Bir Çocuğun Ağzıyla: Siz Büyüklere Bizi Anlatmak
Biz çocuklar, her zaman anne-baba olmanın dünyanın en zor işi olduğunu duyarak büyüdük. Anne-babanın mesaisi yok, emekliliği yok, karşılıksız severler, uykusuz geceler, harcadıkları emeğin tarifi mümkün değil, aynı zamanda da maddi olarak karşılığı yok vs. vs.

Peki ya evlat olmak?
Hayatını çocuğuna göre değiştirmeye karar vermiş (mi?) bir anne-babanın (toplumun beklentisi ve etkisiyle) evladının da hayatını kendi beklentisine veya isteklerine göre değiştirmesini talep etmesi, baskılaması, duygu sömürüsü, kimi zaman da tehdit ederek anne-babalığının bütün gücünü kullanması nasıl açıklanabilir?
Haydi, çocukken yani ihtiyacı varken yedirirsin, içirirsin, giydirirsin ve onun adına kararlar alırsın.
Ama zamanla buna alışırsın ve hep bu evladın hayatıyla ilgili kararları almaya devam etmek istersin.
Aslında çocuklarla ilişkilerde, evlat rolünün ne kadar belirleyici olduğunu yani kendi anne-babalarımız, bizim onları ve kendimizi algılayışımız, bugünkü anne-babalık rollerimizin temellerini oluşturmaktadır.
Çocuklardan beklentilere şöyle bir bakacak olursak; bu beklentilerin, çocukluğumuzun ve kendi anne-babalarımızdan kısaca kendi hikâyemizden hiç de bağımsız olmadığını görürüz.
Nasıl mı? İşte size birkaç örnek… Benim hiç pırıltılı oyuncaklarım olmadı, bari onun olsun, ben okuyamadım, o okusun, ailem çok otoriterdi, ben olmayacağım, benim gibi içedönük olmasın, kendini ifade etsin ezilmesin, benim gibi çabuk olsun, benim gibi cesur olsun, benim gibi istemediği mesleği seçmek zorunda kalmasın, sanatçı olsun, sporcu olsun, o olsun bu olsun.
Pratikte bu cümleler ben ile başlamaz. Ben cümlenin içinde gizli özne bile değildir ama vardır. Cümleler genelde çocuğum ile başlar. Aslında cümlenin “ben” ile başladığının anne-baba da çok farkında değildir. Ancak çoğunlukla anne-babaların sorun diye tanımladıkları davranış biçimlerinde ya da beklentilerinde kendi açmazları saklıdır.
Anne-babaların elbette çocuklarıyla ilgili beklentileri olacaktır ve elbette sorunlar yaşanacaktır. Bu da son derce sağlıklıdır. Ama anne-baba, beklentilerini gözden geçirmek ve gerçekçi olmak zorundadır. Bu beklentiler öncelikle ebeveynin ihtiyacını karşılıyorsa, ortada bir problem var demektir. İşte bu noktada çok önemli bir ayrıntı, gözden kaçmaktadır.

Çocuğun ihtiyacı
Acaba o, anne-babasının istediklerini ne kadar istiyor ya da ne kadarını yapmaya gücü yeter?
Anne-babaların beklentilerinin ve çocukları için yaşları büyüse de ısrarla almaya devam ettikleri kararların, zamanla çocuk için nasıl bir basınç oluşturduğunu ve onların bu basınç altında nasıl da ezildiklerini tahmin etmek güç değil.
Sevgili anne-babalar, önümüzdeki günlerde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi bir not kâğıdına sıralasanız ve vakit buldukça bunların kimin ihtiyacı olduğuna bakabilseniz diyorum. Hangileri çocuğunuzun gerçeği ile örtüşüyor? Hangileri aslında ben ile başlayan beklentiler? Hatta biraz daha vaktiniz olursa sizin anne-babalarınızın sizden beklediklerini de sıralayın. Hangileri sizin gerçeğiniz ile örtüşüyor? Hangileri aslında onların ihtiyaçları?
Belki o zaman evlat olmak ve anne-baba olmak kavramları üzerinden yeni bir anne-baba rolü yaratma yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.

Ne dersiniz?
- Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değildirler,
- Onlar kendilerini özleyen hayatın oğulları ve kızlarıdırlar,
- Sizler aracılığı ile dünyaya gelmişlerdir ama sizin değildirler,
- Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler,
- Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla,
- Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz,
- Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye hiç kalkmayın,
- Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir,
- Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız,
- Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için kendi gücüyle sizleri gerer ve yay gerenin elinde seve seve bükülür,
- Çünkü oku atan o güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar, elindeki sağlam yayı da sever.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim sevgili büyüklerim
[Kaynak: tavlakoyu.com]







