin yok olmaması adına Sefarad şarkılarına yönelmiş. Yasmin Levy bunu yaparken de İran, İsrail, Paraguay, Türkiye ve İspanya’dan gelen müzisyenlerle çalışmış.
Mümin Sesler’in kanun ve uduyla eşlik ettiği ‘Mano Suave’de gitar, perküsyon, darbuka, arp, kontrbas, klarnet, ney, zurna gibi farklı kültürlerden ve disiplinlerden enstrümanları bir arada duymak mümkün. Yasmin Levy’nin ‘Mano Suave’ albümü Türkiye’de AK Müzik etiketiyle yayımlanıyor.
La Alegria
yo bebo y bebo y bebo para olvidarte
yo duermo y duermo y duermo para no pensar
maldito mundo
vivir para pagar por el pecado de amarte
maldita tu
sueltame
te digo que vida no tengo y es por tu culpa
las noches igual que los días
de soledad
oh dio mio
ayúdame para matar este amor
que está en mi corazón
bendito dio sálvame
solo caminando en el camino de este mundo
y no tengo más fuerza para luchar
pensaba que amarte fue el remedio del dolor
pero el dolor se hizo grande más y más
te dejo para siempre vida mia no te olvides
que soy hombre que existe para ti
y el cante de mi vida te regalo para siempre
hasta que llegue el día del morir
Türkçesi:
Mutluluk
Seni unutabilmek için,
İçiyorum, içiyorum, yine içiyorum.
Düşünmemek için,
Uyuyorum, uyuyorum, yine uyuyorum.
Kahrolası dünya,
Seni sevmenin günahını ödüyorum.
Seni sonsuza kadar terk ediyorum, aşkım,
Ama yalnız senin için var olduğumu bil.
Ve hayatımın şarkısını sana armağan ediyorum.
Sonsuza kadar… Ölene kadar
Ladino (Judeo-espaniol)
The Spanish Jews who fled Spain in 1492 after the Edict of Expulsion took with them a rich cultural heritage including the Spanish language. For nearly five centuries Sephardi Jews have kept alive the language of those Spanish exiles. Ladino, as it is popularly known, is an archaic form of Spanish with structures and vocabulary that can be traced back to the fifteenth-century. Over the centuries it has absorbed vocabulary from the countries in which the Iberian Jews had settled . Its Hebrew content mostly consists of religious terms such as haham, a rabbi. Whilst there remain very few native-Ladino speakers today, there has been a recent worldwide revival of interest in this ‘dying’ language.
Likewise enjoying great popularity today are Ladino songs. These can be divided into romansas, ballads (dramatic narrative poems) and kantigas (lyric songs), the most popular of which are love songs. Yasmin Levy’s repertoire includes both these types of song. Most of the ballads she sings and several of the songs can be traced back to medieval Spain.
Emre Aydın (d. 2 Şubat 1981, Isparta), Türk pop-rock sanatçısı. Liseyi Antalya Anadolu Lisesi’nde bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde eğitim gördü. 2002 yılında SingYourSong beste yarışmasında 6.Cadde isimli grubuyla Türkiye birincisi oldu. 2003 yılında solistliğini ve şarkı yazarlığını üstlendiği grubu 6.Cadde`yle ilk ve tek albümlerini yayınladı. Aynı yıl gruptan ayrıldı.
Aynı dönem internet üzerinden yayınladığı “Belki Bir Gün Özlersin” isimli şarkısıyla özellikle genç kesim tarafından tanındı. Solo kariyerinin ilk çalışması olan “Afili Yalnızlık” albümü Ekim 2006′da Sony Music BMG/GRGDN tarafından yayınlandı. İlk klip albüme de adını veren “Afili Yalnızlık” şarkısına Yon Thomas tarafından çekildi. Klipte Emre Aydın yerine ünlü oyuncu Şebnem Dönmez rol aldı. Ardından; “Kim dokunduysa sana ona git”, “Git”, “Belki bir gün özlersin” şarkılarına klip geldi. Emre Aydın “Belki bir gün özlersin”e çektiği video kliple birçok müzik listesinde üst sıralara yerleşti.
Sanatçı en iyi çıkış, en iyi albüm, en iyi yorumcu gibi birçok dalda ödül kazandı. Gripin’in albümünde yer alan ve Emre Aydın’ın da eşlik ettiği “Sensiz İstanbul’a Düşmanım” parçası 11. İstanbul FM Altın Ödülleri töreninde En iyi şarkı, beste ve söz ödülünü almıştı.Ayrıca Emre Aydın 2008 yılında EMA (Europe Music Awards)’da Dima Bilan, Leona Lewis gibi önemli sanatçıları alt sıralarda bırakarak 1. oldu.Emre; ikinci konsept albümünün temasını efkar olarak isimlendirdi.Yeni albümünde de birçok başarıya imza atacağı şimdiden aşikar.
MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde kazananlar, izleyicilerin internet üzerinden ve kısa mesaj yoluyla verdikleri oylarla belirleniyor, en İyi Sanatçı’nın kimin olacağını belirlemek için 12 Ekim 2008 tarihinden bugüne tüm dünyadan gelen oylarla MTV Türkiye’nin adayı Emre Aydın Avrupa’nın Fatihi olmayı başardı. Bu yolda önce Hadise, Sagopa Kajmer, Hayko Cepkin, Hande Yener ve Hadise’yi eleyerek MTV Türkiye birincisi olamayı başaran Emre Aydın, katılan 21 Avrupa ülke birincilerini bile geride bırakarak “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” oldu.
6 Kasım Perşembe gecesi açıklanan oylama sonucunda “AVRUPA’NIN EN İYİ SANATÇISI” olmayı başardı ve dünyaca ünlü yıldızlar; Beyoncé Knowles, The Killers, Kid Rock, Duffy, Pink, Take That, Tokio Hotel, SugaBabes, Solange Knowles, Grace Jones ile aynı sahneyi paylaşma şansını elde etti…
Dünya’nın bir numaralı müzik televizyonu olan MTV, dünyanın 168 bölgesinde, 23 farklı dilde yayın yapmakta olup; ortalama 400 milyon hanede izlenmektedir. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar kişi tarafından takip edilen MTV, 09 Kasım gecesi kaçıranlar için MTV Avrupa Müzik Ödülleri gecesini tekrar ekrana getiriyor.
Michael Jackson, 29 Ağustos 1958′de Amerika’nın Indiana kentinde dünyaya geldi. Birbirinden yetenekli kardeşleriyle birlikte olduğu “Jackson 5″ın en küçük üyesi olan Michael Jackson, 70′lerin en popüler şarkıcı starlarından biri; yalnızkense 80′lerin en büyük pop starıydı. Michael Jackson, Jackson 5′dayken belki de tek ilgi odağıydı. 11 yaşındayken Motown etiketiyle tek başına çıkış yaptığı zaman kazandığı başarı inanılmazdı; ardı ardına gelen dört, bir numara hit’lerinden ilki ‘I Want You Back’ ile solo bir sanatçı olarak göze batmaya başladı ve asıl başarısını 1971′deki ‘Got to Be There’ ile yakaladı. Ardından 1972 tarihli yenilenmiş ‘Rockin’ Robin’ ve ‘Ben’ geldi. Michael Jackson ve Jackson 5, 70′lerin başında düşüşe geçti, grup Epic’e geçti. Jackson geçici olarak solo kariyerini iptal ederek ismi “Jacksons” olarak değişen grubun liderliğine soyundu.
Grup kendi birikimi ve materyalini kullanarak eski popülerliğini kısa sürede kazandı. Jackson 1979 solo kariyerine hislice söylenmiş, olgun dans şarkıları derlemeleri ‘Off the Wall’ ile geri döndü; ‘She’s Out of My Life’, ‘Don’t Stop ’til You Get Enough’. Bu çalışmalar daha önceki grup ve solo çalışmalarını da geride bırakıp dört tane bir numara hit’i çıkarttı. Jackson, tekrar Jacksons’la kayıt yapmaya ve turneye çıkmaya başladı, ancak bir sonraki solo albümü 1982′deki ‘Thriller’ müzikal bir fenomen oldu.
Tüm zamanların en büyük albümlerinden biri olan albüm; sadece Amerika’da 20 milyon sattı ve yedi Top 10 hit’i çıkardı. Açıkça Jackson kendi kardeşlerini geçmişti, ama onlarla bir albüm daha yaptı ve 1984′te turneye çıktı. Bir sonraki albümü ‘Bad’ 1987 yılında çıktı. Amerika’da altı milyon satan albümün çıkışının hemen ardından Jackson, albümü destekleyen bir dünya turnesine çıktı. Albümden çıkan yedi single’dan altısı Top 10 hit’i olurken bunlardan sadece beş tanesi bir numaraya kadar yükselebildi. 1991′de Michael Jackson büyük bir reklam/tanıtım kampanyasıyla gelen ‘Dangerous’la geri döndü.
1992 yılının ortalarına doğru yaklaşık dört milyon satan albümden ‘Black and White’, ‘Remember the Time’, ‘In the Closet’ ve ‘Jam’ gibi hit’ler çıktı. Jackson, bu albümün arkasından ikinci dünya turuna çıktı. 1992′de Avrupa’da başlayan turne 1993 yılına kadar sürdü. Hakkınca onlarca kirli dedikodu çıkmasına rağmen Jackson’ın kariyeri hep temiz kaldı. 1993′e kadar imajında büyük hasarlar oldu. Jackson çocuk taciziyle suçlandı, ancak tüm iddiaları reddeden Jackson, 1994′e kadar tüm bu davalardan kurtulamadı. Mahkemenin ardından 1994′te ‘History’ üzerine çalışmalarına başlayan Jackson, 20 Haziran 1995 günü bir yeni albüm, bir de greatest hits’ten oluşan derlemeyi piyasaya dürdü. Yine aynı yıl, Mayıs 1994′te gelmiş geçmiş en ünlü rock efsanesi kabul edilen Elvis Presley’nin kızı Lisa Marie Presley ile evlenen Jackson, bu evliliğini ancak 19 ay sürdürebildi ve çift, 1996 yılının başında ayrıldı.
1996 yılında ‘History’ adlı albümünün tanıtımı için dünya turnesine Jackson, 1997 yılında da konserlerine devam etti. Bu sırada ”Blood on the Dancefloor - HIStory in the Mix’ adlı albümünü piyasaya sürdü ve bu kasette 5 yeni şarkı ve 8 remix yer aldı. Albüm kısa sürede Avrupa’da 1 numara oldu ve en çok satan remix albümü oldu. Çocuk taciz suçlamaları ve bu taciz suçlamalarındaki medyanın yoğun baskısı, Debbie Rowe ile sürpriz ikinci evliliği yapması bile onun, hayranlarının kalbindeki “Pop’un Kralı” unvanını yok edemedi.
2001 yılında otuzuncu sanat yılını kutlayan Jackson, yine aynı yıl, uzun süren sessizliğini ‘Invincible’ adlı albümüyle bozdu. Fakat Jackson’un bu albümü dünya çapında eski albümlerine göre pek beğenilmedi. Jackson, evlat edindiği 2 çocuğuyla birlikte hayatına ve stüdyo çalışmalarına devam etmektedir. Michael Jackson’ın kökeni Afrikalıdır. Ama aynı zamanda Cherokee kökenlidir. Babası Joseph, Michael Jackson’ın müzik ve dansa olan ilgisini fark edince, vaktini ve gücünü onun eğitimine ve gelişimine harcadı. 9 kardeş olan Jackson ailesinden Michael, Marlon, Tito, Jermaine, Jackie “Jackson 5″ grubunu oluşturdular.
Müzik kariyerine 7 yaşındayken bu gruba solisti olarak başladı. Bir yıl içinde Jackson kardeşler şarkılarını ve danslarını Harlem, New York’a taşıdılar. Apollo tiyatrosu’nda sahne alan Jackson 5 amatör şov yarışmasında birincilik ödülünü aldı. 1969 yılına kadar Jackson 5 konserlere ve gece şovlarına devam etti. Dönemin en başarılı r&b plak şirketi olan Motown’un kurucusu Berry Gordy’nin Jackson 5 grubunu dinlemesi ile grubun önü açıldı. Beatles’tan sonraki en hızlı çıkışı yakalayan Jackson 5 yaptıkları albümler ile ilgi gördü. I Want You Back, ABC, The Love You Save ve I’ll Be There’billie jean’ listelerde 1 numaraya çıkan hitler oldu.
Solo çalışmaları
Off The Wall
1979′da Michael Jackson yetişkin bir sanatçı olarak ilk solo albümünü çıkarttı. Bu albüm ile pop müzik ve şov dünyasının öne çıkan bir tipi haline gelen Michael Jackson ilk Grammy ödülünü kazandı. Albümde yer alan singlelar Don’t Stop ’till You Get Enough, Rock With You, She’s Out Of My Life ve Off The Wall, bütün listelerde 1 numaraya kadar yükseldiler ve milyonu aşan rakamlarda satıldılar. Off The Wall albümü Amerika Birleşik Devletleri’nde 10; dünya genelinde 1 milyon dolardan fazlaya sattı. Solo kariyeri ile beraber The Jacksons ile çalışmaya devam eden Michael Jackson besteci ve yazar olarak gücünü platin albüm olan Triumph ile ispatladı. Bu albümün dev turnesinde The Jacksons 34 şehirde konserler verdiler ve 5,5 milyon dolarlık bir turne cirosu elde etti. Atlanta Çocuk Vakfı için 100.000 dolar getiren bir konser verdiler. 1982′de Michael Jackson, Diana Ross için The Muscles şarkısını yazdı. E.T. (Extra-Terrestrial) albümü ile en iyi çocuk albümü olarak bir Grammy daha kazandı.
Thriller
1 Aralık 1982′de yayınlanan Thriller albümünün ilk single şarkısı “The Girl Is Mine” (Paul McCartney ile düet), milyonu aşan satışları ile albümün yolunu açtı. Thriller, Noel başında müzik mağazalarına girdi. Aynı günlerde radyo ve televizyonlara çıkan ikinci single Billie Jean ile albüm satışları birkaç hafta içinde bir milyonu aştı. Üçüncü single Beat It ile Michael Jackson ismi pop dünyasının dışına da taşındı. Rock müziğin efsane gitaristi Eddie Van Halen’in da çaldığı “Beat It” kısa zamanda rock radyolarında da boy gösterdi. The Jacksons, Motown’un 25 yıldönümü için hazırlanan özel televizyon şovu için tekrar bir araya geldi.
Bu televizyon programında Michael Jackson tek başına “Billy Jean” şarkısını ve tarihe geçen Moonwalk dansını yaptı. Sadece Amerika içinde 50 milyon seyirciyi ekran başına toplayan şov, dünyada da milyonlarca televizyonda yayınlandı. 1983′te Thriller’ın satışları 60 milyonu, 2007 yılı itibarı ile ise dünya çapında 104 milyonu geçti ve tarihte en çok satan albüm olarak rekorlar kitabında yerini aldı. Bir başka rekor, Thriller klibi ile kırıldı. 14 dakikalık bu klip 900.000 adet satılarak en yakın takipçisini geride bıraktı. Albüm birçok ödüle hak kazandı; 8 Grammy, 7 Amerikan Müzik Ödülü, 4 Siyah Altın Ödülü, 4 Amerikan Video Ödülü, 3 MTV Ödülü ve People’s Choice Award.
We Are The World
1984′de Michael Jackson ve kardeşleri Victory albümünü çıkarttılar. Thriller’ın sürmekte olan etkisi ile “Victory” çift platin aldı ve Jacksons’ın en çok satan albümü haline geldi. Uluslararası basının büyük ilgisi sayesinde Jacksons’ın Victory turnesi büyük ilgi gördü. Michael Jackson, bütün turne gelirinin bağışlanacağını ilan etti. Bunun üzerine Hollywood Ticaret Odası, yıldızlar geçidine Michael Jackson’un özel yıldızını ekledi. Kariyerinin bir başka başyapıtı olan We Are The World’ü 1985′te Lionel Richie ile beraber besteledi. 40′tan fazla sanatçının katıldığı We Are The World, en çok satan single olma özelliğini hala koruyor. Single satışlarından elde edilen gelirin bir kısmı, Afrika’da hüküm süren açlık ile mücadele için harcandı. Michael ve Lionel, bu performanslarıyla Yılın Şarkısı Grammy Ödülü’nü kazandılar.
Bad
1987′de I Just Can’t Stop Loving You ile Michael Jackson tekrar dünya müziğinin gündemini belirledi. 31 Ağustos’ta müzik mağazalarına giren albüm, müzik piyasasının gördüğü en büyük sipariş olarak tarihe geçti. Bir başka ilk: Albümde yer alan Man In The Mirror, The Way You Make Me Feel, Bad, I Just Cant Stop Loving You singlelarının hepsi, listelerde 1 numarada kalmayı başardı. Michael, 128 konserlik dünya turnesine çıktı. Turne, 1989′un Ocak ayında 125 milyon dolarlık ciro ile Bad için üçüncü bir dünya rekoru kırmış oldu. Daha önce Thriller ile elinde tuttuğu En Çok Satan Klip rekorunu 94 dakikalık Moonwalker ile kıran Michael (1 milyon satış), 1989′da çıkan Michal Jackson The Legend Continues ile (500.000 satış) eski rekorunu bir kere daha geçti.
Bad ile Michael Jackson sayısız ödül ve unvan kazandı. Dehasının bütün bu ödüllerden daha belirgin kanıtı, dünya çapında elde ettiği satış rakamlarıdır. 2007 yılında resmi sözcüsü Raymone K. Bain tarafından yapılan açıklamalarda toplamda 750 milyon adet ürün sattığı açıklandı. (Albüm, single, DVD, vs…) Dangerous 1991′de MTV Video Vanguard ödülünün adı, sanatçının onuruna Michael Jackson Video Vanguard olarak değiştirildi. Bir ay sonra Black Or White yayınlandı ve 7 hafta boyunca 1 numarada kaldı. Albümünde yer alan single yine bütün listelerde en üst sıralara kadar yükseldi. In The Closet 6 numaraya, Jam 3 numaraya yükseldi.
Albüm dünya genelinde 30 milyon adet sattı. Dangerous dünya turnesinde Michael Jackson, her gittiği ülkede bir numaralı gündem oldu. Sadece Japonya’da, 500.000 seyirci Michael Jackson’u izledi. 1993 yılında bütün dünya basını Michael Jackson’ın müziğini ve kliplerini yayınlıyordu. 27. Superbowl maçının devre arasında sahne alan Michael Jackson, 100 milyon Amerika’lıyı ekran başına toplayarak bir başka rekora imza attı. 24 Şubat 1993′de 35. Grammy ödüllerinde Michael Jackson’a Yaşayan Efsane ödülü verildi. 9 Mart’ta Soul Train Müzik ödülleri nde bir başka ödül olan Yılın Hümanisti ödülünü aldı.
HIStory - Past, Present and Future Book I
1995 Yılında Michael Jackson müzik piyasasına çift CD’lik bir albüm ile geri döndü. Tam adı HIStory - Past, Present And Future Book 1 olan albüm, hem “Onun hikayesi” hem de “Tarih” anlamında kullanılan HIStory teması üzerine kurulu. Albüm diğer Michael Jackson albümleri gibi yine Amerika ve Ingiltere listelerine 1 numaradan giriş yaptı. Albümün ilk diskinde Michael Jackson’ın Billie Jean, Beat It, Bad, Man In The Mirror, The Way You Make Me Feel, Don’t Stop Till You Get Enough gibi müzik dünyasına damga vurmuş şarkılar yer aldı. İkinci diskte ise, Michael Jackson’ın yeni şarkıları yer alıyordu. HIStory’den ilk yayınlanan single Michael Jackson ve Janet Jackson kardeşlerin düeti Scream idi. 7 milyon dolara çekilen Scream klibi Michael Jackson’a “en pahalı klip” rekoru ve bir de “en iyi video” Grammy’si kazandırdı. Şarkı Amerikan Billboard listesine doğrudan 7 numaradan girerek başka bir rekora daha imza attı. Daha sonradan yayınlanan You Are Not Alone single ı ile ise Billboard listesine doğrudan 1 numaradan girmeyi başararak kendi rekorunu bir daha kırdı.
Earth Song şarkısı ve videosu ile dünya sorunlarına, savaşlara ve çevre kirliliğine karşı tutumunu dile getiren Michael Jackson, Ingiltere’de 7 hafta ard arda 5 numarada kaldi. They Don’t Care About Us şarkısı dünyadaki açlık ve sefalete çok güçlü bir ritm ve melodi ile dikkat çekmeyi başardı. 1996 yılında HIStory Dünya Turnesi’ne çıkan Michael Jackson tam 82 konser verdi ve konserlerini ortalama 55.000 kişi katılımı ile yaklaşık 4.5 milyon kişi izledi. HISTory albümü projesi çerçevesinde, “Blood On The Dancefloor - HIStory in the Mix” albümü 1997 yılında yayınlandı. Albümde 5 yeni şarkının yanında, HIStory albümündeki şarkıların remixleri bulunuyordu. Albüm kısa zamanda 4 milyonluk bir satış rakamına ulaşıp en çok satan remix albümü kategorisinde bir numara oldu. Blood On The Dance Floor albümü aynı zamanda yeni şarkılardan bazıları ile,
Ghosts adlı 40 dakikalık kısa filmin soundrack albümü olma niteliğindeydi. Michael Jackson teknolojinin son olanaklarından yararlanarak, Ghosts kısa filminde tam 5 ayrı karakteri aynı anda canlandırarak bir ilke daha imza attı. Ghosts kısa filmi, özel bazı sinemalarda kısa süreliğine gösterime girdi ve hemen ardıdan VHS kaset şeklinde piyasaya sunuldu. Bu filmde “Ghosts”, “2 Bad” ve “Is it Scary” şarkılarını kullandı.
Invincible
Michael Jackson müzik piyasasına 2001 yılında Invincible albümü ile geri dönüş yaptı. Rodney Jerkins, R.Kelly, Teddy Riley, Babyface gibi prodüktörlerle çalışan Michael Jackson bütün çabalarına rağmen eleştirmenlerden geçer not alamadı. Ancak, albüm çıktığında yine başta Amerika ve Ingiltere olmak üzere bütün dünya ülkelerinde listelere 1 numaradan giriş yaptı. Albümden ilk çıkan single, You Rock My World oldu ve Michael Jackson yine alışıldık biçimde şarkıyı 13 dakikalık bir video ile piyasaya sürdü. Albüm yayınlandıktan kısa bir süre sonra, Sony Music ve Michael Jackson arasında anlaşmazlıkların ortaya çıktığı dedikoduları yayılmaya başladı ve 5 ay sonunda Son Music Invincible promosyonunu tamamen durdurma kararı aldı. Albüm, o süre içerisinde dünya çapında 9 milyonluk bir satış rakamına ulaşmıştı bile. Michael Jackson hayranları dünyanın çeşitli ülkelerinde Sony Music’i protesto gösterileri düzenlediler ve Michael Jackson da bunlardan bazılarına katılarak destekte bulundu. Ticari alanda bunlar yaşanırken, Invincible sanatsal açıdan kendi kendinin promosyonunu yapıyordu. İçinde Jazz öğeleri bulunan, sıkı bir R&B parçası olan Butterflies şarkısı Michael Jackson’ın Amerikan radyolarını uzunca bir süre egemenliği altına almasını sağladı. Ünlü gitar üstadı Santana ile birliktelik yaptığı muhteşem şarkı Whatever Happens da dünya çapındaki radyolarda çalınarak müzik severlerin kulaklarına ulaştı.
Albümleri
Got To Be There (1971)
Ben (1946)
Music and Me (1973)
Forever Michael (1975)
Off the Wall (1979)
Thriller (1982)
Bad (1987)
Dangerous (1991)
HIStory (1995)
Blood on the Dance Floor (1997)
Invincible (2001)
Number Ones (2003)
Michael Jackson: The Ultimate Collection (2004)
The Essential Michael Jackson (2005)
Visionary (2006)
İngilizce Biyografisi
Michael Joseph Jackson (born August 29, 1958) is an American musician and entertainer whose successful music career and controversial personal life have been at the forefront of pop culture for the last quarter-century. It is a shame that this incredibly talented, but vulnerable artist should have left himself open to all manner of attacks in such open and innocent fashion. However, his music is a lasting legacy. Jackson began his musical career at the age of seven as the lead singer of The Jackson 5 and released his first solo recording, Got to Be There in 1971, while remaining a member of the group. He began a full-fledged solo career in 1979 and formally parted with his siblings in 1984. In his solo career, Jackson recorded and co-produced the best-selling album of all time, Thriller, which was named as the world’s best-selling album at the 2006 World Music Awards. It has worldwide sales exceeding that of 104 million. Michael Jackson has received thirteen Grammy awards and charted thirteen number-one singles in the United States. Throughout his four-decade career, Michael Jackson has been awarded numerous honors including the World Music Award’s Best-Selling Pop Male Artist of the Millennium, American Music Award’s Artist of the Century Award and the Bambi Award’s Pop Artist of the Millennium Award.
He is a double-inductee of the Rock and Roll Hall of Fame (once as a member of The Jackson 5 in 1997, and as a solo artist in 2001) and an inductee of the Songwriters Hall of Fame. Raymone Bain, Jackson’s PR, claims that Jackson has sold over 750 million units worldwide. From 1988 to 2005, Jackson lived on his Neverland Ranch property, on which he built an amusement park and private zoo for economically disadvantaged and terminally ill children. His frequently held sleepover parties received disparaging media coverage after it was revealed that children frequently shared his bed or bedroom. These first came to light when he was accused of child sexual abuse in 1993. His sleepover parties were brought into the spotlight again in 2003 during the TV documentary Living with Michael Jackson. This resulted in Jackson being tried, and later acquitted, of more child molestation allegations and several other charges in 2005.
Biography
1966–1980: Early life and career
Michael Jackson was born in Gary, Indiana. He is the second-youngest brother of seven and the eighth of ten children of Joseph and Katherine Jackson. In 1966, after taking co-lead singing duties with brother Jermaine, the group’s name changed from The Jackson Brothers to The Jackson 5. The group played at local clubs and bars, building up a following and eventually signing a contract with Motown Records in 1968. The group hit stardom, with their first four singles which charted at number-one on the Billboard Hot 100. As a solo artist, Jackson released Got to Be There in 1971 and Ben in 1972. These were released as part of the Jackson 5 franchise and produced successful singles such as “Got to Be There”, “Ben”, and a remake of Bobby Day’s “Rockin’ Robin”.
The group’s sales declined after 1973, and the group chafed under Motown’s strict refusal to allow the Jacksons creative control or input. In 1976, the group signed a new contract with CBS Records (first joining the Philadelphia International division and then Epic Records). When this became apparent to Motown Records, they sued the group for breach of contract. As a result of the legal proceedings, which were complicated further by the fact that Jermaine Jackson was married to the daughter of Motown president (Berry Gordy), the Jacksons lost the rights to use the “Jackson 5″ name and logo and also Jermaine, who wanted to stay at Motown. They changed their name to “The Jacksons”, featuring youngest brother Randy in Jermaine’s place, and continued their successful career, touring internationally and releasing six more albums between 1976 and 1984, with Jermaine eventually re-joining in 1983, making them a sextet. In 1978, Jackson starred as the scarecrow in The Wiz with former-label mate Diana Ross playing Dorothy.
The songs for the musical were arranged by Quincy Jones, who established a partnership with Jackson during the film’s production and agreed to produce his first solo album in four years. Off the Wall, released in 1979, was a worldwide hit, and became the first album in history to spawn four top-ten hits, including “Don’t Stop ‘Til You Get Enough” and “Rock With You”. In January 1980, Jackson won his first awards for his solo efforts at the American Music Awards. He won “Favorite Soul/R&B Album” (for Off The Wall), “Favorite Male Soul/R&B Artist” and Favorite Soul/R&B Single (for “Don’t Stop ‘Til You Get Enough”). Later that month, he also won two Billboard Awards (for “Top Black Artist” and “Top Black Album”). On February 27, 1980, Jackson won a Grammy Award for “Best R&B Vocal Performance, Male” (for “Don’t Stop ‘Til You Get Enough”).
1982–1986: The Thriller era
In November 1982, the storybook for E.T.: The Extra-terrestrial was released. It included Jackson reading the story as well as one original song (”Someone in the Dark”). The album later won a Grammy for “Best Album for Children”. In December 1982, Jackson released his second Epic album, Thriller, which became the best-selling album in music history. The album spawned seven hit singles, including “Billie Jean” (which was the first music video by a black artist to receive regular airplay on MTV), “Beat It” and the album’s title track which was accompanied by a revolutionary music video. The thirteen-minute “Thriller” was critically acclaimed, and massive airplay lead to it being packaged with the featurette “Making Michael Jackson’s “Thriller” on VHS, where it became the best-selling music home video ever.
Thriller spent 37 weeks at number-one and remained on the Billboard album chart for 122 weeks. It was eventually certified 27x Platinum in the United States. In 1983, whilst performing “Billie Jean” at the Motown 25: Yesterday, Today, Forever concert Jackson debuted what can be regarded as his signature move: the moonwalk. In 1983, he started a sponsorship deal with Pepsi-Cola, and, as part of the deal, he agreed to star in a commercial. While filming a Pepsi commercial with his brothers in 1984, before a live audience, his hair caught on fire when a pyrotechnic effect went wrong. Jackson suffered serious burns on his scalp, which required skin grafts. In February 1984, Jackson is nominated for twelve Grammy awards and wins eight, breaking the record for the most Grammy awards won in a single year. Seven were for the critically acclaimed Thriller and the other for the E.T.: The Extra-terrestrial storybook.
In 1984, he also won eight American Music Awards and the “Special Award of Merit” and three MTV Video Music Awards. After reuniting with his brothers, he then helped to write the Victory album. He then performed and starred in the successful Victory Tour which started on July 6, 1984 and lasted for five months. In 1985, Jackson was invited to the White House and was personally thanked by then-President Ronald Reagan at a White House ceremony for donating the song “Beat It” for use in drunk driving prevention television and radio public service announcements. Jackson continued his charity work in 1985 by co-writing, with Lionel Richie, the hit single “We Are the World”. The charity single helped to raise money and awareness for the famine in East Africa and was one of the first instances where Jackson was seen as a humanitarian. The song also won a Grammy Award for “Song of the Year”. Controversy began when Jackson purchased shares in the ATV Music Publishing (a company which owned the rights to most of the Beatles’ songs), making himself the majority shareholder.
This move angered close friend and songwriter Paul McCartney, who had also made a bid for the company. Ironically, it was McCartney who advised Jackson on the merits of song ownership. Their creative co-writing ended after this event. Following this controversial business deal, tabloid stories of Jackson sleeping in a hyperbaric oxygen chamber to stall the aging-process, and an allegation claiming Jackson attempted to purchase the bones of the Elephant Man inspired the pejorative nickname “Wacko Jacko”. The name “Wacko Jacko” would come to be detested by Jackson. In 1986, Jackson starred in the George Lucas-produced, Francis Ford Coppola-directed 3-D film Captain EO. The film lasted 17 minutes but had costs estimated at $17 million. At the time, it was the most expensive film ever produced on a per-minute basis. In the USA, the Disney theme parks hosted Captain EO. Disneyland featured the film in tomorrow-land from September 18, 1986 until April 7, 1997. It was also featured in Walt Disney World in Epcot from September 12, 1986 until July 6, 1994.
1987–1990: Bad and controversies
In 1987, Jackson released Bad; his third album for the Epic record label, and final album with producer Quincy Jones. He initially wanted to make the album 30 tracks long, but Jones cut this down to 10. According to Jones, Jackson wanted the title track to be a duet with Prince who later declined the duet. Jones said the reason given by Prince was that he thought the song would be a hit whether he was in it or not. In comparison to Thriller, Bad had lower sales but it was still a huge commercial success. It spawned seven hit singles, of which five went to number-one, those being: “I Just Can’t Stop Loving You”, “Bad”, “The Way You Make Me Feel”, “Man in the Mirror”, and “Dirty Diana”. The album went onto sell 29 million copies worldwide; the RIAA eventually certified Bad at 8x Platinum. In September 1987, he embarked upon his first solo world tour, the Bad World Tour. The tour lasted sixteen months, in which Jackson performed at 123 concerts, to over 4.4 million fans worldwide. Jackson insisted on a personal bus, plane and helicopter to be available to him all at the same time. Jackson hired film director Martin Scorsese to direct the video for the album’s title track. When the 18-minute music video debuted on TV, it sparked a great deal of controversy as it became apparent that Jackson’s appearance had changed dramatically. Although Jackson’s skin color was a medium-brown color for the entire duration of his youth, his skin had been becoming paler gradually since 1982, and had become a light brown color.
This change became so noticeable that it gained widespread media coverage with some tabloid’s claiming that it was due to Jackson bleaching his skin. Another significant reason for the change in appearance was the use of plastic surgery. Despite a number of surgeons’ claims that Jackson had undergone multiple nasal surgeries as well as a forehead lift, thinned lips and cheekbone surgery, Jackson wrote in his 1988 autobiography Moon Walk that he only had two rhinoplastic surgeries and the surgical creation of a cleft in his chin, while attributing puberty and diet to the noticeable change in the structure of his face. The success Jackson achieved during this period in his career led to him to be dubbed the “King of Pop”, a nickname which he continues to be referred to by fans. There are various conflicting reports as to the origin of the nickname. According to Jackson, it was conceived by actress and long-term friend Elizabeth Taylor when she presented Jackson with an “Artist of the Decade” award in 1989, proclaiming him “the true king of pop, rock and soul”. Additionally, this period saw Jackson enjoy “a level of superstardom previously known only to Elvis Presley, the Beatles and Frank Sinatra”.
1991–1994: Dangerous and further career
In November 1991, Michael Jackson released Dangerous. The major hit from Dangerous was “Black or White”. The single was accompanied by a controversial video which featured scenes of a sexual nature as well as violence and racism. The video was banned on most music-television channels until these scenes were removed. On February 10, 1992, MTV kicked off its first global sweepstakes with “My Dinner with Michael”. Winners from around the world attended a dinner party hosted by Michael Jackson on the set of his music video “In the Closet”. Later that year, a biopic, The Jacksons: An American Dream debuted on ABC based on the true story of the rise of The Jackson 5. Jackson founded the “Heal the World Foundation” (named after his humanitarian single “Heal the World”) in 1992. The charity organization brought underprivileged children to Jackson’s Neverland Ranch, located outside Santa Ynez, California, to go on theme park rides which Jackson had built on the property after he purchased it in 1988. In January 1993, Michael Jackson performed during the halftime show at Super Bowl XXVII. It drew one of the largest viewing audience in the history of American television.
On the Oprah Winfrey Show in 1993, Jackson claimed that the change in his skin color was due to vitiligo. In the interview, Jackson stated that his skin was, at first, black with white spots which he used make-up to cover. But later, some time after Thriller, his skin became increasingly white with black spots; he then used white make-up to cover the black spots. Jackson was reported to be inviting or allowing children to sleepover at Neverland. This practice came under much media and public scrutiny in 1993 when allegations of child molestation were brought against Jackson by a child who had stayed with him on several occasions. That year, Jordan Chandler, the son of former Beverly Hills dentist Evan Chandler, represented by civil lawyer Larry Feldman, accused Jackson of child sexual abuse. On December 22 Jackson responded to the allegations via satellite from his Neverland compound, and claimed to be “totally innocent of any wrongdoing”. On January 25, 1994, Jackson settled out of court with the accuser for an undisclosed sum, reported to be $20 million, and was not charged. After the allegations were settled in 1994, Jackson married Lisa Marie Presley, the daughter of Elvis Presley. Despite some comments questioning the validity of this union, Presley maintained during their marriage that they both shared a married couple’s life and were sexually active. They divorced less than two years later.
1995–2000: HIStory and Blood on the Dance Floor
In June 1995, Jackson released HIStory: Past, Present And Future - Book I. The first disc, HIStory Begins, was a fifteen-track greatest hits album (this disc was later released as Greatest Hits - HIStory Vol. I in 2001), while the second disc, HIStory Continues, contained fifteen new songs. The first single released from HIStory was “Scream”. The single reached the top 5 on the Billboard Hot 100. The music video for “Scream” is currently the most expensive music video ever made. On September 7, 1995 at the MTV Video Music Awards, Jackson and Janet Jackson won three awards for the song “Scream”, from HIStory. At the awards show, Jackson also performed a medley, “Billie Jean”, “Dangerous” and “You Are Not Alone”. “They Don’t Care About Us” was the fourth single released from HIStory, and caused controversy over anti-Semitic lyrics. The song contained the lyrics “Jew me, sue me” and “kick me, kike me”. After significant pressure from the Jewish community, later releases changed the verse to the same-sounding “do me, sue me” and “kick me, hike me” or censored it with a thumping sound. To promote the album, Jackson embarked on the successful HIStory World Tour.
On November 14, 1996, during the Australian leg of the tour, Jackson married his dermatologist’s nurse Deborah Jeanne Rowe, with whom he fathered a son, Michael Joseph Jackson, Jr. (also known as “Prince”), and a daughter, Paris Katherine Jackson. Jackson and Rowe divorced in 1999. Jackson later said that Rowe wanted him to have the children as a “gift”. The paternity of Michael Jackson’s children has been heavily debated by the public. Jackson has always maintained that his first two children were conceived naturally. However the The Sun made two controversial claims about Jackson’s parentage: first, that Jackson conceived his first child via artificial insemination using his own sperm and, second, that the second child, Paris, was conceived in and named after Paris, France, where Jackson had gone to console Rowe for his having taken her first child, and all parental rights from Rowe.
At the 1996 Brit Awards, Jackson performed the track “Earth Song”, dressed in white and surrounded by children and an actor portraying a Rabbi. In an attempt to recreate a scene from the video - where he is spreading his arms between two trees - it seemed that Jackson was making Christ-like poses whilst being lifted into the air by a crane with a wind machine blowing back his hair. Pulp lead singer Jarvis Cocker and his friend Peter Mansell mounted a stage invasion in protest. Cocker leapt onstage, pretended to expose his rear, danced and sat back down. In response to the ensuing media scrutiny of the action, Cocker responded, “My actions were a form of protest at the way Michael Jackson sees himself as some kind of Christ-like figure with the power of healing… I just ran on the stage and showed off…
All I was trying to do was make a point and do something that lots of other people would have loved to have done if only they’d dared”. Cocker received vocal support from the British press: the March 2, 1996 edition of Melody Maker, for example, suggested Cocker should be knighted, while Noel Gallagher claimed “Jarvis Cocker is a star and he should be given MBE”. Gallagher said of Jackson’s behavior: “for Michael Jackson to come over to this country after what’s all gone on - and I think we all know what I’m talking about here - to dress in a white robe, right, thinking he’s the Messiah - I mean who does he think he is? Me?” In 1997, Jackson released an album of new material with remixes of hit singles from HIStory titled Blood on the Dance Floor: HIStory in the Mix. The album’s five original songs were named “Blood On The Dance Floor”, “Is It Scary?”, “Ghosts”, “Superfly Sister” and “Morphine”. Of the new songs, three were released globally: the title track, “Ghosts”, and “Is It Scary?”. The title track reached number-one in the UK. The singles “Ghosts” and “Is It Scary” were based on a film created by Jackson called “Ghosts”.
The short film, written by Michael Jackson and Stephen King and directed by Stan Winston, features many special effects and dance moves choreographed to original music written by Michael Jackson. The music video for “Ghosts” is over 35 minutes long and is currently the Worlds Longest Music Video. Jackson dedicated the album to Elton John, who reportedly helped him through his addiction to painkillers, notably morphine. In 1998 Jackson reached an out-of-court settlement with the Daily Mirror, which apologized for having described his face as “hideously disfigured and scarred”. Steven Hoefflin, a high-profile Hollywood plastic surgeon alleged to have operated on Jackson’s nose was, according to the press, also advising him against further surgery.
2001–2003: Invincible, Berlin and Martin Bashir
In October 2001, Invincible was released and debuted at number-one in thirteen countries. The singles released from the album include “You Rock My World”, “Cry”, and “Butterflies”. Jackson and 35 other artists recorded a charity benefit single entitled “What More Can I Give” which was never released. Just before the release of Invincible, Jackson informed the head of Sony Music Entertainment, Tommy Mottola, that he was not going to renew his contract; the contract was about to expire in terms of supplying the label with albums of full-new material for release through Epic Records/SME. In 2002, all singles releases, video shootings and promotions concerning the Invincible album were cancelled.
As a result of this, Jackson made allegations about Mottola not supporting its African-American artists. Jackson referred to Mottola as a “devil” and a “racist” who used black artists for his own personal gain. He cited that Mottola called Jackson’s colleague Irv Gotti a “fat niger”. Sony issued a statement stating that they found the allegations strange, since Mottola was once married to biracial pop star Mariah Carey. Carey herself seemed nonchalant about Jackson’s claims when asked about them by Larry King on Larry King Live. On September 7 and September 10, 2001, Jackson organised a special 30th Anniversary celebration at Madison Square Garden for his 30th year of being a solo artist. Later, the show aired on November 13, 2001. It featured performances by Mýa, Usher, Whitney Houston, Billy Gilman, Shaggy, Rayvon, Rikrok, Destiny’s Child, Monica, Deborah Cox, Rah Digga, Tamia, James Ingram, Gloria Estefan, 98 Degrees, Luther Vandross, Liza Minnelli, Lil’ Romeo, Master P, ‘N Sync, the Jacksons and Slash. In late 2002, Jackson’s Heal the World Foundation had net assets of just $3,542 and reported $2,585 in expenses, mostly for “management fees”.
The foundation has been suspended in California since April 2002 for failing to file annual statements required of tax-exempt organizations, said John Barrett, spokesman for the state Franchise Tax Board. In November 2002, Jackson travelled to Berlin to accept an award for his humanitarian efforts. He was surrounded by fans outside his room at the Hotel Adlon who were chanting in approval of the singer. According to the pop star, they also called out to see his baby. In response, Jackson brought his son onto the balcony, holding him in his right arm with a towel over the baby’s head, apparently to protect his identity. Jackson briefly extended the baby over the railing of the balcony. This raised concern as some perceived his actions as child endangerment. Jackson quickly returned the child to the room. After watching media coverage of the Berlin event, a California attorney and radio talk show host, Gloria Allred, wrote a letter to California’s Child Protective Services, asking for an investigation into the safety of Jackson’s children. She also spoke on CNN about the subject. Child Protective Services does not make their investigations public, so it is not known whether any action was taken as a result of Allred’s letter. When a reporter asked Jackson what he thought of Allred’s complaints, he remarked “Ah, tell her to go to hell”. In the documentary Living with Michael Jackson, Jackson said that the media was wrong in their comments about him being irresponsible with his children, “I love my children”, he explained. “I was holding my son tight. Why would I throw a baby off the balcony? That’s the dumbest, stupidest story I ever heard”. In February 2003, a controversial documentary titled Living with Michael Jackson aired in the UK (on the 3rd) and in the US (on the 6th).
The documentary included interviews with Jackson which included information on his private life. British journalist Martin Bashir and his film crew filmed Jackson for 18 months, also capturing his controversial behavior in Berlin. One particular part of the documentary, which stirred controversy and raised a significant level of concern, showed Jackson holding hands with a then 13-year-old cancer victim Gavin Arviso, and admitting to sharing his bedroom with him (but not in the same bed) as well as sharing his bed (non-sexually) with other children. Jackson felt betrayed by Bashir and complained that the film gives a distorted picture. In response to the media scrutiny, two specials were aired: Michael Jackson: The Footage You Were Never Meant to See and Michael Jackson’s Private Home Movies. Michael Jackson: The Footage You Were Never Meant to See which aired later in February showed uncut footage of the Living with Michael Jackson documentary. The Michael Jackson’s Private Home Movies aired in April was a 2-hour special with footage of Michael Jackson’s home videos and included commentary by Jackson. In June 2003, Jackson’s friend, actor Marlon Brando, signed a half-acre plot of land on his island Tetiaroa to Jackson, in gratitude for Jackson hosting a party for Brando’s daughter, Nina, then aged 13.
2003–2006: Trial, acquittal and the aftermath
In November 2003, Michael Jackson and Sony Records released a compilation of his number-one hits on CD and DVD titled Number Ones. The compilation has sold over six million copies worldwide. On the album’s scheduled release date, while Michael Jackson was in Las Vegas filming the video for “One More Chance” (the only new song included in the Number Ones compilation), the Santa Barbara Sheriff’s Department searched the Neverland Ranch and issued an arrest warrant for Jackson on charges of new child molestation. Jackson was accused of sexual abuse by Gavin Arviso, who appeared in the Living with Michael Jackson documentary earlier that year. The allegations later led to a trial in which Jackson was found not guilty of all charges. Jackson converted to the Nation of Islam on December 17, 2003. Later in 2005, because of his links with the Bahrain Royal Family, he converted to Sunni Islam.
Marlon Brando, who was a frequent user of the Internet, informed Jackson on February 8, 2004 that the declarations made by Jordy Chandler relating to the 1993 child molestation allegations had been published on the internet site The Smoking Gun. This happened when Jackson was about to start an interview with journalist Ed Bradley for 60 Minutes. Jackson immediately left the studio and did not conduct the interview. Jackson also attended Brando’s memorial service in 2004 along with Sean Penn, Jack Nicholson and Warren Beatty. Also on August 6, 2004, Man In The Mirror: The Michael Jackson Story debuted on VH1 starring Flex Alexander as Michael Jackson. Rapper Eminem parodied new allegations raised against Jackson by Gavin Arviso in his music video for “Just Lose It” in 2004. The clip caused controversy and fueled Jackson to make a statement. The People v. Jackson trial began in Santa Maria, California on January 31, 2005 and lasted less than a month. On June 10, Jackson’s PR, Raymone Bain was reportedly fired. Jackson’s now-defunct website cited that “MJJ Productions regretfully announces the termination of Raymone Bain and Davis, Bain and Associates. We thank you for your services”. Bain later told the Associated Press that she had not been fired and that only Michael Jackson, not his production company (operated at the time by his brother, Randy Jackson), could fire her. Bain continues releasing press statements and answering media enquiries on behalf of Michael Jackson, and was named general manager of The Michael Jackson Company, Inc. on June 27, 2006. On June 13, Jackson was acquitted of all ten charges, including four additional lesser ones.
CNN later reported that one of the jurors, Ray Hultman, believed he had committed child sex crimes in the past but there was not enough evidence to prove it, and he and another juror announced impending books on their experiences in the trial. In September 2005, it was reported that Ray Hultman, one of the jurors, took legal action against the publisher of his book about experiences in the trial, claiming heavy portions were plagiarized from a Vanity Fair article. Hultman also stated he felt “threatened” by the jury foreman Paul Rodriguez and regretted acquitting Jackson. After being acquitted of the child molestation charges, Jackson relocated to the Gulf island of Bahrain, where he reportedly bought a house formerly owned by a Bahrain MP. Jackson allegedly spent his time in the Gulf writing new music, including a charity single dedicated to the victims of Hurricane Katrina entitled, “I Have This Dream”. Ciara, Snoop Dogg, R. Kelly, Keyshia Cole, James Ingram, Michael Jackson’s brother Jermaine, Shanice, the Reverend Shirley Caesar and The O’Jays all reportedly lent their voices to the charity song. After many delays, the single was not released, despite being announced on September 13, 2005. At the time, Jackson’s spokesperson, Raymone Bain, said the list included Mary J. Blige, Missy Elliott, Jay-Z, James Brown and Lenny Kravitz. It later appeared that these artists were no longer participating. The charity single remains unreleased. In 2006, allegations of sexual assault were made against Jackson by a man who claims Michael Jackson molested him, intoxicated him with drugs and alcohol, and forced him to undergo unnecessary cosmetic surgery. Michael Jackson’s lawyer Thomas Mesereau, who successfully defended him against allegations of child molestation in 2005, said “the charges are ridiculous on their face. They will be vigorously defended”.
2006–present: Visionary, Tokyo and the World Music Awards
In February 2006, Jackson’s label released Visionary - The Video Singles, a box set made up of twenty of his biggest hit singles, each of which were issued individually week by week over a five-month period. An appeals court ruled on February 15, that a lower court improperly terminated Deborah Rowe’s parental rights to her two children with pop star Michael Jackson, opening the door to a possible custody battle between the singer and his ex-wife. The retired judge, Steven M. Lachs, acknowledged in 2004 that he failed to have state officials do an independent investigation into what was in the best interests of the children. As of September 29, 2006, the case has reportedly been settled according to the lawyers representing each party. On March 9, 2006, California state labor officials closed the singer’s Neverland Ranch and fined him $69,000 for failure to provide employment insurance.
The state “stop order” bars Jackson from “using any employee labor” until he secured required workers’ compensation insurance. In addition to being fined $1,000 for each of his 69 workers, Jackson is liable for up to 10 days pay for those employees who now are no longer allowed to report to Neverland for work. Thirty Neverland employees have also sued Jackson for $306,000 in unpaid wages. Soon after this payment, Jackson’s spokesperson announced on March 16, 2006 that Jackson was closing his house at Neverland and had laid off some of the employees but added that reports of the closing of the entire ranch were inaccurate. There have been many reports of a possible sale of Neverland, but nothing tangible has been reported yet. In a move named by Jackson’s advisors as “refinancing”, it was announced on April 14, 2006 that Jackson had struck a deal with Sony and Fortress Investments. In the deal Sony may be allowed to take control of half of Jackson’s 50% stake in Sony/ATV Music Publishing (worth an estimated $1 billion) which Jackson co-owns. Jackson would be left with 25% of the catalogue, with the rest belonging to Sony. In exchange, Sony negotiated with a loans company on behalf of Jackson. Jackson’s $200m in loans were due in December 2005 and were secured on the catalogue. Jackson failed to pay and the Bank of America sold them to Fortress Investments, a company dealing in distressed loans. However, Jackson hasn’t as yet sold any of the remainder of his stake. The possible purchase by Sony of 25% of Sony/ATV Music Publishing is a conditional option; it is assumed the singer will try to avoid having to sell part of the catalogue of songs including material by other artists such as Bob Dylan and Destiny’s Child. As another part of the deal Jackson was given a new $300 million loan, and a lower interest rate on the old loan to match the original Bank of America rate. When the loan was sold to Fortress Investments they increased the interest rate to 20%. None of the details are officially confirmed. An advisor to Jackson, however, did publicly announce he had “restructured his finances with the assistance of Sony”. On April 18, 2006, Michael Jackson signed a management deal with English music producer Guy Holmes. Holmes is the recently appointed CEO of Two Seas Records, with whom Jackson has signed a recording contract for one album. The album is set for a fall 2007 release. On May 27, 2006, Michael Jackson accepted a Legend Award at MTV Japan’s VMA Awards in Tokyo. It was his first major public appearance since being found not guilty in his child molestation trial almost a year earlier. The award honors his influence and impact on music videos in the last 25 years. Following the award ceremony, Jackson also made an appearance on SMAPxSMAP.
In 2006 F. Marc Schaffel, a former associate of Jackson, filed a suit for millions of dollars allegedly owed to him after working with Jackson on an unreleased charity record named “What More Can I Give” and documentaries. Florida businessman Alvin Malnik, who had advised Jackson, appeared in court and stated that Jackson appeared to be bewildered by financial matters. Schaffel claimed to have made frequent loans to the singer totaling between $7 million and $10 million. Schaffel had received an urgent plea from Jackson for $1 million so that Jackson could buy jewelry for Elizabeth Taylor so that she would agree to sign a release for her involvement in a Fox special. These court proceedings also brought to light unsuccessful projects planned with the actor Marlon Brando, including a dual interview at the actor’s private island near Tahiti, and a DVD on acting. Brando’s son Miko Brando, a long time bodyguard and assistant to Jackson stated “The last time my father left his house to go anywhere, to spend any kind of time… was with Michael Jackson”. “He loved it… [He] had a 24-hour chef, 24-hour security, 24-hour help, 24-hour kitchen, 24-hour maid service”. On July 14, 2006, the jury awarded Schaffel $900,000 of the original $3.8 million he sued Jackson for, which Schaffel later reduced to $1.6 million, and finally to $1.4 million. The jury also awarded Jackson $200,000 plus interest of the $660,000 that Jackson claimed he was owed by Schaffel. The trial revealed that Schaffel had been dismissed after Jackson learnt of his past work as a director of gay pornography. Schaffel claimed that Jackson “once wanted him to go to Brazil to find boys for him to adopt. He later modified that statement to “children” to expand Jackson’s family”. Jackson’s lawyer Thomas Mundell said that he had never heard the allegation during the pre-trial investigation and that “it was an effort to smear Mr Jackson with a remark that could be interpreted to hurt him in light of the case against him last year”. On July 31, 2006, a federal judge allowed a $48 million claim against Jackson and one of Jackson’s trusts for unpaid fees and breach of contract. All parties were ordered to reappear in court in September. On November 2 and November 3, 2006, Access Hollywood aired a special Michael Jackson in Ireland which showed Jackson and will.i.am of The Black Eyed Peas in the process of recording Jackson’s new album. On November 14, 2006, Sony officially released the Visionary box set. He also visited the London office of the Guinness World Records. There, he received eight awards: “Most Successful Entertainer of All Time”, “Youngest Vocalist to Top the US Singles Charts” (at the age of 11 as part of the Jackson Five), “First Vocalist to Enter the US Singles Chart at Number One” (for “You Are Not Alone”), “First Entertainer to Earn More Than 100 million Dollars in a Year”, “Highest Paid Entertainer of All Time” ($125 in 1989), “First Entertainer to Sell More Than 100 Million Albums Outside the US”, “Most Weeks at the Top of the US Albums Chart” (for the album Thriller) and “Most Successful Music Video” (for the music video Thriller). On November 15, 2006, Michael Jackson received the Diamond Award, for selling over 100 million albums, at the World Music Awards. This was his second public appearance at an awards show since the trial of 2005. Despite substantial publicity prior to the event, he did not perform “Thriller”, limiting his performance to “one verse and one chorus” of “We are the World”. Coverage of the event noted that Jackson “looked uncomfortable at times” and called the appearance “an unhappy return to the London stage”.
According to the head of public relations for the World Music Awards (Julius Just), the sound was cut due to a noise curfew. Officials at Earl’s Court, the arena where the event was held, have said that this was not the case and that they had “accommodated the show and the show’s organisers by obtaining an extension to our licence in order to allow the show to run to eleven o’clock”.
1997 yılında aynı adlı TUAL albümünü, 2002 yılında PENCERE albümünü, 2005 te de TUAL-2005 albümünü çıkarmıştır. Tual, Pencere, Karanfiller, Acının öyküsü, Alyans, Tiryakinim, Deliriyorum, Ulan, Kasım gibi pek çok popüler şarkıya imza atmışlardır. Grup Tual, 1995 yılında Göksel Öncan (davul), İskender Türsen (bas), Sezi Çeşitli (vokal), Ertuğrul Perşembe (gitar) ve Mahmut Perşembe (gitar) tarafından kurulan Türk Rock müzik grubudur.
Grup Elemanları
İskender Türsen (Vokal)
Göksel Öncan (Davul)
Ertuğrul Perşembe (Gitar)
Şadi Arda Kaynak (Gitar)
Mustafa Aykurt (Klavye)
Özgür Murat Aratan (Bas/Geri Vokal)
Eski üyeler
Sezi Çeşitli (Vokal)
Mahmut Perşembe (Gitar)
Ömür Gidel (Klavye/Müzik Direktörü)
Orhan Avcı (Gitar)
Can Sanıbelli (Klavye)
Stewart Todd (Saksafon)
Biyografi
TUAL adını almadan önceki dönem
İlk Ege Üniversitesi grubu olarak bir araya gelen grup, üniversite dışında ORBİTAL adıyla konserler vermeye başladı. O zamanlar ORBİTAL, MEB ajans ile çalışıyor ve sık sık İzmir’de konserler ile adını duyuruyordu. Hatta o zamanlar Klips ve Onlar grubu Erovizyonda o ana kadar ki Türkiye’nin en iyi sonucunu alıp, yurda dönmüştü. Hemenbir turne yapılmasına karar verilmişti. O zaman, birlikte turneye çıkılacak grup olarak ORBİTAL seçilmişti. (Klips ve Onlar grubunda, Melih Kibar, Candan Erçetin, Aykut Gürel, Sevingül Bahadır, Gür Akad vb daha adları piyasada yeni yeni duyulan müzisyenler yer alıyordu. Turnede ORBİTAL, KLİPS ve ONLAR dışında KOMEDİ DANS ÜÇLÜSÜ’de yer alıyordu. Bodrum kale , Edremit Akçay, Çeşme Altınyunus gib yerlerde konserlerle devam etti.) Grup İzmir Urla Kalabak’ta bir evde kalıyordu. Orası bir zaman sonra müzisyenlerin buluştuğu bir merkez haline gelmişti. Hatta sonrada kaybettiğimiz inanılmaz davulcu Ersin’ de oraya gelen giden müzüsyenler arasındaydı., Müzik çalışmalarını sürdürürken, grup elemanları okullarına da devam ediyordu. Bir dönem İzmir Üçyol da kurulan Hürriyet çadırında çalıştılar. O zamanlar grupta daha sonra yer almayan, gitarist Zafer Şenkal’da vardı. Daha sonra grup elemanları üniversitelerini bitirdi ve kimisi askerliğe, kimisi mesleklerine döndü.
TUAL adını aldıktan sonraki dönem
1994 yılında İskender TÜRSEN, Sezi ÇEŞİTLİ ve Göksel ÖNCAN tekrar bir araya gelip, çekirdek kadroyu kurup çalışmalarına başladılar. Sonradan gruba Mahmut PERŞEMBE ve Ertuğrul PERŞEMBE ‘nin de katılması ile çalışmalarını hızlandırdılar. O zamanlar İzmir Gıda Çarşısı’nda Ertuğrul PERŞEMBE’nin nakliyat ambarının altını stüdyo halini getirmişler ve ilk kayıtlarına başlamışlardı. Artık solist Sezi, Basgitarda İskender, davulda Göksel, akustik gitarda Mahmut ve Elektro gitarda Ertuğrul olarak grup oluşmuştu. Yaptıkları çalışmaları düzgün bir kayıt haline getirmek için Barış Manço’nun grubu Kurtalan Ekspres’in klavyecisi Ömür Gidel’e başvurdular. O çalışmalara Ömür Gidel’de klavyeleri ile katıldı. Daha sonra Ömür Gidel’in Kurtalan Ekspres’ten arkadaşı Ahmet Güvenç’in İstanbul’daki stüdyosuna gidilip, kayıt yapılmasına karar verildi. İstanbul’da kayıtlar sırasında RAKS firmasının bu işle ilgilenmesi sonucunda: Bu kayıtları albüm haline getirmesi teklifi geldi. Bu kayıtlar tamamen canlı ve hücum kayıt şeklinde yapılmıştı.. O dönemde çıkış parçası Tual diye bir şarkıydı. Bu şarkı yapımcı tarafından grup ismi olsun diye önerildi. Ve grup 1997 tarihinde TUAL ismiyle ve kendi adını taşıyan Tual albümü ile RAKS firmasından piyasaya sürüldü. Tarz olarak Rock ağırlıklı bir albümdü ve arasında caz motifleri de gizliydi. TUAL grubunu daha sonraları yaptıkları albümlerde Rocker lar tarafından çok eleştirilme nedeni bu ilk çıkışlarının Rock olması nedeniyledir. Çünkü o zamanlar Rock yapanların albüm yapma şansları yoktu. Belki bu albüm Türk müzik piyasasında çıkarılmış Rock albümlerin ilklerindendi. Albüm ticari başarısı yanında müzikal olarak da çok beğenildi. RAKS ile fazla sürmeyen beraberlik grubun kendi yolunu çizme fikri ile bitti. Bu albümün promosyon çalışmaları yaklaşık 15 gün sürmüştür.
Daha sonra İzmir’e dönen grup 1999 yılında Ömür Gidel’in stüdyosunda ikinci albüm için stüdyo kayıtlarını yapmış ama bu kayıtlar hiçbir zaman albüm halinde piyasaya çıkmamıştır. Bu ikinci stüdyo çalışmalarında gruptan Mahmut PERŞEMBE ve Ertuğrul PERŞEMBE ayrılmış, yerine eskiden beraber çalıştıkları Orhan AVCI girmişti. Bu sırada ilginç bir tesadüf oldu. İskender TÜRSEN ve Orhan AVCI gittikleri bir tatil köyünde Rafet El Roman ile karşılaşmışlar, ve bu çalışmalarını dinlettiklerinde Rafet El Roman ‘dan albüm teklifi almışlardı. Bu RER müzik adıyla Rafet El Roman’ın ilk prodüksiyon denemesiydi. 2001 yılında PENCERE adıyla ikinci albüm çıktı. Bu albümde solist Sezi ÇEŞİTLİ, bas gitarda İskender TÜRSEN, gitarlarda Orhan AVCI, klavyelerde Can SANIBELLİ yer aldı. Türk Müzik tarihinde aynı şarkıya iki klip çekilip aynı anda oynayan ilk şarkı olma özelliğine de sahip olan albüm, doğal olarak mahkeme salonlarına taşındı. Bu albümün promosyon çalışması da ilk albümden farklı olmayarak 15 gün sürmüştür. Mahkeme, davalar, şarkı çalınması gibi olaylar bu albümde de grubun doğru dürüst promosyon çalışması yapamamasına yol açsa da PENCERE şarkısı radyolarda en çok çalanlar listesinden hiç inmedi. PENCERE üzerinden 4 yıl geçtiği halde hala radyolarda sıklıkla çalmakta. Bu olaylar sonrası yeniden İzmir’e dönen grup müzik çalışmalarına devam etmeme kararı aldı.
2005 yılında Mustafa ve Kemal Kekeva kardeşlerin sahibi olduğu Yaşar Kekeva şirketi ile üçüncü albüm anlaşması yaptıklarında, grup sadece iki kişi kalmıştı. Sezi ÇEŞİTLİ ve İskender TÜRSEN. Halen iki kişi olarak devam eden grup, konserlere beraber çalıştıkları 3 kişi ile birlikte beş kişi çıkmaktadırlar. Bu albümde, TİRYAKİNİM şarkısı ile çıkış alan grup, ULAN ve DELİRİYORUM adı altında iki kliple daha yoluna devam etti. Son olarak 4. klibi KASIM şarkısına çektiler.
Basında Tual
Grup Tual’in Haber 7 ile sohbeti
Tual’in Yaşar Plakçılıktan çıkan albümünde Tiryakinim, Kasım, Deliyorum gibi şarkılar ön plan çıktı. Tual grubunda, Sezi çeşitli şarkılarını seslendirirken, İskender Timur Türsen ise şarkıların söz ve beste yapımı üstleniyor. Dinleyicilerin yoğun telefon ve mesajlarla katıldığı programda Sezi ve İskender, “biz yine kendimiz şarkılarla ifade etmek ve mümkün olduğunca çok insana ulaşmak istiyoruz. Ve günün birinde herkesin Tual gibi düşünmesini sağlamak ütopyamız var dediler.
Erkan: Arkadaşlığınız ne zaman başladı? İskender: Biz zaten arkadaştık. Dedik ki ndene müzik yapmıyoruz. Müzik zaten hayatımızdaydı. Erkan: Bir önceki albüm de çok başarılı bir albümdü. Ama bu albüm kadar ses getirmedi. Neydi aradaki fark? Sezi: bunun birkaç sebebi olabilir . birinci ve en önemli sebebi promosyon olabilir. Bir önceki albümde hiç promosyon çalışması yapılmadı. İkincisi nedir o bilinmez tam. yaptığınız işi topluma sunuyorsunuz ya o toplum bir hassasiyeti oluyor. Ve bir şekilde insanların gönlüne ulaşıyor ,hemde sizin hiç tahmin etmnediğiniz şarkı. Tıpkı bu albümdeki kasım,tiryakinim gibi. Bazen promosyon promosyon diyoruz ya. Hepsi o değil. İnsanları yakalamak için o samimi ifadeyi vermek gerekiyor. İşte o bir popületiyi ve benimsemeyi getiriyor. Bizde zaten şarkılaımız şu kalıba uygun yapalım demedik. Çünkü müzik bizim yaşamımızın bir parçası.
Sevgili İskender aynı zamanda bir doktor. Benim müsizyenliğim doktorluğumdan eski üniversite zamanımda önce yapıyordum. Erkan: Neden Tual? Sezi: Kendinizi ifade edecek bir ortama ihtiyacınız vardır. Örneğin ressam için bu tualdir. O boş zemine kendi drenklerini ve ifadesini koyar, izin bırakır. Biz de kendimizi bir ressamla özdeşleştirdik. Bizim de tualimizde seslerin rengi var. biz de böyle bir iz bırakmak istedik. Kendimizi ifade etmek istediğimiz sanal ortamın ismidir tual. Erkan: Bundan sonraki hedefler arasında neler var? Sezi: Biz yine kendimizi ifade edecek şarkılarla mümkün olduğunca çok insana ulaşmak. Günün birinde herkesin tual gibi düşünmesini sağlamak gibi bir ütopyamız var.
Türkçe pop-rock müzik grubudur. Hala İzmir’de yaşamaktadırlar. 1995 yılında kurulan grup. 1997 yılında kendi isimleri ile aynı adlı Tual albümünü, 2002 yılında Pencere isimli albümlerini, 2005′te ise Tual-2005 albümünü çıkarmışlardır. Tual, Pencere, Karanfiller, Acını öyküsü, Alyans, Tiryakinim, Deliriyorum, Ulan, Kasım gibi pek çok popüler şarkıya imza atmıştır.
Tual grubu 2007 yılı başında dağıldığını açıklamıştır. Gurubun resmi web sitesinde şu basın açıklaması yer almaktadır: TUAL GRUBU YOLLARINI AYIRDI !
“Pencere” Tiryakinim” “Kasım” “Acının Öyküsü” gibi bilinen şarkılarla adlarından söz ettiren Tual grubu dağıldı. Grup üyeleri olan İskender Türsen ve Sezi Çeşitli bundan sonraki müzikal hayatlarına ayrı ayrı devam etme kararı aldılar. Sezi Çeşitli Tual - Sezi olarak, İskender Türsen‘de yeni bir grup ve yeni bir adla devam edeceklerini açıkladılar.
Geçen yıl çıkardıkları TUAL 2005 albümü ile birlikte müzik hayatlarına 3 albüm sığdıran grup, 4. albüm stüdyo çalışmaları sırasında müzikal anlaşmazlık sonucu ani bir kararla beraberliklerine son verdiler. İlk albümlerini 1997 yılında çıkaran grup, 2. albümleri olan Pencere albümünün prodüktörlüğünü ünlü şarkıcı Rafet El Roman yapmıştı.
Yaptıkları popüler rock tarzıyla bilinen grup, görsel medyada fazla görünmemelerine rağmen internette en çok ilgi gören ve şarkıları en çok indirilen grupların başında yer alıyordu.
2007 yılı başında Tual’den ayrılan İskender Türsen, Tual grubunun ilk elemanlarından davulcu Göksel Öncan ve Gitarist Ertuğrul Perşembe ile bir araya geldi. Gruba Klavyeci Mustafa Aykurt, bas gitarist Özgür Aratan ve İngiliz saksafoncu Stewart Todd’un da katılımıyla “Yalınayak” adlı yeni bir Rock grubu kurdular. Grup halıhazırda albüm çalışmalarını yürütmenin yanında konserler vasıtasıyla dinleyicileriyle biraraya gelmektedir. Tual grubundan ayrılan Sezi Çeşitli ise “Tual Sezi” adı altında yeni bir albüme imza attı. Şarkıcının “Hala Aşksın Sen” adlı albümü tüm müzik marketlerde satışa sunuldu. Eski kadroda yer alan solist Sezi Çeşitli dışındaki grup elemanları 4. bir Tual albumü çıkarmak için hazırlıklara başladırlar. Grubun solistliğini İskender Türsen üstlendi
Diskografi
Tual (1997)
01-Tual
02-Ne Sana Sordular Ne Bana
03-İkizim
04-Sorduğumda
05-Telefon
06-Ayrılık
07-Yok Yok Olmaz
08-Hepsi Boş
09-Bir Rüzgar
10-Haydi
11-Çık Git
01-Ulan
02-Tiryakinim
03-Deliriyorum
04-Canımın Ta İçisin Sen (2)
05-Kadınım
06-Sam Yelleri
07-Kasım
08-Hüzün
09-Avare
10-Sen ve Ben
11-Canımın Ta İçisin Sen
Yalınayak (2008)
Intro
Kasım
Kendi Kendinden Kork
Yalınayak
Yağmur Değil
Oyuncak
Yoksa
Bir Şarkı
Tiryakinim
Seni Bırakmam
Türk Marşı
Şarkı Sözleri
Tual - Pencere
Ne geceler ne gündüzler gördüm
En vazgeçilmez yeminlerden döndüm
Görmedim senin gibi sevmedim hiç kimseyi
Yapayalnızım şimdi unuttum gülmeyi
Ne sevdalar ne ümitler gömdüm
Aşkı yalansız duygulardan ördüm
Görmedim senin gibi sevmedim hiç kimseyi
Yapayalnızım şimdi unuttum gülmeyi
Sen vaktinden çok sonra gelen
Sevdalı bir yağmur gibisin
Çisil çisil gözlerimden
Sen çıldırmış şairlerin
Titreyen mısralarında
Bahsettiğim perisin
Pencereler önünde uyurken
O güzelim yılların
Hayalin gözlerimin önünde
Bize ağlıyorum
Ne baharlar ne tutkular gördüm
Her yeni günde uykulardan döndüm
Gülmedi senin gibi kalmadı bende kimse
Yapayalnızım şimdi eski bir resimde
Tual - Tiryakinim
Sokaklar şahitsiniz, pişmanım zehir gibi
Yanıyor yüreğim, tiryakinim
Her sokak lambasında, senin yüzün bilirim
Titriyor ellerim, tiryakinim
Her günüm, bir kor gibi yanar geçer
Her anım, bir yıl gibi uzun sürer, oooffff
Son bir isteğim senden, bir daha deneyelim
Bunca yıl sonra yine, bu istek çok mu söyle
Çıldırtsan da seninim yalvartsan da seninim
Tiryakinim, tiryakinim
Kaldırıma uzanmış, karanlığı beklerim
Bulutlar seni çizmiş, tiryakinim
Her günüm, bir kor gibi yanar geçer
Her anım, bir yıl gibi uzun sürer, oooffff
Son bir isteğim senden, bir daha deneyelim
Bunca yıl sonra yine, bu istek çok mu söyle
Çıldırtsan da seninim yalvartsan da seninim
Tiryakinim, tiryakinim
Tual - Kasım
Bir teselli ver, kırılan gururuma
Bir tebessüm et, unutursun zamanla
Yine dalmışım, aynada yüzüm ağlar
Yine dalmışım, elimde fotoraflar
Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım
Her nefessin her anım, sanadır canım ahhhh
Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım
Her nefessin her anım, sanadır canım
Bir teselli ver, kırılan gururuma
Bir tebessüm et, unutursun zamanla
Yine dalmışım, aynada yüzüm ağlar
Yine dalmışım, elimde fotoraflar
Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım
Her nefessin her anım, sanadır canım ahhhh
Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım
Her nefessin her anım, sanadır canım
Tual - Acının Öyküsü
Elimizde acının öyküsü var
Bedeli çoktan ödenmiş
Kelimeler içinde dönüyor
Siyah gibi ümitsiz
Bu öyle acı ki anlatılmaz
Gidenler geri gelmiyor
Biz kağıttan kuleler gibiyiz
Birer birer yıkılıyor
Bir isyan ki bekleyecek
Çığlık çığlağa gelecek
Bu şehir ki acılarla sevişecek
Geceler güne dönecek
İçimde bir ben var anlatılmaz
Pişmanım demek yetmiyor
Bu karanlık içmde büyüyor
Hüzün gibi ümitsiz
Derinde bir kavga var anlatılmaz
Buna yüreğim yetmiyor
Tüm yanlışlar yüzümde duruyor
Tokat gibi ümitsiz
Tual - Karanfiller
Senle ilk tanışmıştık.
Mevsimlerden sonbahar,
Herşeyi paylaşmıştık,
Salıydı yine sabah.
Hem güzeldi hemde hoş,
O günler herşey kolay,
Karanfiller olmuştu,
Senin gibi güzel saf
Karanfiller boştayım,
Aşk bitti farkındayım.
Dönüyor başım yine,
Bu mevsim hep yastayım
Şimdi saçımda aklar,
Ne acımasızmış zaman,
Dinlemekle martıları
Avunmuyor ki insan
Kararsız deli dolu dolaştım.
Sokaklarda ışıklar,
Kasım yağmurlarıyla,
Islandı kaldırımlar
Müziği, çevresel pop veya yeni dalga olarak nitelendirilen Enigma’yı, Michael Cretu oluşturuyor. Belli dönemlerde Jens Gad, T.A.A.W., Andru Donalds, ilerde eşi olarak göreceğimiz Sandra ve Ruth Ann’ın da birlikte çalıştığı Cretu, 18 Mayıs 1957 tarihinde Romanya’nın Bükreş şehrinde dünyaya gelmiş, yüksek hedefler belirleme alışkanlığına çocukken başlamıştı. Konser piyanisti olmaya karar verdiğinde henüz 8 yaşında olan bu küçük adam, Bükreş’te klasik müzik dersleri aldıktan üç yıl sonra Fransa’ya gtti. Burada bir süre eğitimini sürdürdü ve henüz 21 yaşındayken, Almanya’nın Frankfurt kentinde okuduğu müzik akademisinde derece alma başarısını gösterdi. Genç müzisyen, birkaç yıl sonra tüm dünyanın ilgiyle takip ettiği ve büyülenerek dinlediği Enigma’yı yaratacaktı… Michael Cretu, kariyerine yapımcı olarak başladı ve 1980 yılında ilk altın kayıt ödülünü aldı. Birlikte çalıştığı sanatçılar arasında Hubert Kah, Peter Cornelius, Moti Special ve Sylvie Vartan gibi isimler bulunuyordu. Bir süre sonra tanıştığı şarkıcı Sandra Lauer ile birlikte yaşamaya başladı. Michael Cretu, Avrupa tarzı dans şarkıları seslendiren Sandra için 1985 yılından başlamak üzere tam 7 albüm düzenledi. Bu çalışmalar arasında, genç şarkıcının ilk uluslararası hit singleı olan ve otuzu aşkın ülkenin müzik listelerinde zirveyi kimseye kaptırmayan “Maria Magdalena” da yer alıyordu.
Yapımcılık kariyerindeki başarılı çalışmaların ardından ilk solo albümü olan “Legionare”i 1983 yılında müzikseverlerin beğenisine sundu. Virgin Kayıt Şirketi etiketiyle piyasaya çıkan “Legionare”, Amerika’da dağıtılamadı. Belki de bunun için Cretu’nun yeni bir kimliğe bürünmesi gerekiyordu. Art of Noise ve Pink Floyd gibi topluluklardan esinlenerek çalışmalarını Enigma’nın ilk albümü “MCMXC a.D.”de topladı. Adıyla Roma rakamlarında 1990’ı ifade eden çalışma, bu yılın 3 Aralık gününde piyasaya çıktı. Cretu, böylece Amerika pazarına da girmeyi başarmış ve albüm, 12 Şubat 1991’de bu ülkede de raflardaki yerini almıştı. Sanatçının başarıları, dünya çapında 12 milyonun üzerinde bir satış rakamına ulaşılması ve 25 ülkede altın ve platin kayıt ödüllerinin alınmasıyla daha da pekişti. “MCMXC a.D.” albümünde Enigma’yı, Cretu ve David Fairstein oluşturmuştu. Albümün başında ilginç bir giriş paragrafı vardı; “İyi akşamlar. Enigma’yı dinliyorsunuz. Önümüzdeki bir saatlik sürede sizi başka bir dünyaya; müziğin, ruhun ve meditasyonun dünyasına götüreceğiz. Işıkları söndürün, derin nefes alın ve rahatlayın…” Ve tempo: “Yavaşça hareket etmeye başlayın… Çok yavaş. Ritmin sizi alıp götürmesine, size yön vermesine izin verin.” Enigma müziğinin büyüsü, “”MCMXC a.D.”” ile müzikseverlere ulaşmıştı. Ancak bazı şarkıların erotik ve ’sakıncalı’ bulunan sözleri, çeşitli ülkelerde kiliseler tarafından tepkiyle karşılanmış ve katolik kesimin çoğunlukta olduğu dinleyici kitlelerine sahip radyo istasyonları, bu parçaların yayınını yasaklamıştı. Bu durumdan rahatsızlık duyan Cretu, inançsız biri olmadığını, şarkılarına gösterilen tepkileri ise anlayamadığını belirtmişti.
Bir yanda bu gelişmeler yaşanırken hayranları Enigma’yı bağırlarına basmış, 1991’in Ocak ayında “Sadeness Part I”, yedi Avrupa ülkesinde listebaşı olmuştu. Almanya’da tüm zamanların en çok satılan single çalışması durumuna gelen, Belçika, Hollanda, İsviçre, Avusturya, İngiltere ve Yunanistan’da da müthiş bir grafik çizen “Sadeness Part I”, Amerika’da da büyük ilgiyle karşılandı ve platin single sertifikasına layık görüldü. 1993 yılında film yapımcısı Robert Evans, Michael Cretu’ya “Sliver” isimli filminin müziğini yapması için teklif götürdü. Bunun üzerine Cretu, bir sonraki Enigma albümünde de “Age of Loneliness” adıyla yer alacak olan “Carly’s Song” ve “Carly’s Loneliness” adlı iki parça kaydetti. Bundan önce ilk albümden bazı şarkılar, “Single White Female” ve “Boxing Helena” isimli filmlerde kullanılmıştı. Ve Enigma’nın ikinci albümü “The Cross of Changes”, Aralık 1993’te Avrupa’da, birkaç ay sonra da Amerika’da piyasaya sunuldu. Cretu albüm için tam üç yıl çalışmıştı. Belki de bu, bir röportajında Larry Flick’e söylediği şu sözleri daha iyi anlamamızı sağlayacaktı; “Müzik ruhumun bir parçası ve her şeye o karar veriyor.” 9 şarkıdan oluşan “The Cross of Changes” albümünde ünlü klasik müzik bestecisi Richard Wagner’ın dehasından yararlanılmış ve Cretu, yine büyüleyici bir atmosfer yaratmayı başarmıştı. Amerika’da, çıktıktan sadece yedi hafta sonra platin ödüle layık görülen çalışma, ünlü müzisyene bir ay sonra “Return to Innocence” singleıyla da altın ödülü kazandırdı. Cretu, üstüste gelen başarıların üzerine yaptığı açıklamada “Enigma, bazı şeyleri kuralların dışında yapabilmek için bir araç… Ve ben Enigma ile kayıtlar yapmaya devam edeceğim, tüm yeni fikirlerim bitinceye kadar…” Cretu’nun yenilikçi düşünceleri gelişmeye devam ederken 26 Kasım 1996’da Enigma’nın üçüncü albümü olan “Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!” müzikseverlerin beğenisine sunuldu. 12 şarkıdan oluşan albüm, Enigma’nın uluslararası başarısının arkasındaki yaratıcı güç olan Cretu’yu yeniden zirveye çıkardı. “Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!”, diğer adıyla “Enigma 3″, ilk iki albümdeki tüm öğeleri bir araya getirmiş ve geçmiş Enigma çalışmalarının evrimsel sentezi olarak tanımlanmıştı.
Tematik açıdan bakıldığında, “MCMXC a.D.” albümünde seksüellik ve din arasında bir diyalog kurulduğu, “The Cross of Changes”te ise metafiziğe ağırlık verildiği görülüyor. “Le Roi Est Mort, Vive Le Roi!” ise varoluşçuluğu ön plana çıkaran bir anafikre sahip. Cretu, şöyle diyor: “Varlığımızdaki en büyük soru işareti şudur; ’olmak ya da olmamak’… Ama neden?” Ve albümden bir şarkı sözü… “There’s no teacher, who can teach anything new. He can just help us to remember the things we always knew.” (”Yeni olan her şeyi öğretebilen bir öğretmen yoktur. O sadece her zaman bildiğimiz şeyleri hatırlamamıza yardımcı olabilir.”) Bir sürelik sessizliğin ardından Enigma, dördüncü albümüyle dinleyenlerinin karşısına çıktı. 11 şarkıdan oluşan ve Virgin etiketiyle sunulan “The Screen Behind The Mirror” raflardaki yerini aldığında takvimler 2000 yılının Ocak ayını gösteriyordu. Enigma bu kez; vokallerde Michael Cretu’nun yanısıra Elisabeth Houghton, Sandra Cretu, Ruth-Ann ve Andru Donalds gibi isimleri barındırıyor, gitarda ise bu şarkıcılara Jens Gad eşlik ediyordu. İspanya’da A.R.T. Stüdyolarında kaydedilen albüm, klasik nakaratı ve dramatik yapısıyla dikkat çeken, konuşmalar ve ürkütücü seslerle beslenen “The Gate” adlı parçayla açılıyor… Modern bir pop şarkısı olarak nitelendirilebilen “Push The Limits”, güçlü orkestra sesleriyle dinleyiciyi kendinden geçiriyor. “Camera Obscura”, dans ritmleriyle rönesans döneminin ruhunu yansıtmayı başaran büyüleyici bir çalışma…
Birbirinden etkili şarkılar içeren “The Screen Behind The Mirror”, sözleriyle de dikkat çekiyor. Çelişkili metaforlara yer verilen ve doğu felsefesinin izlerini taşıyan sözler, Enigma’nın çok sayıda kültürü mükemmel bir uyumla birleştirdiğinin en güzel kanıtlarından birini oluşturuyor. Karakterini koruyan ancak yeniliklere de tümüyle açık olan Enigma müziği, 2003 sonbaharında yeniden dinleyicilerinin karşısına çıktı. Üç yıllık özlem, 11 şarkıdan oluşan ve yine Virgin etiketiyle karşımıza çıkan “Voyageur” ile sona erdi. Albümde sırasıyla şu parçalar yer alıyor; “From East To West”, “Voyageur”, “Incognito”, “Page Of Cups”, “Boum Boum”, “Total Eclipse Of The Moon”, “Look Of Today”, “In The Shadow, In The Light”, “Weightless”, “The Piano” ve “Following The Sun”. Gotik etkileşimlerle dans müziğinde yeni bir çığır açan Enigma, yeni albümü A Posteriori ile geri döndü. Temelde Michael Cretu ve eşi şarkıcı Sandra dan oluşan Enigma, 35 milyon satmış albümleri, kazandıkları ödüller ve “listebaşı” olan birçok single larıyla Almanya nın dünyaya armağan ettiği en başarılı topluluklardan biri. İlk albümleri Sadness Part:1 ile birlikte dinsel, mistik, gotik etkileşimlerle dans müziğinde yeni bir çığır açan Enigma, yeni albümü A Posteriori ile geri döndü. 12 yeni şarkıdan oluşan A Posteriori den yayımlanan ilk single ise Goodbye Milky Way.
Sevdiğim… sizinde seveceğinizi umit ettiğim yüzyılın en romantik yabancı müzik parçalarının kliplerini bir araya getirmeye çalıştım. Umarım başarılı olmuşuzdur, unuttuğumuz ya da anımsayamadığımız varsa şimdiden özür dileriz. Zevkle dinlenemiz dileğiyle…
Bobby Farrell, Liz Mitchell, Marcia Barrett ve Claudia Barry’dan oluşan disko, pop müzik grubudur.
1974 yılında Offenbah - Almanya’da plak yapımcısı Frank Farian tarafından «Baby Do You Wanna Bump» adlı şarkı Boney M grubu adı altında yayınlanmış ve 1975 yılında Hollanda disko ve televizyonları grubu görmek isteyince grup doğmak zorunda kalmıştır.
Ma Baker, Felicidad, Rasputin, Dady Cool gibi 1970’lerin hit şarkılarını üretmişlerdir.
2. singılları olan Daddy Cool 5 hafta süreyle Almanya, Hollanda ve İngiltere’de Chart 20 de liste başında yer almıştır.
Diskografi
1976 LP / MC Take The Heat Off Me
1976 LP / MC Daddy Cool
1977 LP / MC Love For Sale
1977 LP / Ma Baker / Daddy Cool / Sunny
1977 LP / Lo Mejor De Boney M
1978 LP / Baby Do You Wanna Dance
1978 LP / MC Nightflight To Venus
1978 LP / MC Rivers Of Babylon
1980 LP / MC The Magic of Boney M - 20 Golden Hits
1980 LĞ / MC River of Gods (Underground Album)
Although they never had much success in America, the Euro-Disco group Boney M was a European phenomenon during the ’70s. After German record producer Frank Farian (* 18.7.1941 as Franz Reuther) recorded the single ‘Baby Do You Wanna Bump?’ in 1974/75 (which was successful in Holland and Belgium), he created Boney M to support the song, bringing in four West Indian vocalists who had been working as session singers in Germany — Marcia Barrett, Liz Mitchell, Maizie Williams and Bobby Farrell.
Now let’s take a look how this whole Boney M story started:
December 1974: Frank Farian 6 Weeks in Europa-Sound Studio in Offenbach Bieber. Recording: “Baby Do You Wanna Bump” under pseudonym “Boney M” (Boney: Hero of an Australian TV-Series). At first only Discotheque-Success, weekly sales about 500 Records.
End of 1975: Dutch TV and Discos wanted Live-Appearances of Boney M. Farian and the Artist-Agent Katja Wolf find 4 colored girls and 1 man. Aboriginal Boney M: Maizie Williams, Sheila Bonnick, a girl named Nathalie and the african Mike. This aboriginal line-up did only Dance- and Pressappearances. Later Claudja Barry joined the group, but she was replaced by Liz Mitchell. Line-Up now: Marcia Barrett, Liz Mitchell, Maizie Williams and Bobby Farrell.
When “Baby Do You Wanna Bump” was released in 1975, it seemed nobody thought the tracks of this Formation’s success would run into the 90’s. Without a doubt it was the voice of Liz Mitchell that carried most of the songs. Liz was born on Jamaica and came to Germany in the end of the 60’s. Here she played in 1969 in the Berlin Version of “Hair”. In the beginning of the 70’s she joined the Les Humphies Singers from the start (1970-73), and with Malcolm Magaron, another member of that group, she did Malcolm Locks. From her friend Marcia Barrett, who lived in Hamburg, came the suggestion to join together a Group that was founded by Frank Farian - Boney M. The producer Frank Farian later said that all members of the group would be replacable without hurting the Group - but not Liz.
Boney M’s first appearance in Germany was a performance of the song “Daddy Cool” in the then important and famous TV-Show “Musikladen” in 1976. After that TV-Show appearance the sales of the single were about 100.000 singles each week! From then on the album (Take The Heat Off Me) did well, too. In July 1976 with “Daddy Cool” came the first Number 1 for Boney M in Germany and a Top-10-Hit in December 1976 in the UK. The same year in Germany the follow-up to Daddy Cool was a remake of Bobby Hebb’s “Sunny”, which hit Number One in December 1976, in the UK it hit Number one in March 1977.
The Original Group Lineup was Marcia Barret (* 14.10.1945, St. Catherines, Jamaica), Liz Mitchell (* 12.7.1952, Clarendon, Jamaica), Maizie Williams (* 25.3.1951, Monserrat, West Indies) and Bobby Farrell (*6.10.1949, Aruba, West Indies). In 1982 Bobby Farrell was replaced by Reggie Tsiboe (* 1950). But Bobby rejoined the group in 1984 on Eye Dance.
In May 1977, “Ma Baker” just missed the U.K. number one spot, and “Belfast” hit the Top Ten in October. In 1978, Boney M was at the height of its popularity with “Rivers of Babylon”/”Brown Girl in the Ring”, which became the second-biggest selling single in U.K. chart history. “Rivers of Babylon” also was Boney M’s only U.S. Top 40 hit. Boney M’s album “Nightflight To Venus” also topped the U.K. charts. In September 1978, “Rasputin” became another U.K. Top Ten hit, followed by the seasonal chart-topper “Mary’s Boy Child”/”Oh My Lord”, which became the fifth-biggest selling single in U.K. history. In March 1979, “Painter Man” hit the U.K. Top Ten, followed in April by “Hooray! Hooray! It’s a Holi-Holiday”. In September, the album “Oceans Of Fantasy” hit number one.
Making a balance-sheet after 10 Years, Frank Farian counted 18 Platin- and 15 Gold-LPs, more than 200 Gold- and Platin-Singles and about 150 Million sold Units all over the world. Whose voices could be heared besides that of Liz will be remaining Farian’s little secret. By the end of the 80’s Farian put out a new edition of Boney M onto the Market. Besides Liz there now stood and sang only decorative: Reggie Tsiboe, Patty Onyewenjo and Sharon Stevens. But not this new combination attrackted the audience, it was the old combination! In the end of 1992 they had a Top-10-Hit in UK with a Mega-Mix of their old Numbers.
Boney M is a Eurodance and disco group, which was phenomenally successful during the 1970s.
History
200pxThe group was created by producer Frank Farian in 1975 and was composed of four West Indian artists working in London, Germany and Netherlands: singers Marcia Barrett and Liz Mitchell, model Maizie Williams and DJ Bobby Farrell. Boney M is noted for the mix of white and black music—the producer Farian is white and the singers are black; significantly many songs are black (freedom) songs, for example “No More Chain Gang” in the album ”Oceans Of Fantasy”.Farian first released the single “Baby Do You Wanna Bump?” in 1975, under the Boney M name. He performed the sparse vocals of the song himself. The song went on to become a hit and it was then that Farian decided to hire a team of dancers and vocalists to ‘front’ the group. The line-up of the groups went through numerous changes- Maisie Williams being the only original member that remained. Not satisfied with merely miming to Farian’s songs, one of the members, Claudja Barry, left on short notice in February ‘76- days before the group was scheduled to appear on a local television gig in Saarbruecken. Liz Mitchell, then an unemployed singer and formerly a member of the Les Humphries Singers, was brought in as a temporary replacement for the gig under the recommendation of Marcia Barret. Farian was impressed with her performance, and she went on to record Boney M’s first LP, Take the Heat off Me. Farian had previously recorded some songs with the Marcia Barrett, the other vocalist of the group. A couple of the songs, “Lovin’ or leavin’” and “Daddy Cool” were included in the Take the Heat off Me LP. Response to the album was lukewarm. However, the group rigourously toured discos, clubs and even country fairs to earn a reputation for themselves. The group’s big break came when, at the end of that summer, music-TV-producer Michael “Mike” Leckebusch of Radio Bremen, requested the group for his show “Musikladen”. Boney M appeared on the live music show on the 18th of September, 1976, after 10pm, in their now trademark daring costumes. By the end of the following week, “Daddy Cool” became Germany’s #1 single in the charts. The album was to follow the success of the single.Despite his success with Boney M, controversy followed the group’s founder, Frank Farian in what was to later shadow his involvement with Milli Vanilli. Maisie Williams and Bobby Farrell a the male face of the group a made very little, if any, vocal contribution to the music. Almost all of the male vocals, along with some of the choir sections in songs such as “Dancing in the Streets” and “Bye Bye Bluebird’, were performed by Farian himself. Farrell, as Farian finally had admitted on German television in 2003, had been chosen for his personality and innovative dancing.
Success
“Rivers of Babylon”, with lyrics partially based on Psalm 137, became the second highest selling single of all time in the UK in 1978, while the B-side “Brown Girl in the Ring” was given extensive airplay on radio. It sold 500 copies short of 2 million.The group also achieved a second UK million seller with their version of the calypso classic “Mary’s Boy Child” which was previously a million seller for Harry Belafonte. On a list of the best selling singles in the United Kingdom, issued in 2002, Boney M appear fifth and tenth places respectively, with the two above singles. They are the only act to appear twice in the Top 10; a feat not even the Beatles were able to achieve. Boney M, with their sensuous tunes and catchy rhythms became one of the few western bands that became well-known outside of Europe and the USA; including Africa, India, Sri Lanka and South-East Asia. To this day, along with ABBA, they are the most widely known western music acts in these regions.
Albums
”Take The Heat Off Me” (1976)
”Love For Sale” (1977)
”Nightflight To Venus” (1978)
”Oceans Of Fantasy” (1979)
”Boonoonoonoos” (1981)
”Christmas Album” (1981)
”Ten Thousand Lightyears” (1984)
”Kalimba De Luna” (1984)
Best selling music artists - World’s top-selling music artists chart
ABBA grubunu anımsamayanınız yoktur. 1970 - 1980′li yıllara gerçekten de kalıcı bir damga vuran ender müzik gruplarından biriydi. 1976 yılında Fernando (Single)’nın ardından grup, 1978 yılında Chiquitita, 1979 yılında Voulez Vous adlı ünlü parçalarına imza atmışlardı.
ABBA, 1972-1982 yılları arasında popüler olmuş İsveçli bir pop müzik grubudur. 1966 yılında bir müzik grubu kurmaya karar veren Björn Ulvaeus ve Benny Andersson, 1969 ilkbaharında ABBA’nın diğer yarısını oluşturacak olan Agnetha Fältskog ve Anni-Frid Lyngstad’in katılımı ile grubu tamamladılar ve üyelerinin isimlerinin ilk harflerinden oluşan ABBA ismini aldılar. “People Need Love” kırkbeşliğini kaydettikleri 1972 ilkbaharında kendilerini Björn & Benny, Agnetha & Anni Frid olarak adlandırıyorlardı. 1973′te İsveç’i, Eurovision Şarkı Yarışması’nda “Ring Ring” adlı parçayla temsil ettiler ve üçüncü oldular.
Grup 1974 yılında “Waterloo” ile tekrar Eurovision Şarkı Yarışması`na katıldı. Bu sırada grup ABBA adını aldı. 6 Nisan 1974′teki Eurovision Şarkı Yarışması’nda ABBA “Waterloo” ile birinci oldu. Bu başarı ABBA`nın tüm Avrupa ülkelerinin yanısıra ABD`de de ünlü olmasını sağladı. Abba, “SOS” adlı üçüncü albümüyle ününü pekiştirdi. 1976 yılında “Greatest Hits” ve “The Best of ABBA Respectively”, İngiltere ve Avustralya’da piyasaya sürüldü. Tüm dünyada büyük ilgi gören “Fernando” ve “Dancing Queen” gibi single çalışmaları, kısa sürede klasikler arasına girdi. “Dancing Queen” İngiltere listelerinde bir numaraya yükselen ilk ABBA şarkısı oldu. 1976 sonunda dördüncü albümleri olan “Arrival”ı piyasa çıktı. “Money Money Money” ve “Knowing Me, Knowing You” başta olmak üzere tüm parçalar büyük başarı kazandı. Ardından 1977 yılının başlarında Avrupa ve Avustralya turnesine çıktılar. Yıl sonunda ABBA için bir film çevrildi. Grup elemanlarının tamamı filmde rol aldı. Filmin vizyona girişini, “The Album” isimli yeni albümün piyasaya çıkışı izledi. 1979`da “Voulez-Vous” albümü piyasaya çıktı. Bu yılın son çeyreğine girilirken “Gimme! Gimme! Gimme! (A Man After Midnight)” adlı single çalışma piyasaya sürüldü. ABBA’nın en çok beğenilen parçalarını içeren toplama albümün ikincisi, “Greatest Hits Vol. 2″ de, aynı yıl uluslararası başarı yakaladı.
1980 yılının Mart ayında Abba, Japonya’da bir konser verdi. Birkaç ay sonra, “The Winner Takes It All”u da içeren “Super Trouper” adlı albüm piyasaya çıktı. Yıl sonunda Abba’nın sekizinci albümü olan “The Visitors” piyasaya sürüldü. Öne çıkan parçaların başında “One of Us” geliyordu. 1982′de grup dışı çalışmalara başladılar. Björn ve Benny çeşitli müzikal denemelere yönelirken Agnetha ve Frida da solo kariyerlerini sürdürdüler. Bu dönemde tek çıkan albüm “ABBA LP” grubun ilk on yılında kaydettiği en iyi şarkıları içeriyordu. Aynı yılın sonunda ABBA, müzikal çalışmalarını bir süreliğine askıya alma kararı aldı ve dinlenmeye çekildi. Birkaç yıl sonra yeniden bir araya gelseler de kayıt yapmadan ayrılarak ABBA’nın aktif yaşamına son vermiş oldular.
1992′de sunulan “Abba Gold”, büyük ilgi gördü. 1993′te “More Abba Gold” ile devam eden serinin üçüncü albümü “The Box Set: Thank You For The Music” oldu. Sonrasında gelen ve çeşitli kayıt şirketleri tarafından düzenlenen bir dizi toplamayı 2003′ün başlarında Universal Special Products etiketiyle sunulan “On and On” izledi. Eurovision Şarkı Yarışması’nın 50. yıl kutlamaları kapsamında düzenlenen, 50 yılın başarılı şarkıları arasında yapılan seçim sonucuyla ilk 14’e giren şarkıların yarışacağı yarışmada “Waterloo” ile 1974’deki yarışmada birinciliği elde eden İsveçli grubun şarkısı, 2005 yılında “Eurovision tarihinin en iyisi” seçildi.
renkli küçük posetteki kolanyalari patlatmak,horoz seker demek
Evden çikmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocuklugunu
yasayabilmis,son dönemin bir üyesi olmak,
Ne sorusuna zink cevabi vermekten zevk duymak, büyüteç ile kagit
yakmak 9 voltluk pile dilinle dokunup o eksi ani yasamak, sinek
ilaci arabalarinin arkasinda biraktigi bulutta deli gibi
dolasmak demek.
Tipe bak demek, Fon müzigi Laura Brannigan’dan Self Control olan
günler.
Bakkala gitmenin, sokakta oynamanin, harçlik toplamanin geçerli
sayildigi,el degmemis bir hayat demek…
Sonrasinda biz büyüdük ve kirlendi dünya demek.
pazar aksamlari mecburen yikanmak ve erken yatmak demek.parliament
gece sinemasi demek
Sesi açip kismak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki
dügmelere basmak zorunda olmak demek
Resimli futbolcu kartlari demek, süper babaanne demek, fantayla
kolayi karistirmak demek, mahalle kavrami demek.
Anket ve hatira defterlerinin olmasi bunlara seviyorum ama kimi diye
baslayan maniler yazmak, mustili beslenme çantasi, dantel yaka,
yenen kokulu silgi, leblebi tozu çekerken atlatilan ölüm
tehlikeleri, hulohop, ayak bilegine takilarak çevrilen top, sek sek
oynamak, bayramda mahalleye dagili seker toplamak, müsaitseniz
annemler size gelecek demek.
TRT´nin yayin akisinin bitmesiyle çalan Istiklal Marsi için ayaga
kalkarak, marsi hazir olda bangir bangir söylemek ve marsin
bitiminden sonra çikan tiz “biiiiiiiiiiiiip”sesine ragmen
televizyonu kapatmamak demek.
Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi,
Challenger’in oldugu günkü haberleri hatirlamak demek..
Kenan Evreni Atatürk zannetmek demek.
Yazlik diskolarda içeri alinmamak demek, bunun için aglamak ve
içeride -her nedense- You are in the army now- sarkisinda sarmas
dolas dans eden abi ve ablalara bakarak özenmek demek
Gorbaçov´un kafasindaki kirmiziligin ne oldugunu merak etmek,
anneye “Zeki Müren´e teyze mi diyim amca mi diyim” diye sormak,
Ilkokulda Halley, Petrol ve Komancero sarkilarini uydurma sözlerle
söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi sefil dans gruplari kurmak
Aldim çantami kolumaaa, çiktim Dallas yoluna, ben Babi´yi beklerken,
Ceyar girdi koluma sarkisini dansiyla birlikte bilmek demek.
Ali-Aysegül Atik reklami ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir
de çikolata alacagim.
biz biz olalim yemeklerden önceeee, lavaboya kosalim, hafta da bir
kere tirnaklari keselim, firçalayi p onlari tertemiz olalim diye
sarkilar ezberleyen bir nesil olmak Videocudan American Ninja,
Kartal, Kan Sporu ve Evil Dead gibi filmleri kiralamak demek
“”””Analogtan dijitale geçis devrini yasamis birey oldugunu anlamak
ve ikisinden de farkli zevkler aldiginin farkina varmak demek”””””
Çok güzel bir ülkenin son yillarini hayal meyal hatirlamak, sonra da
çivisinin çıkışını görerek büyümek demek
Apartmanin çatisina 5 metrelik anten taki p üstüne de tencere kapagi
baglayan bir abinin sizi TV önüne oturtmasi ve çatidan oldu mu diye
bagirarak anteni ayarlamaya çalismasi . Yunanistan kanallarini
görüntülemek adina ..oldu oldu diye camdan kafayi çikari bagirmak ve
kimsenin buna sasirmamasi demek.
Siyah beyaz ve karli bir görüntü de olsa..
Üstelik Yunanca tek kelime anlamasaniz da gündüz vakti çizgi film
izlemek için az debelenmemis olmak demek…
Muhtemelen hayatimiz boyunca yasadigimiz en güzel 10 yil demek…
TRT 1´de olusan sorunlar sonucu yayina bir süre ara verildiginde
ekrana getirilen donuk agaç, dag bayir resmine 10 dakika hareketsiz
bakabilmek demek,
Türkiye’de yasamis son mutlu kusak oldugunu hüzünle hissetmek
demek… “
80li yıllarda çocuk olmak yazısından çok etkilenmiştim ve ne zamandır aklımda olan bir projeyi hayata geçirdim sonunda…
Bir derleme ve toparlama, sayısız araştırma ve düzenlemeden sonra hala eksikleri olduğunu bilmeme rağmen, eklesem daha neler neler var dedirten bir video yaptım kendi çapımda…
Videoda 80li yıllara maziye çocukluğumuza döndürmek istedim herkesi. O yılların şarkıları, dizileri, çizgi fimleri, ümlüleri, hayatımızı etkileyen olayları kendimce yorumladım…
Toplam 2 video , yaklaşık 10′ar dakikadan toplam 20 dakika…