Kara Kış Kapıda
Yıllardan biri yeni bitmiÅŸ, tazesine henüz baÅŸlamışken ilk kar taneleri düştü güzel İstanbul’a…
Ocak ayının malum soÄŸuklarına merhaba demiÅŸken ardı ardına gelmeye baÅŸladı sabah ayazları, gece buz kesen su birikintileri, “yaÄŸsa da okullar tatil olsa” diyen öğrenciler, “vapurlar çalışmasa da iÅŸe gidemesem” diye umarak yatağına yatıp sabahı bekleyen binlerce İstanbul’lu…
Kış İstanbul’a yazdan her zaman daha çok yakışır. Fikrimce kimliÄŸine bürünür bu ÅŸehir, dokusunu da bu gizemli mevsimin havasından alır – diye düşünürüm hep.
Siluetler flulaşır, rüzgarlar süsler, yağmur netleştirir, kar temizler.
İstanbul’un kışı çok üşütür insanı.
Hele bir de denizinin kıyısında iseniz bir sert eser ki içinize doğru, titreyerek saklanacak bir kuytu, acil kullanılacak bir vasıta yahut ısınma derdinde ince belli demli bir çay molası getirir arkasından…
İstiklal caddesi boÅŸtur Tünel’e doÄŸru. Sesler uzaklaşır, naÄŸmeler yavaÅŸtan havanın uÄŸultusuna bırakmıştır kendini. Ayak seslerinde kulağınıza doÄŸru gelen sizin gibi bir baÅŸka İstanbulludur gideceÄŸi yere varmaya çalışan…
Åžehir bir anda biten oyunun dekoru gibi kalır o saatlerde. Oyuncular gitmiÅŸ, ertesi sabah aynı saatte bekleyen sessiz ancak “yaÅŸamış” bir İstanbul’dur yine, asla uyumayan.
Ve o tatlardır İstanbul’un kışı:
Bozasıdır, vefasıdır, tarçını ve üzerindeki sarı leblebileriyle,
Kestane keyfidir eliniz yana yana avuçlarınızı ısıtan,
Salepten alının o ilk yumuşak yudum, midenize doğru inen,
Ve hatta kalorifer yanıdır o süslü vapurlarında..
Sefası kadar cefasının katlanarak bizi bulmasına rağmen bir bakışı, bir manzarası unutturuverir geçen saatleri trafiklerde veya aksayan tarifelerde…
İşte bu sebepten İstanbul “diÅŸi”dir de aynı zamanda.
Her mevsim farklı olan çekiciliğinin keyfine doyulmaz zamanlarından birinin içerisinde iken kaçırmayınız size sunduklarını.
Tadına vara vara yaşanılası,
Yepyeni güzel seneler İstanbul…
[Yazı Alıntı: http://www.haber34.com]












