DiÅŸhekimliÄŸi Tarihi
Ferrier tarafından M.Ö.8000′lere ait insan kafatasları üzerinde yapılan araÅŸtırmalarda incelenen 2000 diÅŸte %3, Mummery tarafından 68 kafatasında yapılan baÅŸka bir araÅŸtırmada İngiltere’de %2,94 oranlarında çürük kavitelerine rastlanmıştır. Danimarka’da taÅŸ devrine ait insanların kafataslarında %14, Fransa’da bulunan kafataslarında %1,2 diÅŸlerde çürük kavitesi saptanmış, ayrıca alt ve üst çene kemiklerinde kist boÅŸlukları, fistül kanal ve ağızları, diÅŸler üzerinde diÅŸ taÅŸları, çiÄŸneme yüzeylerinde yenilen gıdalara baÄŸlı aşınmalar görülmüştür. DiÅŸlerle ilgili sorunlar insan var olalı mevcut olduÄŸuna göre, en ilkel insanın bile diÅŸ aÄŸrısını dindirmek, çeÅŸitli nedenlerle kaybettiÄŸi diÅŸlerinin yerine ilkel bir protez yapabilmek için çeÅŸitli çareler düşünmüş ve uygulamıştır. Bu tip konularda tarihe ışık tutan en eski belgeler maÄŸara duvarlarına resmedilmiÅŸ olan çizimlerdir. Ancak, araÅŸtırmacıların bulduÄŸu maÄŸara duvarlarına resmedilmiÅŸ tıpla ilgili pek çok figür içinde diÅŸhekimliÄŸi ile ilgili bir çizim, bir anlatımla karşılaşılmamıştır.

Bu nedenle 5000 yıllık bir süreyi kapsayan zaman dilimi içinde “DiÅŸhekimliÄŸi nasıl doÄŸmuÅŸ, nasıl geliÅŸmiÅŸ” sorusunun cevabı verilememektedir. Tarih öncesine ait olan bilgilerin pek çoÄŸu varsayımlara dayandırılmakta olup ancak son birkaç yüzyıl içinde elde edilen bilgiler gerçek ve geçerli sayılabilmiÅŸtir.
İlkçağlardan beri genel tıpla iç içe olan dişhekimliğinin gelişmesi yüzyıllar almıştır. Bağımsız bir meslek haline gelebilmesi pek çok evreden geçtikten sonra ancak 18. yüzyılda, çağdaş anlamda öğretilmeye ve uygulanmaya başlaması ise 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. 20. yüzyıl her alanda olduğu gibi dişhekimliğinde de büyük bir teknik ve teknolojik gelişimin yaşandığı dönem olmuştur. İkinci yarısında gerçekleşmiştir. 20. yüzyıl her alanda olduğu gibi dişhekimliğinde de büyük bir teknik ve teknolojik gelişimin yaşandığı dönem olmuştur. Bugünü kavramanın ancak tarihi bilmekle mümkün olabileceği düşünülürse dişhekimliği mesleği tarihini bilmenin bizlere kazandıracağı pek çok yarar olacaktır.

Örneğin;
- Tarihi ilaç ve tedavi yöntemlerinden çağdaş bilimin ışığında yeniden yararlanabilmek,
- Teknik ve teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri takip ederek meslek yaşamında başarıyı yakalamak,
- Mesleği uygularken, olası sosyal ilişkilerde etkinlik sağlamak, meslek prestijini yüceltmek adına girişimlerde bulunabilecek alt yapıya sahip olma imkanı edebilmek,
- Adli bilimler içinde önemi gittikçe artan Adli Dişhekimliği adına önemli bilgi tabanı oluşturmak bu yararlardan bazıları olarak sayılabilir.

Antik Çağlar
Mayalar
M.Ö. 2500 yıllarında kurulmuş, M.S. 300-900 yıllarında kültürlerinin en yüksek noktasına ulaşmışlardır. Taş ve metalle çalışmada çok üstün olmalarına rağmen ağız sağlığı ile ilgili restoratif işleme rastlanmamıştır. Dişlerle ilgili süsleme ve çekimlerin dini ve ibadet amaçlı yaptıkları düşünülmektedir. Mayalar bu gibi nedenlerle dişlerin kesici kenarlarını eğelemişler, çoğunlukla mesial köşeyi eğeleyip distal köşeyi bırakarak özel şekiller oluşturmuşlardır. Bu işlemleri bir gurur nişanesi olarak kabilenin yaşlı kadınları yapmaktaydı. Ayrıca üst kesici dişlere ve daha az sıklıkla üst premolarlara düzgün kesilmiş taş inleyler yerleştirmişlerdir.
Aztekler
Aztekler konusunda bilgiler Bernardio de Sahagun (1492-1590) adlı keşişin araştırmalarından öğrenmekteyiz. Aztekler de Mayalar gibi dişlerine kıymetli taş inleyler uygulamışlar, ağız hastalıklarını ot ve bitkilerle tedavi ettiklerini, çürüğün sebebinin bir kurt olduğuna inandıklarını, chili adı verilen acı biberi çiğneyip kurdu öldürerek dişi tedavi edebileceklerine inandıklarını öğreniyoruz. Yaralarını saç telleriyle diktikleri, yemeklerden sonra kürdan kullandıkları, dişlerini kömür tozu ile ovup beyazlattıklarından söz edilmektedir.
İnkalar
Dini inanışları çok kuvvetli olduğu için hastalıklarını sadece rahiplere itiraf etmekle kurtulunabilen bir günah olarak bakmakta, diş çürüğü ve sallanmasından gökkuşağını sorumlu tutmakdaydılar. Çürüğü kurdun oluşturduğu fikrine bu toplumda rastlanmamaktadır. Dişlerle ilgili hastalıkların tedavisinde ise Peru balzamı adı verilen bir resinin kullanılmasını önermektedirler. Daha ağır durumlarda koterizasyon yöntemine başvuruyorlardı. Bu yöntem çürük tedavisinde de kullanılıyordu. Ağrıyı gidermek için koka bitkisi yaprakları çiğniyorlar, ağrıyan dişlerin çevrelerine kostik bir resin sürüp gevşettikten sonra çubuk yardımıyla sallanır hale getirip parmaklarını kullanarak çekiyorlardı. Süs amacıyla ön dişlere yapılan inley tarzı dolgularda altın yaprakları kaviteye döverek uyguluyor, sonra cilalıyorlardı. Puberte çağındaki gençler süs amacıyla olduğu kadar çürükten korunmak için de dişleri simsiyah olana kadar ağaç yaprakları çiğniyorlardı.

Farklı İlkel Topluluklarda Gelenekler
İlkel toplumlar basit diÅŸ hastalıklarının tedavisi için yeni yöntemler geliÅŸtirmiÅŸ olsalar da diÅŸlerinden bir veya birkaçını sıklıkla kabile iÅŸareti olarak ya da dini nedenlerle tahrip etmeye devam etmiÅŸlerdir. Amazonlar vadisinde yaÅŸayan bazı Güney Amerika yerlilerinin piranalara benzemek ve vahÅŸi bir görünüm elde etmek amacıyla anterior diÅŸlerini törpüledikleri, Kuzey Grönland’daki Eskimo kadınlarının botlarına pençe yapabilmek amacıyla ayıbalığı derisini çiÄŸneyerek iÅŸlenebilir hale getirdikleri, bu yüzden de diÅŸlerinin zaman içerisinde damak seviyesine kadar aşındığı bilinmektedir.
Avusturalya’nın yaklaşık 1000 mil kuzeybatısında bulunan Mercan denizindeki Makkula adası ormanlıklarında yaÅŸayan bazı yerli topluluklarında kadınların özel bir topluma girebilmeleri üst saÄŸ kesici diÅŸlerini çektirmeleriyle mümkün olmaktadır. Vietnam’ın daÄŸlık bölgelerinde kesici diÅŸler köpek gibi gösterdiÄŸi için ya çekiliyor yada damak hizasına kadar eÄŸeleniyor.

Eski Tıpta Hastalıkların Oluş Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri
İlkel insanlar hastalıklara doğaüstü güçlerin ve ruhların sebep olduğu, bu kötü ruhların ve etkilerinin uzaklaştırılmasının büyücü hekim veya rahiplerin dua ve efsunlarıyla gerçekleşebileceğine inanılmıştır. Bilimsel tıp eski Yunanla birlikte doğmuştur. Tarih boyunca iki hayali patojen, Humoral Patoloji ve dişhekimliğini doğrudan ilgilendiren Diş Kurtları Teorisidir.
Humoral Patoloji; eski Yunandan sonra İslam Dünyasını ve Avrupa’yı etkileyen inanışa göre, ateÅŸ, hava, su, toprak tabakalarına karşı insanoÄŸlunda dört sıvı bulunur. Bunlar kan, balgam, kara safra, sarı safra olup yenilip içilenler bu dört ana maddeye dönüşür denmektedir. Bu dört unsurun arasında bir dengenin bulunması ile saÄŸlıklı olmak mümkün görülmektedir. Bu inanışa göre tedaviler; kan almak, kusturmak, vantuz çekmek, daÄŸlamak vb.
DiÅŸ Kurtları teorisi; diÅŸ çürüğüne ve aÄŸrısına diÅŸe yerleÅŸen kurtların neden olduÄŸu, bunları öldürerek çürükten korunulabileceÄŸi inanışıdır. Tarihi çok eskilere dayanan bu teori “Legand of Worm” yani solucan efsanesi olarak adlandırılmıştır. Bununla ilgili en eski bilgiler M.Ö.1200-1100 yılları arasında Mısır’da yazılan Anastasia papirusunda kaydedilmiÅŸtir.

Yakın Doğu Mezopotamya ve Mısır
M.Ö. 3500-3000 yılları arasında Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki verimli topraklarda ilk kez Sümerler geliÅŸmiÅŸ bir medeniyet oluÅŸturmuÅŸlardır. Daha sonra bölgenin Babil ve Asurlular tarafından iÅŸgali ile üç kültür birbirine kaynaÅŸmıştır. Bu üç kültüre ait kil tabletler üzerine yazılmış yazılar M.Ö.7. yy.da yaÅŸamış olan Asur Kralı olan Asurbanipal tarafından Ninova’da yaptırılan bir kütüphanede toplanmıştır. O tarihlerde Babil’de diÅŸe ne kadar önem verildiÄŸini M.Ö.1700 yıl öncesine ait Hammurabi kanununun iki yüzüncü paragrafında “Bir kimse diÄŸerinin diÅŸlerini kırarsa, ceza olarak onun bu diÅŸleri sökülür” ifadesinde görmekteyiz. Bu konuyla ilgili en eski belgeler M.Ö. 3000 yıllarında Mısır’da yaÅŸamış olan ve o zamanki hekim ve diÅŸhekimlerinin atası olarak kabul edilen Hesire’nin mezarından çıkarılan, tahta bir levha üzerine oyulmuÅŸ resmi ve M.Ö. 2000 yıl öncesine ait, Babil Kralı Assurbanipal’in kütüphanesinde bulunan çivi yazısı ile yazılmış bir levhadır.
Assurbanipal’in kütüphanesindeki kil tabletler arasında teÅŸhis, tedavi ve prognoza ait pek çok bilgi çivi yazısı ile ifade edilmiÅŸtir. DiÄŸer taraftan eski Mezopotamya’da tıp uygulayıcılarının iki sınıfta toplandığı, bunlardan birincisinin din adamlığı ve hekimlik arasında karma bir statüye sahip “Saray büyücüleri” olduÄŸunu görüyoruz. Bunlar eÄŸitim görmüş olup yüksek sınıfa mensup kabul edilir. Hastalarını belirli günlerde ve belirli saatlerde uyguladıkları büyülerle iyileÅŸtirmeye çalışırlardı. İkincisi ise eÄŸitim görmeksizin pratikten yetiÅŸirlerdi. ÇeÅŸitli bitki tohumlarını kullanarak iyileÅŸtirmeye çalışırlardı. Bunlar saray büyücülerinden daha baÅŸarılıydılar.
Mısır’da ise hekimlik çalışmalarının eski krallık devrinde baÅŸladığı, zamanla uzmanlık alanlarının ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Mısır’da tıp alanında ortaya çıkan bu ihtisaslaÅŸmayı M.Ö.5. yüzyılın büyük tarihçisi Heredot “Tıp çalışanları o ÅŸekilde bölünmüşlerdir ki her biri bir hastalığın iyileÅŸtiricisidir ve tüm ülke kimi diÅŸ, kimi göz, kimi de gizli hastalıklar üzerinde ihtisaslaÅŸmış doktorlarla doludur” diye anlatmıştır. Zoser’in hükümdarlığı sırasında yaÅŸamış olan ve tarihte bilinen ilk diÅŸhekimi olarak anılan Hesire (M.Ö.2600) yapılan kazılar sırasında elde edilen bir tablette diÅŸi tedavi eden doktorların en büyüğü olarak tarif edilmiÅŸtir. Tıbbi tedavilerle ilgili en temel dokümanlar papiruslardır. Bunlar Hearst, Edwin Smith ve George Elbers’in adları ile anılırlar. Sonuncusu Leipzig Üniversitesinde saklanmaktadır. Elbers papirusları, George Elbers tarafından Teb ÅŸehrinde bulunmuÅŸtur. Åžefik Farid’in Kahire yakınlarında bulduÄŸu altın tellerle birbirine baÄŸlı diÅŸlerden oluÅŸan köprü.
M.Ö. 1550 yıl öncesine ait 21 metre boyundaki Ebers papirüsünde sallanan diÅŸleri sabitleÅŸtiren, diÅŸ çürüklerinde kullanılan ilaçlarla, aftlar ve diÅŸ abselerinin tedavilerinden bahsedilmektedir. Edwin Smith papirusları 1862′de Edwin Smith tarafından Luxor’da bulunmuÅŸtur. 4,68m. uzunluÄŸundadır. Her iki tarafı da yazılı olan, bilinen en eski tıbbi dokümandır. Travmatik ve cerrahi sorunlarla ilgili, sorunları çok güzel ifade eden bir yazıttır. Maksilla ve mandibula kırıkları, zigoma perforasyonları, dudak yarıklarının cerrahisinden bahsetmektedir. Ayrıca lukse olmuÅŸ mandibulayı yerine yerleÅŸtirirken ellerin nasıl kullanılacağı da anlatılmaktadır. Bu güne kadar ele geçirilen en eski protezlerin M.Ö. 500-400 yıllarında yaÅŸamış olan Etrüsklere ait olduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. 3-5 mm. geniÅŸliÄŸinde altın bantlar içine dana diÅŸinden oyulmuÅŸ diÅŸlerin yerleÅŸtirilmesiyle yapılan bu köprüler, Etrüsklerin altın döğmeciliÄŸi ve perçinleme sanatında da usta olduklarını gösteriyor.
Eski Mısırlılar ve İbranilerden oluÅŸan Fenikeliler ÅŸimdiki Lübnan’da yaÅŸamışlardır. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan diÅŸlere ait restorasyonları yapan sanatkar kuyumcular vardı. Eski Sidon ÅŸehri yakınlarında M.Ö.400 yıllarına ait, içerisinde yapay diÅŸler ve aletler bulunan gömüt ortaya çıkarılmış, yapay diÅŸlerin altın tellerle yandaki diÅŸlere baÄŸlanmış oldukları görülmüştür.

Eski Yunan
Yunan saÄŸlık tanrısı Esculap’ın sembolü (Asklepius) yılandı ve adına yapılan tapınaklar (Asklepion) aynı zamanda en önemli saÄŸlık merkezleriydi. M.Ö.460-377 yılları arasında yaÅŸayan Hippocrates Kos (İslanköy) adasında doÄŸmuÅŸ, burada tıp okulu kurmuÅŸ deneysel yöntemlere dayalı tıp eÄŸitimi vermeye çalışmıştır. Bu nedenle tıbbın temellerinin M.Ö.5. yüzyılda Hippokrat tarafından atıldığı, yazılı diÅŸhekimliÄŸi tarihinin onunla baÅŸladığı söylenebilir.
Hippocrates döneminde bir hastalık incelendiÄŸi zaman yalnızca semptomların ortadan kaldırılmasına çalışılmayıp, etyolojisi de incelenirdi ve bunlara göre tedavi yapılırdı. Hippocrates’in yazılarında diÅŸ sürmeleri, hastalıkları ve tedavi metodları ile ilgili birçok bölüm vardır. İlk diÅŸin ana rahminde oluÅŸtuÄŸu, doÄŸumdan sonra anne sütü ile beslenmeyle geliÅŸtiÄŸi, daimi diÅŸlerin 7. yaÅŸ dolaylarında sürdüğü, baÅŸka bir hastalık olmazsa ömür boyu ağızda kaldıkları bilgileri ona aittir. Çürük etyolojisinde iki endojen, bir eksojen etken ileri sürmüş, diÅŸ kurdu kavramına yer vermemiÅŸtir. DiÅŸlerin pozisyon anomalileri, 3. molar sürme komplikasyonları, diÅŸ aÄŸrı çeÅŸitleri, alveoler abselerde sözetmiÅŸ, aÄŸrıyan diÅŸler ve diÅŸetlerinin tedavisinde koterizasyon uygulamış, diÅŸ çekiminde demirden yapılmış davyeler kullanmıştır. Meslek ahlakına çok önem vermiÅŸ, “Hippocrates Andı” yüzyıllarca hekimlere hekimlik kurallarını öğreten örnek olmuÅŸtur, halen hekimlik andı olarak kullanılmaktadır.

Ortaçağda Bizans
Bizanslı hekim Gregorius’un yazılarından anlaşıldığına göre imparatorluk döneminde tıp ve fen bilimlerinde hiçbir ilerleme olmamış, ancak Roma uygarlığı döneminde yazılmış bazı eserler tercüme edilmiÅŸtir. Yaklaşık iki yüzyıl sonra Amids ağız ve diÅŸ hastalıkları ile ilgili geniÅŸ bilgiler içeren temel tıbbi bilgiler ansiklopedisini yazmıştır. Paul of Aegina (M.S.625-690) diÅŸhekimliÄŸi ile ilgili yazdığı kitapta diÅŸ cerrahisi ile ilgili bilgiler vermiÅŸ, komÅŸu diÅŸlerden yüksek olan diÅŸlerin seviyelenmesi tekniklerini anlatmış, diÅŸ taÅŸlarının aletlerle temizlenmesini ilk kez tarif etmiÅŸtir.

İslam Dünyası
İlk fetih yıllarında Arap okullarında Kuran’ın diseksiyonu yasakladığı, ölü vücudunun tabu oluÅŸu nedenleriyle fanatik bir öğreti hakim olmuÅŸtur. Ancak o devirde temel hijyen kuralları, oral hijyenin önemi dini kurallar çerçevesinde Arap dünyasında yerleÅŸmiÅŸtir. ÖrneÄŸin her abdest almada ağızın çalkalanması, misvak kullanılması. 635 yılında Halife Ömer’in bedevi kabilelerini birleÅŸtirmesinden sonra Müslümanların dünya politikası, kültürü ve öğreniminin deÄŸiÅŸtiÄŸi, Abbasiler devrinde fen ve tıp alanında yenilikler ve ilerlemeler göze çarpmaktadır. 10. yy.da İspanya’da Müslüman hakimiyetinin sürdüğü yıllarda Cordoba Avrupa’nın en geliÅŸmiÅŸ kültür ÅŸehri olmuÅŸtur. 70 kütüphane, 900 halk hamamı, 50 hastane ve üniversitesi vardır.
Abul Kasım Zahravi
9. yy.da İran’da yaÅŸamış olan Ali-İbn-Sahl Rabban at-Tabari ünlü bir hekimdir ve Firdavs-al-Hikma adlı eseri 850 yıllarında yazılmıştır. 30 bölümde 360 konu anlatılmış, beÅŸ sayfalık bölümü diÅŸler, ağız hastalıkları hakkında bilgi vermektedir. Abubakir Muhammed İbn Zakariya al-Razi bazı kaynaklara göre 230, bazı kaynaklara göre 184 kitap yazmıştır. El-Fakhir adlı eserinde diÅŸler, aÄŸrıyan diÅŸler, diÅŸ çürükleri, ağız kokusu, diÅŸetlerinin cerahatlenmesi, piyore ve kanayan diÅŸetlerinden söz eden 7 bölüm vardır.
Abul Kasım Zahravi (936-1013) dişeti hastalıkları, ağız hijyeni, tekrarlayan enfeksiyonlarda koterizasyon hakkında bilgilere yer vermiş, dişlerin çekiminin mümkün olduğunca geciktirilmesini, çekim gerektiğinde dişetinin dişten iyice ayrılarak, forseps dişin çevresine iyice yerleştirilerek çekilmesi gerektiğini belirtmiştir. Doğal dişlerin önemini kavramış, yanlış çekim yapmamak için teşhiste çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulamıştır. Sallanan dişlerin sağlam dişlere bağlanması gerektiğini, bunun için altın tel kullanılması gerektiğini, kaybolan dişlerin yerine sığır kemiğinden yapılmış dişlerin konabileceğini, travma sonucu düşen dişin tekrar alveole yerleştirilebileceğini belirtmiştir.
İbni Sina
İbni Sina (980-1037) doÄŸunun Hippocrates’i olarak anılır. DiÅŸ tedavisi ile ilgili pek çok ÅŸey yazmıştır. DiÅŸleri temiz tutmanın önemini, diÅŸ aÄŸrısının nedeninin diÅŸin içindeki sıvıların basıncının neden olduÄŸunu, diÅŸin delinerek bu aÄŸrının giderilebileceÄŸini belirtmiÅŸtir. DiÅŸ aÄŸrısı için narkotik etkili bazı ilaçlar ve otlar kullanmış, çene kırıkları için altın tellerle stabilize edilmesini önermiÅŸtir. AÄŸrı duyusunun tiplerini tanımlamış, aÄŸrı kontrolü ve fizyolojisinin temelini atmıştır. Kanun adlı eseri tıp alanında kendinden önce gelen bilgi birikimini içerdiÄŸi ve kendi gözlem ve uygulamalarının ışığında hazırladığı orta çaÄŸ tıbbının yapı taÅŸlarından biridir.
Åžerefeddin SabuncuoÄŸlu
Åžerefeddin SabuncuoÄŸlu (1385-1470)Fatih Sultan Mehmet devrinde yaÅŸamış ünlü bir hekim ve cerrahtır. Amasya Darüşşifasında tıp eÄŸitimi almış ve uygulamıştır. Türkçe halk diliyle eserler yazmakta ısrarlı olmuÅŸtur. Kıtab-ı cerrahiyet ul-Haniye (Han’a sunulan cerrahi kitabı) 83 yaşında yazmış, cerrahi teknikleri resimlemiÅŸtir. DiÅŸ soketlerinin tedavisi, ranula ve kistlerin tedavileri, koterizasyon teknikleri, abse drenajları, çekimler, sallanan diÅŸlerin tespiti için altın tellerin kullanılması, diÅŸ taÅŸlarının uzaklaÅŸtırılması, kırıkların tedavisi gibi konuları kapsamaktadır. Sıcak çelik pinlerle pulpayı kotarize ederek aÄŸrıyan diÅŸi tedavi ettiÄŸi, bazı tozlarla diÅŸleri beyazlattığı bilinmektedir. Mücerrepname yazmış olduÄŸu son eserdir ve yukarıdaki tedavi metodlarını içerir.

Rönesans Öncesi Avrupa
Kilisenin koyu taassubundadır. Tedaviler berberler ve zor vakalarda cerrahlar tarafından yapılmaya başlanmıştır. Tedavi metodlerı eski yunan ve müslüman hekimlerin yazmış olduğu kitaplardaki bilgiler esas alınarak yapılmaktadır. Guy de Chauliac (1300-1368) dişlerin anatomisi ve erupsiyonunu anlatmış, tedavi yöntemlerini evrensel ve özel olmak üzere ikiye ayırmıştır.

15. ve 16. Yüzyıl
Bu yüzyılda tıptaki ilerlemenin temelini anatomideki rönesans oluÅŸturur. Leonardo da Vinci (1452-1519); bu çok yönlü deha tıbba olduÄŸu kadar diÅŸhekimliÄŸine de büyük hizmetlerde bulunmuÅŸtur. Maksiller sinüsü tanımlamış, molar ve premolar farkını ortaya koymuÅŸtur. Giovanni da Vigo (1460-1525) diÅŸ kavitelerinin altın yapraklarla doldurulabileceÄŸini belirtmiÅŸ, saÄŸlıklı diÅŸlerin insan psikolojisi ve fizyolojisi üzerindeki rolününün önemini şöyle belirtmiÅŸtir; ” DiÅŸler estetiÄŸi, çiÄŸnemeyi ve konuÅŸmayı saÄŸlar. O halde diÅŸlerin tedavisi dikkat, özen ve yoÄŸun çalışma gerektirir”.
Cardanus (1501-1564) diÅŸlerin fokal enfeksiyon kaynağı olabileceÄŸi fikrini tarihte ilk ortaya atandır. Andreas Vesalius (1514-1564) diÅŸlerin kemik olmadığını, karşıt diÅŸ kayıplarında boÅŸluÄŸa doÄŸru uzadığını ifade etmiÅŸ, ilk defa pulpanın anatomisini açıklamış, diÅŸlerin kapanışını inceleyip çizimle ifade etmiÅŸtir. Yüzyıllar boyunca inanıldığı gibi kadınlarda erkeklere göre daha az diÅŸ olmadığını ilk açıklayan odur. Öğrencisi Matteo Realdus Colombo (1516-1559) fetusu keserek diÅŸ folliküllerini bulmuÅŸtur. Eustachius (1520-1574) Abducens siniri, boÄŸaz ve boyun kaslarını tarif etmiÅŸ, diÅŸ anatomisi ve histolojisini anlatan “Libellus de Dentibus” kitabını yazmıştır. 30 kısım halinde dental morfolojiyi, histolojiyi ve fizyolojiyi, diÅŸlerin oluÅŸumunu, pulpa odalarını anlatmaktadır.

17. Yüzyıl
Dönemin en önemli bilimsel olgusu kan dolaşımının tanımlanmış olmasıdır. Yine bu yüzyılda mikroskobun keÅŸfi bilim dünyasında yeni ufuk açılmıştır. Bu buluÅŸ sayesinde Anton Van Leewenhoek (1682-1723) dentin tübüllerinin ve diÅŸe yapışan bakterilerin varlığını keÅŸfetmiÅŸtir. Kornelis Solingen (1641-1687) parulis ve epulis ameliyatları, diÅŸ çekimleri yapmış, daha da önemlisi ağız muayenesinde ilk defa ağız aynası kullanmıştır. Bu dönemin en önde gelen ismi 1560-1634 yıllarında Almanya ve İsviçre’de yaÅŸamış olan cerrah Wilhelm Fabry Von Hilden’dir. “Observations and Counsels” isimli kitabinda diÅŸ çekimleri, epulis ameliyatları, damak defektleri için hazırladığı maksillofasial protezler üzerinde durmuÅŸtur. Birçok aletin mucididir. DiÅŸ hastalıkları ve trigeminal nevralji arasındaki iliÅŸkiyi açıklamış, reimplantasyon uygulamalarından bahsetmiÅŸtir.

18. Yüzyıl
Bu yüzyılda Fransa Avrupa’nın en geliÅŸmiÅŸ ve kültürel anlamda da en zengin ülkesidir. Fransız parlementosu dişçi pratisyenler, göz doktoru, çıkıkçı ve kırıkçılar gibi uzmanlar da dahil pek çok kiÅŸi için Paris ve çevresinde çalışma izni vermeden önce cerrahlar komitesi tarafından sınanma zorunluluÄŸu getirmiÅŸlerdir. Pierre Fauchard (1678-1761) modern diÅŸhekimliÄŸinin kurucusu olarak kabul edilmektedir. 1723′de yazmış olduÄŸu Cerrah Dişçiler ve DiÅŸ Tedavisi Üzerine Yazılan Tez isimli kitabı 1728′de basılmıştır. İki cilt ve 863 sayfa olan bu kitap diÅŸhekimliÄŸi ile ilgili en önemli kitaptır. DiÅŸhekimliÄŸinin bütün alanları bu kitapta iÅŸlenmiÅŸtir. Fikir ve uygulamalarının birçoÄŸu bu gün dahi geçerliliÄŸini kaybetmemiÅŸtir.
Kökleri sağlam kronları harap dişlerde kök kanalının içine vidalı dişler perçinlemiş, hatta bunları köprü ayağı olarak da kullanmıştır. Su aygırı dişlerinden tek parça halinde hazırladığı üst ve alt diş dizilerini arka uçlarından çelik yaylarla birbirine bağlamış, daha sonra sağa sola doğru hareket kabiliyeti vermesi için spiral yaylar kullanmıştır. Süt dişlerinin normal değişme zamanına kadar ağızda muhafaza edilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Kişiden kişiye diş transplantasyonu çalışmaları yapmıştır. Parsiyel ve total protezler, bireysel köprülerin nasıl yapılacağı anlatılmıştır. Diş çekimi ve cerrahisi için kullandığı aletlerle de yenilik getirmiş, çekim yapılırken hastayı özel koltuğa oturtup sağına, nadiren de arkasına geçilerek çekim yapılmasını söylemiştir. Pivolar yapmış, ilk defa emaye kullanarak porselen diş tekniğinin temellerini atmıştır.
Claude Mouton protez konusunda ilk kitabın yazarıdır. Bölümlü protezlerin tutuculuğunu arttırmak için kroşeler önermiştir. Etienne Bourdet (1722-1789) marginal periodontitislerin skorbüte bağlı olmadığını buradaki birikintilerin asidik ve korosiv hale gelerek kemiğe zarar verdiğini ortaya koymuştur. Tedavi olarak ileri vakalarda diş etinin cep tabanına kadar cerrahi müdahale ile kesilip çıkartılmasını ve kök yüzeyinin temizlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Ortodonti konusunda da çalışmalar yapmış, çapraşıklıklarda birinci premolarların çekilebileceğini, kanin ve kesicilerin ortodontik ipliklerle distale çekilerek sorunun çözülebileceğini önermiştir.

19. ve 20. Yüzyıl
Protezlerde organik maddelerin kullanılmasının insan saÄŸlığı açısından tehlike oluÅŸturduÄŸunun görülmesi yeni protez materyali üretmek için çabalara neden olmuÅŸtur. Bu konuda isim yapan kiÅŸi Paris’li bir eczacı olan Alexis Duchateau (1714-1792) kendisi için porselen diÅŸ yapmayı düşünmüş, diÅŸhekimi olmadığı ve o yüzden iyi ölçü alamadığı için baÅŸarısız olmuÅŸtur. Paris’li diÅŸhekimi Nicolas Dubois de Chemant (1753-1824) ile tanıştıktan sonra onun katkılarıyla baÅŸarıya ulaÅŸmıştır. Chament buluÅŸu geliÅŸtirmek için çok fazla çalışarak zor bir baÅŸarı elde etmiÅŸ, 19. yy.da Giuseppangelo Fonzi tarafından bireysel olarak fırınlanan porselen diÅŸlerin yapılmasına kadar popülaritesini korumuÅŸtur.

Giuseppangelo Fonzi
1820 yıllarında Paris’de kralın özel doktoru ve diÅŸhekimi olarak isim yapan Christophe Francois Delabarre (1787-1862) ilk kez gümüşten ölçü kaşığı imal ederek yumuÅŸatılmış mumla ölçü almayı denemiÅŸtir. Joseph Gall (1779-1849) parsiyel protezlerin ağızda tutunabilmesi için kroÅŸelere gerek olduÄŸunu ve bunun ne ÅŸekilde saÄŸlanacağını resimlerle açıklamıştır. 1844′lerde ölçü maddesi olarak alçı kullanılırken 1857′de Charles Stand sıcak suda yumuÅŸayabilen, ağız ısısında sertleÅŸebilen ve deÄŸiÅŸik balmumlarından elde edilen bir ölçü maddesi elde etmiÅŸtir. Stenç adı verilen bu madde günümüzde de kullanılmaktadır.
1903 yılında Charles Henry Land (1878-1919) Detroit’de platin folyo kullanarak ilk porselen jaket kronu imal etmiÅŸtir. 1935′de ilk kez akrilik prorezler yapılmış, 1937′de Amerika’da soÄŸuk akriller kullanım alanına girmiÅŸtir. İlk fonksiyonel ölçü alma yöntemi bu yüzyılda gerçekleÅŸmiÅŸ, alınan ölçülerde kapanış ve dolayısıyla oklüzyon kavramı geliÅŸmiÅŸtir.
Anestezi: 19. yy.ın ikinci yarısında cerrahi ve diÅŸhekimliÄŸindeki en önemli buluÅŸ narkozun kullanılmaya baÅŸlanmasıdır. 1772′de Joseph Priestley tarafından bulunan azotoksit 1844 yılında Horrace wells tarafından ilk defa kullanılmıştır. 1845′de James Y.Simpson kloroformun narkotik etkisini keÅŸfetmiÅŸ, cerrahide ve diÅŸ çekiminde çok kullanılan bir madde olmuÅŸtur.
Lokal anestezi 1860′da Wohler ve Nieman tarafından kokainin bulunmasıyla baÅŸlamıştır. 1885′de ilk defa Halsted diÅŸ çekimi için kokain kullanarak mandibular anestezi yapmıştır. 1905′de Braun kokaini adrenalinle beraber kullanmayı denemiÅŸ, aynı yıl Einthorn’un novakain sentezini baÅŸarmasıyla kokain yavaÅŸ yavaÅŸ terkedilmeye baÅŸlamış, yerini novakaine bırakmıştır.
Sterilizasyon: Kuru ısıtma ile buhar basıncı (otoklav) ya da kimyasal buhar basıncı kullanılarak sterilizasyon yapan aletler geliÅŸtirilmiÅŸtir. 1861′de Semmel Weis çapraz enfeksiyonda hijyenin önemini vurgulamış, bu amaçla 1880′lerde cerrahi aletlere ve cerrahların ellerine karbolik asit püskürtülmüş, 1885′de ilk defa yapılan koton cerrahi eldivenler yerine 1890′da William Halsted tarafından önerilen lastik eldivenler kullanılmaya baÅŸlanmıştır.
Radyografi: Wilhelm Conrad Roentgen’in (1845-1923) 8 Ekim 1895′te keÅŸfettiÄŸi X ışınları 19. yy.ın diÅŸhekimliÄŸini ilgilendiren en son buluÅŸtur. Bu tarihten 14 gün sonra endodontik tedavilerde kullandığı özel dolgu patı ile ün yapmış olan O.Walkhoff, Roentgen’e kendi diÅŸlerinin filmini çektirmiÅŸ, 25 dakika ışın verilerek çekilen bu radyograf tarihe ilk diÅŸ radyografı olarak geçmiÅŸtir.
DiÅŸhekimliÄŸi EÄŸitimi: DiÅŸhekimliÄŸi için parlak bir devir olarak kabul edilen 19. yy. ın ilk yarısında dünyanın ilk diÅŸhekimliÄŸi okulu olan “Baltimore College of Dentistry” Chapın Aaron Harris ve arkadaşı Horace Hayden tarafından ABD’de kurulmuÅŸtur.

Türkiye’de DiÅŸhekimliÄŸi Tarihi
İstanbul DiÅŸhekimliÄŸi Okulu açılıncaya kadar Osmanlı devrinde dişçilik sanatı cerrahların ve görgüye dayanarak kendini yetiÅŸtirmiÅŸ kiÅŸilerin elindeydi. Anadolu’da 1399′da yaptırılan ilk hastane Yıldırım Darüşşifa’sının diÅŸhekimi kadrosu bulunmazken, 1557 tarihli Süleymaniye Darüşşifa’sının iki cerrah kadrosu bulunduÄŸu, bunların diÅŸhekimliÄŸi uygulamaları yapabilecek yetkileri olduÄŸu görülmektedir.
Cemil Topuzlu ve Kösemihal Halit Şazi
1908′de askeri tıp kökenli Dr. Cemil Topuzlu ve Dr.Halit Åžazi Bey’in dişçilik mektebi kurmakla görevlendirilmeleri ile diÅŸhekimliÄŸi eÄŸitiminin okullarda verildiÄŸi yeni bir dönem baÅŸlamıştır. Kadırga’daki ahÅŸap bir binada hizmete girmiÅŸ, 22 Kasım 1908′de bütçesi oluÅŸturularak resmi bir yapıya kavuÅŸturulmuÅŸ, 28 Ekim 1909′da fiilen öğretime baÅŸlamış, ilk mezunlarını 30 Temmuz 1911′de vermiÅŸtir.
Bu okulun açılmasını saÄŸlayan Prof.Dr.Halit Åžazi (Kösemihal) 1869′da doÄŸru. Galatasaray Lisesi ve Askeri Tıbbıye’de parlak bir öğrenci idi. Müşir Prof.Dr.Cemil Topuzlu PaÅŸa (1866-1958) ‘nin yanında asistan oldu. Askeri Tıbbıye’de müze direktörü ve küçük cerrahi profesörü iken diÅŸhekimliÄŸini öğrendi ve Cemil Topuzlu’yu ikna ederek 1909 da diÅŸhekimliÄŸi okulunu açtı. 1921 de ölünceye kadar okulda hocalık yaptı.
19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devletinde belgesiz diÅŸ hekimliÄŸinin yapılması yasaklanmıştır. 18 Kasım 1908′de tıp fakültesinin açılmasının ardından 22 Kasım 1908′de diÅŸ hekimliÄŸi fakültesinin de açılması kararı alınmıştır. İlk dekan Cemil Topuzlu yönetiminde bir kadro oluÅŸturulmuÅŸ ve 1500 lira ile Darülfünun Osmanlı Tıp Fakültesi Dişçi Mektebi kurulmuÅŸtur. Cumhuriyetin ilanından sonra İstanbul Üniversitesi kurulduÄŸunda da bu okul tıp fakültesinden ayrılmış ve İstanbul Üniversitesi DiÅŸ HekimliÄŸi Fakültesi adını almıştır. Ardından da 22 Kasım Türk DiÅŸ Hekimleri Günü olarak kutlanmasına karar verilmiÅŸtir.
Kadırga’daki İlk Dişçilik Mektebi
1934′de Ord.Prof.Dr.Alfred Kantorowitz (1880-1962) Almanya’dan Türkiye’ye geldi. 1949′a kadar İstanbul DiÅŸhekimliÄŸi Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışan Kantorowitz pek çok öğrenci yetiÅŸtirdi ve eÄŸitimde reformlar yaptı. 1933′te yapılan Üniversite Reformuna kadar Dişçi ve Eczacı mektepleri Tıp Fakültesine baÄŸlı olarak yönetilirken 31 Temmuz 1937′de kadroları birbirinden ayrılarak DiÅŸhekimliÄŸi Yüksek Okulu, 11 Temmuz 64 yılında İstanbul Üniversitesi DiÅŸhekimliÄŸi Fakültesi haline getirilmiÅŸtir. İlk dekanı Prof.Dr. S.İsmail Gürkan’dır.
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
KuruluÅŸ yıllarında Kadırga’da baÅŸlayıp 1925 yılından sonra Beyazıt meydanındaki binada devam eden eÄŸitim 1970 yılından bu yana Çapa’da inÅŸa edilen yeni binasında sürdürülmektedir.
[Kaynak: tdo.org.tr]





