Hz. İbrahim
Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden, ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup, Keldânî kavmine gönderilmiÅŸtir. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdür. Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduÄŸu için Halîlullah veya Halîlürrâhmân olarak bilinir. Babası mümin olan Târûh olup, annesi Emine’dir. İbrâhim aleyhisselâm, peygamber efendimizin dedelerindendir. Çünkü, ilk oÄŸlu İsmâil aleyhisselâm Arapların, ikinci oÄŸlu İshâk aleyhisselâm da İsrâiloÄŸullarının ceddi yâni dedesidir. Keldâni memleketi olan Bâbil’in doÄŸu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doÄŸdu. Yüz yetmiÅŸ beÅŸ yaşındayken Kudüs’te vefât etti.

İbrâhim aleyhisselâma annesi Emîle veya Ûşâ hâmileyken, babası Târûh vefât etti. Annesi, amcası olan Âzer ile evlendi.
Âzer üvey babası ve amcası olup putperestti. Geçimini put yapıp satarak temin ederdi
Tefsir âlimleri, En’âm sûresinin Âzer’in ismi geçen 14. âyetini tefsir ederken, Âzer’in hazret-i İbrâhim’in amcası ve üvey babası olduÄŸunu açıkça belirtmiÅŸlerdir. Zîrâ, Peygamberimizin baba ve dedeleri Âdem aleyhisselâmdan beri hep mümindi. Kur’ân-ı kerîm’de meâlen; ” Sen, yani senin nûrun, hep secde edenlerden dolaÅŸtırılıp, sana ulaÅŸmıştır. ” (Åžu’arâ sûresi:219) buyrulmaktadır. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerîmeyi tefsir ederken, Peygamberimizin bütün ana ve babalarının, mümin olduÄŸunu anlamışlardır. Abdullah ibni Abbâs’ın bildirdiÄŸi hadîs-i ÅŸerîfte de: “Benim dedelerimin hiçbiri zinâ yapmadı. Allahü teâlâ, beni temiz babalardan, temiz analardan getirdi. Dedelerimin iki oÄŸlu olsaydı, ben bunların en hayırlısında, en iyisinde bulunurdum” buyuruldu.
Âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden anlaşıldığı ve binlerce İslâm kitâbında yazıldığı üzere Peygamber efendimizin anaları ve babaları arasında bulunmakla şereflenen bahtiyarların hepsi, zamanlarının ve memleketlerinin en asîl, en şerefli, en güzel ve en temiz kimseleriydi. Hepsi de aziz ve muhteremdiler. İbrâhim aleyhisselâmın babası Târûh da böylece mümin, yani inanmıştı. Kötü ahlâktan, âdî ve çirkin sıfatlardan uzaktı.
Nûh aleyhisselâmdan çok sonra Bâbil’de hüküm süren, yıldızlara ve putlara tapan Keldâni kavminin o devirdeki kralı olan Nemrûd, insanları kendine ve putlara taptırıyordu. Bir gece gördüğü rüyâyı, mineccimler; “DoÄŸacak bir erkek çocuÄŸun yeni bir din getireceÄŸi ve onun saltanatını yıkacağı. ” ÅŸeklinde tâbir edince, Nemrûd yeni doÄŸan erkek çocukların öldürülmelerini ve hâmile kadınların hapsedilmelerini emretti. O sırada hazret-i İbrâhim’e hâmile olan annesi, amcası Âzer’le evliydi. Görünüşte hâmileliÄŸi belli olmadığı için fark edemediler, kocasına da; “Çocuk doÄŸunca oÄŸlan olursa, kendi elinle Nemrûd’a teslim eder mükâfât alırsın”dedi. Annesi zamanı gelince de ÅŸehir dışında bir maÄŸarada doÄŸum yaptı ve Âzer’e çocuÄŸun doÄŸup öldüğünü söyledi. OÄŸlunu maÄŸarada gizledi ve orada büyüttü. Yanına gittiÄŸinde onu parmağını emerken bulur ve doymuÅŸ görürdü. Parmaklarından süt ve bal gelirdi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâmı göndererek bu gıdâları Cennet’ten parmaklarına akıtırdı.
İbrâhim aleyhisselâm büyüyüp, maÄŸaradan çıkınca, güneÅŸe, aya, yıldızlara ve kâinâta bakarak bunları yaratanın eÅŸi ve benzeri olmayan bir yaratıcının olduÄŸunu anladı. Keldâni kavmine gelerek, taptıkları putların ve yıldızların ilâh olmadığını, anlayabilecekleri açık delillerle anlattı. Bâbil halkı çocuk yaÅŸta olan ve putlarına karşı çıkan hazret-i İbrâhim’i üvey babası Âzer’e ÅŸikâyet ettiler. Âzer, İbrâhim aleyhisselâmı azarlayarak bu iÅŸten vazgeçmesini istediyse de İbrâhim aleyhisselâm onun sözlerine hiç aldırmayıp; “Benden delil isteyin göstereyim. Bana hidâyet veren, doÄŸru yolu gösteren Allahü teâlâ beni sizden ayırdı. Sizin içinde bulunduÄŸunuz sapıklığa düşürmedi. Sizi ve putlarınızı sevmiyorum. ” dedi. Putlara tapmanın mânâsız olduÄŸunu Âzer’e de söyledi. Âzer hiddetlenip İbrâhim aleyhisselâmın yanından uzaklaÅŸmasını istedi.
Genç yaÅŸtayken Keldânî kavmine peygamber olarak gönderilen ve kendisine on sayfa (forma) kitap verilen İbrâhim aleyhisselâm, Allahü teâlânın emriyle büyük-küçük herkesi Allahü teâlâya îmân etmeye çağırdı. İnsanlara topluca ve açık bir tebliÄŸde bulunmayı, putların mânâsız ve âcizliÄŸini, onlara tapmanın sapıklık olduÄŸunu gâyet açık bir ÅŸekilde göstermek istedi. O zaman Keldânî kavmi, bir gün bayram yapmak üzere bir yere toplandı. Onlar gittiÄŸi zaman İbrâhim aleyhisselâmın üvey babası ve puthânenin bekçisi olan Âzer onu da bayram yerine gitmeye zorladı. İbrâhim aleyhisselâm hasta olduÄŸunu söyleyerek gitmedi. İnsanlar bayram yerinde toplandıkları zaman, yetmiÅŸ kadar putun bulunduÄŸu puthâneye girdi. GetirdiÄŸi bir balta ile bütün putları kırıp. parça parça etti. Sadece en iri putu kırmadı ve baltayı bunun boynuna asarak, oradan uzaklaÅŸtı. Keldânî kavmi bayramdan dönünce, puthâneye girip, putların kırılıp parça parça edildiÄŸini görüp, ÅŸaşırdılar. Bunu kim yaptı, diye bağırmaya baÅŸladılar. Bu iÅŸi, İbrâhim yapmıştır, diyerek onu yakalayıp halkın önünde sorguladılar. ” Ey İbrâhim! Putlarımızı sen mi kırdın?” deyince, İbrâhim aleyhisselâm, bu iÅŸi olsa olsa; ” Ben varken bu küçük putlara niçin tapıyorlar!” diyen ÅŸu iri put yapmıştır, demiÅŸtir. “Siz ona sorunuz. ” deyince, putperestler; ” Putlar konuÅŸmaz ki, sen bize ona sor diyorsun!” dediler. Bunun üzerine İbrâhim aleyhisselâm; “O hâlde daha kendilerini kırılmaktan kurtaramayan, size hiçbir faydası olmayan bu putlara ilâh diyerek niçin tapıyorsunuz?Hâlâ akıllanmayacak mısınız?Size ve bu taptığınız putlara yazıklar olsun!” dedi. Putlarını İbrâhim aleyhisselâmın kırdığını anlayan Keldânî kavmi, onu hapsettiler. Durumu da ılâhlık iddiâsında bulunan kralları Nemrûd’a bildirdiler.
Nemrûd, İbrâhim aleyhisselâmı yanına getirmelerini emretti. İbrâhim aleyhisselâm Nemrûd’u Allahü teâlâya îmân etmeye dâvet etti. Nemrûd, bunu reddettiÄŸi gibi, İbrâhim aleyhisselâmın kendisine secde etmesini istedi. Secde etmeyince, hapsettirdi ve ateÅŸte yakılmasını emretti. Günlerce yığılan odunlar ateÅŸlendi. Åžiddetinden yanına yaklaÅŸamadıkları ateÅŸe hazret-i İbrâhim’i mancınıkla attılar. AteÅŸe atılırken; “Hasbiyallah ve ni-mel vekil”, yani “Bana Allah’ım yetiÅŸir. O ne iyi vekildir, yardımcıdır. ” dedi. ateÅŸe düşerken Cebrâil aleyhisselâm gelip; “Bir dileÄŸin var mı?diye sorunca; “Var, fakat sana deÄŸil, Rabbim beni görüyor, biliyor. ” dedi. Onun bu hâli Kur’ân-ı kerîm’de övülüyor ve; “Sözünün eri olan İbrâhim. ” buyruluyor. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîm’de meâlen ateÅŸe; “Ey ateÅŸ! İbrâhim’e karşı serin ve selâmette ol!” (Enbiyâ sûresi:69) diye emretti. AteÅŸin içi yemyeÅŸil bir bahçe kesildi. Cebrâil aleyhisselâm da kendisine arkadaÅŸ oldu. Cennet’ten gömlek ve yaygı getirdi ve onu Cennet nîmetleri ile doyurdu. AteÅŸte yedi gün kaldığı rivâyet edilir. AteÅŸ sönünce mûcizeyi gözleriyle görenlerden kardeÅŸi Haran, amcasının kızı ve sonra hanımı olan hazret-i Sâre ve bâzı kimseler îmân ettiler. İbrâhim aleyhisselâm ateÅŸten kurtulduktan sonra Keldâni kavmini bir müddet daha îmâna dâvet etti. Fakat zâlim Nemrûd ve putperest ahâli küfürlerinden vazgeçmediler. Allahü teâlâ, Nemrûd ve kavmine sivrisinekleri musallat etti. Sinekler onların kanlarını emdiler ve kuru kemik hâline getirdiler. Sineklerden birisi de Nemrûd’un burnundan girip beynine yerleÅŸti. Uzun zaman azap ve ıztırap verdi. Hattâ başını tokmakla döğdüre döğdüre öldü. Allahü teâlâ, tanrılık iddiâ eden Nemrûd’u en âciz mahlûklarından birisi olan sivrisinekle cezalandırdı.
İbrâhim aleyhisselâm Allahü teâlânın emriyle Bâbil’den Harrân’a (Urfa’nın güneyinde bir yer) hicret etti. Bu yolculukta kardeÅŸinin oÄŸlu Lût aleyhisselâm, hanımı Sâre Hâtun ve diÄŸer inananlar da bulundular. Harrân’da bir müddet kaldıktan sonra, Åžam’a, oradan da Mısır’a gitmek üzere yola çıktı. Bu yolculuk esnâsında kardeÅŸinin oÄŸlu Lût aleyhisselâmın Sedûm bölgesi ahâlisinde peygamber olarak vazîfelendirildiÄŸi bildirildi. Lût aleyhisselâmın Sedûm’a hareketinden sonra, Mısır’a giden İbrâhim aleyhisselâm rivâyete göre bu sırada otuzsekiz yaşındaydı.
Mısır’a gittiÄŸi sırada Sinan bin Ulvan adlı zâlim bir Firavun vardı. İbrâhim aleyhisselâm ve hanımı hazret-i Sâre’nin Mısır’a geldiÄŸini haber alan Firavun, zorbalık yaparak Sâre’yi almak istedi. Bu zâlim hükümdâr hazret-i Sâre’yi sarayına çağırttı. Ona musallat olmak isteyince nefesi kesilip elleri ve ayakları tutmaz hâle geldi. Bu hâline piÅŸman olup, musallat olmaktan vaz geçti. Hazret-i Sâre’den, onun düştüğü fecî hâlden kurtulması için duâ etmesini istedi. Hazret-i Sâre, hükümdârı bu kadın öldürdü, diye suçlanmasından korktuÄŸu için, duâ etti. Tekrar eski hâline dönen Firavun, Hacer adında bir câriyeyi hazret-i Sâre’ye hediye etti. Bu hâdiseden sonra İbrâhim aleyhisselâm hanımı Sâre ve hediye edilen Hacer Hâtunla birlikte Mısır’dan ayrılıp, Filistin’e gitti. Filistin topraklarında ıssız ve kupkuru bir yer olan Sebû’ya yerleÅŸti. Bir müddet burada kaldı. Zamanla çok mala kavuÅŸtu. Yarım milyonu sığır olmak üzere, davarları vâdileri ve ovaları doldurdu. Çok zengin oldu. Sebû denilen yere sonradan gelip yerleÅŸen insanların İbrâhim aleyhisselâmı incitmeleri üzerine oradan ayrılıp, Åžam tarafında Kıst adlı yere göçtü. Çok cömert olan İbrâhim aleyhisselâm insanlara çok ikrâmlarda bulunurdu.
İbrâhim aleyhisselâm, çocuÄŸu olmadığı için hanımı hazret-i Sâre’nin isteÄŸi ve izniyle hazret-i Hacer’le evlendi. Bu evlilikten İsmâil aleyhisselâm doÄŸdu. Muhammed aleyhisselâmın nûru hazret-i Hacer vâsıtasıyle İsmâil aleyhisselâma intikâl ettiÄŸi için, hazret-i Sâre’nin kalbinde hazret-i Hacer’e karşı gayret hâsıl oldu. İbrâhim aleyhisselâm, hazret-i Sâre’yi üzmemek için Allahü teâlânın emriyle hazret-i Hacer ve oÄŸlu İsmâil’i (aleyhisselâm) yanına alarak, o zamanlar ıssız ve susuz bir yer olan Mekke’ye götürdü. Onları oraya bırakıp, Åžam diyârına geri döndü. Hacer annemiz ve oÄŸlu İsmâil aleyhisselâm oradayken, mübârek Zemzem suyu yerden fışkırarak çıktı.
İbrâhim aleyhisselâm, daha önce bir oÄŸlum olursa, Allah yoluna kurban edeceÄŸim, diye adakta bulunmuÅŸtu. İbrâhim aleyhisselâm, hazret-i Hacer ve oÄŸlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret için Mekke’ye geldiÄŸi sırada, üç gün üst üste gördüğü bir rüyâ üzerine İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek istedi. Tam kurban etmek üzereyken, Allahü teâlâ İbrâhim aleyhisselâma rüyâsında sadâkat (baÄŸlılık) gösterdiÄŸini bildirerek kurbanlık bir koç ihsân etti. Böylece İsmâil aleyhisselâm, kurban edilmekten kurtuldu. Allahü teâlâ, İbrâhim aleyhisselâma ihtiyar yaşında hazret-i Sâre’den İshâk isimli oÄŸlunu ihsân etti. İbrâhim aleyhisselâm bir kaç defa hazret-i Hacer’i ve oÄŸlu İsmâil aleyhisselâmı ziyâret etti. Bir defâsında oÄŸlu İsmâil ile birlikte Beytullah’ı (Kâbe-i muazzamayı) inşâ etti. Cennet yâkutlarından Hacer-ül-Esved adlı siyah taşı Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesiyle alarak, Kâbe-i muazzamanın duvarına yerleÅŸtirdi. Kâbe duvarını örerken, ÅŸimdi Makâm-ı İbrâhim denilen taşın üzerine bastı. Kâbe’yi yapıp bitirince, Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm aracılığıyla bildirdiÄŸi gibi, İsmâil aleyhisselâm ve Mekke’de yerleÅŸmiÅŸ olan Cürhümlülerle birlikte hac ibâdetini yaptı.
İsmâil aleyhisselâmla haccın rükünlerini yerine getirdikten sonra, oÄŸluna Kâbe’ye bakmasına ve onu koruması için tenbihte bulundu. Åžam’a gitmek istedi. Gitmeden önce Arafat’a çıkıp, İsmâil aleyhisselâmın evlâdına duâ etti ve Åžam’a döndü. Ertesi sene hac mevsiminde hanımı hazret-i Sâre ve oÄŸlu İshâk aleyhisselâmı da alarak Mekke’ye geldi. Hac ibâdetini yaptıktan sonra, birlikte Åžam’a döndüler.
İbrâhim aleyhisselâm, vefât etmeden önce oÄŸlu hazret-i İsmâil’e ÅŸu vasiyette bulundu:”Ey oÄŸlum!Alnında parlayan bu nûr, son peygamber Muhammed aleyhisselâmın nûrudur. Bütün baba ve dedelerimizin vasiyeti, bu nûru iyi muhâfaza edip, ehline teslim etmektir. Bu mübârek nûru iyi muhâfaza et. Nikâhlı, afîf ve temiz kadınlara teslim eyle. Evlâdına da böyle vasiyette bulun. “dedi. Yüz yetmiÅŸ beÅŸ yaşında hazret-i Hacer ve hazret-i Sâre’den sonra Kudüs’te vefât etti. Kudüs civârında Habrun kasabasında bir maÄŸaraya defnedildi. Bu kasaba, İbrâhim aleyhisselâmın Halîl (Allahü teâlânın dostu) ismine izâfeten Halîlurrahmân ismiyle meÅŸhurdur. Hazret-i Lût, hazret-i İshâk ve hazret-i Yâkûb ile pekçok peygamberin bu beldede bulunduÄŸu rivâyet edilir. Müslüman hükümdârlar oradaki mescitleri ve türbeleri kendi devirlerinde tâmir ettirmiÅŸlerdir. Halîlurrahmân’daki mescit ve türbeleri ise son olarak Osmanlı Sultânı İkinci Abdülhâmid Han tâmir ettirmiÅŸtir.
İbrâhim aleyhisselâm ülülazm peygamberlerin ikincisi olup, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra bütün peygamberlerden ve resûllerden üstündür. İbrâhim aleyhisselâmdan sonra gelen bütün peygamberler onun neslindendir.
Allahü teâlâ hazret-i İbrâhim’i ilâhî sırlara vâkıf kıldı ve onu, ateÅŸe atıldığında nefsiyle, oÄŸlu hazret-i İsmâil’i Allah için kurban etmesini bildirip evlâdı ile malı ile imtihân etti. Malı ile imtihân edilmesi şöyle olmuÅŸtur:O kadar zengindi ki, sadece sığırları yarım milyon olup, davarları, ovaları ve vâdileri dolduruyordu. Cebrâil aleyhisselâm insan sûretinde gelip; “Ya İbrâhim, bu sürüler kimindir?” deyince; “Allah’ındır fakat benim elimde emânettir. Allahü teâlâyı tesbih et, ismini an, onu zikret, bu sürülerin hepsi senin olsun. ” diyerek bütün malını bağışladı. Cebrâil aleyhisselâm kendini tanıtınca, hazret-i İbrâhim; “Ben Allah için bağışladığımı geri alamam. ” diyerek bütün malını satıp, Allah yolunda sarf etti.
Hazret-i İbrâhim kendisine nâzil olan (indirilen) emir ve yasakları tamâmen halka bildirdi. Allah’tan baÅŸka ÅŸeylere tapmanın bâtıl (geçersiz) olduÄŸunu çok açık bir ÅŸekilde anlattı. Åžirke (Allah’a ortak koÅŸma) yol açacak kapıların hepsini kapattı.
ÇocukluÄŸundan ölümüne kadar hak din üzere olduÄŸundan ve insanlara dîni bildirdiÄŸinden dolayı, onun milletine işâret için Kur’ân-ı kerîmde “Hanîfen” (hak din üzere bulunanlar) diye zikredilmiÅŸtir. Hazret-i İbrâhim’in husûsiyetleri Kur’ân-ı kerîmde Nahl sûresi 120, 121, 122. âyetlerde bildirilmektedir. MisâfirperverliÄŸi ve cömertliÄŸi dillerde dolaşırdı. Misâfir olmayınca yemek yemez, bir misâfir bulmak için uzaklara giderdi. Bu vasfından dolayı ona Ebû’d-Düyûf (misâfirler babası) adı verilmiÅŸti. Kıblesi Kâbe idi. Namaza durduÄŸu zaman kalbinin coÅŸması, hışırtısı çok uzaklardan duyulurdu.
Mûcizeleri:
- İbrâhim aleyhisselâmın mübârek vücûduna ateÅŸ tesir etmedi. Nemrûd onu ateÅŸe attığında Allahü teâlâ; “Ey ateÅŸ! İbrâhim üzerine serin ve selâmet ol!” buyurunca ateÅŸ onu yakmadı.
- Cansız olan, parça parça edilmiş ve parçaları ayrı ayrı yerlere konmuş olan kuşlar (dört kuş), İbrâhim aleyhisselâmın çağırması üzere yeniden dirilmişlerdir.
- İbrâhim aleyhisselâmın mûcizesi ile taşlar kömür gibi yanmıştır. Rivâyete göre İbrâhim aleyhisselâm Şam tarafına hicret ettiğinde çayırlık, çimenlik bir yerde konaklamıştı. Orada yakacak hiçbir şey bulamayan, buldukları az bir şeyle ihtiyaçlarını karşılayamayan ahâli, durumlarını İbrâhim aleyhisselâma anlattı. İbrâhim aleyhisselâm taşları toplattı ve kömür gibi yaktı. Bu mûcizeyi gören pekçok kimse îmân etti.
- Bâzan yırtıcı ve yabânî hayvanlar İbrâhim aleyhisselâmla beraber giderler ve dile gelerek gâyet açık bir ÅŸekilde onunla konuÅŸurlardı. Bir defâsında, hanımı hazret-i Hacer ve oÄŸlu İsmâil’le görüşmek ve onları ziyâret etmek için Mekke’ye gitmiÅŸti. Åžam’a geri dönüşünde birçok yabânî hayvan, İbrâhim aleyhisselâm ile berâber yürüyüp, onunla açıkça konuÅŸtular.
- İbrâhim aleyhisselâm duvarların ve daÄŸların arkasını da görürdü. Bu mûcizesi Mısır’a gittiÄŸinde zevcesi hazret-i Sâre’ye musallat olmak isteyen zamânın kralı Firavun, hazret-i Sâre’yi sarayına alınca, İbrâhim aleyhisselâm dışardan içeriyi seyretmiÅŸtir. Sarayın duvarları ona cam gibi olmuÅŸ ve gözünden perde kaldırılmıştır. Böylece hazret-i Sâre’ye el uzatmaya kalkışan Firavun’un ellerinin kuruyup, ayaklarının tutmayarak yere yıkıldığına ÅŸait olmuÅŸtur.
- İbrâhim aleyhisselâmın bastığı taşın üzerinden ağaç bitip yeşermiştir. Bu istek dîne dâvet ettiği bir beldenin ahâlisinden gelmiş, duâsı üzerine mûcizeyi göstermiştir.
- İbrâhim aleyhisselâmın oturduğu yerden güzel kokular yayılırdı. Ayrılsa bile, senelerce güzel kokusu oradan çıkmazdı. Hazret-i İsmâil de babasının evine gelip gittiğini, onun kokusundan anlamıştı.
İbrâhim aleyhisselâmın dîni: İbrâhim aleyhisselâmın dîni, Hanîf dînidir. Yanlış ve sapık olan şeye hiç dalmadan doğruya yönelen mânâsınadır. İbrâhim aleyhisselâm, Kaldânî kavminin taptığı putlara aslâ tapmayıp, onları aşağılayıp, Allahü teâlâya ibâdet ettiği için, Hanîf denilmiştir. Ayrıca, kendiside eğrilik bulunmayan dosdoğru olan din mânâsında da Hanîf dîni denilmiştir. Peygamber efendimize peygamberlik bildirilmeden önceki Arablardan birçok kimse Hanîf dînine mensuptu.
İbrâhim aleyhisselâma bildirilen Hanîf dîninin esaslarından bâzıları şunlardır:Kimse kimsenin günâhını yüklenmez. Kimse başkasının günâhından sorumlu olmaz. İnsanlar âhirette ancak ihlâsla işlediği sâlih amellerinin ve niyetlerinin faydasını görürler. Her insanın hayır ve şerden ibâret olan ameli kıyâmet gününde mizânında görülecektir. İnsana çalışmasının karşılığı tam olarak verilecektir.





