Buzul Çağını Andırır Gibi…
Avrupalı uzmanlar, dünyanın bir 15 bin yıl daha Buzul Çağı yaÅŸamayacağı görüşünde. Nature adlı bilim dergisinde çıkana yazıda, Güney Kutbu’nda 740 bin yıllık bir buz kütlesinde yapılan araÅŸtırmalar deÄŸerlendiriliyor. Tahminlerin kaynağı, buzul kütlesinde 3 kilometre derinliÄŸindeki bir sondajdan elde edilen bilgiler.

Sera etkisine yol açan gaz birikiminin, son 440 bin yıl içinde en yüksek düzeye ulaÅŸtığına da dikkat çekiliyor. Son haftalarda gösterime giren The Day After Tomorrow-Yarından Sonraki Gün adlı film, bu konu üzerinde oldukça yoÄŸun bir ilgiye neden olmuÅŸtu. Filmde sera etkisi yaratan gazların artmasının, Kuzey Yarıküre’de yeni bir Buzul Çağı’na yol açması konu ediliyor.
Buzul çağı, yeryüzü atmosferindeki sıcaklık düşüşüne baÄŸlı olarak anakaralarda gerçekleÅŸen buzlu tabakalaÅŸma ve buzul kitlelerinde artış anlamına geliyor. Bu tanımdan yola çıkarsak, Grönland ve Antarktika’daki buzul örtüsü, teorik olarak hâlâ Buzul Çağı içinde olduÄŸumuzu gösteriyor. Bu nedenle konuyla ilgili bilimsel makalelerde “buzul evresi” (kıtasal boyutlarda buz örtüleri ve aşırı soÄŸuklarla ifade edilen sert koÅŸullar) ve “buzullar arası evre” (günümüz koÅŸulları) ifadelerine rastlarız. Dünyanın jeolojik tarihi içinde en az dört büyük buzul çağı biliniyor.
Buzul çağı, yeryüzü atmosferindeki sıcaklık düşüşüne baÄŸlı olarak anakaralarda gerçekleÅŸen buzlu tabakalaÅŸma ve buzul kitlelerinde artış anlamına geliyor. Bu tanımdan yola çıkarsak, Grönland ve Antarktika’daki buzul örtüsü, teorik olarak hâlâ Buzul Çağı içinde olduÄŸumuzu gösteriyor. Bu nedenle konuyla ilgili bilimsel makalelerde “buzul evresi” (kıtasal boyutlarda buz örtüleri ve aşırı soÄŸuklarla ifade edilen sert koÅŸullar) ve “buzullar arası evre” (günümüz koÅŸulları) ifadelerine rastlarız. Dünyanın jeolojik tarihi içinde en az dört büyük buzul çağı biliniyor. Bunlardan en sonuncusunun, 40 milyon yıl önce Antarktika buzulunun büyümesi ile baÅŸladığı, yaklaşık 3 milyon yıl öncesini ifade eden Pleistosen’in erken dönemlerinde ÅŸiddetlendiÄŸi, buzulun giderek Kuzey Yarımküre’ye yayılmasıyla sürdüğü ve 10.000 yıl önce ÅŸiddetini kaybettiÄŸi düşünülüyor. Son Buzul Çağı’ndaki buzul evrelerinin 41.000 yıllık döngüler halinde tekrarlandığı saptanmış durumda.
Dünya neden buzul çağları yaşıyor?
Nature dergisinin 28 Haziran sayısında yayımlanan buzul çağı döngüleriyle ilgili makalelere ve “41.000 yıl paradoksuna” geçmeden önce, buzul çağı veya buzul evrelerinin bilinen nedenlerinden kısaca bahsetmek gerekiyor. Söz konusu nedenleri kabaca üç sınıfa ayırabiliriz: Astrofiziksel nedenler, kıtaların dağılımı ve atmosferin bileÅŸimi. Astrofiziksel nedenler, presesyon (salınım), yörünge döngüsü ve dünyanın eÄŸim açısını kapsar. Presesyonu, dünya gibi tam küresel olmayan ve dönüş hareketi yapan topaç örneÄŸi üzerinden açıklayacak olursak, bu gibi cisimlerin dönme ekseninin zaman içinde baÅŸka bir eksen etrafında (örneÄŸin dünya kendi dikey ekseni etrafında döner) dönme hareketi yapması ÅŸeklinde özetleyebiliriz. Bu salınım, bizim bakış açımıza göre yıldızlarda yer deÄŸiÅŸikliÄŸine neden olmaktan baÅŸka, dünyanın aldığı GüneÅŸ insolasyonu (GüneÅŸ’ten gelen ışınların yeryüzüne vurması olayı) miktarını da etkiler. Kutupyıldızının 360º dönüş yapmasından dolayı “kutupsal döngü” adını da alan çevrim, yaklaşık 23.000 yılda tamamlanır.
GüneÅŸ’ten gelen metrekare başına düşen sıcaklık miktarına etki eden diÄŸer özellik yörünge döngüsüdür. Dünyanın, GüneÅŸ etrafındaki yörüngesi tam bir daireden hafifçe uzamış bir daireye, yani elipse döner. Bu döngü ise 98.000 yılda bir tamamlanır ve kabaca Dünya-GüneÅŸ arasındaki mesafeyi belirler. Son olarak Sırp matematikçi Milutin Milankovitch’in ilk olarak göz önünde bulundurduÄŸu özellik, dünyanın dikey ekseni ve yörüngesi arasındaki açıdır. Bu açı her 40.000 yılda 22,1º ve 24,5º arasında deÄŸiÅŸir; bildiÄŸimiz 23,5º’lik açı ortalama bir deÄŸerdir. Kıtasal dağılım farklılıkları da, yine ilk olarak Milankovitch tarafından ortaya atılan özelliklerdir. Buna göre yeryüzündeki kara kütlesinin 2/3′ünü taşıyan Kuzey Yarımküre’deki GüneÅŸ insolasyonu, her iki yarımkürede görülen buzul çaÄŸlarını belirler. Milankovitch kuramı, bu hareketlerdeki varyasyonların GüneÅŸ geometrisi ile bir araya geldiÄŸinde, yeryüzüne ulaÅŸan GüneÅŸ enerjisi miktarında ölçülebilir deÄŸiÅŸimlere yol açtığını söyler.
Son Buzul Çağı’na ait 41.000 yıllık buzul evreleri döngülerine bakıldığında, bu zamanlamanın açı deÄŸiÅŸimlerince yönlendirildiÄŸi sonucu çıkmaktadır. Oysa bu süreçte presesyona baÄŸlı deÄŸiÅŸimlerin daha fazla meydana geldiÄŸi saptandığından, 23.000 yıllık döngüler daha olasıdır. Bahsi geçen “41.000 yıl paradoksu”, açı deÄŸiÅŸiminin presesyon üzerindeki baskınlığına verilen addır.
İki yeni çalışma
Bu gözleme ve yukarıda özetlenen teorik bilgilere dayanan makalelerden ilki, buz kütlesindeki dengenin, sıcaklığın donma noktasının üzerine çıkması veya altına inmesiyle ilgili olduÄŸunu, erimeye olanak tanıyacak belli bir eÅŸik deÄŸerin üzerindeki yaz insolasyonunun ve yaz uzunluÄŸunun asıl belirleyici parametreler olarak kabul edilmesi gerektiÄŸini söylüyor. Bu etkenler ise, yaz uzunluÄŸunun Dünya’nın GüneÅŸ’e olan uzaklığı ile ters orantılı olduÄŸunu söyleyen Kepler’in ikinci yasasına göre, presesyonla deÄŸil 40.000 yıllık döngüye sahip açı eÄŸimi tarafından kontrol edilir.
Boston Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü diğer çalışmada ise, Doğu Antarktika buzul örtüsünün Geç Pliyosen-Erken Pleistosen evresindeki deniz seviyesini çok fazla etkilemiş olabileceği ileri sürülüyor. Kara kısmı ağırlıkta olan Doğu Antarktika buz kütlesi bu özelliğiyle insolasyon etkisine çok daha açıktır. Diğer yandan su içindeki kısmı ağırlıkta olan Batı Antarktika buzul örtüsü ise, deniz seviyesindeki değişimlerden daha fazla etkilenmiştir. Açı eğimi etkisinin iki yarımküredeki etkileri simetrik olduğundan, buzul kütlelerinin genel buz hacmine katkıları birbirine eklemlenerek 41.000 yıllık döngüye zemin hazırlarken; presesyon etkisinin yarımkürelerdeki etkisinin asimetrik oluşu iki buzul örtüsünün 23.000 yıllık döngü açısından birbirlerini iptal ettikleri ileri sürülüyor.
Çalışmaların hiçbiri 3 milyon yıl önce Kuzey Yarımküre’de baÅŸlayan buzlanmanın nedenlerine veya son 1 milyon yılda buzul evre-buzullar arası evre döngülerinin 100.000 yılda bir tekrar etmesinin gerekçelerine yanıt vermiyor. AraÅŸtırmacıların ilgili dönemlerin iklim koÅŸullarını bu kadar yakında incelemesi, şüphesiz ilk defa yaklaşık 3 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülen Homo habilis ve buradan Homo sapiens’e uzanan süreci anlamak açısından çok önemli. Afrika’da Kilimanjaro dağından tutun, Asya’da Tiyen-Åžan daÄŸlarına, Peru’daki And daÄŸlarına, Alaska’dan Türkiye buzullarına, Alplere ve Himalayalar’a kadar hemen hemen bütün daÄŸlardaki buzullarda büyük ve hızlı erime ve küçülme, bilim dünyasında dehÅŸetle izleniyor.
Bilim adamları Antarktika’da yaptıkları çalışmada bir buzulu 3 km delerek, buzul köküne ulaÅŸtılar. Bu derinlikte ısının son 740 bin yılda hiç deÄŸiÅŸmediÄŸi belirtilmiÅŸtir. Buzul kökünde yapılan araÅŸtırmalara göre, buradaki ısı yeryüzünde sürekliliÄŸi en eskiye dayanan ısı derecesidir. Bu süre zarfında, atmosfer çeÅŸitli deÄŸiÅŸikliklerden geçerken, yeryüzü de 8 ayrı buz çaÄŸları yaÅŸamıştı.
Son Buzul Çağı, günümüzden yaklaşık 74-12 bin yıllık arasındaki bir dönemi kapsamaktadır BuzullaÅŸmanın en ÅŸiddetli dönemi ise Pleistosen’in son dönemine rastlayan günümüzden yaklaşık 18 000 ± 2000 bin yıl öncesine olmuÅŸtur. Son Buzul Çağı’nda dünya genelinde sıcaklığın günümüzdekine göre 4-5°C düşmesine baÄŸlı olarak Kuzey Yarım Küre’nin kuzey kesiminde buzullaÅŸma artmış, Amerika kıtasında Göller Bölgesine, Avrupa’da Alp daÄŸlarının eteklerine kadar olan kesimler buzullarla kaplanmıştır. Orta kuÅŸakta ise daÄŸların yüksek kesimlerinde buzul oluÅŸumu meydana gelmiÅŸtir. Bu dönemde Anadolu’nun kıyı kesimindeki daÄŸlarda 2500-2600 m’nin, karasallıktan dolayı İç Anadolu ve DoÄŸu Anadolu’daki daÄŸların 2700-2800 m’den yüksek kesimleri buzullarla kaplanmıştır.
Dördüncü Jeolojik Zaman’ın son çağı olan ve günümüz olarak da adlandırılan Holosen, günümüzden yaklaşık 10 000-10 500 yıl önce baÅŸlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliÄŸi yağış ve sıcaklığın artarak günümüz iklim koÅŸullarının oluÅŸmaya baÅŸlamasıdır. AraÅŸtırmayı yürüten bilim adamları, dünyanın gelecek 15 bin yılda buzul çağına girmeyeceÄŸini, buna karşın yeryüzündeki metan ve karbon dioksit gazlarının yol açtığı sera etkisinin son 440 bin yılın en yüksek seviyesine ulaÅŸtığını da vurgulamaktadırlar. Sera etkisinin dünya ekolojik tarihinde ilk defa bu kadar yüksek deÄŸerlere ulaÅŸmasından dolayı, geçmiÅŸ deÄŸerlere kıyasla herhangi bir tahmin yapılamamaktadır.
Ekvator’da, mesela Afrika’nın merkezinde, o kavurucu sıcak kuÅŸakta, tepesi karlı bir daÄŸ olabilir miydi? Londra Kraliyet CoÄŸrafya DerneÄŸi’nin bilgin üyeleri, bunu duyduklarında “Olamaz,” diye bağırdılardı.. tabii eskiden… O zamanlar yıl 1848′lerden önceydi! Kilimanjaro Dağı üzerindeki karları 1848 yılında ilk gören Avrupalı, İsviçreli misyoner ve araÅŸtırmacı Johannes Rebmann oldu. Ne var ki, gördükleriyle ilgili haberler Londra’ya ulaÅŸtığında derneÄŸin kimi üyeleri Rebmann’ın anlattıklarına burun kıvırdı. Hatta bunlardan biri Rebmann’ın gözlerinde ciddi bir sorun olabileceÄŸine dikkat çekti. Günümüzde Kilimanjaro bir kaz daha tartışmaların odak noktası durumuna geldi. “kilimanjaro’nun Karları”, ama bu defa ne Kraliyet Akademisi’nde ne de o ünlü filmde!
Afrika kuÅŸağında buz gibi dağın buzluÄŸu yokolma eÄŸilimine girdi! Dağın buzla örtülü tepesi ve eteklerinden süzülen buzullar hızla yok oluyor. İklimdeki deÄŸiÅŸimlere karşı harekete geçen eylemcilerin birçoÄŸu Kilimanjaro’ya küresel ısınmanın çarpıcı bir simgesi, eriyen buzulların ve buz katmanlarının çıplak bir örneÄŸi gözüyle bakıyor.

79 buzulda küçülme
Buzullarda dünya çapında bir erime olduÄŸu yönünde çok güçlü kanıtlar var. İsviçre’deki Dünya Buzul Gözlem Merkezi 2002 ile 2003 yılları arasında incelenen 88 buzuldan yalnızca dördünde bir büyümeye tanık olunduÄŸunu, en azından 79 tanesinin ise küçülmekte olduÄŸunu belirtiyor. Ancak asıl önemlisi neden öyle olduÄŸu. Küresel ısınma tüm bu olanları açıklamaya yetmiyor. Dünya üzerindeki daÄŸ buzullarının birçoÄŸu 19 yüzyılda, insan kaynaklı unsurların iklim üzerindeki etkileri henüz ortaya çıkmadan önce erimeye baÅŸladı.
Kilimanjaro olayına gelince de, iklim deÄŸiÅŸimine kuÅŸkuyla yaklaÅŸanların bir bölümü, tepesindeki karların erimesinin küresel ısınmayla bir ilintisi olmadığını öne sürecek denli ileriye gidiyorlar. Kilimanjaro’nun doruÄŸundan alınan örnekler buradaki buzların en az 11,000 yıl öncesine uzandığını ortaya koyuyor. Buz katmanının yaklaşık 1880 yılına, yani Rebmann’ın görmesinden çok sonrasına dek geliÅŸtiÄŸi sanılıyor. 1912 yılında yapılan ilk araÅŸtırmadan bu yana buzun %80′inin eridiÄŸine ve geri kalanının da 20 yıldan kısa bir süre içinde yok olabileceÄŸine dikkat çekiliyor.
Tartışmalar
Tüm bunlar küresel ısınmanın çıplak bir sonucuymuÅŸ gibi görünse de, 2004′te yayımlanan bir araÅŸtırmada Innsbruck Üniversitesi’nden Georg Kaser, buzun daÄŸda herhangi bir ısınma söz konusu olmadığı halde eridiÄŸini belirtiyor. Afrika’nın bu bölgesi yağışlardaki ani deÄŸiÅŸimler ve buna baÄŸlı olarak Viktorya Gölü’ndeki su düzeylerinin alçalmasıyla dikkat çekiyor. Söz konusu bölgede 1880′ler olaÄŸanüstü yağışlı olmasına karşın, daha sonraki onyılların oldukça kurak geçtiÄŸine parmak basılıyor.
Bazılarına göre, Kilimanjaro dağında yaÅŸananlar salt kar yağışına baÄŸlı bir olaydan ibaret. Fakat, erimenin neden günümüzde de sürmekte olduÄŸu konusuna kesin bir açıklama getirmiyor. Buzlardaki erime yalnızca kar yağışının azalmasına baÄŸlı olsaydı, yeniden yağışların arttığı 1960 yılından sonra sürecin tersine dönmesi gerekirdi. Oysa, Kilimanjaro buzlarındaki erime yine de sürdü. Yaklaşık 4000 yıl önce yaÅŸanan 300 yıllık bir kuraklık döneminde bile buzullıar erimemiÅŸti.. Kilimanjaro’daki koÅŸullarla küresel ısınma arasında sıkı bir baÄŸ olduÄŸuna dikkat çekiliyor.
Afrika buzulları
Pierrehumbert, tropikal bölgelerde buzulların giderek çekildiÄŸine iÅŸaret ederken, 1900 yılından bu yana Kenya Dağı’ndaki 18 buzuldan yedisi yok oldu. Rwenzori daÄŸlarındaki buzun büyük bir bölümü eridi. 1990′larda tarihe karışan Yeni Gine’deki Meren buzulu ise son dönemlerde yok olan çok sayıda buzuldan yalnızca biri. Tropikal buzullardaki bu erimenin çoÄŸunlukla son dönemlerde meydana geldiÄŸi ve daha önce eÅŸine rastlanmamış bir olay olduÄŸu görülüyor.
Söz gelimi, And sıradaÄŸlarının Peru’daki en yüksek tepesi olan Quelccaya dağını ele alalım. Thompson tarafından 1976 yılında alınan buzul örnekleri 1500 yıldır buzula her yıl yeni bir katmanın eklendiÄŸini göstermekteydi. Thompson 1991 yılında kayıtları güncellemek üzere bu bölgeye gittiÄŸinde bu sürecin sona erdiÄŸine ve tepedeki buzun 20 metresinin eridiÄŸine tanık oldu.
Peru: dörtte biri yok
Altta, Quelccaya’nın en büyük buzulu Qori Kalis’te de 1963 yılından bu yana bir küçülme meydana geldi ve buzulun beÅŸte biri yok oldu. 2004 yılında Thompson buzun altında donup kalmış ve en az 50,000 yıl öncesine uzanan bitki kalıntıları elde etti. Son 30 yılda Peru And’larını örten buzun dörtte biri yok oldu. Bolivya’dan Ekvador’a uzanan bölge üzerindeki öteki buzullarda da buna benzer çarpıcı deÄŸiÅŸimler yaÅŸandı. Venezuela da 1975′ten bu yana altı buzuldan dördünü yitirdi. Thompson kar yağışında erimeye neden olabilecek bir azalmaya, ya da güneÅŸ ışığında bir artışa rastlamadı. Ancak hava sıcaklıklarında yaklaşık yarım derecelik bir artış saptandı. Kilimanjaro gibi, baÅŸka bölgelerdeki buzların erimesi de insanların iklim üzerinde yarattıkları etkilerin baÅŸ göstermesinden çok daha öncesine uzanıyor.
Sürekli küçülme
Gerek Himalaya, gerekse Alp daÄŸlarındaki buzlar Viktorya döneminden beri eriyor. 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın ortalarına dek uzanan süre içinde Alp daÄŸlarındaki buz kütlesinin yarı yarıya küçüldüğü belirtiliyor. Avrupa’nın en büyük buz kitlesi olan Breidamerkurjokull geçtiÄŸimiz yüzyılın büyük bir bölümünde sürekli küçüldü. Patagonya’daki buzullar 1880′de erimeye baÅŸladı. A.B.D’deki Ulusal Buzul Parkı’ndaki buzlar da, bu alanın parka dönüştürüldüğü 1910 yılında çoktan erimeye baÅŸlamıştı.
Utrecht Üniversitesi’nden Hans Oeresmans dünya üzerindeki 169 buzulla ilgili kayıtları inceledi. Geçen yıl “Science” dergisinde yayımlanan raporda Oeresmans, kimilerinin geçmiÅŸi 1600 yılına uzanan bu buzulların büyük bir bölümünün 19. yüzyılın baÅŸlarında doruÄŸa ulaÅŸtığı ve o tarihten bu yana da hızla erimeye baÅŸladığına dikkat çekti. Bu da, erimenin iklimde insan eliyle baÅŸlatılan bir deÄŸiÅŸimin göstergesi sayılamayacak denli erken bir döneme denk geldiÄŸini ortaya koyuyor.

Küçük buzul çağı mı?
Asıl sorumlunun küçük çapta bir buzul çağı olduğuna inanılıyor. İklimbilimciler 19. yüzyılda yaşanan ısınmanın, 14 ile 19. yüzyıllar arasındaki döneme denk gelen ve tüm dünyada sıcaklıkların hafifçe azaldığı, küçük çapta bir buzul çağının sonucu olduğu görüşünde birleşiyorlar. Gelgelelim, küçük buzul çağı acaba buzlardaki sürekli erimeye de bir açıklama getiriyor mu? Buzulbilim uzmanları buzulların iklim değişimlerine gösterdikleri tepkilerin genellikle uzun bir zaman aldığı, kimi zaman onyıllarca sürebildiği görüşünde de birleşiyorlar.
Pierrehumbert “Küçük çaplı buzul çağının sona ermesiyle birlikte yaÅŸanan iklim deÄŸiÅŸimlerinin endüstriyel ısınma döneminin baÅŸlangıcıyla aynı döneme denk düştüğü su götürmez bir gerçek,” diyor. Ancak geri tepmenin 20. yüzyılda sona ermesi gerekirken, bu etkiler günümüzde de sürüyor.
İkiye katlandı
Oerlemans’ın 169 buzul üzerinde yaptığı incelemeler buzlardaki erimenin son yıllarda ivme kazandığını ortaya koyuyor. Patagonya’da erime hızının ikiye katlandığı, Alpler’de yüzyılın ortalarında iniÅŸe geçen erime sürecinin 1980′den beri bu açığı kapatacak bir hızla yeniden baÅŸladığı görülüyor.
BaÅŸka yerlerdeki kayıtlar çok gerilere uzanmamakla birlikte, son zamanlarda yaÅŸanan deÄŸiÅŸimin yeni bir olgu olduÄŸuna neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Çin’de 46,000 buzul üzerinde yapılan bir araÅŸtırma 1980′den bu yana buzulların %7′lik bir yitime uÄŸradığını gözler önüne seriyor. Çin yakınlarındaki Tien Åžan daÄŸlarında buzullarla kaplı alanın 1955 ile 2000 yılları arasında %25 oranında küçüldüğü görülüyor. Neredeyse tüm dünyada yaÅŸanan bu deÄŸiÅŸikliklerin bilinen tek sorumlusu ancak küresel ısınma olabilir. Kimi buzullarda bir büyüme olsa da, buzulbilimciler buzların küresel ısınmaya baÄŸlı olarak giderek daha büyük bir hızla eridikleri görüşünde birleÅŸiyorlar.
Önemli mi?
İyi de, daÄŸlardaki buzların yok olması bu denli önemli mi? Kısa erimde korkunç sellerin yaÅŸanabileceÄŸinden korkuluyor. Buzların erimesiyle bu dengesiz alanda büyük göllerin oluÅŸabileceÄŸine inanılıyor. Uzun erimde ise, bir susuzluk sorunuyla karşı karşıya kalınması bekleniyor. Buzulların yok olmasıyla birlikte yaz mevsimlerinde ırmaklardan akan suların Çin’den Kaliforniya’ya dek dünyanın birçok bölgesini etkisi altında bırakabileceÄŸinden korkuluyor.
Patagonya ve Alaska’da eriyen buzlar ÅŸimdiden deniz düzeylerinde artışa neden oluyor. Uluslararası İklim DeÄŸiÅŸimi Paneli’nin 2001 raporuna göre, daÄŸlardaki eriyen buzların 2100 yılına gelindiÄŸinde deniz düzeyinde 0,23 metrelik bir yükselmeye yol açması bekleniyor. Tüm buzulların erimesi sonucunda artışın yaklaşık yarım metreye ulaÅŸacağına inanılıyor. Bu oldukça önemli bir artış olmakla birlikte, okyanuslardaki ısınmanın deniz düzeylerinde yaratması beklenen artışın yanında devede kulak kalıyor.
Grönland ve Antarktika
- Asıl devinimin Grönland ve Antarktika’daki dev buz kütlelerinde meydana geldiÄŸi görülüyor.
- Buradaki buzulların tümden erimesi sonucunda deniz düzeylerindeki yükselmenin 80 metreye ulaşabileceğine ve birçok ülkenin sular altında kalabileceğine inanılıyor.
- Kısa bir süre önceye dek iklimbilimciler Grönland ve Antarktika’daki dev buzulların erimesi için binlerce yıllık bir ısınmaya gerek olduÄŸuna inanıyorlardı.
- Şimdilerde birçoğu buzulların birkaç yüzyıl içinde yok olabileceğini düşünüyor. Böyle bir durum söz konusu olduğunda, Kilimanjaro da kafamızı kurcalayan en son şey olacaktır.
Buzulun Yaşamı
- Buzulların büyüklüğü kar yağışına ve erime, parçalanma, ya da kristalleşmeye bağlı erimenin hızına ve tepelerden aşağıya ne hızla aktıklarına bağlı olarak değişir.
- Dünya üzerindeki 169 buzulun 1950 yılına oranla ortalama uzunluğu Hava sıcaklığı donma noktasının altındayken bile güneş ışığı kar ve buzun erimesine neden olabilir.
- Bulut örtüsündeki azalma ve kurak hava da erime sürecini hızlandırabilir. Birikme kuşağında kar katmanları buzdan bir tepecik oluşturur.
- Daha az kar yağışı daha az buzlanma ve güneş ışığının kayalar ve tozlar tarafından daha az emilmesi anlamına gelir.
- Soğuk iklimlerde buzullar çok az buz yitimiyle denizlere akarlar
- Antarktika çevresinde yüzen dev buz kitleleri buzulları engeller.
- Bunlar parçalandığında buzullardaki akış hızında çarpıcı bir artış meydana gelir.
- Buzullar eridiğinde geride kalan dengesiz tortu yığınlarında genellikle göller oluşur.
- Bu tortuların çökmesi feci sellere yol açabilir.
- Yaz aylarında eriyen buzların suları yüzeyde toplanır.
- Bu sular “moulins” adı verilen yarıklardan sızarak buzulun tabanına akarlar ve akış hızında bir artışa neden olurlar.
- Sıcak iklimlerde buzullar daha sıcak havaya doğru ilerledikçe erime de ağır basmaya başlar.


