Kadın Hakları
“Bizce Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduÄŸu gibi, bugün de en muhterem mevkide, herÅŸeyin üstünde yüksek mevkide, herÅŸeyin üstünde yüksek ve ÅŸerefli bir varlıktır
Toplumsal yaşamın başlangıcı olan aile hayatının, toplumun psikolojik ve sosyal yapısının şekillenmesinde önemi çok büyüktür. İslam Dininin aileye verdiği değeri ve bir milletin sürekliliği için din, aile, ahlak gibi kavramlara sahip olmasının gerekliliğini bilen Atatürk de ailenin kutsiyetine inanır, toplumun bekası için aileye ve manevi değerlere sahip çıkılmasının gerekliliğini bilirdi.
Din, ahlak ve aile müesseselerine sahip çıkan Atatürk, ailenin temeli sayılması gereken Türk kadını ile toplum arasında bir köprü kurmak istemiş, kadınlara seçme ve seçilme hakkı, erkekle eşitlik ve kadınların medeni ve siyasi haklarına kavuşması gibi haklar tanınmasını sağlamıştır.
İyi bir aile terbiyesi almış olan Mustafa Kemal, kadının ahlaki durumunun toplum için son derece önemli olduÄŸunu bilerek, kadının ahlakı bozulduÄŸunda toplum yapısının da yara alacağına dikkat çekmiÅŸ, “sefil olursa kadın, alçalır beÅŸer” sözünü hatırlatarak bu tehlikeye karşı halkı uyarmıştır.
Atatürk ve Türk Kadını
Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eÅŸitliÄŸi konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoÄŸun mücadelelerin verildiÄŸi ve özellikle Amerika BirleÅŸik Devletleri ve İngiltere’nin bu mücadelelerin en ÅŸiddetlilerini yaÅŸadığı bilinmektedir. Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluÄŸu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda, batı ülkelerindekine benzer ÅŸekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün deÄŸildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiÅŸ ve hatta adeta sunulmuÅŸtur. Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduÄŸu bir toplum düzeninin olduÄŸu Osmanlı İmparatorluÄŸu’ndan, kadın-erkek eÅŸitliÄŸinin kabul edildiÄŸi modern Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiÅŸ, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiÅŸtir. Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eÅŸit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aÅŸamasıdır ve Atatürk Devrimleri’nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını ‘şeriat’ zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiÄŸi hakların iade edilmesinin temeli oluÅŸmuÅŸtur. Artık kadın güçlenmeye, kiÅŸiliÄŸini bulmaya baÅŸlamış ve erkeÄŸinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eÅŸit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930′ da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiÅŸ ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya baÅŸlamıştır. 4 Mayıs 1931′ de ilk toplantısını yapan IV. TBMM tarafından 26 EKim 1932′ de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliÄŸine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934′ de kabul edilen ve 5 Aralık 1934′de yürürlüğe giren bir baÅŸka yasa ile kadın-erkek eÅŸitliÄŸi alanında bütün haklar, ‘Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı’nın tanınmasıyla verilmiÅŸ oluyordu. Atatürk’ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve GerçekleÅŸtirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve BirleÅŸmiÅŸ Milletler TeÅŸkilatı‘nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiÅŸ ve çoÄŸunlukla da uygulama alanına sokulmuÅŸtur. Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce Åžubat 1923 ‘de şöyle demiÅŸtir:

‘Bizim sosyal toplumumuzun baÅŸarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiÄŸimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. YaÅŸamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diÄŸer bir organı iÅŸlemezse, o sosyal toplum felçlidir.’
Atatürk, çaÄŸdaÅŸ bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiÅŸtir. Atatürk’ün Türk kadınına beslediÄŸi sevgi ve saygı, KurtuluÅŸ Savaşı’ndaki gözlemleri ile iyice perçinleÅŸmiÅŸtir. 1923 yılında Konya’da yaptığı bir konuÅŸmada, bu hissiyatını büyük bir içtenlikle dile getirir.
‘Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluÅŸa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduÄŸumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız iÅŸletmiÅŸtir. Çift süren, tarlayı eken, kaÄŸnısı ve kucağındaki yavrusu ile yaÄŸmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuÅŸtur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.’
Atatürk 30 Mart 1923′ de Vakit Gazetesi’nde yayınlanan bir beyanatında;
‘İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin? ‘
Türkler tarih boyunca, babaerkil denilen aile yapısını gönüllerine yerleştirememişler ve benimseyememişlerdir. İşte Atatürk, milletin geçmişindeki ve özünde var olan fakat özlem haline getirilmiş bir hakkı, bir duyguyu devlet varlığına geçiren devrimci olmuştur.
‘Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye deÄŸil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın’diyerek, yaptıklarının gerekçesini az, öz ve muhteÅŸem bir ifade ile belirtmiÅŸtir. Kadınların giysileri de Atatürk’ün üzerinde çok önemle durduÄŸu bir baÅŸka konu olmuÅŸtur. Bu konuda Atatürk, 1 Eylül 1925′ de İkdam Gazetesi’nde yayınlanan bir beyanatında şöyle dedi:
‘Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peÅŸtemal veya buna benzer birÅŸeyler asararak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip ÅŸekiller, bu vahÅŸi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır’.
1925 yılında İnebolu gezisinde Atatürk, örtünen kadınlarla ilgili şunları söyledi:
‘Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak hiçbir ÅŸey yoktur. Önemli olarak ÅŸunu ihtar edeyim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi en az kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz..’
31 Temmuz 1932′ de Türkiye güzeli Keriman Halis’in, Belçika’da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilmesi üzerine Atatürk O’na ‘Ece’ünvanını verir ve Türk kadınına şöyle seslenir:
‘Şunu ilave edeyim ki! Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduÄŸunu tarihten bildiÄŸim için, Türk kızlarından birisinin dünya güzeli seçilmiÅŸ olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle ÅŸunu hatırlatmayı da lüzumlu görürüm: Övünç duyduÄŸumuz tabii güzelliÄŸinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık olunuz ve bu geliÅŸmelerin aralıksız gerçekleÅŸmesini ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uÄŸraÅŸmaya mecbur olduÄŸumuz ÅŸey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliÄŸini elde tutmaktır.’
Atatürk, 18 Nisan 1935′ de kendisinin himayesinde İstanbul’da toplanan ve aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Eve Curie’nin de bulunduÄŸu, dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı ‘Milletlerarası İlk Kadın Kongresi’delegelerine şöyle seslenir:
‘Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.’
Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:
‘Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta baÅŸarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aÅŸağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ÅŸekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.’
Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, şöyle demektedir:
‘Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiÅŸtirmiÅŸtir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiÅŸtirmeye kabiliyetlidir.’
Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiÄŸi haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteÄŸi Atatürk’ten almış ve çaÄŸdaÅŸ ülke kadınlarının önüne geçmiÅŸtir. ÖrneÄŸin; İtalya’da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmiÅŸler. Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiÅŸtir. Medeni Kanun’ları aldığımız İsviçre’de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken, çaÄŸdaÅŸlamada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı deÄŸilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu vesile ile bakın Atatürk nasıl seslenir:
‘Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiÅŸtir. ÇarÅŸaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini selahiyetle iÅŸgal etmiÅŸ, iÅŸ hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiÅŸtir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiÅŸ bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoÄŸunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullancaktır.’
Atatürk hayatta iken yapılan son seçim olan, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını da kullanan Türk kadını, TBMM’ne onsekiz kadın milletvekili ile girmiÅŸtir. Bu onsekiz Türk kadının yüce meclisin çalışmalarına ne ölçüde katkıda bulundukları ve kararlarında ne denli etkili oldukları meclis tutanakları ile sabittir. Ayrıca kiÅŸisel tutumları da övünç vesilesi ve geleceÄŸe olan inançları kuvvetlendirici mahiyette olmuÅŸtur. Atatürk’ün, çağı ve deÄŸiÅŸeni deÄŸil, deÄŸiÅŸecek zamanı milletine göstermesi, kadın hakları ve kadın-erkek eÅŸitliÄŸi konularında, ‘BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’, ‘İnsan Hakları SözleÅŸmesi’gibi konular, daha insanlık tarihinin ufkunda bile görünmemiÅŸken Türk Kadınına, haklarını vermesinin deÄŸeri daha iyi anlaşılır. Bağımsızlık mücadelesi yapan ülkeler nasıl Atatürk’ü örnek bir lider almışlarsa, kadın hakları uÄŸruna uÄŸraÅŸ ve savaÅŸ verenler de, onu bir devrimci olarak aynı ÅŸekilde örnek almak durumundadırlar. Çünkü bütün insanlık tarihi boyunca, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir lider kadın hakları konusunda Atatürk kadar önsezili ve öngörüşlü olmamış, onun kadar uÄŸraÅŸ ve savaÅŸ vermemiÅŸtir. Ne mutlu bir Atatürk yetiÅŸtiren Türk kadınına, ne mutlu O’na sahip olan Türk milletine…

Kadın Hakları
Türk kadını, yüzyıllardır geri bırakılmış ve sosyal hakları elinden alınmış, adeta yok sayılmıştır. Medeni ülkeler seviyesine çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kadınlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapamazdı. Zira kadınlar, Milli Mücadele’de, milli teÅŸkilatlar kurarak çalışmalar yapmışlar, cepheye silah taşımışlar ve vatanın kurtulması için erkeklerle beraber savaÅŸmışlardır.
Medeni hukukun kabulüyle, kadın erkek eÅŸitliÄŸi benimsenmiÅŸ; evlenme, tarafların isteÄŸine bırakılmış, aradaki vekil sistemi kaldırılarak evlendirme memurunun önünde yapılan nikahlar geçerli sayılmış, bu nikahtan sonra isteyenin dini nikah yaptırması serbest bırakılmış; tek eÅŸlilik uygulaması getirilip boÅŸanmalardaki “talak” usulü kaldırılıp boÅŸama yetkisi geçerli sebepler aramak ÅŸartıyla mahkemelere bırakılmıştır. Ayrıca kadınlar, miras paylaşımında ve ÅŸahitlikte de erkeklerle eÅŸit olma hakkına sahip olmuÅŸlardır.
Bu hukuki düzenlemelerin yanı sıra, Türk kadınının kültür seviyesini yükseltip sosyal hayatta ve çalışma sahasındaki gerçek yerlerini almaları konusunda bütün çalışmalar yapılmıştır. Bu girişimler sonrasında, Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek ilerlemeler kaydetmiştir. Atatürk kadınlara verdiği değeri aşağıdaki sözleriyle de belirtir:
“Zaman ilerledikçe, ilim ilerledikçe, medeniyet dev adımlarla yürüdükçe, hayatın, asrın bugünkü gerçeklerine göre evlat yetiÅŸtirmenin güçlüklerini biliyoruz… Bugünün anaları için gerekli özellikleri taşıyan evlatlar yetiÅŸtirmek… pek çok yüksek özelliÄŸi ÅŸahıslarında taşımalarına baÄŸlıdır. Bu sebeple kadınlarımız daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar.”
Kadınlara, 3 Kasım 1930 tarihinde yapılan belediye seçimlerinde, oy kullanma hakkı, 8 Ekim 1934 yılında da seçme ve seçilme hakları verilmiş, böylece sosyal hayatta önlerine çıkan engeller kaldırılmıştır. Atatürk, bu konuda yapılması gerekenleri şöyle belirtmiştir:
“…Daha selametle ve daha dürüst olarak yürüyeceÄŸimiz yol vardır; büyük Türk kadınını çalışmalarımıza katkıda bulundurmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek. Türk kadınını ahlaki, bilimsel, sosyal ve ekonomik hayatta erkeÄŸinin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekçisi yapmak yoludur.”
…Türk kadını dünyanın en münevver, en faziletkar ve en ağır kadını olmalıdır. Ağır sıklette deÄŸil; ahlakta, fazilette ağır vakur olmalıdır. …Milletin kaynağı, sosyal hayatın esası olan kadın, ancak faziletkar olursa vazifesini ifa edebilir. Herhalde kadın, çok yüksek olmalıdır…”
Atatürk baÅŸka bir konuÅŸmasında, “Bir topluluk, cinsinden yalnız birinin asrın icaplarını edinmesiyle yetinirse o topluluk yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır… Bizim topluluÄŸumuzun baÅŸarısızlığının sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiÄŸimiz kayıtsızlık ve kusurdan ileri gelmektedir…” 19 diyerek kadınlara vermiÅŸ olduÄŸu deÄŸeri belirtir.
Cumhuriyet’le birlikte kadınlar sosyal yaÅŸamdaki yerlerini deÄŸiÅŸtirmeye, toplumda o güne kadar erkeklerin yaptığı birçok meslekte baÅŸarı göstererek konumlarını yükseltmeye baÅŸladılar. Bunda öğretimin birleÅŸtirilmesinin de önemli bir rolü vardı. İlk kez Tıp Fakültesi’ne kabul edilen öğrenciler 1927-28′de diplomalarını aldı. Sabiha Hanım ve Melek Hanım gibi isimler de ilk kez Mühendislik Mektebi’nden mezun kadın mühendisler oldu.
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluÅŸa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diymez. Erkeklerden kurduÄŸumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız iÅŸletmiÅŸtir. Çift süren, tarlayı eken, kaÄŸnısı ve kucağındaki yavrusu ile yaÄŸmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuÅŸtur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”
30 Mart 1923 Vakit Gazetesi…
“Bizim sosyal toplumumuzun baÅŸarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiÄŸimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. YaÅŸamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diÄŸer bir organı iÅŸlemezse o sosyal toplum felçlidir.”
Åžubat 1923…
“İnsan topluluÄŸu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluÅŸur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı topraÄŸa baÄŸlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”
1 Eylül 1925 İkdam Gazetesi
“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peÅŸtemal veya buna benzer birÅŸeyler asararak yüzünü, gözünü gizler ve yanında geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip ÅŸekiller, bu vahÅŸi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır.”
1925 İnebolu gezisinde örtünen kadınlarla ilgili…
“Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak birsey yoktur…”
18 Nisan 1935 İstanbul’da toplanan
“Milletlerarası İlk Kadın Kongresi”…
“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta baÅŸarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aÅŸağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ÅŸekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”
1935 yılında Türk Kadını’na seçme ve seçilme hakkı tanınması vesilesi ile…
“Bu karar Turk kadınına sosyal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiÅŸtir. ÇarÅŸaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni konumunu yetki ile iÅŸgal etmiÅŸ, iÅŸ hayatının her aÅŸamasında baÅŸarılar göstermiÅŸtir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiÅŸ bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoÄŸunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve lihakatle kullanacaktır.”





