Issız Adam ve Anlamazdın

Birbirlerine zıt hayatlar sürdüren Alper ve Ada, bir kitapçıda karşılaşırlar. 30′larında, kendi restoranının aşçısı olan Alper lüks bir düzen içinde gününü gün ettiÄŸi bir hayat sürmektedir. Hayatını çocuk kostümleri tasarlayıp dikerek devam ettiren 20′li yaÅŸlarındaki Ada’ysa mütevazi bir hayat sürer.
Sadece çapkınlık alışkanlığıyla karşılaÅŸtıkları kitapçıdan Ada’yı iÅŸ yerine kadar takip eden Alper, Ada’nın kitapçıda aradığı kitabı ona hediye eder. Bir iliÅŸkiyi baÅŸlatan bu tanışmanın sonrasında kendini aÅŸka kaptıran Ada’ya karşılık Alper, daha önceden sürdürdüğü modern hayatın içinde ona yer açmaya çalışırken boÄŸuluyordur da.
Mustafa Hakkında HerÅŸey, Babam ve OÄŸlum gibi filmlerle büyük baÅŸarılara imza atan ÇaÄŸan Irmak, son projesi Issız Adam’da modern hayatların kiÅŸileri yalnızlığa sürüklediÄŸinin hikayesini yemekler, anneler, eski ÅŸarkılar ve aÅŸkla taçlandırıyor.
Çekimleri yaklaşık bir ay kadar süren filme çoÄŸunlukla İstanbul kareleri hakim, sadece birkaç sahneyi Tarsus’ta çekmiÅŸler. ÇaÄŸan Irmak kastında görmeye alışık olduÄŸumuz isimlerden Hümeyra bu kez kadroda yok. Bohem hayatın kollarında savrulan, tek gecelik aÅŸkların adamı aşçı Alper rolünde Cemal Hünal var. Hatta Irmak’ın bir önceki filmindeki ‘ulak’ın ta kendisi.
Güzel müzikler ve güzel yemekler var filmde. AÅŸk da var hem de umulmadık bir ÅŸekilde karşısına çıkıyor Alper’in. Sahaflarda Hümeyra’nın ‘Benim Åžarkılarım’ plağını ararken karşılaÅŸtığı Ada’nın (Melis Birkan) peÅŸine düşüyor Alper. Hümeyra’nın oyuncu olarak olmasa bile taa 1984′te sadece 200 adet basılmış olan plağıyla ‘Issız Adam’da adı geçiyor. AÅŸk dediÄŸin ya kavga gürültülü ya karşılıksız olur, bir noktada iÅŸler elbet tıkanır. Alper ve Ada’nın iliÅŸkisi de bir noktada çıkmaza giriyor. Mizah sosu da var filmde ama abartıya kaçmadan dozunda.
Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo : Çağan Irmak
Oyuncular : Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu
Filmin Türü : Romantik
Orijinal Adı : Issız Adam
Ayla Dikmen - Anlamazdın
Sevilirken bilmedin mi?
Ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Issız Adam Film Müzikleri
| Aşk Defteri | Onu Bunu Bilmem Kararlıyım |
| Anlamazdın | Zehir Gibi Aşkın Var |
| Anlamadın mı | Olacak Olacak |
| Yanan Mum | Yolcu Yolunda Gerek |
| Alyanaklım | Kim Dinler Sizi |
| Sensiz YaÅŸamam | Nereye |
| İlk ve Son Aşkım Sen Olacaksın | |

Ayla Dikmen (1944 - 1990)
Ayla Dikmen, 25 Mart 1944′te Kütahya’da doÄŸdu.
Baba Ali Rıza Dikmen ve anne Bedriye Dikmen’in en küçük çocuklarıydı. MüziÄŸin baÅŸ köşeye kurulduÄŸu bir evde gözlerini açtı hayata. Baba piyano ve ud, anne ise keman çalmaktaydı.Abla Meral Dikmen ve aÄŸabey Oktay Dikmen bu müzik ortamına bir parça uzak kaldı. Ancak Ayla Dikmen’in hemen hemen her günü müzikle dolu geçti, hemen hemen her gününü anne ve babasını dinleyerek geçirdi.
Küçüklüğünde ‘haylaz’ bir çocuk olduÄŸu söylenir. Elbisesini ters giyip bisiklete binmeleri aile ve akrabalar arasında en çok konuÅŸulan konuymuÅŸ; aynı zamanda yüzlere tebessüm yerleÅŸtiren, gülümseten bir konu.
İlk, orta okul ve lise eÄŸitimini Aydın’da tamamladı. Lisedeyken okul korosuna katıldı. Müzik öğretmeni İhsan Ünaldı aynı zamanda türkü de derlemekteydi ve Dikmen, Aydın Lisesi’nin radyosunda solist olarak ÅŸarkı söylemeye baÅŸladığında ilk olarak hocasının derlediÄŸi bu türküleri söyledi. Ardından da, büyük zorluklarla dinlemeye çalıştığı Kahire Radyosu’ndan öğrendiÄŸi Batı müziÄŸi ÅŸarkılarını (İngilizce olarak) seslendirdi.
Lise çağı bitince Ankara’ya gitti ve burada Ankara Yüksek Ticari İlimler Akademisi’nde eÄŸitimine devam etti. Bu eÄŸitimi sırasında TBMM’de ’stenograf’ olarak da çalışmaya baÅŸladı. Ardından da, ’sekreter’ yetiÅŸtiren bir okulda stajyer öğretmenlik yaptı.
Müzik ile profesyonel olarak ilgilenmeye baÅŸlaması İlham Gencer sayesinde oluyor. Gencer, bir çay partisinde tesadüfi olarak Dikmen’i dinliyor ve kendisine bu iÅŸe mutlaka profesyonel olarak devam etmesi gerektiÄŸini öğütlüyor. Dikmen, bu ‘öğüt’ sonrası bir ‘ÅŸarkıcı’ olmayı ciddi olarak kafasına koyar. Ancak ailesinin bu isteÄŸini engelleyeceÄŸini düşündüğü için evde bundan hiç söz açmaz ve eÄŸitimine ikinci bir üniversite ile devam etmek istediÄŸini söyleyip İstanbul’a gelir, Siyasal Bilgiler’e kaydını yaptırır. Genç Dikmen’in asıl niyeti, müzik dünyasına profesyonel bir giriÅŸ yapmak için gerekli baÄŸları kurmaktır. Bunu da Yavuz Özışık ile tanışarak baÅŸarır. Ailesinden korktuÄŸu için adını deÄŸiÅŸtirir ve Parla Nur adını seçerek Özışık ile çalışmalara baÅŸlar. Özışık ile yaptığı bir radyo programı sırasında, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nda oldukça aktif bir rolü olan Åžerif YüzbaşıoÄŸlu ile tanışır. Bu tanışma, Dikmen’in hayatını tamamen deÄŸiÅŸtirecektir. YüzbaşıoÄŸlu, Dikmen’i dinledikten hemen sonra orkestrasına katılmasını teklif eder. YüzbaşıoÄŸlu’nun orkestrası oldukça önemli bir orkestradır ve bu orkestrada ‘kadın solist’ olmak Dikmen’in hayal dahi edememiÅŸ olduÄŸu bir durumdur.
Niksarın Fidanları
Åžerif YüzbaşıoÄŸlu Orkestrası ile baÅŸlayan prova ve çalışmaların ilk sonuçları 1964 yılında yapılan 2. “BoÄŸaziçi Müzik Festivali”nde alınır. Festival jürisi, “En BaÅŸarılı Åžantöz” olarak Ayla Dikmen’i seçmiÅŸtir. Müzik yaÅŸamının henüz baharında olan bir genç ÅŸarkıcı için oldukça önemli bir ödüldür bu; Dikmen’in iyi bir ‘yorumcu’ olarak kabul edilmesini saÄŸlayacak, önündeki bütün engelleri kaldıracak, yolları açacak bir ödül. Bu festivalin hikayesi, İletiÅŸim tarafından yayınlanan “Hafif Türk Pop Tarihi” adlı kitapta şöyle anlatılır.
“Robert Kolej, ilk defa bir yıl önce düzenlediÄŸi BoÄŸaziçi Müzik festivali’nin ikincisini yapmaktadır. Festival tertip komitesi; ‘geçen yılki hata ve düzensizlikleri göz önünde tutarak, sonuçları tayin edecek jüri heyetinin üyelerini büyük bir titizlikle’ seçer. İsim yapmış neredeyse bütün gruplarımızın katıldığı ve iki gün süren bu festivalin sonuçları açıklandığında ise; ‘dünyadaki bütün yarışmalarda olduÄŸu gibi bu neticeleri hem alkışlayanlar hem de ıslıklayanlar’ olur. Pop müziÄŸi için ‘dünyada bundan daha saçma ve zırva bir müzik düşünemiyorum, zırtapoz müziktir bu’ diyen Cüneyt Sermet de jüridedir ve pop müzik konusunda, fikirlerini bu kadar aleni bir ÅŸekilde dile getirmiÅŸ birinin, böyle bir festivalin jürisinde yer almasını herkes yadırgar. Festivalin ikincisinde de epey sayıda ödül vardır. Ayla Dikmen, BaÅŸar Tamer ve Salim Dündar’lı Åžerif YüzbaşıoÄŸlu ‘en iyi orkestra’; İlham Gencer, ‘İstanbul’ ile ‘en iyi beste’; Åžerif YüzbaşıoÄŸlu, ‘Eminem’ ile, ‘Türk folklorundan en iyi aranjman’, ‘Fascination’ ile ‘Batı müziÄŸinden en iyi aranjman’ ödülünü alırken, Kanat Gür ve Ergun Özer de, ‘en iyi vokal’ ödüllerini paylaşırlar. ‘En iyi enstrümanlar’ ödülü bu yıl da vardır: Åžerif YüzbaşıoÄŸlu (piyano), Ersin Ünlüsoy (kitar), Muhittin PaydaÅŸ (alto saks) ve Metin Altın (tenor saks) arasında pay edilir bu ödüller de. Yani en iyi dört enstrüman ödülünün üçü, en iyi orkestra seçilen Åžerif YüzbaşıoÄŸlu Orkestrası’na gitmiÅŸtir. Ayla Dikmen’in de ‘en baÅŸarılı ÅŸantöz’ olduÄŸu bu yarışmada, bir dolu kategoride, ikincilik ve üçüncülük ödülleri bile vardır. Ama ödül sayısının bu kadar çok olmasına raÄŸmen, katılan grupların sayısı o kadar fazladır ki, bazılarının kısmetine hiç ödül düşmez. O dönemin en sevilen ve teklif üstüne teklif alan orkestralarından Åževket UÄŸurluer Orkestrası bile, ancak ‘en iyi beste’ dalında (’You’ adlı ÅŸarkı ile) üçüncülük ödülü ile yetinmek zorunda kalmıştır.”
Bu festival biter bitmez, gündeme “Balkan Melodileri Festivali”ne Türkiye’nin de katılacak olma ihtimali oturur. Henüz birkaç yıllık maziye sahip bir müzikal tür olan pop müziÄŸimizin, yurt dışındaki ilk imtihanı olacaktır bu festival. Eylül ayında yapılacak olan Balkan Melodileri Festivali’ne gidilecek olma heyecanı bütün orkestraları ve solistleri çok etkilemiÅŸtir. Elbette her grup kendisi gitsin istiyordu ama, kararı verecek olan Türkiye Müzisyenler Sendikası’ydı. Sendikanın yönetim kurulu da, Temmuz ayında, 2. BoÄŸaziçi Müzik festivali’nde bütün ödülleri toplamış Åžerif YüzbaşıoÄŸlu Orkestrası’nı seçer bu iÅŸ için. Karar herkese makul gelmiÅŸti; yeni bir yarışma yapılmıyor olduÄŸuna göre, kısa bir zaman önce, derli toplu bütün orkestraların yarıştığı bir festivalde birinci olmuÅŸ bir grubu, yurt dışında da bizi temsil etmesi için göndermek son derece yerinde bir karardı. Balkan Melodileri Festivali’nin yapılacağı Eylül ayı yaklaÅŸmaktayken, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın açıklaması herkesi ÅŸaşırtır. Sendika, festivale göndermeye karar verdiÄŸi Åžerif YüzbaşıoÄŸlu Orkestrası’ndan vazgeçmiÅŸ ve türlü gruplardan alınan elemanlarla yepyeni bir festival orkestrası oluÅŸturmuÅŸtur. Sendika baÅŸkanı Muammer YeÅŸil, festival orkestramızı şöyle açıklar: “Piyanist Selim Özer, tenor saks ve flüt Erol Erginer, gitar Yurdaer DoÄŸulu, kontrbas Alper Feyman ve bateri Vasfi UçaroÄŸlu…” Orkestranın önüne de, Tülay German, Erol Büyükburç ve Tanju Okan yerleÅŸtirilmiÅŸtir.
Hem Åžerif YüzbaşıoÄŸlu’nun hem de Dikmen’in çok önemsediÄŸi Balkan hayali Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın kararı ile gerçekleÅŸememiÅŸtir ama bu geçici bir durumdur. Dikmen ve arkadaÅŸları, bir yıl sonraki festivalde Balkanlar’ın yolunu tutacaktır. İkinci kere gidilecek olan bu festivalin hikayesi ise “Hafif Türk Pop Tarihi”ne şöyle yansır:
“1965 yılının Temmuz ayı da, Türk Popu için yoÄŸun geçen bir ay olur. Altın Mikrofon’u ve BoÄŸaziçi Müzik Festivali’ni geçirip gitmiÅŸ müzisyenlerimiz, bu sefer de, Balkan Melodileri Festivali’ne ikinci kere gidilecek olmanın heyecanı ile dolup taÅŸmaya baÅŸlarlar. Festivale gidecek orkestrayı, yine Türkiye Müzisyenler Sendikası seçecektir. Sendika, o günlerin en önde gelen 15 orkestra ÅŸefini toplayıp, onların yardımı ile 2. Milli Orkestra’mızı oluÅŸturmaya çalışır. Geçen yıl Åžerif YüzbaşıoÄŸlu Orkestrası ile birlikte gidecekleri açıklanmış ama daha sonra vazgeçilmiÅŸ Ayla Dikmen ve BaÅŸar Tamer nihayet ‘Milli Orkestra’ kadrosuna dahil edilmiÅŸtir. Erol Erginer, Yurdaer DoÄŸulu, Kanat Gür, Alper Feyman, Vasfi UçaroÄŸlu ve geçen yıl kırılan kalpleri telafi babında Åžerif YüzbaşıoÄŸlu da orkestranın diÄŸer elemanları olarak seçilmiÅŸ, AÄŸustos ayında, Bulgaristan’da yapılacak olan festivale gitmek üzere hazırlıklara baÅŸlanmıştır. Hazırlıklar baÅŸlar baÅŸlamasına ama, ilk baÅŸa gelen orkestranın eksilmesidir. Bu yıl dört solist ile oluÅŸturulması tercih edilmiÅŸ orkestradan, Kanat Gür, mecburen ayrılır ve orkestrayı, tıpkı geçen yıl olduÄŸu gibi yine üç solistli bir halde bırakır. Kanat Gür, sürekli olarak çalışmakta olduÄŸu mekandan izin alamamıştır. Repertvuar çalışmaları sürmekteyken, geçen yıl yapılan seçim ile bu yılki seçimin karşılaÅŸtırılması gündeme kendiliÄŸinden gelir ve ilk açıklama BaÅŸar Tamer tarafından yapılır: ‘Geçen yıl seçilmediÄŸimi öğrenince çok üzülmüştüm…’ Muammer YeÅŸil ise, kimsenin dikkatini çekmemiÅŸ bir konuyu açıklar. Aslında Süheyl Denizci de seçilmiÅŸtir orkestraya ama iÅŸleri nedeni ile gidemiyeceÄŸini bildirmesi üzerine, yerine Erol Erginer alınmıştır… Herkesin, ısrarla baÅŸka türkü yokmuÅŸ gibi aynı türkülerin peÅŸinden koÅŸması hala devam etmektedir. ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Dere geliyor Dere’, ‘Halimem’, ‘Adanalı’ ve ‘Mühür Gözlüm’ kapanın elinde kalmakta, kimse bunları söylemeye doyamamaktadır. Kimse, ‘türküden bol ne varki, ben kendime baÅŸka türkü bulayım’ diye düşünmemekte, ille de birilerinin bulup düzenlediÄŸinin peÅŸinde koÅŸmaktadır. Çok geçmeden, Ayla Dikmen yarışacağı ÅŸarkıyı açıklar; sanatçı daha önce kimse tarafından keÅŸfedilmemiÅŸ bir türkü ile yarışacaktır: ‘Niksar’ın Fidanları’. Bir zaman geçtikten sonra, sendika, Kanat Gür’ün yerine de bir baÅŸka birini bulmaya gayret eder ve Ersin Ünlüsoy’u koyar onun yerine. Bu arada, Kanat Gür Orkestrası’nın kadrosunda olan Erol Erginer de, ‘ya festival ya iÅŸ’ ikilemi ile karşı karşıya bulur kendini, patronu gibi yapmaz ve festivali seçer, sendikayı yeni bir problem ile karşı karşıya bırakmaz… Milli Orkestra’mız, vali Niyazi Akı’nın sendikaya verdiÄŸi 10.000 liranın yardımı ile gider Bulgaristan’a. 14 AÄŸustos Cumartesi günü, sabah dokuzda, Taksim’deki ‘henüz bitmemiÅŸ opera binası’ önünde buluÅŸur ekip. Bütün ekibin göğsünde ay – yıldızlı bayrak vardır ve hepsi bir örnek (gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat) giyinmiÅŸlerdir. Kafileye eÅŸlik etmesi için seçilmiÅŸ üç basın mensubu bile bu askeri disipline uymuÅŸ, onlar da (valinin verdiÄŸi paradan karşılanıp karşılanmadığı bilinmiyor olan) aynı kıyafetlere bürünmüşlerdir. On üç ( 10 orkestra + 3 basın mensubu) kiÅŸilik kafileyi “gözleri nemli yakınları” geçirmeye gelir, bayrak ve flamalarla süslü otobüs yola düşer. Lüleburgaz, Babaeski geçilir Edirne’ye gelinir oradan da festivalin yapılacağı ÅŸehir olan Burgaz’a varılır. Yarışma günü, ekibimiz sahneye büyük bir Bulgaristan bayrağı ile çıkar, BaÅŸar Tamer ÅŸarkılarının ilk dizelerini Bulgarca söyler, salon da elbette o saniyede alkıştan yıkılır. Puanların toplanabilmesi için, ekibimiz farklı bir bayrak açmıştır bu sefer. Haliyle toplar da. BaÅŸar Tamer ‘Çarşıya Kiraz Geldi’, Ayla Dikmen (daha önce ilan ettiÄŸi gibi) ‘Niksarın Fidanları’, Erol Büyükburç ise (ani bir manevra ile), ‘Olam Boyun Kurbanı’ adlı ÅŸarkıları söylemiÅŸ, salonu alkıştan inletmiÅŸlerdir. Sonuç yine birincilik olur. ‘Milli Orkestra yine Balkan Birincisi’ baÅŸlıkları ile duyurulur bu haber. Artık sık sık, bir yerlerde birinci oluyoruzdur. Orkestramız, döner dönmez; aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi ÅŸehirlerin bulunduÄŸu bir turneye hazırlanır, yarışma ÅŸarkılarının derhal plak yapılabilmesi için görüşmeler baÅŸlar. Milli orkestramız, ilk konserini de, 6 Aralık günü İstanbul’da, Spor ve Sergi Sarayı’nda verir. Hava Kuvvetleri Dans Orkestrası ve Åževket UÄŸurluer Orkestrası’nı müteakiben millilerimiz sahneye çıkar ve resmen yer yerinden oynar. ‘4.000 seyirci’ kendinden geçmiÅŸtir. Orkestranın solistlerinden Ayla Dilmen’in ‘ÅŸahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu’ olduÄŸunu yazar gazeteler.”
İlk Plak
Dikmen’in festivalde seslendirdiÄŸi “Niksarın Fidanları” adlı ÅŸarkının plak olarak yayınlanması ise 1966 yılında gerçekleÅŸir. Melodi firmasının yayınladığı bu plak ile birlikte Dikmen’in ünü dört bir yanı saracak, ardından (yine aynı firma ile) ikinci plağını (”Merdiven / Mühür Gözlüm”) yapacaktır… Melodi ile yapılan bu iki plağın çok iyi bir satış grafiÄŸi çizmesi, Netfon firmasının Dikmen’e çok iyi ÅŸartlarda bir transfer teklifi yapmasına yol açar. Dikmen bu teklifi kabul eder ve listeleri sarsacak plaklarını sırayla bu firmaya yapmaya baÅŸlar. Bu plakların ilki “Sensiz YaÅŸamam / Nereye” adlı plak olur. Plak piyasaya sunulur sunulmaz, Dikmen’in ÅŸanssız olduÄŸu konuÅŸulmaya baÅŸlanır. Plağın ön yüzündeki “Sensiz YaÅŸamam” Ajda Pekkan’ın “Sensiz Yıllarda”, arka yüzündeki “Nereye” ise Özdemir ErdoÄŸan’ın “Duyduk Duymadık Demeyin” adlı ÅŸarkılarıyla çakışmıştır. Yani Dikmen, Pekkan ve ErdoÄŸan’ın seçtiÄŸi yabancı ÅŸarkıların aynısını seçmiÅŸ ve (Ülkü Aker’in yazdığı) farklı sözlerle tek bir plakta bir araya getirmiÅŸtir. Ancak iÅŸin başında ‘ÅŸanssızlık’ olarak deÄŸerlendirilen bu durumun aslında büyük bir ÅŸans olduÄŸu kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkar. Müzikseverlerin bir bölümü, çok sevilen bu iki ÅŸarkıyı iki ayrı plaktan dinlemek yerine tek bir plakta, yani Dikmen’in plağında dinlemeyi tercih etmiÅŸtir. Bu ilk plağın arka kapağında da hem kısa bir Ayla Dikmen biyografisine yer verilir, hem de bizzat Ayla Dikmen tarafından kaleme alınmış bir açıklamaya. Sanatçı, Melodi ve Netfon firmaları arasındaki sürede fazla plak yapılmamış olmasını dinleyicisine açıklama zorunda hissetmiÅŸtir kendisini: “Türkiye’de yapılan plakların istenilenden uzak olması beni plak yapmama kararını almaya mecbur etmiÅŸti. Ancak bugün için böyle bir endiÅŸe kalmadı. Artık memleketimizde de plak sanayisi tamamen geliÅŸmiÅŸtir. Halkımızın kaliteli ve müzik yönü kuvvetli olan plaklara gösterdiÄŸi ilgi aÅŸikardır. Bu nedenledir ki, bu sene plak çalışmalarına baÅŸladım. Arzum en iyi parçaları en iyi ÅŸekilde sizlere sunmaktır. Hepinize kucak dolusu saygılar,sevgiler…” Dikmen, yalnızca “Yaptığım iÅŸe bakarım” diye düşünmemiÅŸ ve sosyal sorumluluk hisseden bir sanatçı olarak baskı ve kayıt kalitesinin yeterince iyi olmamasından dolayı plak stüdyolarından uzak kalmaya karar vermiÅŸtir iÅŸte. Netfon’un bu ilk plak sonrası yayınladığı plak da (”Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda AÄŸlama”) baÅŸarılıdır ya, asıl üçüncü plak olan (Mustafa Alpagut’ut iki bestesinin yer aldığı) “Alyanaklım / Yanan Mum” adlı plağın durumu bambaÅŸkadır. Genç ve yetenekli bir müzisyen olan Alpagut, giderek dört bir yanı kuÅŸatmaya baÅŸlamış olan ‘Anadolu pop’ akımının içinde gezinen iki ÅŸarkı yazmıştır Dikmen’e. Plak her iki yüzü ile büyük bir baÅŸarı saÄŸlayacak ancak “Alyanaklım” adlı ÅŸarkı, stadyumlara taşınınca kendiliÄŸinden “Yanan Mum”u sollayacaktır. KaracaoÄŸlan’ın bir ÅŸiirinden bestelenen “Alyanaklım”ın, “Alma alma yanakları al gibi, boyu uzar gider servi dal gibi…” dizeleri fanatik taraftarlarca takımlarını desteklemek için seçilecek ve Dikmen’in bu ÅŸarkısı (hiç şüphesiz sözleri epeyce deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ bir biçimde) yıllar yılı ‘tezahürat’ın bir ‘tezahür’ü olarak yankılanır…
Kalbime Yazdım Adını
Bu tezahürat döneminin ilk sonucu, Dikmen’i basının vazgeçemediÄŸi bir isim haline gelmesi olur. ÇeÅŸitli dergi ve gazetelerde yayınlanan ayrıntılı ve uzun röportajlar, Dikmen’in yalnızca çok iyi bir yorumcu deÄŸil aynı zamanda ÅŸen ve esprili biri olduÄŸunu da gösterir hayranlarına. Gülmeyi ve güldürmeyi seven, yeri geldiÄŸinde hayatı hafife alabilen ya da onunla dalga geçebilen çok nüktedan biri… Pop müziÄŸin kalbinin attığı Hey dergisinin 17 Mayıs 1972 tarihli sayısında yayınlanan “Ayla Dikmen ile dedikodu yaptık” baÅŸlıklı röportajda Dikmen’in anlattığı bir ‘kulis hikayesi’, sanatçının bu yüzünü bütün doÄŸallığı ile gösterir okurlara-hayranlara: “Ünlü klarnetçi Mustafa Kandıralı, geçen gün kuliste bir arkadaşı ile ağız kavgasına tutuÅŸmuÅŸ. Kavgaya tutuÅŸtuÄŸu kiÅŸi en sonunda ‘Sus’ demiÅŸ Mustafa Kandıralı’ya, ’sus arkadaÅŸ, senin fonksiyonun ne?’ SusmuÅŸ Kandıralı. Ama söz dinlediÄŸi için degil, ‘fonksiyon’ kelimesinin anlamını bilmediÄŸi için susmuÅŸ. Hemen gelip Ayla Dikmen’e sormuÅŸ: ‘Affedersiniz, fonksiyon ne demek?’ Olayı gördüğü için atılmış Ayla: ‘Sana fonksiyonun ne dedi deÄŸil mi? Çok kötü bir laf söylemiÅŸ. Küfür etseydi daha iyiydi.’ Kandıralı sinirlenmiÅŸ, kıpkırmızı olmuÅŸ birden. Hışımla kavga ettiÄŸi arkadaşına dönmüş, bağırmaya baÅŸlamış: ‘Fonksiyon da sensin, bilmem ne de sensin Utanmaz adam!..’ Bu arada bir gerçeÄŸi de meydana çıkaralım. Adana’daki bir konserde Ayla Dikmen’le niÅŸanlısı CoÅŸkun Erdem’in kanununa karabiber eklemiÅŸler. Ünlü kanuncu kanununu çaldıkça karabiberler gözlerine sıçramaya baÅŸlamış. Gözlerini kapatmaktan, ovalayıp kırpıştırmaktan o gün doÄŸru dürüst çalamamış sanatçı. Sahneden indikten sonra kıyameti koparmış ama bu muzipliÄŸi yapanları bulamamış. GerçeÄŸi bu yazıyı okurken öğrenecek…”
Netfon’a yapılan ÅŸarkılar – plaklar birikince, dönemin politikası ya da geleneÄŸi gereÄŸi Dikmen’in ilk albümü de yayınlanır. Gayet sade olaak (tıpkı CoÅŸkun’un yayınlayacağı ikinci albümde olduÄŸu gibi) “Ayla Dikmen” olarak adlandırılmış ve kapağına daha evvel bir 45′lik üzerinde de oturtulmuÅŸ ‘elma ÅŸekerli’ bir Ayla Dikmen fotoÄŸrafının oturdulduÄŸu bu LP’ye sanatçının hayranları büyük bir ilgi gösterir. Müzik dünyasının kendisi ise, bu albümün Netfon ve Dikmen arasındaki iÅŸbirliÄŸinin son halkası olduÄŸunu düşünür; böyle düşünenler yanılmaz da.
Ama bu albümden hemen önce, Dikmen hayatının geri kalan kısmını boydan boya deÄŸiÅŸtirecek biriyle, Enis Berki’yle tanışır. Dikmen ve Berki’nin 17 Nisan 1968 tarihinde gerçekleÅŸen bu tanışmalarının üzerinden fazla geçmeden iliÅŸkilerinin ‘ciddi’ bir anlam taşıdığına karar verir ve niÅŸanlanırlar. İkili, çok iyi anlaÅŸacak, mutluluk içinde yüzecek ama her nedense ‘niÅŸanlı olma durumu’nu bir türlü tamamına erdiremeyecek, yani evlenemeyeceklerdir. Dikmen ve Berki’nin niÅŸanlı kalma konusundaki ısrarları, çok sonraları yalnızca müzik dünyasının deÄŸil, popüler kültür alanında kalem oynatan herkesin ilgisini çeken bir konu olacaktır. Sözgelimi, dönemin çok satan popüler kültür dergilerinden Ses, yıllar sonra bile bu konuya ilgi gösterecek, bu konudan söz açacaktır. Dergi, 2 Mayıs 1981 tarihli sayısında “Olmaz olmaz demeyin… 1968′de niÅŸan, 1981′de nikah” diye bir baÅŸlık atacak ve bu konuyu sayfalarına taşıyacaktır.
“NiÅŸandan nikaha kadar geçen sürenin fazla uzamaması gerektiÄŸi yolunda yaygın bir düşünce vardır toplumda. Aradaki sürenin uzaması halinde birçok tatsız olayın çıkacağı sanılır. Ama bu düşüncenin geçerli olmadığını ispat edecek bir çift var sanat dünyamızda: Ayla Dikmen – Enis Berki çifti. Bundan on üç yıl önce tanışmışlardı. Aralarında baÅŸlayan candan arkadaÅŸlık, güçlü bir sevgiye dönüşünce de evliliÄŸe giden yolda ilk adımı atmışlar ve niÅŸanlanmışlardı. Ama atılan bu adımın sonu bir türlü gelmedi ve çift yıllar boyu nikah masasına bir türlü oturmadı. Fakat niÅŸanlılıklarını tam bir baÄŸlılık içinde sürdürdüler… Bu baÅŸarıyı nasıl gösterdiklerini Ayla Dikmen şöyle anlatıyor: Ben sanatıma baÄŸlı bir insanım. Enis de en az benim kadar çalışmalarıma ilgi gösterdi. Parça seçimime varıncaya kadar her ÅŸeyimle ilgilendi. Ayrıca son derece entelektüel bir insandır. GirdiÄŸi her gruba kısa sürede uyar. Sorumluluk duygusu çok geliÅŸmiÅŸ bir kiÅŸidir. Birbirimizden uzak olduÄŸumuz günlerde en az üç kez beni telefonla arar. Bensiz hiçbir yere gitmez ve beni yalnız bir yere göndermez. Bu tutumu dedikodulardan uzak kalmamızı saÄŸladı… Dikmen, ardından da büyük haberi veriyor: Bu yılın sonuna doÄŸru evlenmeyi düşünüyoruz…”
Açtık Aşk Defterini
Dikmen, ilk albümünün yayınlanmasının ardından Netfon ile yollarını ayırır ve Moda adlı bir firmaya tek bir plak (”Ayrılık Åžarkısı / Seninleyim”) yapar. Ardından da asıl ‘altın dönem’ini yaÅŸayacağı CoÅŸkun Plak’a geçer. Müzik dünyamızın büyük ve güçlü firmalarından CoÅŸkun, Ayla Dikmen gibi bir star’ı bünyesine kattıktan sonra hiçbir masraftan kaçınmamış ve yapılacak her plak için büyük bütçeler ayırmaya karar vermiÅŸtir. Bu yeni dönemin açılışı da çok ÅŸaÅŸaalı bir biçimde yapılır. Ayla Dikmen “AÅŸk Defteri” ile açmıştır bu yeni dönemini. Fikret ÅženeÅŸ’in hem duyarlı hem de esprili sözleriyle neredeyse baÅŸtan yarattığı bu ÅŸarkı, plak olarak yayınlanır yayınlanmaz dillere yerleÅŸir. Dikmen, artık tek televizyon kanalımız olan TRT’nin de çok fazla davet ettiÄŸi yıldız durumuna gelmiÅŸtir. “AÅŸk Defteri”nin dillere düşmesi sonucu açılan televizyon kapıları, Dikmen’in daha sonra yapacağı ÅŸarkıların da anında yaygınlık kazanmasına yol açar. BaÅŸta “Yolcu Yolunda Gerek”, “Kim Dinler Sizi” ve “Anlamadın mı” adlı ÅŸarkılar olmak üzere, hemen hemen her Ayla Dikmen-CoÅŸkun ortak çalışması satış rekorları kırar, listeleri alt üst eder. Bu baÅŸarı Dikmen’in ikinci albümünün de yayınlanmasına neden olur. CoÅŸkun, hem 45′liklerin görece dağınıklığını telafi etmek, hem de Dikmen’in yaygınlaÅŸan ünü nedeniyle artan talebi karşılamak için Dikmen’in ikinci albümünü yayınlar.
Bu ikinci albüm de, birinci albümde olduÄŸu gibi Dikmen’in 45′liklerinin toparlanmasından oluÅŸturulmuÅŸtur. Ama CoÅŸkun’un yayınladığı (ve 45′lik olarak yayınlanmamış birkaç yeni ÅŸarkı ile de desteklenmiÅŸ) bu albümün dikkat çekici yönü tasarım ve ambalajıdır. Firma, ‘güzel sanatlar’a düşkünlüğü ile bilinen Dikmen’e oldukça zengin, oldukça gösteriÅŸli bir albüm kapağı yaptırmıştır; açılır-kapanır üç parçalı bir ambalajdır bu ve üçüncü parça, daha önce hiç rastlanmamış ölçüde temiz ve saÄŸlam bir biçimde kapağın diÄŸer bölümlerine (tabiri caizse, bir anahtarın bir kilide giriÅŸi gibi) eklenmekte-yapışmakta ve albüme bir ‘hatıra defteri’ havası vermektedir.
Dikmen, 1978 yılında son 45′liÄŸi “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”ı yapar. Sanatçı çok ünlü, çok popülerdir ama Türk popu genel bir durgunluk yaÅŸamaya baÅŸlamış ve bu durgunluk 45′lik satışlarının düşmesine yol açmıştır. “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım” büyük bir hit haline gelmiÅŸ olmasına raÄŸmen, bu plak sonrası Dikmen yeni bir single yapmaz. Dönem artık ‘çiÄŸ köfte’li basın toplantılarıyla tanıtılan ‘taverna – fantezi’ ağırlıklı plakların baÅŸ köşeye kurulduÄŸu bir dönemdir ve Dikmen, tam da kendisinden beklenebileceÄŸi gibi bu yeni dönemi uzaktan izlemek için köşesine çekilir. Ancak ÅŸarkı söyleme aÅŸkı Dikmen’in peÅŸini bırakmaz ve 45′lik deÄŸil ama bir albüm hazırlığına baÅŸlar. Yeni albümün büyük bir kısmı yeni ÅŸarkılardan oluÅŸacaktır. CoÅŸkun’un, düzenlemelerini (en azından büyük bölümünü) Mustafa Özkent’e emanet ettiÄŸi ve “Göz BebeÄŸim” olarak adlandırılmış) bu albüm, yayınlanmasıyla birlikte büyük gürültü koparır. Dikmen’in CoÅŸkun’a yaptığı son 45′lik (”Onu Bunu Bilmem Kararlıyım/İlk ve Son AÅŸkımsın”) dışında geri kalan ÅŸarkıların hepsi yenidir, ilk defa duyulmaktadır. Dikmen ve ekibi, belli ki çok sıkı bir repertuar çalışması sonrası stüdyoya girmiÅŸtir. Albümdeki ÅŸarkıların büyük bir kısmı (baÅŸta açılış ÅŸarkısı olan “Zehir Gibi AÅŸkın Var” olmak üzere) dillere düşer, sevilir. Bu da, Dikmen’in müzik dünyamıza sunduÄŸu bir baÅŸka yenilik hatta ‘reçete’ olur: Evet, 45′likler tarihe karışmak üzeredir ama bu müziÄŸin ya da ÅŸarkı söylemenin sonu deÄŸildir. Sıkı ÅŸarkılarla örülmüş bir albümle de, 45′liklerin yokluÄŸu telafi edilebilecek, hit ÅŸarkı yaratılabilecektir.
Olacak Olacak
Ama bu albüm sonrası her ÅŸey (80′li yıllar boyunca) düzgün ya da yolunda gitmez. Ülke derin bir karanlığa gömülmüş ve bu karanlıkta ‘müzik’ (en azından pop müziÄŸi) derinlerde bir yerlere itilmiÅŸ, raflara kaldırılmıştır. Bu yeni ‘durum’ da, ne Ayla Dikmen’in ne de diÄŸer müzisyen ve yorumcuların deÄŸiÅŸtirebileceÄŸi bir ÅŸeydir. Siyasi yapının düzelmesini, en azından ‘makul’ bir yola girmesini beklemek dışında kimsenin elinden bir ÅŸey gelmemektedir.
‘Müzik’ adına her ÅŸey, bir zaman sonra bir ÅŸekilde düzene girecektir de. 80′li yılların sonuna doÄŸru genç ÅŸarkıcıların açtığı yeni bir sayfa sonrası Türk popu yeniden dalgalanacak, dalgalar birkaç yıl içinde bir fırtınaya dönüşecektir. Ancak ne yazık ki, bu yeni açılan dönemde Dikmen yeni bir ÅŸeyler yapmaya fırsat ya da imkan bulamayacaktır. Sanatçı, o uzun ve bitmek bilmez bekleme zamanlarında ciddi saÄŸlık sorunlarıyla boÄŸuÅŸmaya baÅŸlamış ve bu boÄŸuÅŸma sırasında ister istemez müzik ve ÅŸarkılar Dikmen’in hayatında geri plana düşmek zorunda kalmıştır.
20 AÄŸustos 1990
Dünya güzeli bir insan, yaÅŸamı boyu müziÄŸi ve ÅŸarkılarıyla hayatımızı deÄŸiÅŸtiren, renklendiren bir yorumcu ‘elveda’ der bu dünyaya. Geriye de ÅŸarkılar kalır. Her zaman, hepimiz için çok ÅŸey demek olan, çok ÅŸey anlatan, bizi biz yapan ÅŸarkılar.






