Mitoloji Nedir?
Mitoloji kelimesi, Yunanca mythos (masal - hikaye) ve logos (söz) kelimesinden yapılmıştır. Mitoloji; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayat ve maceralarından bahseden hikayelerdir.

Her toplumun kendine özgü bir mitolojisi vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitolojiler toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Mitolojide geçen öykülerin hepsi hayal ürünü değildir. Birçok mitolojide geçen tufan olayı, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

Mitolojilerin en güzeli olarak kabul edilen klasik mitoloji (Grek mitoloji) deki öykülerin tamamına yakın bir bölümü ya Anadolu’da geçmektedir, ya da Anadolu ile ilintilidir.

10 Yaratılış Miti Hakkında
1) Musevi-Hıristiyan ve İslam İnançlarının doğuşu
Yahudi Torah ve Hıristiyan İncil’in ilk kitabı olan Cenesis/Genesis iki yaratılış hikayesi barındırır. Bunların ikisi de Musevi, Hıristiyan ve İslami inançlarda dünyanın yaratılışı olarak kabul edilir. İlkinde Tanrı “Işık olsun,” der, ışık meydana gelir. Altıncı günde Tanrı gökyüzünü, toprağı, bitkileri, ayı, güneÅŸi, hayvanları ve insanları yaratır. Yedinci günde Tanrı dinlenir ve yarattıklarını düşünür.
Bir baÅŸka MİT’e göre Tanrı ilk insan Adem’i topraktan yaratır, cennete/bahçeye koyar ve yasak aÄŸaçtan elma yememesini öğütler. Adem yalnızdır. Tanrı Adem’in kaburga kemiÄŸinden Havva’yı yaratır. KonuÅŸan bir yılan Havva’yı elmayı yemesi için ikna eder, Havva’da Adem’i. Tanrı öğrendiÄŸinde onları cennetten kovar ve ölümlü yapar.

2) Nors Mitolojisi
GeniÅŸ omuzlu, adaleli tanrıları ve balıketli tanrıçalarıyla İskandinav ve Germen kavimlerinin eski Nors dini, kesinlikle çok ilginç bir yaratılış miti. Norse bilimine göre Dünya (Midgard) var olmadan önce, ateÅŸ kılıcını kullanan Surt tarafından korunan korla kaplı Muspell; büyük bir boÅŸluk olan Ginnunagagap ve buzlarla kaplı Niflheim vardı. Niflheim’ın soÄŸuÄŸu Muspell’in alevlerine dokunduÄŸunda buzların çözülmesiyle dev Ymir ve büyük inek Audhumla ortaya çıktı. Sonra, inek, tanrı Bor ve karısını yalayarak hayata döndürdü. Çift’in Buri adlı bir çocuÄŸu oldu. Buri’nin ise üç oÄŸlu oldu: Odin, Vili ve OÄŸullar kalkıp Ymir’i öldürdü. Ymir’in etinden Dünya; kemiklerinden daÄŸlar; saçından aÄŸaçlar; kanından ise nehir ve denizler yaratıldı. Ymir’in içi oyulmuÅŸ kafatasından tanrılar yıldızlı cenneti yarattı.

3) Perslerin dini, Zoroastrianizm
Pers bölgesinin BundahiÅŸn’i, tanrı Ahura Mazda tarafından yaratılan dünyayı anlatıyor. DaÄŸ Alburz, gökyüzüne deÄŸene kadar 800 yıl büyüdü. Göğe dokunduÄŸu noktadan yaÄŸmur yaÄŸmaya baÅŸlayınca VourukaÅŸa denizi ve iyi büyük nehir meydana geldi. İlk hayvan olan beyaz bir boÄŸa Veh Rod nehrinin kenarında yaşıyordu fakat kötü ruh Angra Mainyu onu öldürdü. BoÄŸanın spermleri aya taşındı ve birçok hayvan ve bitki yaratıldı. Nehrin diÄŸer kıyısında güneÅŸ gibi parlayan ilk adam Gayomard yaşıyordu. Angra Mainyu onu da öldürdü. GüneÅŸ, spermlerini 40 yıl arıttı ve onlardan revent bitkisi filizlendi. Bu bitki ilk ölümlüler MaÅŸya ve MaÅŸyanag’a dönüştü. Angra Mainyu, onları öldürmek yerine kendine tapmaları için kandırdı. 50 yıl sonra ikiz çocuk dünyaya getirdiler ama günahlarının borcu olarak çocukları yediler. Uzun bir zaman sonra yine ikiz çocukları dünyaya geldi; onlardan da bütün insanlar (özellikle de Persler) meydana geldi.

4) Babil’in nehirlerinin kıyısında
Babil yaratılış miti Enuma Elish, su tanrıları Apsu ve Tiamat ile baÅŸlar ve daha genç Ea ve erkek kardeÅŸleri gibi birçok tanrının yaratılışını anlatır. Fakat bu genç tanrılar o kadar çok gürültü yapar ki Apsu ve Tiamat uyuyamazlar. Apsu onları öldürme planları yapar ama Ea hızlı davranıp Apsu’yu öldürür. Tiamat öç almak için aralarında çılgın köpek ve akrep adamın da bulunduÄŸu birçok canavar yaratır. Ea ve tanrıça Damkina kendilerini koruması için, dört gözü, dört kulağı olan dev tanrı Marduk’u yaratır. Marduk, Tiamat ile dövüşürken rüzgarları silah olarak kullanır ve Tiamat’ın boÄŸazına kötü bir rüzgar fırlatır; sonra da kalbine ok saplayarak öldürür. Marduk, Tiamati’nin vücudunu ortadan ikiye böler ve yeri ve gökleri yaratmak için kullanır. Daha sonra tarım gibi tanrıların yapmak istemediÄŸi iÅŸleri yapmaları için insanı yaratır.

5) Eski Mısır ruhları
Eski Mısırlıların birçok yaratılış miti vardı. HerÅŸey Nu’nun kıvrılarak dönen çılgın suyuyla baÅŸlar. Atum önce kendini yaratır sonra da bir dağı. Yoksa duracağı bir yer olmazdı. Atum’un cinsiyeti yoktur ve her ÅŸeyi gören bir göze sahiptir. Atum, bir oÄŸul sıçratır. Bu hava tanrısı Shu’dur. Atum sonra bir kız kusar. Bu da nem ve bulutların tanrıçası Tefnut’tur. İkisinin görevi kargaÅŸadan düzen yaratmaktır. Shu ve Tefnut, dünya Geb ve gök Nut’a can verir. BaÅŸlangıçta ikisi de birbirine sarmalanmış olsa da Geb Nut’u yukarıya kaldırır. YavaÅŸ yavaÅŸ dünyada düzen hüküm sürmeye baÅŸlar ama Shu ve Tefnut geri kalan karanlıkta kaybolur. Atum her ÅŸeyi gören gözünü çıkarır ve onları aramaya yollar. Shu ve Tefnut gözün sayesinde geri döndüğünde Atum sevinçten aÄŸlar. GözyaÅŸlarının dünyaya deÄŸdiÄŸi yerde insan meydana gelir.

6) Aztekler
Azteklerin anası Coatlicue, insan kalp ve ellerinden kolyesi ve yılanlarda eteÄŸiyle çok ürkütücü. Hikayeye göre, Coatlicue obsidiyen bir bıçak tarafından hamile bırakılıyor ve ay tanrıçası olan Coyolxauhqui’yi ve güney semalarında yıldız olacak 400 erkek çocuÄŸu dünyaya getiriyor. Daha sonra, gökten türlerden yapılmış bir top düşüyor. Bunu bulup kemerine baÄŸlayan Coatlicue yine hamile kalıyor. Coyolxauhqui ve kardeÅŸleri, çocuÄŸun kimden olduÄŸunu bilmedikleri için çok ÅŸaşırıp kızıyor. Fakat Coatlique’nin karnındaki savaÅŸ ve güneÅŸ tanrısı Huitzilopochtli annesinin rahminden tamamen büyümüş ve silahlı bir halde çıkıyor. Huitzilopochtli Coyolxauhqui’yi ateÅŸten bir yılan yardımıyla öldürüp kafasını gökyüzüne fırlatıyor. Coyolxauhqui orada aya dönüşüyor.

7) Orta Krallık Çin
Karşıt güçler Yin ve Yang’ı içeren bir kozmik yumurta zamansız boÅŸlukta yüzer. Bir kuluçka süresinden sonra ilk varlık olan Pan-gu ortaya çıkar. Yumurtanın ağır kısım Yin aÅŸağıya çökerek toprağı oluÅŸtururken hafif kısım Yang ise yukarı çıkıp havayı meydana getirir. Kısımların yeniden oluÅŸmasından korkan Pan-gu dünyanın üzerinde durup göğü havaya kaldırır. 18 bin yıl boyunca her gün 300cm büyüyerek gökyüzünü de geniÅŸletir. Görevi sona erince de ölür. Vücudunun parçaları evrendeki cisimlere dönüşür. Bazıları üzerindeki bitlerin insana dönüştüğünü söyler. Fakat bir baÅŸka açıklama da mevcut. Tanrıça Nuwa yalnızdır ve Sarı Nehir’deki çamurdan erkeÄŸi yaratır. İlk insanlar onu çok neÅŸelendirir fakat insan yapmak uzun sürer. Bu yüzden dünyaya toprak zerreleri atar ve bu zerreler insan olur. Bu acelece yapılan insanlar halkı oluÅŸtururken ilk yaptıkları asilleri oluÅŸturur.
Ada ülkesi Japonya
Tanrılar iki ilahi kardeÅŸ yarattılar: eski bir okyanusun üzerinde yüzen bir köprüde duran erkek kardeÅŸ İzanagi ve kız kardeÅŸ İzanami. İzinagi ve İzinami ilk adaya çıktılar ve orada evlendiler. Çiftin dört sakat çocuÄŸu oldu. Tanrılar bunu protokolün ihlal edilmesine yordular. Evlilik ritüelinde ilk İzanami konuÅŸtu. Evlilik törenin doÄŸru bir ÅŸekilde tekrarlayan çift iliÅŸkiye girdi ve Japonya adası ile diÄŸer tanrı ve tanrıçaları yarattılar. Fakat İzanami, ateÅŸ tanrısı Kagutsuchi-no-Kami’nin doÄŸumunda öldü. Çok üzülen İzanagi onu ölülerin bölgesi Yomi’ye kadar takip etti. İzanagi İzanami’nin çürüyen bedenini gördüğünde çok korktu ve kaçtı. Öfkelenen İzanami diÄŸer korkunç kadınlarla birlikte onun peÅŸine düştü. Yomi’nin giriÅŸinden kaçan İzanagi giriÅŸi kayayla kapattı. Böylece ölümü yaÅŸamdan sonsuza kadar ayırmış oldu.

9) Hint Kozmolojisinin Brahma’yla randevusu
Hint kozmolojisi birçok yaratılış miti içeriyor ve yüzyıllar boyunca asıl oyuncular sürekli deÄŸiÅŸiyor. En eski Vedik metninde Rig Veda, PuruÅŸa adında bin kafalı, gözlü ve ayaklı bir devi anlatıyor. PruÅŸa parmaklarıyla dünyayı sarıyor. Tanrılar PruÅŸa’yı kurban edince vücudu yaÄŸ üretiyor. Bu yaÄŸdan hayvanlar doÄŸuyor. Vücudunun parçaları dünyanın elementlerine ve Agni, Vayu ve İndra tanrıçarına dönüşüyor. Aynı zamanda Hindu toplumunun dört kastı PruÅŸa’nın bedeninden var oluyor: Rahipler, savaşçılar, halk ve hizmetkarlar. Tarihsel olarak Brahma (yaratan), ViÅŸnu (koruyan) ve Åživa (mahveden) önem kazandı. Brahm, uyuyan ViÅŸnu’nun karnından çıkan nilüferde ortaya çıkıyor. Brahma daha sonra 4.32 milyar yılda evreni yaratıyor. Åživa evreni yok ediyor ve döngü böyle devam ediyor.

10) Titanlar
Eski yunan ÅŸairleri çeÅŸitli kozmogoniler öne sürdü. Bunlardan en iyi korunmuÅŸ olanı Hesiod’un Teogoni’si. Teogoniye göre ilksel kaostan Gaia (toprak ana)’nın da içinde bulunduÄŸu en eski ilahi güçler çıktı. Gaia gökyüzü Uranüs’ü kendini sarması için yarattı. HekatonÅŸir (50 kafalı, 100 elli canavar), Cyclopes gibi bir çok yaratıktan oluÅŸan bir ekip kurdular. Sonrada Titanlar meydana geldi. Uranüs kendi çocuklarından nefret ederek onları Tartarus’a hapsetti. Öfkelenen Gaia devasa bir orak yapıp en küçük oÄŸlu Kronus’a verdi. Uranüs Gaia ile iliÅŸkiye girmek için geldiÄŸinde Kronus belirdi ve babasının cinsel organlarını kesti. Uranüs’ün cinsel organlarının yayıldığı yerlerden canavarlar ve devler çıktı. Testislerinin yayılmasıyla meydana gelen deniz köpüğünden tanrıça Afrodit doÄŸdu. Daha sonra, Kronus, Zeus ve Olimpiyanlar’dan oluÅŸan ikinci nesil tanrılara babalık etti.







Mayıs 26th, 2009 | 21:55 |
ODUNCUNUN KIZIYDI “AFRODİT”
Dağların eteklerinde kayaların diplerinde kalmıştı lycus denizinin küçük su birikintileri tepelerinde meşe palamut’u kestane kızıl çam ağaçları yaban böğürtlenleri ile dolup taştığı zamanlar egede ormancı beyi yaşarmış. Güzeller güzeli bir eşi varmış gün olmuş bir kız çocuğu doğmuş çocuğun olması ne güzel ormancı beyinin ama çirkin mi çirkin kimseler söyleyememiş. İlk gördüğünde bey gücüne güvenip hiç sorun etmemiş güzeller güzeli eşi dayanamayıp intihar etmiş bir gece vakti bey yıkılmış ve kızı için her şeyi yapmış aynaları bile yok etmiş tül perdelere sardırıp atmış dehlizlere halkının saçlarını bile taramasını ve bakımlı olmasını yasaklamış. Bey kızının çirkinliğinin yok edilmesi için dünyanın neresinde bir su, bir çamur varsa ve bunları kim uyguluyorsa hepsini orman beyliğine getirtmiş dünyanın en güzel kumaşlarını en iyi dokumacılarını terzilerini en mükemmel cilt bakıcılarını zamanın en iyi doktorlarını çağırmış kızında bir parça güzellik aramış karısından ve kızı bir gün kendini gördüğünde nefret etmesin kendinden diye ama nafile. Hiç erkek çocuklarla bile oyun oynatmamış severde sonra ona çirkin olduğunu söylemesinler diye. O zaman çizilmiş ida dağlarından Babadağ karcıya oradan sipil dağına sipilden idaya dokuma tekstil moda saç ayağında Zaman durur mu ki gün gelmiş kızı serpilmeye başlamış arkadaşları da ve kızlar büyümüş teker teker evlenmişler etrafında Bir gün oda evlenmek istediğini söylemiş babasına. Bey halkının alenen evlenmesini yasaklamış. Beyliğinden genç delikanlıları çağırıp kızıyla evlendirmek istemiş. Fakat kızını bir defa gören bu çirkin kızla evlenmektense ölmeyi tercih etmişler o kadar huyu güzel insan mı insan bu çirkin kızla. Bunu duyan genç kız ilk defa düşünmek üzere neden evlenmiyor bu erkekler benimle deyip yalnız dolaşmaya çıktığında, durgun bir su birikintisinde kendi siluetini görmüş ve çok korkup uzaklaşmış ve kimdi bu çirkin şimdiye kadar görmemişti böyle korkunç bir yüze sahip bir canlıyı. Kafasında her gün düşünmüş soramamışta birilerine. Bir gün tak etmiş canına bu ara kendini bir gören öldürmeye devam ediyormuş kendini. Tekrar çıkmış dışarıya yalnız tekrar görmek istemiş suda gördüğü canlıyı acaba gelir miydi. Suya eğilip baktığında tekrar korkmuş ama kaçmayıp seslenmiş, onunda oynamış dudakları uzatmış elini oda uzatmış sonra aynı kıyafetleri giydiğini görmüş ondan başkası aynı kıyafeti giyemezmiş ilk defa biri onun kıyafetini giymiş işte o zaman anlamış intihar eden erkekleri çünkü açı olan sudaki kendisiydi.
Koşarak babasına gitmiş ve bir kazan dolusu su getirtmesini istemiş baba telaşla olmaz deyince kızı ısrar etmiş babası beklemediği günün geldiğini anlamış sudan vaz geçip yıllardır yasaklı aynalardan birini istemiş. Kızın ismi bile yokmuş sadece prenses diye sesleniliyormuş kendine, ayna tül perde ile konulmuş karşısına eliyle indirdiğinde tül perdeyi dönmüş babasına ve çirkinliğin prensesiyim ben işte baba diye seslenince tüm yapılanlar bitmiş yasaklar kaldırılmış. Öyle bir ruhu varmış ki hiç hayıflanmadan kabullenmiş
Gerçeği halkın onun mutluluğu için nelere katlandığını babasından herkesin mutlu olması için ne yapılması gerekiyorsa yapmasını genç erkeklerin artık gelmemesini insanların şölenler içinde evlenmesini yoksa erkeksiz bir halk olacağını ifade edip kendisininse bu beylikten ayrılacağını söyleyip gün geldiğinde terk edecekti beyliğin sarayını
Ayrılık zamanı gelir çatar o gün güneş bile doğmak istemez siyah bulutlardan bir perde yapmak ister kendine ay sararır üzüntüden Çirkinliğin prensesi hiç isyan etmemiştir. Lakin kararlıdır kaderi ile yüzleşmeye gözyaşları bedene atılarak uğurlanır, o günden beridir gelinlerin anaları ağlar bedenlerin terlemesi o günden kalmıştır bize beylik artık sessiz sedasız kalır. Elinde bir çıkın içinde birkaç pembe domates peynir birazda ekmek ve tuz ardına bakmaksızın ilerler prenses asil ve mağrur ufukta ormanlara doğru kaybolur.
Güzel ruhlu çirkin prenses yürür yürür ormanda, ağaçların şarkılarını dinler kuşlar sesleriyle eşlik eder yalnızlığına yaban hayvanları korumak için uzaktan takip ederler. Günler geçer ve bu güzelim doğa nasılda dayanır bu yüze işkencedir bu yüz bu beden kainatın güzelliklerine diyerek ölmeyi düşünür artık kimse göremeyecektir bu çirkin yüzü. Bir gün yüksek bir kayalığa gelmiştir. Artık terk etmek ister bu dünyayı, çıkındaki son kıyıntıyı da yer çıkar yüksek bir kayanın zirvesine şöyle bir bakar güzelliklere ve zemine. Uçsuz bucaksız mavi bir gök, yemyeşil ağaçlar, uzayıp giden ovalar salına salına akan bir nehir, aşağıda durgun küçük bir su birikintisi ve dağlar alçalır önünde. Sorar kendine ve tanrılara neden ben güzel değilim ilk isyanıdır hayata ve tanrılara, olinposta tanrıların tahtları sallanır tahtlar dayanamaz bu isyankâr yakarışa. Nereden bilecekti zeusun ormancı beyini kıskanıp onun kılığında dokunmuştu güzeller güzeli annesine Kendini bırakır boşluğa, güneşte alev topları patlar, ay ve güneş ne zaman doğacaklarını unutmuş ortalığı kızıl bir toz bulutu kaplar siyah bulutlar eşlik eder ağaçlar yapraklarını bile oynatamaz, rüzgârın şarkısı biter, kuşlar ötmez, geriden kurtun, çakalın uğultuları duyulur toprak ve kayalar beyaz pamuğa dönüşür ondandır eğenin pamuğunun güzelliği. Düşer çakılırcasına gözler son defa kapanır suda. Sudan dalgalar ayrılır serilir beyaz beyaz teras olur. Pamuk taşlaşır dağların eteklerinde şıçrayan su damlaları pembe açmış zakkumlara döner. Kayalar oynar sıcak sular çıkar. Sodalı ılık, kırmızılı sıcak, kükürtlüsü yeşil çamurlu ve Fin hamamı için buhar çıkar yerden. Bir depremdir olup biten, ortam toza bulanmış rüzgâr eseceği yünü şaşırmış, ayla güneş karşı karşıya suskun zamanı şaşırmış. Ardından lycos denizinin son istiridye kabuğunun içinden beyaz tül elbise giydirilmiş beden birkaç yüz güvercin gagalarında sırma sırma saçlarıyla beyaz teraslara çekilmiş. Zaman sanki kırılmış dünya sanki beklenen güzel için yeni baştan kurulmuş. Ege kırılmış ege ak denize o gündendir miras sallanır durur bu bölge, her depremden sonra bir güzel daha gelir egeye. Güzel gözlerini açtığında etrafında bir sürü insan ve beyazlar içinde beyaz bir zeminde şaşkın şaşkın az biraz şehla gün ışığında hafiften ıslak gözler yeşil yay kaşlı uzun kirpiklerin altından ela ela bakar, kahve kızıl ıslak sırma saçlı aslan yelesi misali omzunda. beyaz tenli güneşin yakmaya kıyamadığı, ne uzun ne minyon biraz kaslıca omuzlu inceden beli, dik göğüsleri ince uzun kalem parmaklı, küçükçe ayalı eli, ince bilekli, beyazca sütün bacaklı hafif taraklı ayakları. O gündendir beyaz krem eğemin mermerleri.Yanına orta yaşlı hafif kıvır saçlı bir adam yanaştı tahminim beyazın bahçıvanıydı. Seslendi cevap alamadı bir daha sonra elini uzatıp tuttu böyle bir çiçek ilk defa görüyordu. Suskundu çirkin prenses ama bilmiyordu ne kadar güzel herkes ona çiçek diyordu. Tanrılar onlara çiçeklerin prensesini göndermişti. Aynayla ilk karşılaştığında ruhunun güzelliği bedenine yansımış insanların neden çiçek dediğini anlamış. Mekânın cennet olduğunu sanmış ama gerçekten dünyadaydı. Şimdi çok tanda çok güzel gençti çok kadın onu kıskanırken erkeklerde âşıktı. Sanki bir elinde ay beyaz traventenler sodalı ana rahmi sıcaklığı bir elinde güneş kırmızı su ayakları altında dünya kükürtlü sıcak çamurlu, etrafında pembe açmış zakkumu. Gözlerinin önünde beyaz birleşmiş yeşille lycus denizinin mavisiyle gök yüzüne leodikyanın kuzeyine kurulmuş kutsal suyun şehri yükselen hierapolis.Leto’dan doğmuş bu şehirde Apollon Artemis ikiz.
dr cengiz aktürk