Birey Olmak…
DoÄŸu toplumlarına has olan ‘biz’ bilinci, bir süredir tahtını birey kavramına devretmiÅŸ durumda. Batılı yazar ve düşünürlerin desteklediÄŸi bu hızlı rüzgar ülkemizde de boy göstermiÅŸ, üzerine yazılan çizilen bir hal almıştır. Peki nedir birey olmak ? Birey olmak tek olmaktır; yalnız başına ayakta durmaktır, tabiri caizse gemisini yürüten kaptan olmaktır. KiÅŸinin doÄŸumundan itibaren onu ÅŸekillendirir, büyütür. Bu yüzdendir ki; bir son dakika haberine gösterilen tepki Japonya’da ve Fransa’da farklı olmaktadır.
Ülkemizdeki duruma değinmeden yazımı sonlandırmayacağım elbette. Birkaç atasözüne bakalım birlikte.
Birlikten kuvvet doÄŸar, Bir elin nesi var, iki elin sesi var, Yalnız aÄŸaç daÄŸda büyümez, Yalnız atın tozu çıkmaz…
Görüldüğü üzere biz bilincini içine iyice yerleştirmiş bir toplumuz. Elinizde bir atlas varsa ya da coğrafyanız iyiyse zaten doğu-batı arasında ama doğuya yakın bir toplum olduğumuzu bilirsiniz.
Peki birey mi olalım yoksa biz olarak mı kalalım? Bu soruya maalesef tek bir yanıt vermek mümkün değildir. Çünkü: birey olabilmek kalabalıklar içerisinde yalnızlığı (ki bunu bugünlerde yaşadığımızı düşünüyorum.) getirmekte, biz bilinci de yaratıcılığı köreltip sürü psikolojisini tetiklemektedir. Dilerseniz sorumuza uygun cevap ya da cevaplar bulalım. Örneğin; zeytinyağı ile suyu karıştırdığımızı düşünelim. Uzaktan baktığımızda bir bütünlük temsil ederler çünkü: aynı bardağın içindedirler. Oysa her birinin erime ve donma noktaları, öz kütleleri farklıdır. Kısacası bir yandan birey olma yolunda ilerlerken diğer yandan da biz bilincini elimizde tutmalı ve yansıtmalıyız. Tıpkı bir yapbozun parçaları gibi. Tek başımıza farklı olmalı ancak bir araya geldiğimizde de birlikteliği güce dönüştürmeliyiz. Bir İngiliz edebiyatçısının dediği gibi: Hiç bir insan yalnız başına ada değildir, herkes anakaranın bir parçasıdır.
Murat Arif METİN



AÄŸustos 26th, 2009 | 06:51 |
Yazı ve katkı için teşekkür ederiz Murat Arif