ACİL TELEFONLAR

Alo Doktorum Yanımda 113 Alo Emniyet Danışma 174
Alo Gürültü 176 Alo Post 169
Alo RTÜK 178 Alo Sahil Güvenlik 158
Alo Trafik 154 Alo Turizm Bilgi 170
Alo Tüketici 175 Alo Valilik 179
Alo Zabıta 153 Ankesör Arıza 122
Arıza İhbar 102 Arıza Takip 101
Cenaze Hizmetleri 188 Çağrı Servisi 133
Çevre Bilgi 181 Data Arıza 124
Doğalgaz Arıza 187 Elektrik Arıza 186
Fonotel 141 Hızır Acil Servis 112
Jandarma İmdat 156 İş ve İşçi Bulma Kurumu 180
Kablo TV Arıza 126 Kadın ve Sosyal Hizmetler 183
Kan Bilgi Merkezi 173 Kod Danışma 199
Kodlu Arama 168 Masal Müziği 166
Orman Yangın İhbarı 177 Milletlerarası Kayıt 115
Polis İmdat 155 Posta Kodu Danışma 119
Radyo-TV Arıza 125 Ruhsal Bunalım Danışma 182
Sağlık Danışma 184 Su Arıza 185
Şehirlerarası Kayıt 131 Tele Bilgi 144
Tele Bilgi 146 Tele Bilgi 147
Telefon Arıza 121 Telefon Danışma 118
Telekom Hizmet Danışma 161 Teleks Arıza 123
Türk Telekom Borç Sorma 163 Uyandırma 135
Uyuşturucu Bilgi 171 Vergi Danışma 189
Yangın İhbar 110 Yerinde Olmayan Abone 134

İhanetin İşareti

Uzmanlar ihanetin seksle başladığını düşünüyor. Peki başkalarıyla flört etmek de ihanet değil midir? Uzmanlara göre flört ilişkinin ayakta kalmasını destekliyor! Ayrıca günümüzde Internet de önemli bir faktör olmaya başladı. Birçok insan Internet’te hiç tanımadıkları insanlarla sanal seks yaşayabiliyor. Tabii bu durum gerçek sekse benzemiyor! Ancak uzun bir zaman dilimine yayılan ve sürekliliği olan sohbetler de ihanet olarak kabul ediliyor. Hatta bazı durumlarda sürekliliği olan sanal seksin, bir gecelik ilişkilerden daha tehlikeli olduğu da belirtiliyor! İhaneti nasıl anlatmalı? Dün gece olanları anlatmalı mı? Yoksa susmalı mı?

Sonsuza dek vicdan azabı ile mi yaşamalı yoksa ilişkinin bitmesini göze almalı mı? İşte bu noktada çok zor bir karar vermek gerekiyor. Ancak uzmanlara göre bir gecelik olan ve daha sonrasında pişmanlık duyulan ihanetlerin anlatılmasına gerek yok! Fakat mutlaka söylenmesi gereken ihanetler arasında korunmadan girilen ilişkiler gelir. Günümüzde cinsel yolla bulaşan birçok salgın hastalık var ve eğer eşinizin iyiliğini istiyorsanız, ona bir başkasıyla ilişkiye girdiğinizi söylemelisiniz!  Doğru kelimeleri bulmak gerekir! Vicdan azabı çeken kişilerin çoğu ihanetlerinden söz eder. Ancak önemli olan bunu karşı tarafa nasıl anlatacağınızdır.

Uzmanlar kesinlikle diğer kadın ya da erkekle yaşanan cinsel ilişkinin detayına girilmemesi gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde sadece ihanete uğrayan eşinizi daha da çok üzecek ya da çileden çıkartacaksınızdır. Ancak sizi bir başkasının kollarına attıran unsurun ne olduğunu anlatmanızda fayda var. Böylelikle önemli bir sorunu da ortadan kaldırabilme şansını elde edebilirsiniz. İhanet sonrası konuşmalar her zaman acı verici olabilir. Fakat ilişkinin sağlıklı bir şekilde yürümesi için de bu konuşmalara ihtiyaç vardır!  İlişkiyi krizden kurtarmak! Ufak bir ihanet hemen ilişkinin bitmesi gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine birçok insan ihanet ettikten ya da ihanete uğradıktan sonra ilişkilerinin daha verimli olduğunu söyler. Çünkü belki de ihanet sayesinde ilişkide yıllardır ters giden noktaları düzeltme fırsatını yakalayabilirsiniz! Tabii ihanete uğrayan kişinin güveninin azalması da olası bir durum. Ayrıca ilişkinin bitmesi de bir olasılık.

null

Partnerinizin sizi aldattığını mı düşünüyorsunuz? İşte şüphelerinizi körükleyecek 30 işaret…

  1. Partneriniz, taleplerinize eskisinden daha mı duyarlı? Bu, suçluluk duygusunu bastırmaya çalışmasından kaynaklanabilir. Aşırı ilgi, başka bir ilişkinin yeni başladığının göstergesi niteliğindedir.
  2. Partneriniz size sık sık hediyeler almaya başlayabilir. Ayrıca sizin ondaki bu değişikliği aldatmaya yormamanız ve kendinizi daha iyi hissetmeniz için de ekstra çaba sarf eder.
  3. Normalde alışkanlıklarını değiştirmekten hiç de hoşlanmayan erkek arkadaşınız, birden farklı hobiler edinmeye başladıysa, siz de şüphelenmeye başlayabilirsiniz.
  4. Partneriniz olur olmaz nedenlerle kavga çıkarmaya başlayabilir. Çünkü aldatan erkeklerin yüzde 90′ının duygusal karışıklık yaşadığı ve tepkilerine hakim olamadığı gözlenmiştir. Bu durum sizin ondan uzaklaşmanıza, hatta aldatılma konusu hiç açılmadan ayrılmanıza neden olabilir.
  5. Bazı çiftler, “Bir gün ilişkimiz biterse” gibi konuları konuşmaya bayılırlar. Eğer partneriniz bu konulardan konuşmaya başladıysa, büyük olasılıkla ayrılık sonrasında ne gibi tepkiler vereceğinizi ölçüyordur. Eğer çok basit bir cevapla geçiştirdiyseniz, olası bir aldatmada kapı dışarı edileceğinizi unutmayın.
  6. Partneriniz sürekli depresif görünüyor olabilir. Özellikle bunu siz yakınlarındayken yapar, ancak siz ortalarda yokken arkadaşlarıyla gezip eğlenir. Bu, uzun dönemde ilişkinizi baltalayacağından ayrılmanız ya da aldatılmanız kaçınılmazdır.
  7. İlişkinizde konuşmalar ve aktiviteler azaldığında, ilginizi yitirmişsiniz demektir. İlk yapmanız gereken, birbirinizle iletişim kurmaya çalışmaktır. Durumu düzeltemiyorsanız ayrılma yoluna gitmeniz, aldatılmanızdan kat be kat iyidir.
  8. Müzik alışkanlıklarını değiştiren partnerinizin tavırlarını takip edin. “Nefret ederim” dediği müzikleri dinlemeye başladıysa, büyük olasılıkla yeni bir ilişki kapıdadır. Çünkü elde etmeye çalıştığı insan bu tür müziğin yakın takipçisidir.
  9. Partneriniz birden kendini beğenmeye başladı. Bu yeni bir ilişkiye başladığını değil, sizin ona yetmediğinizi gösterir! Kendini aşırı beğenen ve sizi aşağılamaya başlayan partneriniz, isteklerini karşılayacak kişiyi bulduğunda hemen ortadan kaybolacaktır!
  10. Partneriniz sizi ya da ilişkinizi başkalarıyla karşılaştırmaya başladıysa, durum kötüye gidiyor demektir. Bu durum onunla daha çok ilgilenmenizi gerektirir. Bunu hissettiremiyorsanız, şu an sizi aldatıyor bile olabilir. Unutmayın ki gözü sizden başkasını görmeyen bir insan kıyaslama yapmaz!
  11. Partneriniz kendiyle başkalarını kıyaslayıp “Hangimiz daha güzeliz/yakışıklıyız”, “Hangimiz daha çekiciyiz” gibi sorular sorarsa, sizden sıkılmaya başlamış ve tüm ilgisini yitirmiş demektir.
  12. Partneriniz her türlü yorumunuzda hemen savunmaya geçebilir. Bunu acımasızca ve size zarar vererek de yapabilir.
  13. Partneriniz size ilgi göstermemeye başlamış olabilir. Tabii eve geç gelmeler, evdeki gizli kuralları ihlal ve (varsa) çocukları ihmal etmeler de bunun en büyük göstergeleridir.
  14. Partneriniz uyurken sık sık kabus görüyor, uykusuz kalıyor ya da eskisi gibi yanınızda yatmıyor.
  15. Partneriniz görünüşünüzle ilgili iyi yorumlar yapmayı bırakır.
  16. Tek taraflı “Seni seviyorum”lar başlar ya da bu cümle tedavülden kalkar.
  17. Partnerinizin kendisine bir iyilik ya da sürpriz yaptığınızda suçluluk duyması, size olan ilgisini kaybettiğini ama sizin ona ilginize de dayanamadığını gösterir.
  18. Partnerinizin sizi aldattığına adınız kadar eminsiniz, ama kanıt bulamıyorsunuz. Kanıtları yok ediyorsa geri dönülmez bir yoldadır ve sizi de kaybetmek istemiyordur.
  19. Partneriniz aniden arkadaşlarıyla daha fazla zaman geçirmeye başladı.
  20. Partneriniz, ilişkinizin geleceği hakkında konuşmamaya yemin etmiş gibi… Demek ki ya gelecek planı yapmıyor ya da sizin de içinde olduğunuz bir gelecek planına sıcak bakmıyor.
  21. Size şefkatli davranmayı bırakır.
  22. Partneriniz sizinle ilişki kurmaktansa kitap okumaya ve televizyon izlemeye kendini verdi.
  23. Partneriniz sizinle cinsel ilişki kuramamasının nedeni olarak arkadaşları ile problemlerini, komşularıyla sorunlarını, derslerini, iş yerindeki çalışma arkadaşlarını öne sürüyorsa, arkanıza bakmadan kaçın. Zaten öncelik hiç sizde olmamış!
  24. Partneriniz zamanlı zamansız sizi kıracak sözler etmeye, sadece ona komik gelen şakalar yapmaya başlar.
  25. Aranıza duygusal mesafe koyan partneriniz, durumu siz sorguladıkça kendinin de özel hayatı olduğunu ve buna saygı göstermeniz gerektiğini söylüyor. Sizi aldatması kaçınılmaz olduğu gibi, manasız bir kavga sonrası ayrılmanız da olasıdır.
  26. Partneriniz rüyasında başka kadın/erkek isimleri sayıklar.
  27. Sabah kalktığında partneriniz huzursuz oluyor, etrafa manasızca bakıyor ve bir süre konuşmuyorsa, bilin ki hangi odada uyandığını anlamaya çalışıyordur! Ne de olsa bu annesinin, sizin ya da diğerinin odası olabilir. Tek derdi pot kırmamak için nerede olduğunu iyice anlamaktır.
  28. Partnerinizin aşırı sert tavırları, arkadaşlarınızın bile dikkatini çekiyor ve sık sık “Sorun nedir” diye soruyorlar. Onların tepkilerini yabana atmayın. Yakın arkadaşlar ve aile üyeleri, ilişkinize sizden daha objektif yaklaşabilirler.
  29. Sizin sürekli tekrarladığınız soruları, son dönemde yanlış anlamaya ve “Beni kontrol mü ediyorsun” diye tepki göstermeye başlar.
  30. Partneriniz kapıları kapatmaya başladıysa, siz de kara kara düşünmeye başlayabilirsiniz. Aralarında cinsel çekim olan ve ortak yaşam alanlarını paylaşan insanlar, ilişkilerinde kapalı kapı kullanmazlar. Kapı semboldür ve yüzünüze kapanması da partnerinizin sınırlarından çıkmanız gerektiğine işarettir.

null

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, erkek aldatmak için her durumda kendine ‘geçerli, gerekli ve makul’ bir sebep buluyor. İşte erkeğin ihanetinin en belirgin on nedeni…

  1. Belki de size olan sevgisi bitmiştir. Uzun ilişkilerde eşlerine olan duygularını yitiren erkekler, ayrılmak yerine, başka bir kadınla ilişkiye girmeyi tercih eder.
  2. Onunla yeterince ilgilenmiyorsanız. Kadınlar uzun süreli ilişkilerde eşlerine yeteri kadar ilgi göstermemeye başlar. Bu da zamanla erkeği kadından soğutur.
  3. Eğer onu bir kez bile affettiyseniz. Çoğu kadın, eşi kendisini aldattığında bunu affeder. Bu da erkeğin yeniden ihanet etmesine cesaret kazandırır.
  4. Sürekli dırdır edip duruyorsanız. Onu hiç dinlemeyip sürekli kendi fikirlerinizi empoze etmeye çalışıyorsanız, partnerinizin aklına başkasının gelme ihtimali her zaman yüksektir.
  5. Sık sık aldatma fırsatı buluyorsa. Hiçbir erkek sekse kolay kolay ‘hayır’ diyemez. Erkeğin ihanet için fırsatı varsa, bunu değerlendirmekten hiç çekinmez.
  6. Başka kadınlar çok ilgi gösteriyorsa. Bir erkeğin başka kadınlar tarafından arzulandığını hissetmesi, egosunu okşar. Bu durumda aldatma kaçınılmazdır.
  7. Sizi kandıracağına inancı tamamsa. Erkeklerin çoğu, ‘Gözlerin görmediğini, kalp de hissetmez’ sözüyle hareket eder ve eşini kandırabileceğine çok inanır.
  8. İhanetin tadını bir kere bile aldıysa. İhanet, başka bir kadınla ‘yasak ilişki’ erkeklerin adrenalinini yükseltir. Bu heyecan, ihanetin de en büyük nedenidir.
  9. Eğer siz de ona ihanet ettiyseniz. Erkek, eğer partneri tarafından ihanete uğrarsa kendisi de aynı yolu seçer ve partnerinden ihanet ederek intikam alır.
  10. Cinsel hayatınız monotonlaşmışsa. Evlilik, zaman içinde giderek seks hayatını de monotonlaştırır. Bu da en büyük ihanet nedenlerinden biridir.
[Kaynak: fatmali.com]

Saç Ekimi ve Ekim Yöntemleri

Saç Ekimi Nedir?

Diğer adıyla saç nakli sağlıklı ve güçlü saç köklerinin verici bölgeden genellikle başın arkasından alınarak incelmiş ya da tamamen açılmış bölgeye taşınması işlemidir. Çağdaş cerrahi teknolojileri sayesinde saç ekimi ile son derece doğal görünümler elde edilebilmektedir. Bu sayede saç kaybına bağlı kişide oluşabilecek psikolojik travmalar ve sosyal yaşamdan uzaklaşma saç nakli ile düzeltilerek bireyin kendini daha güçlü hissetmesi sağlanabilmektedir.

Saç Ekimi ve Tarihçesi

Saç ekimi ilk defa 1940′lı yıllarda bir Japon Dermatoloji Uzmanı olan Dr. Okuda tarafından yapılmıştır. Ne yazık ki Dr. Okuda 2. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybetmiş saç ekimi konusundaki bilimsel yayınları yıllar sonra keşfedilebilmiştir. 1970′li yıllarda Amerikalı Dermatolog Dr. Orentreich saç ekim işleminin kurallarını yayınlamış ve 1998 yılında yine Amerikalı Dermatolog Dr. Benstain folliküler ünite nakli ile tamamen doğal saç ekiminin yapılabileceğinin temellerini anlatan bilimsel makalesini yayınlamıştır. 2002 yılından itibaren ise FUE denilen saçların birer birer alındığı yeni bir saç ekimi metodu tanımlanmıştır. 2005 yılında bu yöntem için kimlerin uygun olduğu ve sınırları netleşmiştir.

Kimler Saç Ektirebilir?

Saç ekimi cerrahisine uygun adaylar, başının yan ve arka bölgelerinde yeterli miktarda saç olan kişilerdir. Bu kişilerde FUT ve FUE yöntemlerinin her ikisi de kullanılabilir. Saç ekimi operasyonun uygun bir diğer aday grubu ise göğüs, bacak vb. bölgelerde yeterli miktarda sağlıklı kıl olanlardır. Bu kişilerde kullanılan saç ekimi yöntemi FUE’dir. Modern tekniklerin saç ekimi cerrahisinin geliştirmesi ile birçok erkek geçmişte saç nakli cerrahisine uygun aday değilken bugün uygun aday haline gelmiştir. Büyük graftların kullanımı ile oluşturulan doğal olmayan görüntüler yerlerini, küçük boyuttaki graftların kullanımı ile doğal görünümlere bırakmış ve gelişen yeni aletler ile birlikte her kişiye uygun doğal saç görünümünü gerçekleştirme olanağını sağlanmıştır.

Donör dominant (baskın verici) olarak adlandırılan başın yan ve arka bölgelerindeki (vertex) saçlar hayat boyu uzamaya devam eder ve dökülmezler. Bu saçların saçsız bölgeye nakledilmesi uzama veya dökülmeme yeteneklerini değiştirmez. Diğer bir tanımlama ile saç köklerinin dökülmesi veya dökülmemesi bulunduğu yerin özelliğine bağlı değil tamamen kendi genetik özelliğine bağlıdır. Donör dominansı veya baskın vericilik, saç naklindeki başarıyı sağlayan bilimsel temeldir.

[Lütfen dikkat: video rahatsız edici olabilir]

FUT Saç Ekimi

Tüm dünyada en ileri ve en büyük gelişme gösteren saç nakli yöntemi olan Foliküler Saç Nakli minimikro grefltlemeyle yapılan saç nakillerini büyük bir özenle onlarca yıl geride bırakmayı başarmıştır. Modern saç nakli uygulama yöntemi ve Foliküler Ünite Transplantasyonu’nun en önemli özelliklerinden bazıları bu kısımda ele alınmaktadır.

Foliküler Ünite Nedir?

Saç köklerinin enseden yani dökülmeye dirençli bölgeden bir şerit şeklinde alınarak mikroskoplar altında saçın bütünlüğünü bozmadan 2li,3lü saç kökleri içeren foliküler ünitelere ayrıştırılması işlemidir. Bu üniteler klasik micro-mini greft tekniği ile hazırlanan saç köklerinden daha fazla miktarda ve aşınmamış olduğu için saç ekiminin daha sık yapılmasına imkan sağlamaktadır.

Kafa derisindeki bütün saçlar foliküler üniteler adı verilen küçük demetler içinde büyür. Yetişkin bir insanın kafa derisinde foliküler ünite tam kalınlıkta (1-4 terminal) saç folikülünden meydana gelir. Genetik saç dökülmesinden etkilenen kafa derisi bölgelerinde sağlıklı terminal saçların yerini aşamalı olarak “minyatürize olmuş” saçlar denen daha ufak çaplı, daha kısa olan küçük boyuttaki saçlar alır. Foliküler ünite kafa derisinin yüzeyinde küçük saç grupları şeklinde birlikte büyüyor gibi görünür.

FUE Saç Ekimi

Bu teknik cerrahi bıçaklar (bistüri) kullanmaksızın saç foliküler ünitelerinin özel bir iğne ile çıkarılması esasına dayanır. 1 mm lik özel iğneler ile cildin üst tabakası, kıl ortada kalacak şekilde kesilmekte ve yine özel aletlerle foliküler ünite, alttaki gevşek dokulardan hiçbirine zarar vermeden çıkarılmaktadır. Her bir foliküler ünite 2-4 saç ve kökünü kapsar. Bu işlemden önce folikül çıkarılacak bölgedeki saçlar 1-2 mm kalacak şekilde traşlanır. Hem verici hem de saç ekimi yapılacak alıcı bölgede lokal anestezi uygulandıktan sonra alınan tek tek foliküller saçsız alana transplante edilir.

Bu yöntem ile vücudun birçok bölgesinden göğüs, karın, sırt vb. gibi bölgelerden verici olarak foliküler ünite elde edilebilir. Vücudun diğer bölgelerinden kılların kullanılması var olan verici saçların toplam miktarına da göz ardı edilemeyecek katkıda bulunur. Araştırmalar sonucu göğüsten alınıp kafa derisine ekilen kılların göğüste olduğundan daha hızlı uzadığı bulunmuştur.

[Lütfen dikkat: video rahatsız edici olabilir]

Karar Vermeden Önce

Saç ekimi yaptırmaya karar vermeden önce hastanın doğru doktoru ve merkezi, doktorun da doğru hastayı seçmesi çok önemlidir. Saç cerrahisinde gelişen teknoloji ve buluşlara paralel olarak saç ekimi yaptıracak kişinin birincil beklentisi olan doğal görünümlü saç ekimi, doğru kriterler uygulandığında, ekimi yapan doktorun yetkinlik ve deneyimine bağlı olarak artık mümkündür. Öncellikle saç dökülmenizin sebebinin bir dermatolog tarafından değerlendirilip, saç dökülmenizin sebebinin kesin olarak ortaya konması gerekir. Daha sonra saç ekimi de dahil ilaç ve diğer tedavi yöntemleri üzerinde konuşulup doğru yolun belirlenmesinde yardım alabilirsiniz. Erkeklerde ve kadınlarda saç dökülmesinin en önemli sebebi kalıtımsal sebepler olmasına rağmen; bağ dokusu hastalıkları, demir ve diğer vitamin eksiklikleri, hormonsal anormallikler de saç dökülmesi ile sonuçlanabilen hastalıklardır. Her bir sebep için farklı tedavi seçenekleri vardır. Kalıtsal saç dökülmesinin tedavisinde FDA sadece erkeklerde finasteride ve minoksidil %5, kadınlarda ise sadece minoksidil %2’ye onay vermiştir. Ancak bu ilaçlar sadece kullanıldıkları dönemlerde etkili olup ilaç bırakıldıktan sonra etkileri ortadan kalkmaktadır. Diğer durumlar için ise altta yatan hastalığın sebebin tedavisi gerekir.

Saç ekimi Androgenetik Alopesi (kalıtımsal erkek tipi saç dökülmesi) de denilen kalıtımsal durum için en önemli alternatiflerden biri olup sonuçlar kalıcıdır. 1998 yılında folliküler ünite naklinin keşfi ile neredeyse tamamen doğal saç ekimi yapılabilmektedir. Saç ekim işlemine uygun adayın belirlenmesi tabi ki önemli bazı kriterlere bağlıdır (yaş, saç dökülmesi miktarı, saçların alınacağı bölgedeki saç yoğunluğu, genel sağlık durumu gibi). Şu anda dünyada FUE ve FUT denilen iki ayrı yöntemle saç ekimi yapılabilmektedir. FUT (strip) yöntemi hemen hastaların tümüne uygulanabilirken, FUE daha küçük alanları kapatmada ya da daha az saç ekimi ne ihtiyaç duyulan durumlarda kullanılmaktadır. Tüm bu süreç konusunda uzman hekimlerce yürütülmeli, tedavi, seçenekleri tam ve doğru olarak sunulmalı, etkiler ve yan etkiler konusunda bilgilendirilmelidir. Unutmayın saç ekimi sonuçta kafanızdaki yoğun saçlı alandan ve estetik önemi olmayan bir bölgeden alan daraltma (FUT saç ekimi) veya seyreltme (FUE saç ekimi) ile alınarak yapılan bir taşıma işlemidir. Asla yeni saç oluşturmaz ve her hastada oluşacak sonuç farklılıklar gösterip deneyimli doktorca değerlendirilip sonucu tahmin etmeniz sağlanabilir.

[Lütfen dikkat: video rahatsız edici olabilir]

Ömrü Uzatan 7 Gıda

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı,

null

Badem: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

null

Kahve: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

null

Tarçın: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

null

Patates: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

null

Sebze çorbası: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

null

Zeytinyağı: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren maddelerin seviyesini azaltıyor. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

null

Çay: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60′a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

O Şimdi Asker

Avustralya deniz kuvvetleri yeni asker bulmakta zorlanınca ilginç bir çare buldu. Avustralya Deniz Kuvvetleri Komutan, erkeklerin orduya ilgisini artırmak kadın askerlerin bikiniyle eğitim yapmasını istedi.
Avustralya deniz kuvvetleri yeni asker bulmakta zorlanınca ilginç bir çare buldu.

null

null

null

Avustralya Deniz Kuvvetleri Komutan, erkeklerin orduya ilgisini artırmak kadın askerlerin bikiniyle eğitim yapmasını istedi. Bir erkek dergisine demeç veren Deniz Komutanı Tom Phillips, “eğer kadın askerlerimiz çekici olur ve onları eğitim anında bikini giymeye teşvik edersek, belki erkeklerin orduya ilgisini daha da arttırabiliriz” dedi. Ancak Phillips’in erkek dergisine bu demeci vermesine feminist kadın örgütleri büyük tepki gösterdi. Avustralya Savunma Bakanlığı da bu konuda bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Bakanlık, Avustralya Deniz Komutanı Tom Phillips’ın açıklamasının ‘kabul edilemez” olduğunu belirtti.

null

null

null

Bir yorum: Böyle askerliğe can kurban :)

Cücelik Kader mi?

Yaşına göre benzerlerinden kısa olan veya erişkinlerde boyu 1 metreyi geçmeyene cüce denir. Çocuklar bazen 16 yaşına kadar büyümede gecikme gösterebilirler Ayrıca bazı hastalıkların örneğin diyabet, konjenital kalp hastalıkları ve böbrek hastalıklarının seyrinde de büyüme ve gelişme kusurlarına rastlanabilir. Cüceliğin değişik tipte olanları vardır. Sık görülen prımordial cücelik denen şeklinde bebek daha doğarken küçüktür. Baş, gövde, kol ve bacakların birbirine oranı normaldir. Boy kısalığı çocuğun yaşıtlarından geri kalması ile belli olur. Kemik yaşı normaldir. Cinsel gelişmesi tamdır. Bazı olaylarda doğuştan kalp hastalıkları, zekâ geriliği bulunabilir. Cüceliğin nedeni belli değildir ve büyüme hormonları bu vakalarda etkisizdir. Hipofizer veya pituiter cücelik denen şekilde ise, beyinde hipofizin eozinofil hücrelerinin eksikliği söz konusudur. Uzun kemiklerin epifizlerinin kapanmaları gecikir ve çocuk 3 yaşına geldiğinde cüceliği fark edilir. Baş büyük, burun kökü çöküktür. Büyüme hormonu (Growth hormon) bir nedenle salgılanmamaktadır. Bazı vakalarda diğer hormonların eksikliğinin beraber görülmesi (hipoglisemi ve hipotiroidi bulguları) ile cüceliğin hipofizer kökenli olduğu anlaşılır. Erken ve doğru teşhis edilecek olursa büyüme hormonu (Asellacrin) verilerek cüceliğin önlenmesi mümkün olabilir. Fröhlich sendromu, şişmanlık, boy kısalığı ve seksüel gerilikle ortaya çıkan ve beyin tabanında bir kistin neden olduğu ender görülen bir hastalıktır. Bu belirtilere ek olarak zekâ geriliği, göz bozukluğu (retinitis pigmentosa) ve parmak yapışıklığı belirtileri (sindaktili) gösteren Lourence-Moon-Biedl sendromu ise herediter otosomal bir hastalıktır.

null

null

null

null

null

null

Akondroplazi denilen kalıtımsal diğer bir cücelikte ise gövde normal büyüklükte olmakla beraber kol ve bacak kemikleri kısadır. Hastalık kıkırdakların kemikleşmesindeki anomali sonucunda oluşur. Sırtta kifoz denilen kamburluk, bel bölgesinde ise içe doğru eğriliğin artması yani lordoz vardır. Eklem bağlarının gevşekliği nedeniyle tipik ördek yürüyüşü görülür. Doğuştan tiroid hormonunun eksikliği de kretenizm denilen cüceliğe neden olmaktadır. Baş, vücuda oranla iri, kol ve bacaklar kısa ve kaba yapılıdır. Dil büyük, ağıza sığmaz gibi, saçlar kalın, seyrek, deri soğuk ve kurudur. Tiroid hormonları ile yapılacak erken tedaviye rağmen zekâ geriliğini düzeltmek her zaman mümkün olmaz. D vitamini eksikliğine bağlı raşitizm hastalığında, ender bir hastalık olan ve mavi sklera, sağırlık, kendiliğinden kemik kırılması gibi belirtilerle teşhis edilen osteogenesis imperfektada ve glikojen metabolizma bozukluğu sonucu oluşan Von Gierke hastalığında da boy kısalığı belirgindir.

null

null

null

null

null

null

Hipofiz kaynaklı cücelik vakalarının nedeni doğuştan ya da çocukluğun ilk yaşlarından başlayarak hipofiz bezinin hormon salgılamada tümden bir yetmezliğe girmesidir. Bunun sonucu olarak her ne kadar tüm hipofiz hormonları yetersiz salgılanmaktaysa da yalnız büyüme hormonu eksikliği kendisini gösterir. Çünkü çocukluk döneminin en belirgin olayı büyümedir. Başlıca iki çeşit hipofiz kaynaklı cücelik vardır. Bunlar “Lorain tipi cücelik” ve “Yaşlı tipi cücelik”tir.

null

null

null

null

null

null

A) Loraintipi cücelikte adenohipofiz hormonlarının tümü birbiriyle dengeli bir biçimde az salgılandıklarından, vücut uyumu bozulmadan cücelik gelişir. Bu çocuklar 10 yaşma geldiklerinde 5 yaşındaki bir çocuğun, 20 yaşma geldiklerinde 10 yaşındaki bir çocuğun görünümündedirler. Bu tip cüceler sevimlidirler. Çocukluk çağlarında adenohipofizin öteki hormonlarının az salgılanması büyük bir sorun yaratmaz. Ancak cinsel gelişmenin başladığı dönemde bu gelişmeye katkıda bulunacak olan gonadotrop hormonların adenohipofizden az salgılanması, cinsel gelişmeyi aksatır. Bunun sonucu olarak da cinsel işlevler geri kalabilir ya da hiç gelişmeyebilir.

B) Yaşlı tipi cücelikte adenohipofiz hormonlarının salgılanma düzeyleri arasında bir dengesizlik vardır. Bu nedenle organlar arasındaki büyüklük uyumu kaybolmuş ve cüce sevimli görünümünü kaybetmiştir. Bu hastalar iştahsız, zayıf ve buruşuk derili kimselerdir. Bu görünüşleriyle küçük bir ihtiyara benzerler, Hipofiz kaynaklı cüceliklerde, eğer kemiklerin büyüme dönemi geride kalmamışsa, büyüme sağlanabilir. Bu hastalara dışarıdan insan ya da maymun büyüme hormonu verilerek cücelik tedavi edilebilir. Bu gibi durumlarda adenohipofizin az salgılanan hormonlarının da vücudun o yaştaki gereksinimlerine dışarıdan verilmesi gerekmektedir.

null

null

null

null

null

null

Uzun Boy Herkesin İdeali mi?

Bilim adamları; vücut şekli, boy ve yağ dağılımının “eskiye oranla” sağlık üzerinde daha çok etkisinin olduğunu ortaya çıkardı. İngiltere’den elde edilen veriler, sağlık riskleri göz önünde bulundurulduğunda, en ideal boyun uzun olduğunu gösterdi. Ancak uzun boylu olmanın da; göğüs kanseri, prostat, kolorektal, lösemi ve lenf kanserine yakalanma gibi kendine özgü riskleri bulunuyor. Bilim adamları, uzun boylu insanların daha çok yaşaması ile kanserin yaşlılık hastalığı olması arasında bir bağ olduğunu düşünüyor. Diğer taraftan, Bristol Üniversitesi Epidemioloji Profesörü David Gunnell’a göre kısa insanlar kalp hastalıkları ile felce yakalanma riskine sahipler. Gunnell, “Bu yıl yayınlanan ve 4 kadını inceleyenlerin de dahil olduğu birçok çalışma, kısa bacaklı insanların uzun bacaklı insanlara oranla kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Kısa boylu erkeklerin de aynı riskle karşı karşıya olduklarını biliyoruz” dedi.

null

null

null

null

null

null

Bu ay başında New England Journal of Medicine (New England Tıp Dergisi), doğarken fazla kilolu ve 14 yaşında daha uzun olan kızların ileriki yaşlarda göğüs kanserine yakalanma riskinin çok daha fazla olduğunu öne sürdü. Vücut şekli ve sağlık riskleri arasındaki bağlantı, uzun bir süredir inceleniyordu. Örneğin, yağların kalçalarda ve yanlarda yoğunlaştığı armut şeklinde vücudun yağların belde yoğunlaştığı elma şeklindeki vücuda göre daha sağlıklı olduğunu biliyoruz. 20 yıldan fazla süredir devam eden araştırmalar, elma şeklinde bedene sahip olan insanların kalp ve şeker hastalığına daha çok yakalandığını doğruladı.

İki hafta önce İngiltere Ulusal Obezite Forumu’nda açıklanan yeni rapor, bel genişliği 89 cm’den fazla olan kadınlar ile 101 cm’den fazla olan erkeklerin şeker ile kalp rahatsızlıklarına yakalanma riskinin 4 kat arttığını gösteriyor. Ancak kilo alımı, diyet ve egzersizle kontrol edilebilir. Uzmanlara göre, kilo verin sağlık sorunlarınız azalsın; boy ise, doğmadan önce belirleniyor. Avustralya’da yapılan bir araştırma, boy ile beslenme arasındaki güçlü ilişkiyi ortaya çıkararak, kısa ve geniş bir nesil büyüttüğümüz hakkındaki endişeleri açığa çıkardı. Sidney Üniversitesi okutmanlarından Dr Jenny O’Dea, Avustralya’nın birçok fakir bölgesinde yetişen çocuk ve yetişkinlerin boylarının 2 cm uzamasını engelleyen bir çeşit yetersiz beslenme ile karşı karşıya olduğuna inanıyor. O’Dea; bu çocukların çikolata, şeker, cips ve hafif içecekler gibi kendilerini şişmanlatan besinler tükettiklerini; protein, demir ve kalsiyum gibi potansiyel boylarına eriştirici besinler yemediklerini söylüyor.

Sonuç olarak bu kişiler boylarına oranla şişmanlayarak ileride yakalanabilecekleri hastalıklara davetiye çıkarmanın yanı sıra Avustralya’yı saran obezite salgınına katkıda bulunuyor. Diğer incelemeler, anne sütüyle beslenmemenin, çocukluk döneminde yetersiz beslenmenin ve düşük sosyo ekonomik geçmişin boy uzaması üzerinde güçlü negatif etkileri olduğunu gösteriyor. ABD’nin Teksas Eyaleti’nde yapılan bir araştırma, kilolu ancak hareketli erkeklerin zayıf ancak hareketsiz erkeklere oranla daha sağlıklı olduklarını ortaya koydu.

null

null

null

null

null

null

Kadına Dövme

Dövme kimi zaman bir harf ya da yazı, kimi zaman bir şekil ya da resim. Bazen süslenmek bazen bir şeyi vurgulamak için. Ama belki de insanoğlunun en eski kendini ifade etme sanatı. Avusturya-İtalya sınırında dağlarda bulunan “Buz Adam”ın bedeninde dövme taşıdığı Profesör Spindler tarafından 1991′de açıklandı. Muhtemelen İsa’dan önce 10 bin ile 38 bin yılları arasında bir döneme denk düştüğü var sayılıyor. Kaynaklar ilk çağlarda kamış ve yaprak boyaları ile yapılan dövmelerden söz etmekte, İ.0. 2000′lerden kalma Mısır mumyalarında dövmelere rastlanıldığını belirtmektedir. Bu dönemde insanlar dövmeyi bir statü sembolü olarak kullanmalarının yanı sıra, dövmenin onları kötü ruhlardan, hastalıklardan, büyülerden koruduğuna inanırlardı. Semboller ve motifler kişiyi ifade edecek mesajlar içerirdi. Geleneksel dövmelerde kullanılan bu motif ve sembollerin verdiği mesaj incelendiğinde, bunun bir tür yazı olduğu görülmüştür.

null

Hun kurganlarında çıkan cesetlerde son derece kıvrak çizgilerle ve dekoratif bir anlayışla yapılmış düşsel yaratıklar ve koç figürlerinden oluşan dövmeler görülmektedir. Dinsel-büyüsel kaynaklı bu dövmelerin is olduğu ihtimali bulunan bir boya nın, deriye şırınga edilmesi ile oluştuğu düşünülmektedir. Pazırık kurganında bir başkana ait cesette bulunan dövmelerde olduğu gibi, Hunlarda da asil ve kahraman kişilerin dövme resimleri yaptırabildiği, daha sonraları Kazak ve Kırgızlarda devam eden bu geleneğin yine kahramanlık niteliği taşıyan bireylerce uygulandığı bilinmektedir. Taştık mezarlarında ve daha sonra Altın Yış mezarlarının birinde bulunan cesetlerde vücudun bazı kısımlarının av sahnelerini tasvir eden dövmelerle süslü bulunduğu görülmektedir.

null

Antik Trak kavmi dövmeyi asalet nişanesi sayarken, eski Yunanlılar için ahlaksızlık damgası gibiydi. Eski Roma’da suçluları ve köleleri tanımaya yarayan dövmelere 19. yüzyıl İngiltere’sinde de rastlanılmaktadır. Cezyirli gemiciler aracılığı ile Osmanlı denizcileri arasında yaygınlaşan dövme 17. yüzyıldan itibaren Yeniçerilerce bağlı bulundukları “orta”yı (bölük) simgelemek amacı ile yaptırılmaya başlanmış, Yeniçeri ocağı kapatılıncaya kadar sürmüştür. Bu açıdan bakıldığında; dövme geçmiş kültürlerden, insanlardan, inanış ve yaşayışlardan bir ipucu olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla hiyerografik, etnografik ve antropolojik olarak ele alınması gereken bir konudur. Semboller de tıpkı mitolojiler gibi evrensel ölçekte aynı özellikleri gösterirler. Gerçek ile hayal arasındaki bağlantıyı oluşturur semboller. Etnik topluluklar, diller, inançlar, yaşam biçimleri farklı olsa da kullanılan sembollerin dili ortaktır.

null

Dünyanın tüm bölgelerinde dövmenin aşağı yukarı benzer nedenlerle yapıldığını, benzer geometrik şekillerin kullanıldığını görmek mümkündür. Sadece yapılış tekniği, dövme yapımında kullanılan malzemelerin farklı oluşu ve dövmenin vücutta uygulandığı yer bakımından birbirlerinden farklılık gösterdikleri görülür. Mitolojik mantık gereği, görünür görünmez her olgunun bir benzeri, bir eşi vardır. Bu yüzden masal, efsane ve mitolojiler mitolojik şifrelerle doludur. Soyut düşünceye erken ulaşmış Mezopotamya uygarlık merkezindeki motifler çoğunlukla simgeseldir. Göz deseni nazardan korunmayı, bolluk ve bereketi; yıldız mutluluğu; hayat ağacı figürü, yaşamı; kuş motifi yaşamı ve ruhu simgeler.

null

Dövmelerdeki yılan, boğa, kuş, kartal, inek, geyik, ceren, birbirine sarılı çift yılan, daire halka halhal, nokta, üçgen, sekizgen, kare, ikiye bölünmüş dörtgen, içinde yuvarlak noktaları olan geometrik şekillerin hemen tümü şu veya bu şekilde Ana Tanrıça’yı kutsamayı, dolayısıyla hayat kaynağı olan annenin doğurganlığını, döl bereketini, kadın rahmini, anne karnına düşen spermin yumurtayı döllemesini, ceninin gelişim evrelerini ve nihayetinde hayat ve ölümü imgeler. Çok rastlanan güneş ve ay motifleri de yine yaşam kaynağını, sonsuz yaşam isteğini simgelemektedirler. Haç motifi Hıristiyanlığın bir simgesi diye bilinse de gerçekte bu motifin tarihi çok daha eskilere uzanıyor. Renkleriyle birlikte uğurlu yön bildirdiğine, kötü bakışların etkisini yok ettiğine inanılıyor. Ucu içe dönük okun deldiği daire ise döllenmenin bir göstergesi olarak doğurganlık ve bereketi simgeliyor

null

Anadolu’da Dövme

Geleneksel dövme çok geniş bir coğrafyada pek çok toplum tarafından uygulanmıştır. Anadolu’da en çok Güney Doğu Anadolu’da görülmüştür. Güney Doğu Anadolu tarihinde dövme “dek” kelimesi ile anılırdı. Dövme yapan erkeğe “dekkak”, bayana “dekkake”, dövme yaptıran erkeğe “medkuk”, kadına “medkuke” denirdi. Güney Doğu Anadolu’da gezgin yaşayan bir topluluk olan Karaçiler bunu bir meslek olarak yapmıştı. Dövmeyi ergenlikten sonraki yaşlarda, zaman olarak da baharın ilk başlarında yapmayı tercih etmişlerdi. Dövme bayanlar arasında daha yaygındı. Motiflerdeki farklılığı belirleyen en önemli faktör cinsiyetti. Yapılışı, biçimi ile dövme, erkek ve kadın arasındaki farklılığı belirgin olarak ortaya çıkarmaktaydı. Dövme adeti özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yaygınlık kazanmıştır.

null

1991 yılında Gaziantep Barak bölgesinde yapılan araştırmalarda 40-45 yaşın üzerindeki erkek ve kadınların el, yüz ve vücutlarında yörede “dövün” olarak adlandırılan dövmelere rastlanmıştır. Bu kişilerde el, yüz ve vücudun çeşitli bölümlerinde bulanan dövünler; 18-20 yaş civarı genç kızlarda yalnız sağ yanakta bir nokta şeklinde yer almaktadır. Yörede “gurbet” adı verilen, geçimini boncuk, iğne gibi ufak tefek gereçler satıp, karşılığında yumurta, arpa, buğday vb. alarak karşılayan küçük gezici gruplar tarafından, 15-20 yıl öncesine kadar isteyenlere dövün yapıldığı, şimdi ise bu uygulamanın de vam etmediği belirtilmiştir. Dövün yapılmadan önce, dövmeyi yaptıracak kişi veya “gurbet” tarafından belirlenen şekiller yanmış kibrit çöpü yardımı ile vücut üzerine çizilir. Üç ya da dokuz adet halinde (bu rakamların mistik özelliği bilinmektedir) bir araya getirilerek sıkıca bağlanan iğnelerle deri dövülür; koyun ödü ve kazanların altından toplanan isle hazırlanan karışım, bu dövülme sırasında altderiye yerleştirilir. Kabuk bağlayan bu yara zamanla iyileşir ve desen belirir.

null

Dövün, kadınlar tarafından özellikle çene, çene altı, ayak bileği, boyun, göğüs ve el üstlerinde tercih edilmekte, erkeklerde ise burun üzeri ve alın ortasında, el üstlerinde, el bileğinde ve kollarda dövüne rastlanmaktadır. Bilinen dövme motifleri arasında, kadınlarda el üstü ve ayak bileklerinde rastlanan tarak ve ayna; genellikle yüze yapılan yıldız ve ayak bileklerinde halka motifleri önemli yer tutmaktadır. Bunlarla beraber 60 yaş civarındaki birkaç kadında dikkati çeken, çene altından başlayarak, boyunda devam eden ve iki göğüste şekillenen ceren motifidir. Erkeklerde daha çok şakaklarda ve kollarda yoğunlaşan Arap harfleriyle yazılmış isim ve ibarelere, arslan, yılan, ay gibi şekillere rastlamak mümkündür.

null

Dövmeler in ne için yapıldığı sorusuna genel olarak süslenme yanıtı verilmekle bera ber, 60 yaş üzerindeki kadın ve erkekler uğur getirdiği, kazancı artırdığı, bereketi sağladığı inancı ile dövme yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca çocuğu olmayan kadınların bellerine yaptırdıkları dövme sayesinde çocukları olacağına ilişkin inanç mevcuttur. Ancak kentlerde çok yadırgandıkları, torun ve çocukları tarafından çağdışı bulunduğu için büyük bir çoğunluğu dövmeyi sevmediğini söylemektedir. Asitli maddelerle yüzlerinden bu izi çıkarmak istemişler ancak başarılı olamamışlardır.

null

1994 yılında Çankırı’da bir Türkmen köyünde yapılan çalışmada ise 50-55 yaş civarındaki kadınlarda, burnun üst kısmı ve alnın ortasında bulunan ay-yıldız şeklinde dövmenin dışında vücudun başka hiçbir yerinde dövmenin bulunmaması dikkati çekmiştir. Bu dövmenin özelliği ise kız sütü (yeni doğum yapmış ve kız çocuğu olmuş bir annenin sütünün) isle karıştırılması, bu karışımın dövmede kullanılmasıdır. Dövme yapılırken yine üç iğne bir araya getirilmekte, kaynak kişiler bunun atalarından kalma bir süs oldu ğunu belirtmektedirler.

Urfa, Mardin ve Diyarbakır’da dövme; dak ya da dek olarak da anılmaktadır. Bu yö relerde en fazla dikkat çeken dövme motifi özellikle şakaklarda görülen beş parmağı stilize eden şekildir. Bu şekillere Gaziantep’te de rastlamak mümkündür. Bu motif, Kızılcahamam’da “Yenge Mezarı” olarak anılan kadın mezarlarının başucuna konulan tahta işaretlerle büyük benzerlik taşır.

null

Dövme motiflerinde mezar taşlarından, dokumalarımıza, mimarimizden işleme tekniklerimize kadar uzanan ve hemen hepsinde dinsel, büyüsel, mitolojik; sosyal ve cinsel statü, aşiret işareti niteliği taşıyan motiflerin benzerlerini bulmak mümkündür. Bu mo tiflerin kişiyi rahatsızlıklardan, nazardan koruduğuna; güzellik ve yiğitlik getirdiğine olan inanç halen devam etmektedir.Yukarı Mezopotamya Bölgesi’nin Urfa,Mardin,Diyarbakır sahalarında yapılan araştırmalarda dövmenin şu nedenlerle yapıldığı saptanmıştır.

null

Kötü güçlerden korunma, şans sağlama: Kötü güçlerin kendisine zarar vermesini engellemek, üzerine gelen uğursuzluğu savmak, şanssızlıktan kurtulmak; yılan, akrep gibi zehirli hayvanların ve yırtıcıların kendine ve ailesine zarar vermesini engellemek için bu canlıları temsil eden figürleri bedenine işlemek; kötü güçlerin yol açtığını düşündükleri çocuk ölümlerine karşı çocuklara dövme yaptırmak, döl tutmak, soyunun devamını sağlamak ektiği ürünün bereketli olmasını sağlamak, pişirdiği yiyeceklerin güzel ve bereketli olmasını sağlamak.

Sağlığını korumak ve hastalıkları iyileştirmek: şakaklara ve göz kenarlarına yapılan dövmelerin baş ve göz ağrısına iyi geldiğine inanılmaktadır. Kollara, bileklere ve el üstüne yapılan dövmelerin el ve kolların uyuşmasını engellediği, yel ve siyatik gibi hastalıkları iyileştirdiği düşünülmektedir.

Aidiyet-soyluluk ve aşiret sembolü: Her aşiretin kendine mahsus dövmeleri vardır. Bu dövmelerin bedende işlendiği yerler ve figürler aşiretten aşirete göre değişir. Hiçbir aşiret veya kişi bir diğer aşirete ait sembolleri kullanamaz. Bu savaş nedeni sayılır. Aşiret dövmesi taşımak hem aşirete bağlılığı hem de kendini güvende hissetmeyi sağlar. Hem de soyluluk işareti olarak taşınır. Bunlar dışında aşirete ait dövme taşımanın günlük pratik yararları da mevcuttur. Savaşlarda ölen veya yaralı düşen birinin, kaybolan birinin, hırsızlık ve benzeri kötü bir iş yapan birinin hangi aşiretten olduğu dövmesinden tespit edilebilir.

Cinsellik-doğurganlık-güzellik: Dövmeler kadınlar tarafından bir güzellik nişanesi, bir süs, bir takı olarak ve karşı cinse kendini beğendirme; aşk, sevgi, cinsellik gibi eğilimlerini ifade etmenin etkin bir aracı olarak görülmekte ve kullanılmaktadır. Ayrıca yine cinselliğe bağlı olarak döl tutma doğurgan olabilme işleviyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Erkeklerde dövme bir süsten ziyade gücün, kuvvetin sembolü olarak kullanılmakta buna bağlı olarak karşı cinse cinsel mesajların gönderiminin bir aracı olarak kullanılmaktadır.

Görülüyor ki yapılan şekiller, bunların vücutta kullanıldığı yerler ve yapıldıkları malzeme ne olursa olsun dövme inanışı insanın biyolojik yaşamını sürdürümünün etkin bir büyüsel aracı olarak kullanılır. İnsan doğada olup bitenleri anlayabilmek, anlayamadıklarını imge, simge ve sembollere çekerek anlaşılır, dokunulabilir, somut kılmak; doğadaki güçlerle kendini eşitleyebilmek ve böylece doğada kendisi için açıklanabilir bir anlam ve güç dizgesi kurarak varlığını sürdürebilmek için bu şekillerin büyüsünden bin yıllar boyu faydalanmıştır.

null

Günümüzde Dövme

Günümüzde Batı’da çok yaygın bir uygulama alanı bulunan dövme, kentsel yaşam da özellikle gençler arasında giderek daha çok ilgi çeken bir süslenme biçimine dönüşmüştür. Tarihten beri süregelen insanoğlunun kendini, kendine özel ifade etme isteği günümüzde de dövme yaptırmanın en önde gelen gerekçesi. Genel amaç süslenmek gibi görünse de sosyo-psikolojik olarak ele alındığında, dövme yaptırma isteğinin altında kendi kişiliği hakkında belirgin mesaj vermek, etkilemeye çalışmak, özellikle gençlerde kendini kanıtlama, kabul ettirme, farklı olma, gibi değişik düşünce ve istekler yatmaktadır.

null

Dövmeler Yaptırmadan Önce

Eğer bir dövme yaptıracaksanız öncelikle düşüneceğiniz konu hiç kuşkusuz hijyendir. Çünkü günümüzde o kadar çok hastalık yeni yeni türüyor ki, bunların bir çoğu da kan yoluyla bulaşan hastalıklar olup hayatımızı altüst edecek niteliktedirler.Her nerede dövme yaptıracaksanız öncelikle sterilizasyona dikkat etmelisiniz. Sterilizasyon da en önemli unsur iğnelerin değişmesi, makine uçlarının sterilize edilmesidir ve kullanılan boya kaplarının tekrar kullanılmaması. Ömür boyu vücudunuzda taşıyacağınız bir şey olduğundan, öncelikle iyi düşünüp kesin karar vermelisiniz. Anadolu dövme kültüründe de belirtildiği gibi, ergenlik zamanı yapılacak dövmeler bu sırada vücutta meydana gelen değişim sonucu şekil ve görünümde bozulma riski taşıdığından dövmenin bu dönem sonrasında yaptırılması önerilir. Bu dönemdeki kişiliğin kararsız ve heyecanlı özellik taşıdığı da düşünülecek olursa yapılan dövmeden sonra pişman olunmaması açısından da ergenlik dönemi sonrasının beklenmesi uygundur.

null

Dövme Yapılışında

Dövme, deri tarafından tümüyle yok edilemeyen bir boya maddesinin belirli bir tek nikle altderi yüzeyine kadar işlenmesi olarak tanımlanabilir. Altderiye ulaşmak için sivri uçlu bir araçla yarıklar veya delikler açılır. Açılan bu yarıklara iğne, diken gibi bir araç yardımı ile gerekli boya maddesi konur. Ya da Eskimoların kullandıkları bir teknikle, deri iğneyle delindikten sonra, ise bulanmış bir iplik deriye geçirilerek, boya deri al tına yerleştirilir. Diğer bir teknik, açılan yarıklara barut veya güherçile içeren karışımları yayarak bunları ateşlemektir. Bu işlemlerden, özellikle derinin yakılması işleminden sonda deride hiçbir zaman çıkmayan açık ya da koyu mavi renkli bir yanık izi oluşur. Dövme yapılırken en çok kullanılan boya maddesi istir. İsle birlikte çivit, antimuan tozu, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çeşitli bitki özleri, safran ve kına da kullanılır. Bu malzemelere göre deride beliren izler kırmızıya yakın bir tonda olabilir. Yaptıranın uzun süre acıya katlanmasını gerektiren dövmenin yapıldığı mevsim de önemlidir. İyi bir dövme elde etmek için ilkbahar en uygun mevsim sayılır.

null

Süre, yapılan dövmeye, kullanılan iğnelerin sayısına bağlıdır. Dövme büyüklüğü ya da iğne sayısı arttıkça süre de uzar. İğne vuruşu yapılan yerden çok az kan çıkar ve boya malzemesi deri altına geçer. İğne vuruşuna bağlı olarak dövme yapılan bölgede kızarma ve şişme (ödem) olur izleyen günlerde burada yara oluşur. Bu yaranın iyileşmesiyle dövme ortaya çıkar. Dövme yapmada isin yanı sıra kül, çivit, antimuan tozu, kibrit tozu, güherçile, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çini mürekkebi, susam yağı, çeşitli bitki özleri, safran, hayvan ödü ve kına katkı maddesi olarak kullanılır. Anne sütü temel karışım sayılır. Bazı yöreler de ise ateşte kızdırılan iğne, koyun ve keçinin öd kısmından alınan suya batırılarak, yüzün ve vücudun muhtelif bölgelerine küçük küçük delinerek işlenir.

null

Dövme Bakımı

İyi bir dövmeye sahip olmanın ilk şartı; iyi bir dövme sanatçısının elinden çıkması, ikincisi ise sizisiniz. Çünkü dövmenize ne kadar iyi bakarsanız, o da kendini o kadar iyi gösterecektir. Dövme uygulamasından sonraki ilk bir hafta önemli. İlk üç gün boyunca suyla temas etmemesi ilk kural. Dövme iğneleri ile hasara uğrayan ve deri altına yabancı madde (boya) enjekte edilmiş olan cildiniz en hassas döneminde, bu nedenle her tür infeksiyona açık. Her ne kadar bildiğiniz yaralar gibi görünmese de o bölgeye yaralı alan şeklinde davranmalısınız. Çünkü küçük de olsa iğne darbeleri ile kanama ve ödem oluşmuş bu alanı vücut yara olarak algılayıp, iltihabi savunma hücreleri ile onarıma geçiyor. Dolayısı ile iyi korunmadığında her yarada olabileceği gibi bu bölgenin de infekte olması riski fazla. İnfekte olan dövme istediğiniz görüntüden sizi uzaklaştırır. Suyla temas, hasarlı bölgede açılma oluşturabileceği gibi, su içindeki olası mikropları da taşıyabilir. Bu nedenle en az üç gün sudan olabildiğince koruyun. Bunu en iyi yolu, antibiyotikli bir merhemi dövme alanına yoğun bir şekilde sürmek ve 3-5 gün süre ile üzerini hafifçe sarmak. Bu işlemi günde üç kez tekrarlamalısınız. İlk haftadan sonra sargı kullanmadan merhem sürme işlemine devam edebilirsiniz. Yaranız artık iyileşmeye başladı. Bu süre yara (dövme) büyüklüğüne, ve vücut yapınızın özelliğine bağlı. Yaranın iyileşmesi kabuklanma ve kabuk atma şeklinde olacaktır. Her merhem sürme işleminde merhem ile birlikte kabuklar da yavaş yavaş çıkacaktır. Bu nedenle kuvvet uygulayarak, kopararak kabukları soymaya çalışmayın. Bu süre içinde yara kabuğunun gerilmesine bağlı olarak o bölge derisinde gerilme kaşınma olabilir.

null

Bir ay süresince güneşle direkt temas etmemesine özen göstermeniz gerekli. Çünkü dövme yaptırdığınız bölge vücuttan daha koyu renkli ve hala daha hassas. Dolayısıyla güneş ışığından daha fazla etkilenecek, bu da rengin solmasına, henüz tam iyileşmemiş cildinizin hasar görmesine yol açacaktır. Bir ay sonunda artık gururla dövmenizi arkadaşlarınıza gösterebilirsiniz. Ancak unutmayın; iyi bir dövme için bakım sürekli olmalı. Tıpkı cildiniz, saçlarınız gibi. Dövme yapılan bölgeyi iyi nemlendirir, güneşe karşı iyi korursanız her zaman ilk yapıldığı andaki gibi canlı kalacaktır.

null

null

null

null

null

null

null

[Yazı Kaynak: anatoliatattoo.com]

Aşkın Yaşı Yoktur

Almanya’da biri 7, diğeri 6 yaşında iki küçük aşık, son derece “romantik” bir fikirle, “sıcak bir balayı için” Afrika’da evlenmek üzere yola çıkmalarının ardından, Hannover tren garında yakayı ele verdi.

Alman polisinin açıklamasına göre, yılbaşı gecesi dul babasının yeni birlikte yaşamaya başladığı kadının iki kızından 7 yaşındaki Anna-Lena’ya gönlünü kaptıran 6 yaşındaki Mika, sevgilisini “sıcak Afrika’da evlenmeye” ikna etti.

Boşanmış ailelerin çocukları olan iki minik aşık, Anna-Lena’nın 5 yaşındaki kız kardeşi Anna-Bell’i de şahitlik yapmak üzere yanlarına alarak, 1 Ocak sabahı güneş gözlüğü, plaj eşyaları ve kıyafetleri koydukları valizleriyle yola düştü.

Langenhagen’daki evlerinden aileleri uyurken erkenden yola çıkan çocuklar, yaklaşık bir kilometre yürüdükten sonra havaalanına gitmek üzere Hannover tren garına giden tramvaya bindi.

Tren garında küçük çocukları fark eden demiryolu görevlilerinin polisi uyarması üzerine iki polis memuru, minik aşıkları ve şahitlerini, parasız ve uçak bileti olmaksızın Afrika’ya gidemeyecekleri konusunda ikna ettikten sonra gardaki karakola götürdü. Aileleri bulunan çocuklar, anne babalarına teslim edildi.

Minik aşıklar, “projelerini daha sonra gerçekleştirmek istediklerini” belirtti.

[Kaynak: sabah.com.tr]

Aşkta Seçen mi, Seçilen mi Olmalısınız?

Evlilikte mutlu olmak için seçen kişi siz olun. Erkek seçmeyi hiç bilmez, kadınlar daha iyi seçicilerdir ama erkeklere göre sevgilerini daha kolay unutabilirler de… Seçilen kişi olursanız ilişkide mutlu olmanız daha kolaydır. İlişkiyi noktaladığınız zaman çok daha az zarar görürsünüz.

null

Sizce bir ilişkide mutlu olmak için seçen mi yoksa seçilen kişi mi olmak gerekli?

Sevgiden bahsediyorsanız seçen kişi olmanız gerekir. Seven kişi için karşı taraf çok büyük rol oynamaz. Aşkta ise kaynak karşı taraftır, bu nedenle mutlu olabilmek için seçilen olmak lazımdır. Seçilen kişi olursanız beğenildiğinizi anlarsınız. Mutluluk için beğenmekten çok beğenilmek önemlidir. Beğenildiğinizi bilirseniz, o sizi ilişki içinde mutlu yapar.

Kadınlar mı erkekler mi daha iyi seçicilerdir?

Kadınlar çok daha iyi seçicidirler. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Erkek pisboğazdır. Biyolojik açıdan köklü, mantıklı, dengeli bir seçim kriteri yoktur. Seçicilik konusunda kadınlar aslında daha iyidir. Kadınların seçici olması gerekirken erkeklerin seçici olduğu bir toplumda yaşadığımız için, ilişkilerde bol miktarda çatışmalara rastlıyoruz.

İlişkiyi seçen kişi mi seçilen kişi mi daha kolay noktalar?

Kadınlar sevgiye yatkındır, erkeklerde sevgi çok zor belirir. Ama ortadan kalkması tam tersidir. Erkekte sevgi uzun süre devam eder. Kadında ise daha hızlı bir şekilde sevgi ortadan kalkabilir. Seçilen kişi bu ilişkiyi istemiyorsa daha kolay noktalar. Seçen kişi kolay kolay ilişkiyi bitiremez. Beğenilen, yani seçilen kişi, ilişkiyi daha rahat bitirir, fazla travma yaşamaz.

Evlilik için seçim yaparken en ideal yol hangisidir?

Görücü usulü, evlilik için en mükemmel yoldur. Görücünün illa anne-baba yoluyla olması gerekmez. Arkadaşlar olabilir, evlilik danışmanları, psikiyatristler devreye girerlerse daha doğru karar alınabilir. Çünkü iki taraf duygusallık içinde kendileri için en doğru kararı veremeyebilirler. Uzun süre flört etmektir. Evleneceğiniz kişinin karakter ve kişiliğini en az üç-dört yıl tanımanız gerekir. Görücü usulüyle tanışmışsanız baskı yaparlar, size bu kadar vakit tanımazlar. Aşık olursanız hemen yatağa gidersiniz, bu vakit yine olmaz. En iyisi uzun süre ‘tanışmaktır’.

Evlenilecek kişi ile eğlenilecek kişi birbirinden ayrı mıdır?

Farklıdır. Evlenilecek kişiyle, eğlence gibi yoğun duygular yaşamak yerine kalıcı duygular yaşamanız gerekir. Evliliğin uzun sürmesi için eğlenilecek ya da aşık olunacak kişi yerine sevgi duyulacak kişinin seçilmesi gerekir. ‘Eğlenilecek’ diye bir kişi olduğuna inanmıyorum. ‘Ben bu kızla ya da adamla gönül eğlendireyim diğeri ile sonra evlenilirim’ şeklindeki düşünceler yaygındır ama ben insanca olduğunu hiç düşünmüyorum.

null

Birlikte çok eğlenen insanlar evlenince çok mutlu çiftler olabilir mi?

Bir evlilik, sevgi duyularak kurulup sonra da üzerine aşk eklenirse ideal evlilik olur. O zaman erkekler de bu evliliğe sadık kalabilirler. Erkeğin biyolojik temelinde sadakat duygusu yoktur. Sadık erkekleri sevgiyle başlayıp aşka dönüşen evliliklerde görüyoruz. Bu çok zor, sosyal ortamlar insanın evleneceği kişiyi seçmek için iyi bir kriter olamaz. Sosyal ortamda insan başka bir kişilik yapısında olabilir. Çiftlerin, doğal ortamlarında da birlikte nasıl vakit geçirdiklerini tartmaları gerekir. Sadece eğlendiğiniz zamanları baz alırsanız hata yaparsınız.

Evlilik seçimi yapılırken ilk olarak neye bakmak gerekli?

Uyuma bakmak gerekli. Erkek için de kadın için de ilk gösterge, partnerlerin kendi ailelerine ve yakınlarına gösterdikleri saygıdır. Sevgiyi bilen partner seçmeli. Bunu etrafındaki canlılara göstermesinden anlarsınız. Evlilik için bakılacak tek şey cinsel çekiciliktir. ‘Bence kişiliği önemli’ dense de bu büyük bir yalandır. Cinsel çekicilik çok önemlidir. Cinsel çekicilikten cinsel açlığı kastetmiyorum, davranışla birlikte olan fiziki beğeniden bahsediyorum.

 null

Dünyada milyarlarca insan ve milyarlarca ruh var. Bu kadar çok seçenek arasından içlerinden sadece birinin elini tutmak, birine dokunmak ve sabahlara onunla uyanmak istemek ne kadar tuhaf. Diğer yandan onun da milyarlarca insan için bir seçenek olduğunu bilmek ve onun yanında da bir başkasının değil de senin olduğunu tüm hücrelerine kadar hissetmek ve yaşamak da tarifi imkansız bir mutluluk.

Acaba bu kadar insan içinden seçmek mi ? seçilmek mi? daha mutluluk verici. Seçilirsen mi daha çok sevilirsin? Seçersen mi daha çok seversin?

Seçilmek, karşındakinin, senin ruhunu, fırtınalarını ve limanlarını bilmeden görselliğine olan ilgisiyle başlar. İstediği sensindir. Senden gelecek olan herşey başı gözü üzerinedir. Ya senin istediğin nedir? Ortaya bol acılı karışık bir aşk mı ? Aşkla sevilmek mi? Peki ya sen, onun için aynı coşkuları onunla beraber taşıyabilir misin? Taşıyamasan da, sadece aşkla seviliyor olmak sana yeter mi? Bu çoğu zaman mümkün değildir. Gözler birbirini bulup kalbe girip, ruha indiklerinde ise “Aşk” olur.

Seçmek söz konusu ise; artık karşı tarafsındır. Seçilirken, senin için geçerli olanlar artık senin seçtiğin için geçerlidir. Her iki durumda aynıdır. Eğer aynı anda aynı duygularla coşulmadıysa artık bu iş zamanındır. Bizden çıkmıştır. Zaman seçen kişi için akmaya başlar. Hızlı ama sabırlı olmak zorundadır. Heyecanını gizleyen, dizginleri kendi elinde bir sabır taşıdır o artık. O an geldiğin de; ya seçmişsindir yada reddedilmişsindir. Zaman sana ya aşkı getirmiştir. Ya da senin için kavuşamadan başlayan bir ayrılığı.

null

Ben ise aşktan yanayım. Ne seçmek ne de seçilmek isterim. Gözlerin kenetlenip ruhu ele geçirmesini, zamanı durdurmasını ve aynı aynda “evet” demeyi isterim. Olduğuna inandığım tek şey “aşk”. Birgün geleceğine ve o bir yerlerde takılıp kalmış olsa da onu bulacağıma inanırım.

[Kaynak: milliyet.com.tr]

2008′in En Güzel Yüz’ü

İşte 2008 yılının en güzel 100 kadını… Hayden Panettiere, Heidi Klum, Hilary Duff, Ivanka Trump, Jaime Pressly, Gemma Atkinson, Giada De Laurentiis, Gisele Bundchen, Gwen Stefani, Hayden Panettiere, Elisha Cuthbert, Emmanuelle Chriqui, Eva Longoria, Eva Mendes, Federica Ridolfi, Cheryl Tweedy, Christina Aguilera, Danna Garciavk, Dita Von Teesevk, Elin Nordegren, Blake Livelyv, Brooke Burkev, Carrie Underwood, Cate Blanche, April Scott, Ashlee Simpson, Bar Refaelix, Beyonce, Bianca Beauchamp, Alyssa Milanoa, Ana De La Reguera, Ana Ivanovic, Angelina Jolie, Anne Hathaway, Adriana Lima, Aishwarya Rai, Alessandra Ambrosio, Ali Larter, Alicia Keys, Jessica Simpson, Kate Beckinsale, Kate Moss, Katharine McPhee, Katherine Heigly, Jenna Fischery, Jennifer Love Hewitty, Jessica Alba, Jessica Biely, Jessica Chobot, Kristen Bellz, Layla Kayleigh, Leona Lewis, Lindsay Lohan, Lucy Pinder, Keeley Hazell, Keira Knightley, Kelly Brook, Kerry Washington, Kim Kardashian, Marion Cotillard, Marissa Miller, Mary Elizabeth Winstead, Megan Fox, Michelle Lambard, Maggie Qz, Malin Akerman, Mallika Sherawatz, Maria Menounos, Maria Sharapova, Naomi Watts, Natalie Portman, Nelly Furtado, Nicole Sherzinger, Olivia Munn, Michelle Marsh, Milla Jovovich, Miranda Kerr, Monica Belluci, Nadine Velazques, Rashida Jones, Reon Kadena, Rihanna, Rose McGowan, Salma Hayek, Padma Lakshmiz, Penelope Cruzz, Petra Nemcovaz, Rachel McAdams, Rachel Weis, Sophia Bush, Vanessa Hudgens, Vanessa Minnillo, Vanessa Minnillo, Zhang Ziyi, Sara Varone, Scarlett Johansoon, Shakira, Sienna Miller ve Sofia Vergara.

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sizce en güzel hangisi?

Kadınları Etkileme Sanatı

Güç; yönetimde iş dünyasında politikada kısacası insanların rol oynadığı her alanda son derece önemli bir kavramdır. Özellikle son yıllarda büyük organizasyonlardan çok bireylerin ortaya çıkması bu organizasyonların gerçekleştiremeyeceği bir vizyon ve determinasyon oluşturan birey liderlere ihtiyaç duymalarına neden olmuştur. Üstelik bu liderler halktan kişilerdir; onların da çeşitli fikirleri vardır hata yaparlar dersler alırlar ve iş hayatında köklü değişiklikler gerçekleştirirler. Yine de dışarıdan bakıldığında çok özel insanlar gibi görünürler. Oysaki onlar kişisel güç ve etki ilkelerini uygulamaktadırlar.

null
 
A. Güç Etki ve Otoriteyi Anlamak

Etkileme başkalarının bizim görüşümüzü ya da görüşlerimizi hoşnutlukla kabul edip bu görüşleri aynı hoşnutlukla diğer insanları etkileyebilmek için kullanmaları sürecidir. Bu tanım etkilemenin zorlama ya da yönetme süreçleriyle bir tutulmaması gerektiğini ortaya koyar. Etkilenen kişinin başarısının temel göstergesi onun diğer insanları olumlu bir biçimde etkileyebilmesidir.

Güç diğer insanların hareketlerini etkileme olanağı olarak görülebilir. Diğer insanların hareketleri üzerinde etkili olabilmek için gücün çok değişik türlerinin kullanıldığı bir gerçektir. Aşağıda çeşitli güç sınırlandırmalarına yer verilmiştir:

1.Mevki Gücü ya da Meşru Güç: Bir kimsenin bulunduğu mevkiden dolayı sahip olduğu güçtür.Ordudaki hiyerarşik yapı gibi.

2.Zorlayıcı Güç: Zorlayıcı güç daha çok yüksek mevkilerde bulunan kişiler tarafından uygulanan bir güç çeşididir ve açıkça kullanılmaz. “Bu konuda benimle beraber hareket etmek isteyeceğinizden eminim bunu patrona yansıtmak zorunda kalsaydık gerçekten çok kötü olurdu.” diyerek onu zorlaması gibi.

3.Bilgi Gücü: Sahip olunan bilgiden kaynaklanan ve hiç de küçümsenmemesi gereken bir güçtür. Kişisel boyutlarda taraflardan biri güç dengesini elinde tutabilmek için diğer kişilerden daha fazla bilgiyi ortaya koymalıdır.

4.Kaynak Gücü: Değerli kaynaklara ya da bunların kontrolüne sahip olmaktan doğar. Bu değerli kaynaklar diğer insanların sahip olmak isteyeceği değerli şeylerdir ve maddi ve manevi olabilir.

5.Sembolik Güç: Bu güç başkalarının resmi statüsünden ve bu kişilerle olan ilişkilerden kaynaklanır. Patronun altında bulunan yöneticilere karşı sergilediği tutumun aynısını sergilemeye çalışan sekreter buna bir örnektir.

6.Tanışıklık Gücü: Sembolik güç gibi bu gücü de bildiğiniz ya da sahip olduğunuz şeylerden değil tanıdığımız kişilerden kaynaklanır.

7.Uzmanlık Gücü: Geleneksel olarak elde bulundurulan mevkii dolayısıyla elde bulundurulan kişilerden daha alt pozisyondaki kişilerin bir konudaki uzmanlıklarından dolayı elde ettiği güçtür.

8.Kişisel ya da Karizmatik Güç: Kişisel gücün anlaşılması onu analiz etmekten daha kolaydır. Kişisel güç genellikle tarif edilemez olarak görülmesine karşın bu güce sahip insanların ortaya koyduğu özel becerileri ve karakteristikleri incelenerek sonunda etkileme sürecini belirleyen Gteyd modeli geliştirilmiştir.

null

B. Etkin Etkileme Durumu

Organizasyonların yapısında meydana gelen büyük değişimler insanların yeteneğinin yöneticiler için en önemli özelliklerden biri durumuna gelmesine neden olmuştur. Artık organizasyonların bütün yapısı değişmekte ve yönetici sıfatı daha az kullanılır hale gelmektedir. Üst düzey yöneticiler doğrudan yönetmek zorunda oldukları daha az insanla çalışıp insan ilişkileri konusunda becerilerini daha akıllıca kullanarak diğer insanları etkileme konusunda başarılı sonuçlar elde etmektedir. Bilindiği gibi beceriler başkalarını örnek alarak ya da taklit ederek öğrenerek geliştiririz. Birçok insanın başkalarını etkileme konusunda güçlü yönleri vardır. Ancak işin ilginç tarafı birinin güçlü olduğu nokta diğerinin zayıf noktası olabilir. Daha önceden de belirtildiği gibi burada etkileme süreci Gteyd modeli adı altında beş aşamada incelenmiştir.

Giriş: Bu ilk aşamada birinci derece önemli ilk etki ve sempati ile ikinci derecede önemli olan hazırlık bileşenlerini içerir.

Teşhis: Soru sorma ve dinleme karşı taraftan sağlıklı bilgi alınabilmesi ve iki tarafın farklı perspektiflerinin görülebilmesi açısından önemlidir.

Etki: Vücut dili ve ikna yeteneği birinci derecede önem taşırken konuşma becerisi ve geri bildirim ikinci derecede önemlidir.

Yüzleşme: Kendini ortaya koymak birinci derecede önem taşırken kontrollü bir tutum sergilemek ikinci bir derecede öneme sahiptir.

Değişim: Etkiledikten sonra değişikliğe hazırlık uyum gösterme ve esneklik birinci derecede önemlidir. Bazı şeylerin gerçekleşmesinde gerekli olan azim de ikinci derecede önemlidir.

Etkilemede Gteyd Modeli

Etkileme sürecinin ilk aşaması diyaloğa ya da konuya iyi bir giriş yapmak için ilk dakikalarda yaratılan hoş izlenimler sayesinde etkileşimin başlatma ve ilişkiyi geliştirme yolundaki faaliyetleri içerir. Bu kritik bir aşama olarak kabul edilir. Çünkü karşımızdaki kişi hakkımızda oluşturduğu ilk kanıyı destekleyecek malzemeler bulma anlayışına girecektir. Giriş etkileme sürecine nasıl güçlü bir şekilde girilebileceğini anlatır. Eğer giriş aşaması başarıyla geçilirse daha sonraki aşamalarda etkileme şansı daha fazla olur. Burada ilk olarak doğal bir başlangıç olan hazırlık üzerinde durulacaktır.

Hazırlık; özel bir etkileme durumu öncesi görülen belirli bir düzeydeki zihinsel ve fiziksel faaliyetlerdir. Bu karşı tarafın bilgi gereksinimlerini ve perspektifini belirlemeyi ve hazırlığımızı karşı tarafa söz ve hareketlerle göstermeyi de içerir. Etkileme sürecini başlamadan önce başarı şansını yükseltmek için diğer kişinin kişilik yapısı değerleri istekleri tecrübeleri ve amaçları konusunda bir hazırlık oluşturmak da oldukça önemli bir noktadır. Burada önemli olan diğerlerinin tarzını anlama konuların perspektiflerine göre hareket edebilmektir. Diğer bir husus ise kültürel farklılıkları keşfetmektir.

Etkileyici liderlerin sergilediği yaklaşım konusunda yapılan araştırma büyük bir başarı şansı yakalamak için zihinsel hazırlığın da çok önemli olduğunu göstermiştir. Hayal etme ve gözünde canlandırma zihinsel hazırlığa yönelik geliştirilmiş bir yaklaşım olup özellikle rekabet yönü ağır basan ve yüksek performans gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Girişte iki önemli özellik ilk etki ve sempatidir. Şimdi bunlar daha ayrıntılı açıklayalım.

Bırakılan İlk Etki

İlk etki ilk dakikalarda olumlu bir izlenim uyandırmak ve güven yaratmak şeklinde tanımlanır. Bu da gülümseme uygun bir şekilde tanışma karşımızdaki kişinin adına sözlerimiz arasında yer verme ve güven telkin etme gibi bazı sosyal becerileri kullanmak demektir. Genelde “iyi bir ilk etki yaratın”, “ikinci bir ilk etki yaratma şansınız yoktur” gibi ifadeler kullanılır. Etki yönetimi etkileme konusunda büyük öneme sahiptir ve ilk etki dışındaki alanlarda da uygulanabilir. Uygun tekniklerin yerinde ve zamanında kullanılmasının kişisel etkinin gücünü arttırdığı kesindir.

Sempati

Sempati sıcaklık ilgi ve konuya karşı duyarlılık göstermek ilk etkinin sürdürülmesidir. Karşınızdaki kişinin rahatlamasını sağlayacak küçük sohbetler kendini açmak ve dürüstlük sergilemek bu aşamada kullanılması gereken sosyal becerilerdir. İlk etkiden hemen sonra gelen sempati yaratma karşınızdaki kişiye kısa bir sürede güven telkin etmek ona iki taraf arasında güçlü bir ilişki oluştuğunu hissettirmek anlamına gelir. Sempati ilişkinin en başında yaratılıp ilişki boyunca sürdürülmesi gereken bir unsurdur.

Teşhis

Karşınızdaki kişiyle konuşmaya başladıktan ve onun üzerinde iyi bir izlenim uyandırıp sempati kazandıktan sonra kendi görüşlerimizi ve çözüm önerilerinizi ortaya koymadan önce karşı tarafı anlamak için biraz zaman ayırmalısınız. Anlamadığınız kişiyi etkileyemezsiniz. Teşhis içinde üzerinde durulacak ilk konu etkileme süreci içinde karşılaştığımız engellerdir. Potansiyel engellerin önceden belirlenmesi Gteyd modelinin teşhis aşamasının anahtarlarından biridir. Engeller belirlendikten sonra uygun dinleme ve soru sorma teknikleri kullanılarak çözüme ulaşılır. Etkileme açısından dinleme sadece duymak anlamına gelmez. Aynı zamanda sözcükleri anlamayı ve aktarılmak istenen mesajı algılamayı ifade eder. Sadece mesajı algılamamızda yeterli olmaz bunu karşımızdaki kişiye de göstermemiz gerekir. Karşımızdakinin söylediklerini biraz değiştirerek ve kendi yorumlarımızı katarak özetleyerek başarılı bir geribildirim yapmak karşı tarafı pazarlığa çekmek için iyi bir taktik olabilir. Dinleme ve soru sorma değişik şekillerde gerçekleştirilebilir. Dikkatli dinleme ve soru teknikleriyle karşınızdaki kişinin verdiği mesajı almanızdan öte onun hissettiği duyguları ve sahip olduğu temel değerleri de anlayabilmemiz mümkündür. Bu aşamadaki anahtar özellikler “soru sorma” ve “dinleme” dir. Bu kavramları aşağıdaki şekilde tanımlayabiliriz:

Soru Sorma

Soru sorma önemli bilgiler edinmeyi amaçlayan değişik soru tekniklerinin uygulandığı etkilemenin temelini oluşturan değerlerin tespit edildiği aşamadır.

Dinleme

Anahtar bilgiyi ve kişinin tutum ve inançlarını belirleyebilmek için bir aktif ve pasif dinleme davranışları hiyerarşisi kullanmak şeklinde tanımlayabiliriz. Karşı tarafa onu dinlediğimizi sözlerini ya da duygularını anladığımızı ikna edici bir tavırla belirtmemiz önemlidir.

Etki

Bırakılan olumlu izlenim ve kazanılan sempati sayesinde karşınızdaki kişiyle kurulan sağlam ilişki temellerinden sonra karşınızdaki kişinin farklı bakış açısı hissedilirse özel etkileme teknikleri kullanılır. Sözlü olarak verdiğimiz mesajların uygun vücut diliyle desteklenmesi ve karşımızdaki kişinin davranışsal iletişimin yorumlanması demektir. Anahtar sözcükler vücut dili ve iknadır.

Vücut Dili

Vücut dili bir etkileme durumunda vücut pozisyonlarının yüz ifadelerinin ve el-kol hareketlerinin konuşma becerilerini desteklemek amacıyla kullanılmasıdır. Bu olumlu ve açık olmak ve kelimeleri hareketlerle güçlendirmek anlamına gelir. Etkilemeye yönelik bir mesajın aktarılmasında konuşma dışı iletişimin önemi yadsınamaz. Sözcük ve davranışların iletişimin anlaşılabilirliğini artırması konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Albert Mehrabian’ın 1971′de açıklamış olduğu bilgilere göre; iletişimle yaratılan etkinin %7’si söylenen sözcükler %38′i ses tonu %55′i de konuşma dışı davranışlarla sağlandığını görülmüştür. Bu çok şaşırtıcı bir istatistik gibi görünmesine rağmen gerçek hayatta bu sonuçları doğrulayan birçok olayla karşılaşmışızdır.

null

Astrolojik Açıdan Değerlendirildiğinde

Koç Kadınını Etkilemenin Yolları

Vücuduna inanamayacağınız oranda özen gösterir ve çok bakımlıdır. En belirgin özelliği her konuda olduğu gibi yatakta da sabırsız olmasıdır. Hedefleri onun için her şeyden önce gelir. ve onlara ulaşmak için yapamayacağı şey yoktur. Son derece hırslı dinamik ve bir o kadar da cazibeli olan koç kadınını elde etmek de onun ilgisini sürekli tutmak da çok zordur. Duygularından çok mantığıyla hareket eden Koç’tan romantik sevgi gösterileri beklememeli ve ona da böyle davranmamalısınız. Yatakta vahşi oyunlardan hiç hoşlanmaz ama küçük başkaldırılardan ve nazdan hoşlanır.

Onu elde etmek istiyorsanız her sorusunu yanıtlamayın ve biraz gizemli olmaya özen gösterin. Koç kadınını etkilemeyi başarmak için sağlıklı güçlü dinamik ve doğal görünmeye de özen gösterin. Bütün bunları başarabilirseniz Koç kadınına bundan sonrası için dilediğinizi yapabilirsiniz.

Boğa Kadınını Etkilemenin Yolları

Boğa kadınının bir erkekte aradığı en önemli koşul bakım görsel etkileyicilik ve aaaailiktir. Boğa kadını paraya her şeyden çok önem verir. Eğer yeterlimiktarda mali birikiminiz varsa onun kapılarını sonuna kadar açmayı başarmışsınız demekti Tatlı sözler duyduğunda bir kedi gibi sokulmaktan hoşlanan Boğa çok iyi ve sadık bir aşıktır. En kötü özelliklerinden biri de Yemeğe asla hayır diyememesi ve her durmadan atıştırmaktan müthiş aaaif almasıdır. Ama Boğa kadınının bu yönünden de rahatlıkla faydalanmayı başarırsanız onu hiç zorlanmadan bir akşam yemeğine davet edebilirsiniz. Gerek iş hayatında gerekse de evde kendine sakin bir tarz edinen Boğa kadını kendi kuralları çerçevesinde düzenli bir şekilde yaşar ve kolay kolay da sinirlenmez. Boğa kadınını sinirlendirmek istemiyorsanız asla anu eleştirmeyin ve işine karışmayın. Silik erkekler hiç ona göre değildir. Onu çok fazla oyalamayın. Çünkü o başkalarının peşinde koşmaktansa kendi peşinde koşanları gayet misafirperver bir şekilde evinde ağırlamayı tercih eder.

İkizler Kadınını Etkilemenin Yolları

Değişken havai ve istikrarsız bir kadın olan İkizler’i elde etmek çoğu zaman kolay gibi gözükebilir. Ancak saygısını ve ilgisini kazanmak çok zordur. Çünkü o entelektüel aklını ve mantığını iyi kullanabilen erkeklerden hoşlanır. Bir erkeğin kendisine sahip olduğunu bilmek istemesine karşın onun üzerinde mutlak hakimiyet kurduğunu hissettiği anda ilgisini kaybeder. Ona kendinizden bahsederken hep sınırlı olun. Yalnızlıktan nefret edren İkizler kadınına gerektiğinde kardeş dostmetres sevgili ve anne olmayı başarabilirseniz onu ele geçirebilirsiniz. Ancak şimdiden kendinizi onun başkalarıyla paylaşmaya ve kıskanmamaya alıştırın. Çünkü pek de güvenilemeyecek kadınlardan olan İkizler kadını kıskançlığa da asla gelemez.

Yengeç Kadınını Etkilemenin Yolları

Tutucu ve kırılgan Yengeç kadınına ulaşmak istiyorsanız önce onun dostlarının kalbini fethetmeniz gerekiyor. Çünkü Yengeç kadını her zaman dostlarına sizden daha fazla önem verecektir. Ayrıca evine çok düşkündür ve bazen hastalık derecesinde titiz olabilir. Pasif bir kadın olan Yengeç’e ürkütmeden yaklaşıp sevgi göstermeli küçük oyuncaklar ve yatak oyunları ile onu tahrik etmelisiniz. Bir ilişkiye girdiğinizde ise son derece sadık ve dürüsttür. Bu yüzden onu kıskanmanıza hiç gerek yoktur. Ancak son derece kırılgan olan Yengeç kadınının size güvenmesi için onu dürüstlüğünüze inandırmanız gerekiyor. Şehvetli olduğu kadar sevimli ve minyon tipli erkeklerden hoşlandığını hatırlatalım.

Aslan Kadınını Etkilemenin Yolları

Mert övgüden sonsuz zevk alan gözü kara Aslan kadını cömertliği ile tanınır. Her zaman maddi değerlere çok fazla önem verir. İkna kabiliyeti oldukça güçlüdür. Karşısındakini etkilemek için bütün hünerlerini sergileyecektir. Ve en dikkatli olmanız gereken yönlerinden biri de rol kabiliyetidir. Her zaman sizi kandırmaya elde etmeye çalışacaktır. Ona istediklerini veriyormuş gibi yapın. Onu öpün okşayın olağanüstü sevgi gösterilerinde bulunun ama asla aşık olduğunuzu kabul etmeyin. Böylece o sürekli sizi elde etme çabası içinde olacaktır ki bu da size değer vermesini sağlar. Daima gösterişli ve baş döndürücü olun işte o zaman sizin için çıldıracaktır.

Başak Kadınını Etkilemenin Yolları

İşte duygusallıktan uzak aşktan korkan bir kadın. Başak’lar oldukça pasif başka insanlarla kendisini paylaşmaktan korkan gösterişsiz ve naif kadınlardır. Bir Başak’ın sizden hoşlanıp hoşlanmadığını hakaretlerinden ve yersiz eleştirilerinden anlayabilirsiniz. Aşkı okyanusun ortasında. fırtınaya yakalanmak kadar ürkütücü bulan bu burcun kadınları romantizmden de son derece uzaktırlar. İlginçtir ama onu pahalı hediyelerle etkileyebilirsiniz. Bir Başak kadınıyla beraberken ona yeterince harcama yapıp temiz şık ve düzenli bir erkek olabilirseniz ilgisini ve sevgisini kazanabilirsiniz. Eğer onun bitmek bilmeyen hastalıklarına ve somurtkanlığına dayanabilirseniz sevgi göstereceği günlerin hayali ile yaşayabilirsiniz.

Terazi Kadınını Etkilemenin Yolları

Burçlar kuşağının en şaşırtıcı kurnaz kadınıyla beraber olmaya adaysanız şimdiden pasif bir rol üstlenmeyi kabul etmeniz gerekiyor. Son derece kibar zarif şık ve büyülü bir havası olan Terazi kadını övünmekten ve mağrur gözükmekten zevk duyar. Görgü kurallarım iyi biliyor ve uyguluyorsanız fizik güzelliğiniz onun için önemini yitirir. Sadakatinizden aşkınızdan emin olduğu sürece sizinle olmak isteyecektir. Onu elde edebilmek için zarif sessiz ve bakımlı olmalısınız. Terazi kadınları güçlü saldırgan baskın karakterli erkeklerden hoşlanmazlar. Az konuşan hareketleri ve sözleriyle onu onaylayan erkeklerle beraber olmayı tercih ederler

Akrep Kadınını Etkilemenin Yolları

Oldukça enerjik olan Akrep kadını her yönüyle son derece güçlüdür. Saldırgan umursamaz ve düşüncesiz olabileceği gibi etrafa ve çevresindekilere de zarar vererek tatmin olmaya çalışabilir. Bazen hiç konuşmaz ama bazen de tam tersi sevecen bir aşık olur. Aşk konusunda son derece isterik olan Akrep kadınını elde etmek istiyorsanız bakımlı şehvetli itaatkâr ve sadık bir erkek olmanız gerekiyor. Son derece kıskanç olduğu için onunla birlikte olmak zordur. Yaratıcılığınızı anlayışlı yapınızı ön plana çıkartarak onun ilgisini çekebilirsiniz.

Yay Kadınını Etkilemenin Yolları

İleri görüşlü açık fikirli esprili ve candan bir yapışı olan Yay kadını size çok fazla ilgi gösterdiği bir anda ortadan yok olabilir. Çünkü özgürlüğüne son derece düşkündür. Eğer onu elde etmek istiyorsanız sakın ciddi bir amaçla yaklaştığınız hissini uyandırmayın ve sorgular hesap sorar tarzda konuşmayın. Onu kızdırırsınız. Onunla önce arkadaş olun sorunlarınızı zevklerinizi paylasın. En önemlisi göz alıcı görkemli canlı ve hareketli olmanız gerektiğini unutmayın. Özgürlüğünü kesinlikle kısıtlamayacağınızdan emin olmasını da sağlayın. Bütün bunları yapabilirseniz bu neşeli kadınla beraber olma şansını yakalayabilirsiniz.

Oğlak Kadınını Etkilemenin Yolları

Tıpkı simgesi gibi inatçı sürekli plan yapan vicdani sorumluluğu son derece güçlü bir kadındır. Parasını çok sever harcama yaparken bütün dikkatini bu konu üzerinde yoğunlaştırır. Uzun uzun konuşmaktan nutuk çekmekten hoşlanır. Eğer bir Oğlak kadınını elde etmek istiyorsanız öncelikle onu hayranlıkla dinlemeye ve sabah gözünü açar açmaz tasarruftan konuşmaya alışmanız gerekiyor. Bir Oğlak kadını için kadındaki en önemli özellik tutumlu ve ekonomik olmasıdır. Sorumluluktan korkan bu kadının en büyük kabusu sıkıcı ve bitmek bilmeyen beraberliklerdir. Tutucu sevecen esprili ve çok düzenli olursanız onun ilgisini çekersiniz

Kova Kadınını Etkilemenin Yolları

Aklın ve ukalalığın bütünleştiği bir kadın ve etkileyici bir aşıktır. Ancak bir Kova kadınından hoşlanıyorsanız çok dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü özgürlüğüne oldukça düşkündür ve sürekli yer değiştirmek ister. Aklını kullanarak elde edeceği her şeyden haz duyar. Bu yüzden onu elde edebilmek için öncelikle duygularınızı gizlemeyi öğrenmelisiniz. Onun sizi araştırmasını merak etmesini sağlamanız gerekiyor. Ancak sizi çözemezse uzaklaşmaya başlar buna dikkat edin. Yalandan nefret eden Kova kadınının bir diğer özelliği de abartılı bir şekilde kendini beğenmesidir. bir kişiye bağımlı olması onu bazen sıkabilir.

Balık Kadınını Etkilemenin Yolları

İşte gerçek bir aşk kadını! Cömert bir aşık her an romantizmin doruklarında yaşayan bir hayalperest. Eğer doludizgin bir aşka ve sekste düşleyemediğiniz rüyaları yaşamak istiyorsanız onu elde etmek için uğraşmanıza değer. Son derece duyarlı bir kadın olan Balık bütün bu güzel özelliklerinin yanı sıra tutkuları ve ihtirasları nedeniyle çekilmez bir insan olabilir. Onu elde etmek istiyorsanız durmadan ilgi ve sevgi göstermeli sık sık sevdiğinizi söylemeli aşkı için teşekkür etmelisiniz iniş çıkışlarına anlayış göstermelisiniz. Çünkü romantik ve çift karakterli balıklar çok kaygandır. Elinizden kayıp gidiverirler sonra. Dikkatli olmakta yarar var.

Kısaca Özetlersek

Kısa ve etkileyici konuşun. Kadınlar konuşarak sevinçlerini paylaşırken, erkekler daha çok bunu hareketleriyle yaparlar. Erkeklerin aşk hakkında uzun uzun konuşmayı sevmemesi, sizi ruhunuzu okşayan bu tür konulardan mahrum bırakmamalı. Sevgilinize ilgisine ne kadar muhtaç olduğunuzu detaylı bir şekilde anlatmalısınız. Erkekler sessizlikten hoşlanır. Diyelim ki çılgınlar gibi seviştiniz ve birbirinizin kollarında yatıyorsunuz. O anda, siz ona ne kadar çok bağlı olduğunuzu söylemek isterken, o gözlerini kapatıp, anın büyüleyici rahatlığının tadını çıkarmak ister. İlişkinizin büyüsünü sizin kadar hissetmediği için onu suçlamak yerine, erkeklerin duygularını kadınlardan farklı ifade ettiklerini unutmayın. Yoğun duygular içinde olan bir kadın bunu konuşarak dışa vurmayı tercih ederken, erkekler bu tür anları kendi kendilerine yaşamayı tercih eder. Duygularını paylaşmazlar. Motive olmak için kadınlar sorunlarını dile getirmeye çalışırken, erkekler konuyu fazla uzatmadan çözüm bulmak ister. Erkekler sorunları sistematik olarak ele alır ve adım adım çözmeye çalışır. Ağlama krizlerinden hiç ama hiç hoşlanmazlar. Erkekler gerçekten dramatik olayların dışında pek ağlamazlar. Kadınlar ise neredeyse her şey için ağlarlar. Onlar için kızgınlık, sinirlilik, yorgunluk, sevinç ağlama sebebi olabilir. Bir an için kendinizi sevgilinizin yerine koymayı deneyin ve kendinize onun gözüyle bakın. Bir dakika mutlusunuz, sonraki dakika gözyaşlarınız dökülmeye başlar.

Ortada gerçek bir sorun yoksa, sevgiliniz ruh halinizi anlamakta ve size destek vermekte zorlanacak ve siz bu davranışı duygusuzluk olarak algılayacaksınız. Ağlama olayında kadınlar ve erkekler arasındaki yaklaşım farklılığını sevgilinizle konuşarak halledebilirsiniz. Erkekler özür dilemeyi asla sevmezler ve bir tartışmayı bitirmek için illa da formüle ihtiyaç duymazlar. Onlar hiçbir şey söylemeden de tartışmayı bitirebilir. Uzun lafın kısası, erkeklerden özür dilemelerini bekliyorsanız, çoğu zaman boşa beklersiniz. Bu durum karşısında öfkelenmeye veya onların vicdan azabı duymayan, kalpsiz biri olduklarını düşünmenize hiç gerek yok. Çünkü erkekler için özür dilemek olayı yeniden yaşamak anlamına geldiği için yaşananları tekrar etmeden özür dilemeyi seçerler. Sonuçta durup dururken size bir demet çiçek alması ya da yemeğe davet etmesi, birkaç özür kelimesinden daha iyi değil mi?

Ebru Şallı Plates Elçisi

Pilates Tekniğinin Ortaya Çıkışı

Pilates tekniğine ismini veren Joseph Pilates, 1880′de Düsseldorf’ta dünyaya geldi. Astım ve romatizmayla boğuşan ve çelimsiz bir çocuk olan Pilates, genç yaşta kayak ve jimnastikle ilgilenerek vücudunu geliştirdi. 1912′de İngiltere’de sirk cambazı, boksör ve dedektiflere kendini koruma dersleri veren Pilates, Birinci Dünya Savaşı döneminde düşman ilan edilerek Lancaster bölgesinde kampa alındı. Kampta hastabakıcılık yapan ve burada kendi tekniğini geliştiren Pilates, burada askerlere tekniğini öğretti. İngiltere’de 1918′de pekçok kişinin ölümüne neden olan grip salgınından Pilates’in kampındakiler etkilenmeyince uyguladığı teknik ön plana çıktı. Savaştan sonra Almanya’da metodunu geliştirmeye devam eden ve şehir polislerine öğreten Pilates, 1926′da ABD’ye göç etti ve stüdyosunu açtı. Graham, Balanchine gibi ünlü dansçıların da öğrencileri arasında yer aldığı Pilates’in yöntemi giderek yaygınlaştı.

21. yüzyılda hala gözde olan pilates, Madonna, Hugh Grant, Britney Spears, Julia Roberts gibi ünlüler tarafından benimsendi. Güçlü bir vücut yaratmayı hedefleyen pilates, 30-40 temel hareketle tüm vücut için kondisyon sağlıyor. Kari Anderson, Lynne Robinson ve Rael Isocowitz gibi dünyaca ünlü eğitmenlerin Avrupa ve Amerika’da satış rekorları kıran DVD’leri ve onlara eşlik eden kitapları sağlıklı ve formda bir görünüme kavuşmak isteyenlerle buluşuyor. Başlangıç seviyesinden, ileri düzeye kadar hareketlerin adım adım anlatımlarla açıklandığı kitap ve DVD’ler sayesinde, spor salonlarına, özel derslere ihtiyaç duymadan Pilates öğrenecek, sağlıklı ve zinde bir yaşamın keyfini süreceksiniz.

null

Ebru Şallı Plates Öğretiyor

Güne Ebru Şallı ile pilates yaparak başlayanlar hafta sonu da spora ara vermiyorlar. Hafta içi bulamayanlar hafta sonu pilates yapma fırsatı buluyor ve birçok yararlı bilgiler alabiliyorlar. Özellikle boy uzatmak için uğraşan kişilere süper bir spormuş. Ancak ben bu duruma inanmıyorum. Annemin iddeasıyla platese başlıyorum 3 ay içinde boy uzatacağının garantisini veriyor bunun içinde sizlerle paylaşmak istedim. Ebru Şallı Plates hakkında gerekli bilgiyi yazının devamında bulabilirsiniz. Ünlü bir eğitmenden Stott Pilates dersleri almaya başlayan manken Ebru Şallı, “Bu sporu uygulayanların vücudu 30 saatte forma giriyor” dedi.Spora düşkünlüğü ile tanınan ünlü manken Ebru Şallı, Olimpiyat şampiyonlarının ‘Stott Pilates’ eğitmeni Kanadalı Wayne Seeto’dan ders alıyor. Şallı, Türkiye’de Stott Pilatesi herkese tanıtıp, sevdirme misyonu ve Pilates elçisi olma hedefiyle, eğitimlerine her gün aralıksız 8 saat devam ediyor.

null

null

Şallı, pilates eğitmeni olabilmek için günde 8 saat çalışıyor, Şallı aldığı Stott Pilates eğitimi için ciddi anatomi bilgisi aldığını, eğitmen olabilmek için günde sekiz saat çalıştığını belirtiyor. Pek çok Türk kadını için karın ve kalça bölgelerinin problem olduğunu, Stott Pilates egzersizlerinin özellikle bu bölgeyi forma soktuğunu vurguluyor. Şallı, on seansta farkındalık, yirmi seansta değişim, otuz seansta vücutta şekillenme başladığını söylüyor. Dünyanın en gelişmiş Pilates Eğitim Enstitüsü, Kanadalı Stott Pilates’in eğitmeni Wayne Seeto, İstanbul’da Ebru Şallı’ya eğitmen eğitimi programı uyguluyor. Seeto, olimpiyat madalyası kazanmış sporcularla eğitim çalışmaları yapan bir uzman.

null

null

Pilates Sosyete Sporu mu?

Son dönemde ABD’de, ünlü yıldızların ve başarılı sporcuların formunu korumak için büyük ilgi gösterdiği Stott Pilates, zihin ve beden egzersizleri açısından yogayı geride bırakmaya başladı. Stott Pilates tekniği ile yapılan egzersizler, vücuda esneklik ve sağlık kazandırırken, bedenin kendini iyi hissetmesini ve stresten uzaklaşmasını sağlıyor. Stott Pilates çalışmalarında, profesyoneller için geliştirilen profesyonel egzersizlerde, modern anatomi bilgisi ve doğru egzersiz bilimi bir araya getirilerek, pilates egzersizlerine güvenli ve çağdaş bir yaklaşım sağlanıyor.

Madonna, Jenefer Aniston, Elle Macpherson, Karen Kain, Kanadalı atlet Ed Belfour, ünlü tenisçi Martina Navratilova, Jenifer Lopez, Sharon Stone, Martha Stewart, Stott Pilates tekniği ile eğitim alan ünlüler arasında bulunuyor. Şallı bu sporun artık hayatının bir parçası olduğunu söylerken, bunu başkalarıyla da paylaşmak için DVD çıkartacağını açıkladı. İki aylık kursun sonunda kendisine eğitmenlik sertifikası verileceğini söyleyen Şallı şöyle konuştu; “Daha önceden öğrendiğim pilatesin ilk evreleriyle ilgili DVD’im yakında piyasaya çıkacak. Bu DVD’yi doğru takip edip uygulayanlar 30 seansta (saatte) kendilerindeki değişimi fark edebilecekler, karın ve kalça bölgelerinden zayıflayacaklar. Yaza formda girmek istiyorlarsa düzenli beslenme ve pilates yapsınlar.”

null

Stresten Uzak ve Daha Zinde Yaşamak İçin

Pilates zihin ve beden egzersizleri açısından yogayı geride bırakmaya başladı. Stott Pilates tekniği ile yapılan egzersizler, vücuda esneklik ve sağlık kazandırırken, bedenin kendini iyi hissetmesini ve stresten uzaklaşmasını sağlıyor. Stott Pilates çalışmalarında, profesyoneller için geliştirilen profesyonel egzersizlerde, modern anatomi bilgisi ve doğru egzersiz bilimi bir araya getirilerek, pilates egzersizlerine güvenli ve çağdaş bir yaklaşım sağlanıyor.

Pilates’de her bir egzersizin çok kez tekrarı yerine daha az sayıda, tam, kontrol ve belirli bir biçim içinde uygulanması tercih edilir. Joseph Pilates 500 belirli egzersiz tasarladı. Ona göre zihinsel ve fiziksel sağlık birbiri için gerekliydi. Hareketler akıcıydı ve nefes, kontrol ve konsantrasyonla birleştirilmişti. Sonuç artan esneklik, güç, beden farkındalığı, enerji ve gelişmiş zihinsel konsantrasyondur. Pilates ayrıca daha iyi sonuçlar alabilmek için egzersizinin beş ana aletini de tasarlamıştı. Karın, alt sırt ve kaba etler vücudun geri kalanının özgürce hareket etmesi için destekleniyor ve güçlendiriliyor Pilates programında.

Pilates uygulayıcıları eğitimlerinde, güç ve esneklik inşa edebilmek için kendi vücut ağırlıklarını kullanmaktadırlar. Bunu yüksek düzeyde kardiovasküler egzersiz üzerine yoğunlaşmadan gerçekleştirmeyi hedeflerler. Günümüzde Pilates pek çok fizyoterapist tarafından rehabilitasyon sürecinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.

Pilates Prensipleri

1. Konsantrasyon

Pilates egzersizlerinde konsantrasyon esastır.Vücudun her parçası bir uyum içinde ve doğru duruşları muhafaza ederek hareket etmelidir. Bunları yaparken imgelemeleri kullanmak konsantrasyon ve hareketleri hissetmek açısından önem kazanır. Aynı zamanda hareketin içinde olmak, hissetmek, imgeleme yapmak beyni ,günlük hayattan uzaklaştırdığı için de rehabilitasyon edici ve rahatlatıcı bir etki de sağlamaktadır.

2. Nefes

Pilates egzersizlerinde nefes hayati önem taşımaktadır.Nefesin alındığı ve verildiği konumlar, hareketten harekete dikkatle takip edilmelidir. Nefesin alınışı burundan içeri akarcasına ,derin ve verilişi ise ağızdan sesli ve iç geçirircesine olmalıdır.

3. Kuvvet

Beden kuvvetinin arttırılması, karın, bel, kalça bölgelerinin birbirleriyle desteklenen ve artan gücü sayesinde sırt, omurga bütünü, bel, kuyruk sokumu ve pelvik bölgeyi iyice dirençli hale getirmektedir. Kontrol edilebilirliği artan beden doğuma daha hazır ve doğum sonrasında daha kolay toparlanabilir olacaktır. Hamilelik boyunca değişen vücut dengesi boyunda, omuzlarda, sırtta, belde, kuyruk sokumunda pek çok gerilime sebep olacaktır. Bu bölgelerin güçlendirilmesi gerilimleri azaltacak ve gerilimlerin yaratacağı rahatsızlıkları da engelleyecektir. Karın kaslarının omurgaya yakın durmasını sağlayan pilates egzersizleri ile doğum sonrasında karnın düzleşmesi, sıkılaşması daha kolay olduğu gibi, bel bölgesi de incinmelere karşı daha dayanıklı olacaktır.

4. Hareket Akışı

Pilates egzersizlerinde hareketlerde keskin geçişler ve sertlikler yoktur. Hareketler sürekli ve ağır akan devinimler halinde ve kontrollü olarak yapılır. Bu devinimleri süreğen bir şekilde yaparken, nefesin kullanımı ve imgeleme ile konsantrasyonun bütünlüğü, pilatesden alınabilecek sonuçların mükemmelliği ile doğru orantılıdır.

5. Gevşeme

Pilates egzersizlerinde tüm prensipler birbirini dengelemekte ve büyük önem taşımaktadır. Ama gevşeme, özellikle hamilelikte daha da önemlidir.. Hamilelik ruhsal olarak fazlasıyla yıpratıcı olabilir, hassasiyet fazladır. Gevşeme ile beraber, imgelemeler ile dikkatin harekete ve hareketi yöneten gövde bölümüne odaklanması, nefesin akışıyla bir uyum içinde olmasıyla sağlanan rehabilitasyon, meditatif olarak anne adayını daha da rahatlatır ve dinginleştirir.

6. Ve Bir Kural

Konuya hakim bir eğitmen gözetiminde olmadan, hareketleri yapmaya çalışmak büyük risktir. Bel bölgesi ve omurga, leğen kelimi, bilekler, dizler ve bütünüyle beden, hormon değişimi nedeniyle sakatlanmalara oldukça müsait hale gelmiştir. Yanlış yapılan uygulamalar, beli ve kuyruk sokumunu, sırtı, boyunu sakatlayabilir. Özellikle bel bölgesinde geri dönüşü zor zedelenmeler olmaması için çok dikkat ve kontrollü hareket gereklidir.

2008′in Unutulmayacak Olayları

6 Ocak

  • Gürcistan’da Mihail Saakaşvili ikinci kez devlet başkanı seçildi, 20 Ocak’ta yemin etti.

16 Ocak

  • Özbekistan’da Devlet Başkanı İslam Kerimov, 3. kez devlet başkanı olarak yemin etti.

23 Ocak

  • Irak’ın Musul kentinde düzenlenen saldırıda 60 kişi öldü, 280 kişi yaralandı.

24 Ocak

  • İtalya Başbakanı Romano Prodi, senatoda güven oylamasını kaybetmesinden sonra istifa etti.

1 Şubat

  • Irak’ın başkenti Bağdat’ta pazar yerinde iki kadının düzenlediği intihar saldırılarında 98 kişi öldü, 208 kişi yaralandı.

3 Şubat

  • Sırbistan’da Boris Tadiç devlet başkanı seçildi.

17 Şubat

  • Kosova bağımsızlığını ilan etti. Kosova’nın bağımsızlığını aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50′den fazla ülke tanıdı.
  • Afganistan’ın güneyinde, Kanada askeri konvoyunun hedef alındığı bombalı saldırıda 38 sivil öldü.
  • Pakistan’ın suikasta kurban giden eski Başbakanı Benazir Butto’nun partisi Pakistan Halk Partisi, parlamento seçimlerinden zaferle çıktı.

19 Şubat

  • Küba lideri Fidel Castro, devlet başkanlığını bıraktığını açıkladı.

24 Şubat

  • Raul Castro, ağabeyi Fidel Castro’nun yerine devlet başkanı oldu.

3 Mart

  • Rusya’da devlet başkanı seçimini Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitriy Medvedev yüzde 70,28 oranında oy alarak kazandı. Medvedev 7 Mayıs’ta yemin etti.

6 Mart

  • Bağdat’ta düzenlenen saldırıda 68 kişi öldü, 150′den fazla kişi yaralandı.

9 Mart

  • İspanya’da yapılan genel seçimde sosyalist Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero yeniden seçildi.

10 Mart

  • Malezya Başbakanı Abdullah Ahmed Bedevi, 5 yıllık yeni dönem başbakanlığı için yemin etti.

15 Mart

  • Hu Cintao, Çin Ulusal Halk Meclisi tarafından yeniden devlet başkanlığına seçildi.

17 Mart

  • Irak’ın Kerbela kentinde düzenlenen intihar saldırısında 52 kişi öldü.

24 Mart

  • Pakistan’ın öldürülen muhalefet lideri Benazir Butto’nun müttefiki Yusuf Ziya Gilani, Pakistan Ulusal Meclisi tarafından başbakanlığa seçildi.

6 Nisan

  • Karadağ’da Devlet başkanı Filip Vuyanoviç, bu göreve yeniden seçildi.

9 Nisan

  • Ermenistan’da Serge Sarkisyan devlet başkanı olarak yemin etti.

10 Nisan

  • Nepal’de Maocu gerillaları siyasi sürece dahil eden tarihi seçimler yapıldı.

15 Nisan

  • Irak’ın başkenti Bağdat’ta ve dışında düzenlenen bombalı saldırılarda bir günde 60′a yakın kişi yaşamını yitirdi.

17 Nisan

  • Kenya’da muhalefet lideri Raila Odinga başbakan oldu.

28 Nisan

  • Çin’in doğusunda iki yolcu treninin çarpışması sonucu 71 kişi öldü, 400′den fazla kişi yaralandı.

1 Mayıs

  • Somali’nin orta kesimlerinde düzenlenen Amerikan hava saldırısında bu ülkedeki El Kaide’nin önde gelen lideri Haşi Ayro öldürüldü.
  • Irak’ın başkenti Bağdat’ın kuzeydoğusunda bir düğün alayına düzenlenen iki intihar saldırısında 35 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.

8 Mayıs

  • İtalya’da Silvio Berlusconi başbakan olarak yemin etti.

20 Mayıs

  • Tayvan’da mart ayında yapılan seçimleri kazanan Ma Ying-jeou, devlet başkanı olarak yemin etti.

21 Mayıs

  • Gürcistan’da genel seçimler yapıldı. Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’nin iktidardaki Ulusal Birleşik Hareketi, 150 sandalyeden 119′unu kazandı.

25 Mayıs

  • Lübnan’da Genelkurmay Başkanı Mişel Süleyman devlet başkanı oldu. Ülkeyi iç savaşın ucuna getiren kriz böylece sona erdi.

28 Mayıs

  • Nepal’de milletvekilleri, 239 yıllık monarşiyi feshederek, cumhuriyet ilan etti.

7 Haziran
null

  • Euro 2008 başladı. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası, 3. kez finalde mücadele eden İspanya´nın şampiyonluğu ile sona ererken, 44 yıl aradan sonra kupaya uzanan İspanya, istatistiklerde de ilk sıralarda yer aldı. İspanya’dan David Villa 4 golle turnuvanın gol krallığını elde etti. Villa, şampiyonada bir maçta 3 gol atan tek oyuncu unvanını da kazanırken, Rusya karşısındaki 4 golden üçüne imza atmayı başardı. İspanyol oyuncu diğer golünü ise grup maçında İsveç’i 2-1 yendikleri mücadelede kaydetti. Gol kralı David Villa’nın ardından 3’er golle Semih Şentürk (Türkiye), Hakan Yakın (İsviçre), Roman Pavlyuchenko (Rusya) ve Lukas Podolski (Almanya) sıralandı. Finallerde oynanan 31 karşılaşmada, toplam 77 gol atılırken, maç başına 2.48 gol ortalamasına ulaşıldı. 12 golle ilk sırada yer alan İspanya’nın ardından Hollanda ve Almanya 10’ar, Türkiye ise 8 golle şampiyonayı tamamladı. Turnuvaya katılan 16 takım da gol atarken, Avusturya, Fransa, Yunanistan, Polonya ve Romanya 1’er gol kaydedebildi. Portekiz’in ev sahipliğinde 2004 yılında organize edilen 12. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda da toplamda 77 gol atılmıştı. İspanya ile şampiyonluk kupasına uzanan, Fenerbahçe’nin yeni sezondaki teknik direktörü Luis Aragones, turnuvayı kazanan en yaşlı teknik adam unvanını elde etti.

10 Haziran

  • Sudan’da bir uçak Hartum’a indiktan sonra pistten çıkarak havaalanının ışıklandırmalarına çarptı, 30 kişi öldü.

13 Haziran

  • Tayvan ve Çin, yaklaşık 60 yıl sonra birbirlerinin topraklarında daimi bürolar kurma konusunda anlaştı.

17 Haziran

  • Bağdat’ın El Hürriye mahallesinde bir pazar yeri yakınında düzenlenen saldırıda 51 kişi öldü, 75 kişi yaralandı.

22 Haziran

  • Irak’ın Bakuba kentinde düzenlenen intihar saldırısında 16 kişi öldü.

29 Haziran

  • Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe, 6. kez devlet başkanlığı için yemin etti.

2 Temmuz

  • Kolombiya’daki Devrimci Silahlı Güçler Cephesi (FARC) tarafından 6 yıldır rehin tutulan eski devlet başkanı adayı Ingrid Betancourt kurtarıldı. Kolombiya askerlerinin düzenlediği operasyonda, Betancourt ile aralarında 3 Amerikalı’nın da bulunduğu 14 rehine özgürlüğüne kavuştu.

7 Temmuz

  • Afganistan’ın başkenti Kabil’deki Hindistan Büyükelçiliği yakınında düzenlenen intihar saldırısında 60′tan fazla kişi öldü.

13 Temmuz

  • Militanların, Afganistan’ın Pakistan sınırı yakınındaki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda 9 Amerikan askeri öldü, 15′i yaralandı. Amerikan güçleri Afganistan’da son üç yıldaki en büyük kaybını verdi.

21 Temmuz

  • Sırp lider Rodovan Karadziç, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da sahte kimlikle yakalandı. BM’nin Uluslararası Yugoslavya Ağır Ceza Mahkemesi’ne teslim edilen Karadziç hakkında, başta soykırım olmak üzere 11 ayrı dava bulunuyor.

22 Temmuz

  • Kongo’nun kuzeyinde geminin batması sonucu 47 kişi öldü, en az 100 kişi kayboldu.

27 Temmuz

  • Kamboçya’da Başbakan Hun Sen’in iktidar partisi, genel seçimlerde büyük zafer elde etti.

28 Temmuz

  • Irak’ta polisin kadın olduğunu düşündüğü intihar bombacılarının, Bağdat’ta Şii hacı adaylarına ve ülkenin kuzeyinde Kürtlerin protesto gösterisine düzenlediği saldırıda toplam 57 kişi öldü, 300′e yakın kişi yaralandı.

2-7 Ağustos

  • Gürcü birlikleri ve Oset birlikleri arasında çıkan çatışmalar giderek şiddetlenmeye başladı.

3 Ağustos

  • Hindistan’daki bir Hindu tapınağında çıkan izdihamda 145 kişi öldü.

7-8 Ağustos
null

  • Gürcistan, tek yanlı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya’da “anayasal düzeni yeniden sağlama” operasyonu başlattı. Bunun üzerine Rusya ile Gürcistan arasında savaş çıktı. Çatışmalar nedeniyle 30 binden fazla sivil mülteci durumuna düştü. Çatışmalarda çeşitli kaynaklara göre bin 700 civarında sivil hayatını kaybetti. Rus kaynaklarına göre 71 Rus askeri öldü ve 340′ı yaralandı. Gürcü tarafından da 146’sı asker, 69′u sivil olmak üzere 215 kişi yaşamını yitirdi. Rus birlikleri, Fransa’nın arabuluculuğunda sağlanan ateşkes anlaşmanın ardından Gürcü topraklarında oluşturduğu tampon bölgeden çekildi.

8 Ağustos
null

  • 2008 Olimpiyatları Pekin’de Başladı. 205 ulkeden 10 bin 500 sporcunun 24 Agustos’a kadar mucadele edecegi olimpiyatlarda 28 bransta 302 altin madalya dagitilacak. Pekin’de olimpiyatlar icin 25 milyar dolar harcanirken bu rakamin bir rekor olduğu belirtildi. Oyunlarda evsahibi Çin 639 Amerika ise 536 sporcu ile katilimda başı çekiyorlar. Olimpiyatları izlemek icin ABD Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’de Pekin’e geldi. Pekin’de diplomatik görüşmelerin hızlandığı da dikkat çekti.

15 Ağustos

  • Paraguay’da solcu Fernando Lugo, devlet başkanı olarak ülkede 60 yıldır devam eden tek parti iktidarına son verdi.
  • Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, çatışmaların ardından Rusya ve Gürcistan arasında yapılan ateşkesi imzaladı.

16 Ağustos

  • Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Rusya-Gürcistan ateşkesini imzaladı.

18 Ağustos

  • Pakistan’da 1999′da kansız bir darbeyle Navaz Şerif’i deviren ve o yıldan bu yana iktidarda olan Devlet Başkanı Pervez Müşerref istifa etti.

20 Ağustos

  • İspanya’nın başkenti Madrid’deki Barajas havaalanında Spanair’e ait yolcu uçağı düştü, 154 kişi öldü. Madrid Özerk Yönetimi, 3 günlük yas ilan edildiğini duyurdu.
  • ABD ve Polonya, Polonya’ya Amerikan savunma üssü kurulmasına ilişkin anlaşma imzaladı.

24 Ağustos

  • Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Itek Air’e ait Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkıştan bir süre sonra teknik bir arıza nedeniyle düştü, 65 kişi öldü. Kaza, Kırgızistan havacılık tarihinin en kanlı kazalarından biri oldu.

25 Ağustos

  • Rusya parlamentosu alt kanadı Duma ve üst kanadı Federal Konsey, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının tanınması yönündeki yasa teklifini oy birliğiyle kabul etti.
  • Tayland’da muhalifler başbakanlık makamının bulunduğu Hükümet Sarayı’nı bastı.

26 Ağustos

  • Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Soçi’de yapılan güvenlik konseyi zirvesinin ardından Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının tanınmasını öngören yasayı onayladı.

1 Eylül

  • Japonya’da Başbakan Yasuo Fukuda istifa etti.

8 Eylül

  • Çin’in kuzeyinde yasa dışı olarak işletilen maden ocağında meydana gelen toprak kaymasında 260 kişi öldü.

9 Eylül

  • Pakistan’ın suikasta kurban giden eski başbakanlarından muhalefet lideri Benazir Butto’nun eşi Ali Asıf Zerdari, devlet başkanı oldu.
  • Çin’de zehirli süt tozu skandalı patlak verdi. 6 bebek hayatını kaybederken, 300 binden fazla bebek hastalandı.

10 Eylül
null

  • Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” (LHC), 13,7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama’dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek amacıyla faaliyete geçirildi. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”yla yapılan deneyin ilk aşaması başarıyla tamamlandı. Arızalanan tünelde uzmanların onarıma başlayabilmeleri için, ısının mutlak sıfır düzeyinden olağan düzeylere yükseltileceğini belirten sözcü, bu ısınma sürecinin haftalar alacağını belirtti. Maddenin yapı taşlarını anlamayı amaçlayan deneylerin yapıldığı dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcı tüneli Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, onarımlar ve kışın planlanan ara nedeniyle bahara kadar kapalı kalacak.

17 Eylül

  • Yemen’in başkenti Sana’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıda biri Amerikalı, 6’sı militan 19 kişi öldü.

18 Eylül

  • Tayland’da Somçai Vongsavat başbakan oldu.

20 Eylül

  • Pakistan’ın İslamabad kentindeki Marriott Oteline boma yüklü kamyonla düzenlenen saldırıda aralarında Çek büyükelçinin de bulunduğu 53 kişi öldü, 270 kişi yaralandı.

21 Eylül

  • Güney Afrika Devlet Başkanı Thabo Mbeki, görevinden istifa etti. Görev süresi 2009 yılının Nisan sonunda biten Mbeki hakkında yolsuzluk iddiasında bulunulmuştu.
  • İsrail Başbakanı Ehud Olmert, hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle istifasını Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sundu. Kadima’nın lideri Tzipi Livni, Cumhurbaşkanınca verilen yeni kabine kurma çalışmalarında başarılı olamayınca, ülkede 10 Şubat 2009′da erken seçime gidilmesi kararı alındı.

25 Eylül

  • Çin, üçüncü insanlı uzay seferini, “Uzun Yürüyüş” (Çan Cıng) roketini ateşleyerek başlattı. Çin’in tamamen kendi imkanıyla uzaya yolladığı üçüncü yörünge kapsülündeki astronotlardan Cai Ciang, uzayda yürüdü.

6 Ekim

  • Nobel Tıp Ödülü’nü Alman Harald zur Hausen, Fransız Françoise Barre-Sinoussi ve Luc Montagnier kazandı. İki Fransız bilim adamı AIDS’e neden olan HIV’i, Alman bilim adamı da rahim ağzı kanserine yol açan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) keşifleriyle bu ödüle layık görüldü.

7 Ekim

  • Japon bilim adamları Makoto Kobayaşi ve Toşihide Maskawa ile Amerikalı bilim adamı Yoichiro Nambu, Nobel Fizik Ödülünü kazandı. Amerikalı bilim adamı Nambu atom fiziğinde kendiliğinden kırılan simetri olarak adlandırılan mekanizmayı keşfinden dolayı, Kobayaşi ve Maskawa’nın ise doğada maddenin en küçük parçasının en az üç familyasının varlığını tahmin eden kırılmış simetrinin kökenini keşifleri nedeniyle ödülü aldı.

8 Ekim

  • Nobel Kimya ödülüne floresan proteinlerle ilgili çalışmaları nedeniyle Amerikalı bilim adamları Roger Tsien ve Martin Chalfie ile Japon bilim adamı Osamu Shimomura layık görüldü.

9 Ekim

  • Nobel Edebiyat Ödülü’nü Fransız yazar Jean-Marie Gustave Le Clezio kazandı.

10 Ekim

  • Finlandiya’nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, BM temsilcisi olarak Kosova gibi dünyanın önemli sorunlarında gösterdiği olağanüstü başarılarından ötürü Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

13 Ekim

  • Nobel Ekonomi Ödülü’nü Amerikalı Paul Krugman aldı. İsveç Bilimler Akademisi ödülün gerekçesi olarak, Krugman’ın, “ekonomik aktivitenin lokasyonu ve ticaretin yapısı konusundaki analizlerini” gösterdi.

15 Ekim

  • Suriye ile Lübnan arasında diplomatik ilişki kuruldu. İki ülke arasında, 1940′lı yıllarda Fransa’dan bağımsızlıklarını kazanmasında bu yana diplomatik ilişki bulunmuyordu.

26 Ekim

  • Amerikan helikopterleri, Suriye topraklarına saldırı düzenledi, 8 kişi öldü.

29 Ekim

  • Pakistan’ın güneybatısında meydana gelen 6.4 büyüklüğündeki depremde 215 kişi yaşamını yitirdi.

null
4 Kasım

  • ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı Barack Obama, ABD tarihinin 44. başkanı seçildi ve ilk siyahi başkan olarak tarihe geçti.

8 Kasım

  • Endonezya’da 2002 yılında düzenlenen, 202 kişinin öldüğü Bali saldırılarının 3 sorumlusu idam edildi.

10 Kasım

  • Bağdat’da düzenlenen iki saldırıda 28 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.

11 Kasım

  • Muhammed Naşid, Maldivlerin demokratik yollarla seçilen ilk devlet başkanı oldu.

15 Kasım

  • Somalili korsanlar Kenya açıklarında Suudi petrol tankeri Sirius Star’ı kaçırdı. Bunun ardından bölgedeki denizlerde korsanlık olayları hızla arttı.

22 Kasım
null 

  • Kanada’nın Alberta eyaletinin kuzeyine göktaşı düştü. Alberta yerel saatiyle olayda, gökyüzü bir anda gündüz gibi aydınlanırken, şiddetli patlama sesi duyuldu. Düşen göktaşının sebep olduğu aydınlanma, Manitoba ve Saskatchewan eyaletlerinin Alberta sınırına yakın bazı şehirlerinde de görüldü. Edmonton İlkyardım Koordinasyon Merkezi’nden Pierre Bolduc, şehir sakinlerinden yüzlerce ihbar telefonu aldıklarını belirterek, “Merkezi arayanların kimi büyük bir uçağın yanarak düşüp infilak ettiğini, kimi bomba patladığını, kimi de büyük bir yangın olduğunu haber verdiler. Biz de ilkönce şaşırdık ama ilgili yerlerden bilgi gelince halkı rahatlattık” dedi. Kanada Kraliyet Astronomi Topluluğu üyesi Edmontonlu gökbilimci Alister Ling, göktaşının düşüşünü baştan sona kaydettiğini ve görüntüleri Alberta Üniversitesi bilim insanları ile inceleyeceklerini söyledi. Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP) yetkilileri de, ateştopu halinde yere çakılan ve “meteorit” haline gelen göktaşının büyüklüğü ve özellikleri ile ilgili bilgilerin, Alberta Üniversitesi’nin yapacağı incelemeden sonra kamuoyuna açıklanacağını belirttiler.

26-29 Kasım

  • Hindistan’ın Mumbai kentinde silahlı bir grup, Tac Mahal ve Oberoi/Trident otelleriyle bir gar ve bir hastaneye saldırdı. Terör saldırılarında 200′e yakın kişi öldü, 300′den fazla kişi yaralandı. Saldırıların sorumluluğunu Deccan Mücahidin adlı bir örgüt üstlendi. 20 kadar kişi tutuklandı. Hindistan ve ABD saldırıları Pakistan’da üslenen Leşker-i Tayyibe grubunun yaptığını iddia etti. Saldırıların ardından Hindistan ve Pakistan’ın arası yeniden gerildi.

27 Kasım

  • Irak’taki Amerikan askerlerinin statüsüne ilişkin ABD-Irak Güvenlik Anlaşması (SOFA), Irak meclisinde kabul edildi.

2 Aralık

  • Tayland’da muhalifler, Başbakan Somchai Wongsawat’ın, anayasa mahkemesinin partisini kapatma ve kendisine siyaset yasağı getirme kararını kabul etmesinin ardından eylemlerini bitireceklerini açıkladı. Eski başbakan Thaksin Şinavatra’nın kansız bir darbeyle başbakanlıktan indirilmesinin ardından Aralık 2007′de yapılan seçimlerin ardından Somchai Wongsawat başkanlığında 6 partili bir koalisyon hükümeti kurulmuştu. Hükümetin kurulmasının hemen ardından muhalefetteki Halkın Demokrasi İttifakı, Somchai başkanlığında kurulan 6 partili koalisyon hükümetini seçimlerde yolsuzluk yapıldığı ve “Thaksin’e bağlı kukla bir hükümet olduğu” gerekçesiyle protesto ederek ülke çapında eylemler başlatmıştı. Bu eylemler çerçevesinde Hükümet Sarayını basan eylemciler, haftalar süren sokak gösterilerinin ardından Suvarnabhumi ve Don Muang havaalanlarını işgal etmiş ve parlamentoyu kuşatmıştı.

4 Aralık

  • Irak Devlet Başkanlığı Konseyi 4 Aralık’ta Amerikan askerlerinin Irak’tan 2011′in sonuna kadar tamamen çekilmesini öngören Irak-ABD güvenlik anlaşmasını onayladı.
  • Irak’ın Felluce kentinde düzenlenen iki intihar saldırısında 19 kişi öldü, 43 kişi yaralandı.
  • Zimbabve’de bine yakın can alan kolera salgını yüzünden olağanüstü hal ilan edildi.

6 Aralık

  • Atina’da 16 yaşındaki Aleksis Grigoropulos’un polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesinin ardından şiddet olayları ve çatışmalar çıktı. Olaylar kısa zamanda tüm Yunanistan’a yayıldı. Grigoropulos 9 Aralık’ta toprağa verildi.

11 Aralık

  • Irak’ın Kerkük kenti yakınındaki bir lokantada düzenlenen intihar saldırısında 45 kişi öldü, 93 kişi yaralandı.

12 Aralık

  • Eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos akciğer kanserine yenik düştü. Papadopulos 15 Aralıkta toprağa verildi.

14 Aralık
null

  • Iraklı bir gazeteci, ülkeyi ziyaret eden ABD Başkanı George Bush’a basın toplantısı sırasında ayakkabılarını fırlattı.

15 Aralık

  • Tayland’da muhalefetteki Demokrat Parti’nin lideri Abhisit Vejjajiva, parlamentoda başbakanlığa seçildi.
  • Filipinler’in kuzeydoğusunda, içinde yaklaşık 100 yolcunun bulunduğu feribotun alabora olması sonucu en az 22 kişi öldü, 34 kişinin kayıp olduğu bildirildi.

17 Aralık

  • Bangladeş’te yaklaşık 2 yıldır uygulanmakta olan olağanüstü hal 29 Aralık’taki genel seçimler öncesinde kaldırıldı.

18 Aralık

  • Zimbabve’de koleradan ölenlerin sayısının bini aştığı bildirildi.
Ve Diğer Önemli Olaylar
  • Nijerya’da 84 yaşındaki Muhammedu Bello Masaba, 86 eşinden 82’sini şeriat uyarınca boşamayı kabul etti. Şeriat mahkemesi Masaba’dan, şeriat kanunları erkeklerin 4′ten fazla evlenmelerine izin vermediği için eşlerinin 82’sini boşamasını istedi. Verilen sürede Masaba, eşlerini boşamadığı için gözaltına alındı. Eşlerinin sayısını 4′e indirmeye ilkin yanaşmayan Masaba, din adamlarıyla yaptığı son müzakere sonunda 4 eşli olmayı kabul etti.
  • Brezilya’da, içine yerleştirilen küresel yer belirleme sistemi (GPS) sayesinde erkeklerin eşlerinin yerini bulmasını sağlayan korseler 800-1100 dolardan satışa sunuldu.
  • Yunanistan’da, hava kontrol bölümünde çalışan kişinin uyuyakalması yüzünden, inmeyi bekleyen iki uçak “havada asılı kaldı.” Havaalanı müdürünün uykuya dalan kişinin arkadaşını aramasıyla, uçaklar yarım saat havada bekledikten sonra indi.
  • Lübnan’da, balık lokantasında çalışan oğluna yardım eden kadın, bir istiridyenin içinde 26 inci buldu.
  • ABD’de, 10 yıl önce cinsiyet değiştirerek tamamen erkek görünümüne kavuşan Thomas Beatie, sağlıklı bir kız dünyaya getirdi. Beatie, 2. bebeğine hamile.
  • Polonya’da, bir demiryolu bekçisi, 45. yaş gününü kutlarken fazla alkol alıp hemzemin geçitte araçları “içinden geldiği gibi” durdurunca tutuklandı.
  • ABD’nin Oregon eyaleti sahilinde bir genç kızı, romantik bir ortamda evlenme teklifi alacağı sırada dalgalar kaptı.
  • Güney Kore’de bir kadın, estetik saplantısı yüzünden yüzüne yemeklik yağ enjekte ettirince tanınmaz hale geldi.
  • Endonezya’da, 15 yaşındayken kazara dizini kesmesinden sonra vücudu beklenmedik ve kontrol altına alınamayacak şekilde “ağaçlaşmaya” başlayan ve “ağaç adam” lakabını alan Dede adlı 37 yaşındaki bir kişi, artık ellerini kullanabiliyor. Kollarındaki kabuğa benzeyen derinin alındığı operasyondan sonra, yardım almadan yemek yiyebilen, su içebilen ve cep telefonuyla mesaj yollayabilen Dede, artık evlenmek istiyor.

Sosyal Yardımlar: Toplumda Özürlü Aylığı

Herhangi bir işte istihdam edilememiş veya çalışamayacak derecede özürlü olan ve aynı zamanda ekonomik olarak muhtaç durumdaki vatandaşlarımıza, devletimizce çeşitli sosyal yardımlar yapılmaktadır. 18 yaşını doldurmamış özürlü vatandaşlar lehine değişiklik yapılan 5378 sayılı yasanın ek 25. maddesine göre bağlanacak aylığın özrün durumuna göre 65 yaşını doldurmuş vatandaşlara bağlanan yaşlılık maaşından daha yüksek olacağını bildiren Cantimur, “Yeni yasadan yararlanmak isteyen özürlü vatandaşların tam teşekküllü hastanelerden alacağı sağlık kurulu raporunu Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Yaşlılar Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na iletmesi gerekiyor. Bu tür müracaatları görüşüp karara bağlamak üzere eskiden belirli günlerde toplanan Emekli Sandığı’nın işlemlerin hızlandırılması ve kısa sürede sonuca bağlanması için şimdi her gün toplanması yönünde yeni yasal düzenlemeler getiriyoruz” diye konuştu.

Özürlü Aylığı

2022 sayılı Kanuna göre düzenlenen, toplumda özürlü aylığı diye de bilinen ve üç ayda bir ödenen sosyal yardımdır. Özürlüler Kanunu ile özürlü aylığı özür durumuna göre 2 ila 3 kat artırılmış ve kapsamı genişletilmiştir. Daha önce herkes için 65 YTL olan aylıklar, özürlülük oranına göre aylık 158 YTL ile 274 YTL’ye yükseltilmiştir.

Özürlüler Kanunu ile 18 yaşın altındaki muhtaç özürlülere ve evli özürlü kadınlara da aylık bağlanması temin edilmiştir. Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan yetim aylığı almakta olan malul çocukların aylıkları bu kanun gereğince durumlarına göre ödenebilecek tutardan az ise aradaki fark ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanacaktır. Bu aylığı talep edecek özürlülerin üç adet belgelik fotoğraf ve Nüfus Cüzdanı ile birlikte ikametgâhlarının bağlı bulunduğu Defterdarlık veya Mal Müdürlüklerine başvurmaları gerekmektedir.

Muhtaç Aylığı

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından durumları uygun olan özürlülere muhtaç aylığı bağlanmaktadır. Muhtaç aylığı 2008 yılı için aylık 261 YTL’dir. Muhtaç kişi aylık talebini, ikamet ettiği ilin bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne şahsen veya posta ile yapabilir.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları

Ekonomik yoksunluk içinde olan özürlüler İl veya İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına müracaat ederek, ayni ve nakdi yardım ile ortopedik ve diğer yardımcı araç-gereçleri talep edebilirler. Ayrıca, özürlülerin ihtiyaç duyduğu ortopedik ve diğer yardımcı araç-gereçlerin, sosyal güvenlik kurumlarınca karşılanmayan kısmı da bu vakıflarca karşılanmaktadır.

Diğer Yardımlar

Belediyeler, Kızılay ve diğer sosyal yardım amaçlı dernek, vakıf, federasyon, konfederasyonlar tarafından da ayni ve nakdi olarak çeşitli yardımlar yapılmaktadır.

Yeşil Kart

Hiçbir sosyal güvencesi olmayan özürlülerin teşhis, tedavi, ilaç, ortez, protez ve gözlük ihtiyaçları yeşil kart verilerek karşılanmaktadır. Yeşil Kart almak isteyen vatandaşlarımızın İl Merkezinde İl Sağlık Müdürlüğüne, ilçelerde ise İlçe Kaymakamlıklarına başvurması gerekmektedir.

Aylığın İptali

Aylık bağlanmasına esas özürlülük oranı değişenlerin aylıkları Sağlık Kurulu raporları ile durumlarına göre yeniden tespit olunur. Özürlülük oranı, 5378 sayılı Kanun’a göre aylık bağlanması gereken oranın altına düşenler ile yukarıda belirttiğimiz aylık ortama gelir tutarından fazla gelir elde etmeye başlayanların aylıkları kesilir. Aylık hakkından yararlanan 18 yaşından küçük özürlülerin yalnızca kendileri 2022 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinde belirtilen tedavi hakkından yararlanır. 18 yaşından küçük özürlüye bakan yakını sağlık yardımı hakkından yararlanamaz. Öte yandan, yukarıdaki hükümlere göre aylık alanlardan herhangi bir sosyal güvenlik kurumunun tedavi yardımı kapsamında bulunanlara sağlık-tedavi yardımı yapılmaz.

Son olarak şunu da belirtmeliyiz ki, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan malûl olmaları sebebiyle yetim olarak aylık veya gelir almakta olan çocuklardan bu kurumlardan aldıkları aylık veya gelir toplamı tutarları 2022 eklenen ek madde gereğince durumlarına göre ödenebilecek tutardan yani yukarıda belirttiğimiz tutardan daha az olanlara; aradaki fark ilgili sosyal güvenlik kurumu tarafından ödenir ve bu şekilde ödenen tutarlar Hazine’den tahsil edilir. Eğer, özürlü kişi birden fazla sosyal güvenlik kurumundan aylık veya gelir alıyorsa yalnızca tercih edecekleri bir sosyal güvenlik kurumu tarafından aradaki fark ödenecektir. İki değişik kurumun birden fark ödemesi Kanuna aykırı düşmektedir.

Özürlü[*] Kimdir?

Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişidir. Görme, konuşma, işitme, ortopedik özürlüler, sürekli hastalığı olanlar, zihinsel özürlüler, sürekli klinik bakıma ihtiyaç duyanlar, duygusal, sosyal ve ruhsal sorunu olanlar, yasalara göre özürlü olarak kabul edilmektedir.

[*]Sakatlık durumunun ifadesi için özürlü, engelli ve sakat kelimelerinden her biri farklı şekillerde kullanılmaktadır. Söz konusu durum için yapılan isimlendirme yasalarda Özürlü kelimesi ile karşılanmaktadır. Ancak kimi sivil toplum kuruluşları sakat kelimesini bir kısmı ise engelli kelimesini kullanmaktadır. Broşürde yasal mevzuat ve benzeri alanlarda yapılan açıklamalar gereği her üç terim de kullanılmaktadır.

[Kaynak: turkiye.gov.tr]

Issız Adam ve Anlamazdın

null

Birbirlerine zıt hayatlar sürdüren Alper ve Ada, bir kitapçıda karşılaşırlar. 30′larında, kendi restoranının aşçısı olan Alper lüks bir düzen içinde gününü gün ettiği bir hayat sürmektedir. Hayatını çocuk kostümleri tasarlayıp dikerek devam ettiren 20′li yaşlarındaki Ada’ysa mütevazi bir hayat sürer.

Sadece çapkınlık alışkanlığıyla karşılaştıkları kitapçıdan Ada’yı iş yerine kadar takip eden Alper, Ada’nın kitapçıda aradığı kitabı ona hediye eder. Bir ilişkiyi başlatan bu tanışmanın sonrasında kendini aşka kaptıran Ada’ya karşılık Alper, daha önceden sürdürdüğü modern hayatın içinde ona yer açmaya çalışırken boğuluyordur da.

Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum gibi filmlerle büyük başarılara imza atan Çağan Irmak, son projesi Issız Adam’da modern hayatların kişileri yalnızlığa sürüklediğinin hikayesini yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşkla taçlandırıyor.

Çekimleri yaklaşık bir ay kadar süren filme çoğunlukla İstanbul kareleri hakim, sadece birkaç sahneyi Tarsus’ta çekmişler. Çağan Irmak kastında görmeye alışık olduğumuz isimlerden Hümeyra bu kez kadroda yok. Bohem hayatın kollarında savrulan, tek gecelik aşkların adamı aşçı Alper rolünde Cemal Hünal var. Hatta Irmak’ın bir önceki filmindeki ‘ulak’ın ta kendisi.

Güzel müzikler ve güzel yemekler var filmde. Aşk da var hem de umulmadık bir şekilde karşısına çıkıyor Alper’in. Sahaflarda Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ plağını ararken karşılaştığı Ada’nın (Melis Birkan) peşine düşüyor Alper. Hümeyra’nın oyuncu olarak olmasa bile taa 1984′te sadece 200 adet basılmış olan plağıyla ‘Issız Adam’da adı geçiyor. Aşk dediğin ya kavga gürültülü ya karşılıksız olur, bir noktada işler elbet tıkanır. Alper ve Ada’nın ilişkisi de bir noktada çıkmaza giriyor. Mizah sosu da var filmde ama abartıya kaçmadan dozunda.

Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo : Çağan Irmak
Oyuncular : Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu
Filmin Türü : Romantik
Orijinal Adı : Issız Adam

Ayla Dikmen - Anlamazdın

Sevilirken bilmedin mi?
Ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.

Issız Adam Film Müzikleri

Aşk Defteri

Onu Bunu Bilmem Kararlıyım

Anlamazdın

Zehir Gibi Aşkın Var

Anlamadın mı

Olacak Olacak

Yanan Mum

Yolcu Yolunda Gerek

Alyanaklım

Kim Dinler Sizi

Sensiz Yaşamam

Nereye

İlk ve Son Aşkım Sen Olacaksın

 
   

null

Ayla Dikmen (1944 - 1990)

Ayla Dikmen, 25 Mart 1944′te Kütahya’da doğdu.
Baba Ali Rıza Dikmen ve anne Bedriye Dikmen’in en küçük çocuklarıydı. Müziğin baş köşeye kurulduğu bir evde gözlerini açtı hayata. Baba piyano ve ud, anne ise keman çalmaktaydı.Abla Meral Dikmen ve ağabey Oktay Dikmen bu müzik ortamına bir parça uzak kaldı. Ancak Ayla Dikmen’in hemen hemen her günü müzikle dolu geçti, hemen hemen her gününü anne ve babasını dinleyerek geçirdi.

Küçüklüğünde ‘haylaz’ bir çocuk olduğu söylenir. Elbisesini ters giyip bisiklete binmeleri aile ve akrabalar arasında en çok konuşulan konuymuş; aynı zamanda yüzlere tebessüm yerleştiren, gülümseten bir konu.

İlk, orta okul ve lise eğitimini Aydın’da tamamladı. Lisedeyken okul korosuna katıldı. Müzik öğretmeni İhsan Ünaldı aynı zamanda türkü de derlemekteydi ve Dikmen, Aydın Lisesi’nin radyosunda solist olarak şarkı söylemeye başladığında ilk olarak hocasının derlediği bu türküleri söyledi. Ardından da, büyük zorluklarla dinlemeye çalıştığı Kahire Radyosu’ndan öğrendiği Batı müziği şarkılarını (İngilizce olarak) seslendirdi.

Lise çağı bitince Ankara’ya gitti ve burada Ankara Yüksek Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimine devam etti. Bu eğitimi sırasında TBMM’de ’stenograf’ olarak da çalışmaya başladı. Ardından da, ’sekreter’ yetiştiren bir okulda stajyer öğretmenlik yaptı.

Müzik ile profesyonel olarak ilgilenmeye başlaması İlham Gencer sayesinde oluyor. Gencer, bir çay partisinde tesadüfi olarak Dikmen’i dinliyor ve kendisine bu işe mutlaka profesyonel olarak devam etmesi gerektiğini öğütlüyor. Dikmen, bu ‘öğüt’ sonrası bir ‘şarkıcı’ olmayı ciddi olarak kafasına koyar. Ancak ailesinin bu isteğini engelleyeceğini düşündüğü için evde bundan hiç söz açmaz ve eğitimine ikinci bir üniversite ile devam etmek istediğini söyleyip İstanbul’a gelir, Siyasal Bilgiler’e kaydını yaptırır. Genç Dikmen’in asıl niyeti, müzik dünyasına profesyonel bir giriş yapmak için gerekli bağları kurmaktır. Bunu da Yavuz Özışık ile tanışarak başarır. Ailesinden korktuğu için adını değiştirir ve Parla Nur adını seçerek Özışık ile çalışmalara başlar. Özışık ile yaptığı bir radyo programı sırasında, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nda oldukça aktif bir rolü olan Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışır. Bu tanışma, Dikmen’in hayatını tamamen değiştirecektir. Yüzbaşıoğlu, Dikmen’i dinledikten hemen sonra orkestrasına katılmasını teklif eder. Yüzbaşıoğlu’nun orkestrası oldukça önemli bir orkestradır ve bu orkestrada ‘kadın solist’ olmak Dikmen’in hayal dahi edememiş olduğu bir durumdur.

Niksarın Fidanları

Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile başlayan prova ve çalışmaların ilk sonuçları 1964 yılında yapılan 2. “Boğaziçi Müzik Festivali”nde alınır. Festival jürisi, “En Başarılı Şantöz” olarak Ayla Dikmen’i seçmiştir. Müzik yaşamının henüz baharında olan bir genç şarkıcı için oldukça önemli bir ödüldür bu; Dikmen’in iyi bir ‘yorumcu’ olarak kabul edilmesini sağlayacak, önündeki bütün engelleri kaldıracak, yolları açacak bir ödül. Bu festivalin hikayesi, İletişim tarafından yayınlanan “Hafif Türk Pop Tarihi” adlı kitapta şöyle anlatılır.

“Robert Kolej, ilk defa bir yıl önce düzenlediği Boğaziçi Müzik festivali’nin ikincisini yapmaktadır. Festival tertip komitesi; ‘geçen yılki hata ve düzensizlikleri göz önünde tutarak, sonuçları tayin edecek jüri heyetinin üyelerini büyük bir titizlikle’ seçer. İsim yapmış neredeyse bütün gruplarımızın katıldığı ve iki gün süren bu festivalin sonuçları açıklandığında ise; ‘dünyadaki bütün yarışmalarda olduğu gibi bu neticeleri hem alkışlayanlar hem de ıslıklayanlar’ olur. Pop müziği için ‘dünyada bundan daha saçma ve zırva bir müzik düşünemiyorum, zırtapoz müziktir bu’ diyen Cüneyt Sermet de jüridedir ve pop müzik konusunda, fikirlerini bu kadar aleni bir şekilde dile getirmiş birinin, böyle bir festivalin jürisinde yer almasını herkes yadırgar. Festivalin ikincisinde de epey sayıda ödül vardır. Ayla Dikmen, Başar Tamer ve Salim Dündar’lı Şerif Yüzbaşıoğlu ‘en iyi orkestra’; İlham Gencer, ‘İstanbul’ ile ‘en iyi beste’; Şerif Yüzbaşıoğlu, ‘Eminem’ ile, ‘Türk folklorundan en iyi aranjman’, ‘Fascination’ ile ‘Batı müziğinden en iyi aranjman’ ödülünü alırken, Kanat Gür ve Ergun Özer de, ‘en iyi vokal’ ödüllerini paylaşırlar. ‘En iyi enstrümanlar’ ödülü bu yıl da vardır: Şerif Yüzbaşıoğlu (piyano), Ersin Ünlüsoy (kitar), Muhittin Paydaş (alto saks) ve Metin Altın (tenor saks) arasında pay edilir bu ödüller de. Yani en iyi dört enstrüman ödülünün üçü, en iyi orkestra seçilen Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’na gitmiştir. Ayla Dikmen’in de ‘en başarılı şantöz’ olduğu bu yarışmada, bir dolu kategoride, ikincilik ve üçüncülük ödülleri bile vardır. Ama ödül sayısının bu kadar çok olmasına rağmen, katılan grupların sayısı o kadar fazladır ki, bazılarının kısmetine hiç ödül düşmez. O dönemin en sevilen ve teklif üstüne teklif alan orkestralarından Şevket Uğurluer Orkestrası bile, ancak ‘en iyi beste’ dalında (’You’ adlı şarkı ile) üçüncülük ödülü ile yetinmek zorunda kalmıştır.”

Bu festival biter bitmez, gündeme “Balkan Melodileri Festivali”ne Türkiye’nin de katılacak olma ihtimali oturur. Henüz birkaç yıllık maziye sahip bir müzikal tür olan pop müziğimizin, yurt dışındaki ilk imtihanı olacaktır bu festival. Eylül ayında yapılacak olan Balkan Melodileri Festivali’ne gidilecek olma heyecanı bütün orkestraları ve solistleri çok etkilemiştir. Elbette her grup kendisi gitsin istiyordu ama, kararı verecek olan Türkiye Müzisyenler Sendikası’ydı. Sendikanın yönetim kurulu da, Temmuz ayında, 2. Boğaziçi Müzik festivali’nde bütün ödülleri toplamış Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’nı seçer bu iş için. Karar herkese makul gelmişti; yeni bir yarışma yapılmıyor olduğuna göre, kısa bir zaman önce, derli toplu bütün orkestraların yarıştığı bir festivalde birinci olmuş bir grubu, yurt dışında da bizi temsil etmesi için göndermek son derece yerinde bir karardı. Balkan Melodileri Festivali’nin yapılacağı Eylül ayı yaklaşmaktayken, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın açıklaması herkesi şaşırtır. Sendika, festivale göndermeye karar verdiği Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’ndan vazgeçmiş ve türlü gruplardan alınan elemanlarla yepyeni bir festival orkestrası oluşturmuştur. Sendika başkanı Muammer Yeşil, festival orkestramızı şöyle açıklar: “Piyanist Selim Özer, tenor saks ve flüt Erol Erginer, gitar Yurdaer Doğulu, kontrbas Alper Feyman ve bateri Vasfi Uçaroğlu…” Orkestranın önüne de, Tülay German, Erol Büyükburç ve Tanju Okan yerleştirilmiştir.

Hem Şerif Yüzbaşıoğlu’nun hem de Dikmen’in çok önemsediği Balkan hayali Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın kararı ile gerçekleşememiştir ama bu geçici bir durumdur. Dikmen ve arkadaşları, bir yıl sonraki festivalde Balkanlar’ın yolunu tutacaktır. İkinci kere gidilecek olan bu festivalin hikayesi ise “Hafif Türk Pop Tarihi”ne şöyle yansır:

“1965 yılının Temmuz ayı da, Türk Popu için yoğun geçen bir ay olur. Altın Mikrofon’u ve Boğaziçi Müzik Festivali’ni geçirip gitmiş müzisyenlerimiz, bu sefer de, Balkan Melodileri Festivali’ne ikinci kere gidilecek olmanın heyecanı ile dolup taşmaya başlarlar. Festivale gidecek orkestrayı, yine Türkiye Müzisyenler Sendikası seçecektir. Sendika, o günlerin en önde gelen 15 orkestra şefini toplayıp, onların yardımı ile 2. Milli Orkestra’mızı oluşturmaya çalışır. Geçen yıl Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile birlikte gidecekleri açıklanmış ama daha sonra vazgeçilmiş Ayla Dikmen ve Başar Tamer nihayet ‘Milli Orkestra’ kadrosuna dahil edilmiştir. Erol Erginer, Yurdaer Doğulu, Kanat Gür, Alper Feyman, Vasfi Uçaroğlu ve geçen yıl kırılan kalpleri telafi babında Şerif Yüzbaşıoğlu da orkestranın diğer elemanları olarak seçilmiş, Ağustos ayında, Bulgaristan’da yapılacak olan festivale gitmek üzere hazırlıklara başlanmıştır. Hazırlıklar başlar başlamasına ama, ilk başa gelen orkestranın eksilmesidir. Bu yıl dört solist ile oluşturulması tercih edilmiş orkestradan, Kanat Gür, mecburen ayrılır ve orkestrayı, tıpkı geçen yıl olduğu gibi yine üç solistli bir halde bırakır. Kanat Gür, sürekli olarak çalışmakta olduğu mekandan izin alamamıştır. Repertvuar çalışmaları sürmekteyken, geçen yıl yapılan seçim ile bu yılki seçimin karşılaştırılması gündeme kendiliğinden gelir ve ilk açıklama Başar Tamer tarafından yapılır: ‘Geçen yıl seçilmediğimi öğrenince çok üzülmüştüm…’ Muammer Yeşil ise, kimsenin dikkatini çekmemiş bir konuyu açıklar. Aslında Süheyl Denizci de seçilmiştir orkestraya ama işleri nedeni ile gidemiyeceğini bildirmesi üzerine, yerine Erol Erginer alınmıştır… Herkesin, ısrarla başka türkü yokmuş gibi aynı türkülerin peşinden koşması hala devam etmektedir. ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Dere geliyor Dere’, ‘Halimem’, ‘Adanalı’ ve ‘Mühür Gözlüm’ kapanın elinde kalmakta, kimse bunları söylemeye doyamamaktadır. Kimse, ‘türküden bol ne varki, ben kendime başka türkü bulayım’ diye düşünmemekte, ille de birilerinin bulup düzenlediğinin peşinde koşmaktadır. Çok geçmeden, Ayla Dikmen yarışacağı şarkıyı açıklar; sanatçı daha önce kimse tarafından keşfedilmemiş bir türkü ile yarışacaktır: ‘Niksar’ın Fidanları’. Bir zaman geçtikten sonra, sendika, Kanat Gür’ün yerine de bir başka birini bulmaya gayret eder ve Ersin Ünlüsoy’u koyar onun yerine. Bu arada, Kanat Gür Orkestrası’nın kadrosunda olan Erol Erginer de, ‘ya festival ya iş’ ikilemi ile karşı karşıya bulur kendini, patronu gibi yapmaz ve festivali seçer, sendikayı yeni bir problem ile karşı karşıya bırakmaz… Milli Orkestra’mız, vali Niyazi Akı’nın sendikaya verdiği 10.000 liranın yardımı ile gider Bulgaristan’a. 14 Ağustos Cumartesi günü, sabah dokuzda, Taksim’deki ‘henüz bitmemiş opera binası’ önünde buluşur ekip. Bütün ekibin göğsünde ay – yıldızlı bayrak vardır ve hepsi bir örnek (gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat) giyinmişlerdir. Kafileye eşlik etmesi için seçilmiş üç basın mensubu bile bu askeri disipline uymuş, onlar da (valinin verdiği paradan karşılanıp karşılanmadığı bilinmiyor olan) aynı kıyafetlere bürünmüşlerdir. On üç ( 10 orkestra + 3 basın mensubu) kişilik kafileyi “gözleri nemli yakınları” geçirmeye gelir, bayrak ve flamalarla süslü otobüs yola düşer. Lüleburgaz, Babaeski geçilir Edirne’ye gelinir oradan da festivalin yapılacağı şehir olan Burgaz’a varılır. Yarışma günü, ekibimiz sahneye büyük bir Bulgaristan bayrağı ile çıkar, Başar Tamer şarkılarının ilk dizelerini Bulgarca söyler, salon da elbette o saniyede alkıştan yıkılır. Puanların toplanabilmesi için, ekibimiz farklı bir bayrak açmıştır bu sefer. Haliyle toplar da. Başar Tamer ‘Çarşıya Kiraz Geldi’, Ayla Dikmen (daha önce ilan ettiği gibi) ‘Niksarın Fidanları’, Erol Büyükburç ise (ani bir manevra ile), ‘Olam Boyun Kurbanı’ adlı şarkıları söylemiş, salonu alkıştan inletmişlerdir. Sonuç yine birincilik olur. ‘Milli Orkestra yine Balkan Birincisi’ başlıkları ile duyurulur bu haber. Artık sık sık, bir yerlerde birinci oluyoruzdur. Orkestramız, döner dönmez; aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi şehirlerin bulunduğu bir turneye hazırlanır, yarışma şarkılarının derhal plak yapılabilmesi için görüşmeler başlar. Milli orkestramız, ilk konserini de, 6 Aralık günü İstanbul’da, Spor ve Sergi Sarayı’nda verir. Hava Kuvvetleri Dans Orkestrası ve Şevket Uğurluer Orkestrası’nı müteakiben millilerimiz sahneye çıkar ve resmen yer yerinden oynar. ‘4.000 seyirci’ kendinden geçmiştir. Orkestranın solistlerinden Ayla Dilmen’in ‘şahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu’ olduğunu yazar gazeteler.”

İlk Plak

Dikmen’in festivalde seslendirdiği “Niksarın Fidanları” adlı şarkının plak olarak yayınlanması ise 1966 yılında gerçekleşir. Melodi firmasının yayınladığı bu plak ile birlikte Dikmen’in ünü dört bir yanı saracak, ardından (yine aynı firma ile) ikinci plağını (”Merdiven / Mühür Gözlüm”) yapacaktır… Melodi ile yapılan bu iki plağın çok iyi bir satış grafiği çizmesi, Netfon firmasının Dikmen’e çok iyi şartlarda bir transfer teklifi yapmasına yol açar. Dikmen bu teklifi kabul eder ve listeleri sarsacak plaklarını sırayla bu firmaya yapmaya başlar. Bu plakların ilki “Sensiz Yaşamam / Nereye” adlı plak olur. Plak piyasaya sunulur sunulmaz, Dikmen’in şanssız olduğu konuşulmaya başlanır. Plağın ön yüzündeki “Sensiz Yaşamam” Ajda Pekkan’ın “Sensiz Yıllarda”, arka yüzündeki “Nereye” ise Özdemir Erdoğan’ın “Duyduk Duymadık Demeyin” adlı şarkılarıyla çakışmıştır. Yani Dikmen, Pekkan ve Erdoğan’ın seçtiği yabancı şarkıların aynısını seçmiş ve (Ülkü Aker’in yazdığı) farklı sözlerle tek bir plakta bir araya getirmiştir. Ancak işin başında ‘şanssızlık’ olarak değerlendirilen bu durumun aslında büyük bir şans olduğu kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkar. Müzikseverlerin bir bölümü, çok sevilen bu iki şarkıyı iki ayrı plaktan dinlemek yerine tek bir plakta, yani Dikmen’in plağında dinlemeyi tercih etmiştir. Bu ilk plağın arka kapağında da hem kısa bir Ayla Dikmen biyografisine yer verilir, hem de bizzat Ayla Dikmen tarafından kaleme alınmış bir açıklamaya. Sanatçı, Melodi ve Netfon firmaları arasındaki sürede fazla plak yapılmamış olmasını dinleyicisine açıklama zorunda hissetmiştir kendisini: “Türkiye’de yapılan plakların istenilenden uzak olması beni plak yapmama kararını almaya mecbur etmişti. Ancak bugün için böyle bir endişe kalmadı. Artık memleketimizde de plak sanayisi tamamen gelişmiştir. Halkımızın kaliteli ve müzik yönü kuvvetli olan plaklara gösterdiği ilgi aşikardır. Bu nedenledir ki, bu sene plak çalışmalarına başladım. Arzum en iyi parçaları en iyi şekilde sizlere sunmaktır. Hepinize kucak dolusu saygılar,sevgiler…” Dikmen, yalnızca “Yaptığım işe bakarım” diye düşünmemiş ve sosyal sorumluluk hisseden bir sanatçı olarak baskı ve kayıt kalitesinin yeterince iyi olmamasından dolayı plak stüdyolarından uzak kalmaya karar vermiştir işte. Netfon’un bu ilk plak sonrası yayınladığı plak da (”Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda Ağlama”) başarılıdır ya, asıl üçüncü plak olan (Mustafa Alpagut’ut iki bestesinin yer aldığı) “Alyanaklım / Yanan Mum” adlı plağın durumu bambaşkadır. Genç ve yetenekli bir müzisyen olan Alpagut, giderek dört bir yanı kuşatmaya başlamış olan ‘Anadolu pop’ akımının içinde gezinen iki şarkı yazmıştır Dikmen’e. Plak her iki yüzü ile büyük bir başarı sağlayacak ancak “Alyanaklım” adlı şarkı, stadyumlara taşınınca kendiliğinden “Yanan Mum”u sollayacaktır. Karacaoğlan’ın bir şiirinden bestelenen “Alyanaklım”ın, “Alma alma yanakları al gibi, boyu uzar gider servi dal gibi…” dizeleri fanatik taraftarlarca takımlarını desteklemek için seçilecek ve Dikmen’in bu şarkısı (hiç şüphesiz sözleri epeyce değiştirilmiş bir biçimde) yıllar yılı ‘tezahürat’ın bir ‘tezahür’ü olarak yankılanır…

Kalbime Yazdım Adını

Bu tezahürat döneminin ilk sonucu, Dikmen’i basının vazgeçemediği bir isim haline gelmesi olur. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan ayrıntılı ve uzun röportajlar, Dikmen’in yalnızca çok iyi bir yorumcu değil aynı zamanda şen ve esprili biri olduğunu da gösterir hayranlarına. Gülmeyi ve güldürmeyi seven, yeri geldiğinde hayatı hafife alabilen ya da onunla dalga geçebilen çok nüktedan biri… Pop müziğin kalbinin attığı Hey dergisinin 17 Mayıs 1972 tarihli sayısında yayınlanan “Ayla Dikmen ile dedikodu yaptık” başlıklı röportajda Dikmen’in anlattığı bir ‘kulis hikayesi’, sanatçının bu yüzünü bütün doğallığı ile gösterir okurlara-hayranlara: “Ünlü klarnetçi Mustafa Kandıralı, geçen gün kuliste bir arkadaşı ile ağız kavgasına tutuşmuş. Kavgaya tutuştuğu kişi en sonunda ‘Sus’ demiş Mustafa Kandıralı’ya, ’sus arkadaş, senin fonksiyonun ne?’ Susmuş Kandıralı. Ama söz dinlediği için degil, ‘fonksiyon’ kelimesinin anlamını bilmediği için susmuş. Hemen gelip Ayla Dikmen’e sormuş: ‘Affedersiniz, fonksiyon ne demek?’ Olayı gördüğü için atılmış Ayla: ‘Sana fonksiyonun ne dedi değil mi? Çok kötü bir laf söylemiş. Küfür etseydi daha iyiydi.’ Kandıralı sinirlenmiş, kıpkırmızı olmuş birden. Hışımla kavga ettiği arkadaşına dönmüş, bağırmaya başlamış: ‘Fonksiyon da sensin, bilmem ne de sensin Utanmaz adam!..’ Bu arada bir gerçeği de meydana çıkaralım. Adana’daki bir konserde Ayla Dikmen’le nişanlısı Coşkun Erdem’in kanununa karabiber eklemişler. Ünlü kanuncu kanununu çaldıkça karabiberler gözlerine sıçramaya başlamış. Gözlerini kapatmaktan, ovalayıp kırpıştırmaktan o gün doğru dürüst çalamamış sanatçı. Sahneden indikten sonra kıyameti koparmış ama bu muzipliği yapanları bulamamış. Gerçeği bu yazıyı okurken öğrenecek…”

Netfon’a yapılan şarkılar – plaklar birikince, dönemin politikası ya da geleneği gereği Dikmen’in ilk albümü de yayınlanır. Gayet sade olaak (tıpkı Coşkun’un yayınlayacağı ikinci albümde olduğu gibi) “Ayla Dikmen” olarak adlandırılmış ve kapağına daha evvel bir 45′lik üzerinde de oturtulmuş ‘elma şekerli’ bir Ayla Dikmen fotoğrafının oturdulduğu bu LP’ye sanatçının hayranları büyük bir ilgi gösterir. Müzik dünyasının kendisi ise, bu albümün Netfon ve Dikmen arasındaki işbirliğinin son halkası olduğunu düşünür; böyle düşünenler yanılmaz da.

Ama bu albümden hemen önce, Dikmen hayatının geri kalan kısmını boydan boya değiştirecek biriyle, Enis Berki’yle tanışır. Dikmen ve Berki’nin 17 Nisan 1968 tarihinde gerçekleşen bu tanışmalarının üzerinden fazla geçmeden ilişkilerinin ‘ciddi’ bir anlam taşıdığına karar verir ve nişanlanırlar. İkili, çok iyi anlaşacak, mutluluk içinde yüzecek ama her nedense ‘nişanlı olma durumu’nu bir türlü tamamına erdiremeyecek, yani evlenemeyeceklerdir. Dikmen ve Berki’nin nişanlı kalma konusundaki ısrarları, çok sonraları yalnızca müzik dünyasının değil, popüler kültür alanında kalem oynatan herkesin ilgisini çeken bir konu olacaktır. Sözgelimi, dönemin çok satan popüler kültür dergilerinden Ses, yıllar sonra bile bu konuya ilgi gösterecek, bu konudan söz açacaktır. Dergi, 2 Mayıs 1981 tarihli sayısında “Olmaz olmaz demeyin… 1968′de nişan, 1981′de nikah” diye bir başlık atacak ve bu konuyu sayfalarına taşıyacaktır.

“Nişandan nikaha kadar geçen sürenin fazla uzamaması gerektiği yolunda yaygın bir düşünce vardır toplumda. Aradaki sürenin uzaması halinde birçok tatsız olayın çıkacağı sanılır. Ama bu düşüncenin geçerli olmadığını ispat edecek bir çift var sanat dünyamızda: Ayla Dikmen – Enis Berki çifti. Bundan on üç yıl önce tanışmışlardı. Aralarında başlayan candan arkadaşlık, güçlü bir sevgiye dönüşünce de evliliğe giden yolda ilk adımı atmışlar ve nişanlanmışlardı. Ama atılan bu adımın sonu bir türlü gelmedi ve çift yıllar boyu nikah masasına bir türlü oturmadı. Fakat nişanlılıklarını tam bir bağlılık içinde sürdürdüler… Bu başarıyı nasıl gösterdiklerini Ayla Dikmen şöyle anlatıyor: Ben sanatıma bağlı bir insanım. Enis de en az benim kadar çalışmalarıma ilgi gösterdi. Parça seçimime varıncaya kadar her şeyimle ilgilendi. Ayrıca son derece entelektüel bir insandır. Girdiği her gruba kısa sürede uyar. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş bir kişidir. Birbirimizden uzak olduğumuz günlerde en az üç kez beni telefonla arar. Bensiz hiçbir yere gitmez ve beni yalnız bir yere göndermez. Bu tutumu dedikodulardan uzak kalmamızı sağladı… Dikmen, ardından da büyük haberi veriyor: Bu yılın sonuna doğru evlenmeyi düşünüyoruz…”

Açtık Aşk Defterini

Dikmen, ilk albümünün yayınlanmasının ardından Netfon ile yollarını ayırır ve Moda adlı bir firmaya tek bir plak (”Ayrılık Şarkısı / Seninleyim”) yapar. Ardından da asıl ‘altın dönem’ini yaşayacağı Coşkun Plak’a geçer. Müzik dünyamızın büyük ve güçlü firmalarından Coşkun, Ayla Dikmen gibi bir star’ı bünyesine kattıktan sonra hiçbir masraftan kaçınmamış ve yapılacak her plak için büyük bütçeler ayırmaya karar vermiştir. Bu yeni dönemin açılışı da çok şaşaalı bir biçimde yapılır. Ayla Dikmen “Aşk Defteri” ile açmıştır bu yeni dönemini. Fikret Şeneş’in hem duyarlı hem de esprili sözleriyle neredeyse baştan yarattığı bu şarkı, plak olarak yayınlanır yayınlanmaz dillere yerleşir. Dikmen, artık tek televizyon kanalımız olan TRT’nin de çok fazla davet ettiği yıldız durumuna gelmiştir. “Aşk Defteri”nin dillere düşmesi sonucu açılan televizyon kapıları, Dikmen’in daha sonra yapacağı şarkıların da anında yaygınlık kazanmasına yol açar. Başta “Yolcu Yolunda Gerek”, “Kim Dinler Sizi” ve “Anlamadın mı” adlı şarkılar olmak üzere, hemen hemen her Ayla Dikmen-Coşkun ortak çalışması satış rekorları kırar, listeleri alt üst eder. Bu başarı Dikmen’in ikinci albümünün de yayınlanmasına neden olur. Coşkun, hem 45′liklerin görece dağınıklığını telafi etmek, hem de Dikmen’in yaygınlaşan ünü nedeniyle artan talebi karşılamak için Dikmen’in ikinci albümünü yayınlar.

Bu ikinci albüm de, birinci albümde olduğu gibi Dikmen’in 45′liklerinin toparlanmasından oluşturulmuştur. Ama Coşkun’un yayınladığı (ve 45′lik olarak yayınlanmamış birkaç yeni şarkı ile de desteklenmiş) bu albümün dikkat çekici yönü tasarım ve ambalajıdır. Firma, ‘güzel sanatlar’a düşkünlüğü ile bilinen Dikmen’e oldukça zengin, oldukça gösterişli bir albüm kapağı yaptırmıştır; açılır-kapanır üç parçalı bir ambalajdır bu ve üçüncü parça, daha önce hiç rastlanmamış ölçüde temiz ve sağlam bir biçimde kapağın diğer bölümlerine (tabiri caizse, bir anahtarın bir kilide girişi gibi) eklenmekte-yapışmakta ve albüme bir ‘hatıra defteri’ havası vermektedir.

Dikmen, 1978 yılında son 45′liği “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”ı yapar. Sanatçı çok ünlü, çok popülerdir ama Türk popu genel bir durgunluk yaşamaya başlamış ve bu durgunluk 45′lik satışlarının düşmesine yol açmıştır. “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım” büyük bir hit haline gelmiş olmasına rağmen, bu plak sonrası Dikmen yeni bir single yapmaz. Dönem artık ‘çiğ köfte’li basın toplantılarıyla tanıtılan ‘taverna – fantezi’ ağırlıklı plakların baş köşeye kurulduğu bir dönemdir ve Dikmen, tam da kendisinden beklenebileceği gibi bu yeni dönemi uzaktan izlemek için köşesine çekilir. Ancak şarkı söyleme aşkı Dikmen’in peşini bırakmaz ve 45′lik değil ama bir albüm hazırlığına başlar. Yeni albümün büyük bir kısmı yeni şarkılardan oluşacaktır. Coşkun’un, düzenlemelerini (en azından büyük bölümünü) Mustafa Özkent’e emanet ettiği ve “Göz Bebeğim” olarak adlandırılmış) bu albüm, yayınlanmasıyla birlikte büyük gürültü koparır. Dikmen’in Coşkun’a yaptığı son 45′lik (”Onu Bunu Bilmem Kararlıyım/İlk ve Son Aşkımsın”) dışında geri kalan şarkıların hepsi yenidir, ilk defa duyulmaktadır. Dikmen ve ekibi, belli ki çok sıkı bir repertuar çalışması sonrası stüdyoya girmiştir. Albümdeki şarkıların büyük bir kısmı (başta açılış şarkısı olan “Zehir Gibi Aşkın Var” olmak üzere) dillere düşer, sevilir. Bu da, Dikmen’in müzik dünyamıza sunduğu bir başka yenilik hatta ‘reçete’ olur: Evet, 45′likler tarihe karışmak üzeredir ama bu müziğin ya da şarkı söylemenin sonu değildir. Sıkı şarkılarla örülmüş bir albümle de, 45′liklerin yokluğu telafi edilebilecek, hit şarkı yaratılabilecektir.

Olacak Olacak

Ama bu albüm sonrası her şey (80′li yıllar boyunca) düzgün ya da yolunda gitmez. Ülke derin bir karanlığa gömülmüş ve bu karanlıkta ‘müzik’ (en azından pop müziği) derinlerde bir yerlere itilmiş, raflara kaldırılmıştır. Bu yeni ‘durum’ da, ne Ayla Dikmen’in ne de diğer müzisyen ve yorumcuların değiştirebileceği bir şeydir. Siyasi yapının düzelmesini, en azından ‘makul’ bir yola girmesini beklemek dışında kimsenin elinden bir şey gelmemektedir.

‘Müzik’ adına her şey, bir zaman sonra bir şekilde düzene girecektir de. 80′li yılların sonuna doğru genç şarkıcıların açtığı yeni bir sayfa sonrası Türk popu yeniden dalgalanacak, dalgalar birkaç yıl içinde bir fırtınaya dönüşecektir. Ancak ne yazık ki, bu yeni açılan dönemde Dikmen yeni bir şeyler yapmaya fırsat ya da imkan bulamayacaktır. Sanatçı, o uzun ve bitmek bilmez bekleme zamanlarında ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmaya başlamış ve bu boğuşma sırasında ister istemez müzik ve şarkılar Dikmen’in hayatında geri plana düşmek zorunda kalmıştır.

20 Ağustos 1990

Dünya güzeli bir insan, yaşamı boyu müziği ve şarkılarıyla hayatımızı değiştiren, renklendiren bir yorumcu ‘elveda’ der bu dünyaya. Geriye de şarkılar kalır. Her zaman, hepimiz için çok şey demek olan, çok şey anlatan, bizi biz yapan şarkılar.

Okan Bayülgen - Disko Kralı

Okan Bayülgen, 1964 İstanbul doğumlu televizyon programcısı, sinema ve tiyatro oyuncusu; ayrıca tiyatro yönetmeni, dublaj sanatçısı ve fotoğrafçı.
Okan Kaan Bayülgen, 23 Mart 1964′te Cihangir’de dünyaya geldi. Bayülgen henüz 6 yaşındayken, öz babası, Albay Hamid Bey’in oğlu, hukuk ve gazetecilik eğitimi almış Ümit Bayülgen ile annesi ressam Ayla Hanım boşandılar. Bayülgen’in büyükbabası avukat Hamdi Üge bir dönem, Atatürk’ün Kuran-ı Kerim’i Türkçe’ye tercüme ettirdiği Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ailesinden, Rahime Hanım ile evliydi (büyükbabası toplamda beş evlilik yaptı).

1970 yılında annesi ve babası, ayrıldıklarını anlamaması için Bayülgen’i, yatılı olan İstanbul Göztepe’deki Taş Mektep’e yazdırdı. Babası Ümit Bey daha sonra, Okan’a şehir hatları vapurunda tanıştırdığı, avukat Doğudan Bayülgen ile ikinci evliliğini yaptı ve çiftin daha sonra Ozan ve Okşan adında iki çocukları oldu. Ayrıldıktan sonra Bodrum’a yerleşen ve burada resim yapmaya devam eden annesi Ayla Hanım ise bir süre sonra İsmet Görgün’le evlendi.

Annesi ve babasının ayrılmasından sonra büyükannesi ve büyükbabası ile yaşamaya başlayan Bayülgen, Göztepe’deki Taş Mektep’ten ayrılarak Şişli 19 Mayıs İlkokulu’na geçti ve buradan mezun oldu. Galatasaray Lisesi’nde öğrenimine devam etti ve okuldaki öğrenci kulüplerinden müzik, edebiyat, folklor gibi kollarda etkin oldu. Bir sene iftiharla geçtiğini, ertesi sene sınıfta kaldığını söyleyen Bayülgen, okuldaki son dönemlerinde Rasih Nuri İleri’nin bir akrabasına aşık olup da okula gitmeme durumu sorun olmaya başladığında, annesi Ayla Hanım onu yanına Bodrum’a çağırdı ve Galatasaray Lisesi’ndeki 6 yılından sonra Bodrum Lisesi’ne devam etti ve ardından da Şişli Lisesi’nden mezun olarak 1984′te lise eğitimini tamamladı.

Bunun ardından Bayülgen, fotoğraf eğitimi almak için Fransa’ya gitti. Tours Üniversitesi Hukuk ve Ekonomik Bilimler Fakültesi’nde hukuk okumaya başladı. Ardından fikir değiştirerek aynı üniversitenin ekonomi bölümüne geçti. Fransa’da tanıştığı antikacı bir kadınla antika mezatlarına katıldı, üniversitedeki fotoğraf ve tiyatro kulüplerinde çalıştı. Orada bir yıl okuduktan sonra ekonomi eğitimini de yarıda bırakarak Türkiye’ye döndü ve Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar Bölümü sınavlarında başarı göstererek buradaki eğitimine başladı. 1989 yılında mezun oldu ve aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Fakültesi’nde mastır yaptı.

Devlet Tiyatroları’ndaki en genç yönetmen olarak 1989-1994 yılları arasında çeşitli oyunlar yönetti. Bazı oyunlarda da oynayan Okan Bayülgen, 1991′de Kent FM’de Son Saatler adlı bir programla radyoculuğa başladı. Bu sıralarda Genç Indiana Jones dizisinin Türkiye’de çekilen bölümünde rol aldı. 1993 yılı sonunda Trabzon Devlet Tiyatrosu’na tayini çıktı. Rejisi kendisine verilen bir oyun yönetim tarafından kaldırılınca 1994 yılında Devlet Tiyatrosu’ndan istifa ederek şansını radyo ve televizyon alanında kullanmaya karar verdi. Radyolarda haber spikerliği ve programcılık yapmaya başladı. Televizyona geçtikten sonra da radyoda işler yapmaya devam etti. 1995′te Radyo Contact’ta çalışmaya başladı. 1997′de Kiss FM’de Okan Bayülgen On Air programını sundu. Özellikle 1998 ve 1999 yılında drive time’da yayınlanan Radyo D’deki Hayat Bilgisi programı ile dikkatleri çekti. En son 2001 yılında Radio Contact’ta, yine akşamın sıkışık trafik saatlerindeki Yol programı ile karşımıza çıktı.

Okan Bayülgen televizyon hayatına Satel TV’de klipler sunarak başladı ve ATV ekranlarında gece yarısında yayına başlayan Gece Kuşu adlı programı ile tanındı. Gece Kuşu’nun ardından late night show tarzını 100 gece boyunca Televizyon Çocuğu ile devam ettirdi. 2 yıl kadar ekranlardan uzak kalan Bayülgen, bu aradan sonra Kanal D’de yayınlanan Zaga ile geri döndü. Sürekli değişen ekipler, skeçler, jenerikler, dekor, orkestra ve farklı program anlayışı, canlı telefon bağlantıları, içinde barındırdığı beklenmedik tuhaflıkları ve Medya Arkası ile kısa bir dönemin haricinde Cumartesi geceleri yayınlanan Zaga, Türk televizyon hayatındaki uzun soluklu, yeni bir anlayışın ürünü ve özgün bir program olarak kendine çekirdek bir izleyici kitlesi oluşturdu.

2004′de Herkes Bunu Konuşuyor ile karşımıza çıkan Bayülgen, eğlenceli olan ama eğlence programı olmayan bu denemesinde; akademi, bilim, müzik, popüler kültür, medya dünyasından ve çeşitli sanat dallarından çok yönlü konuklarla birlikte,kalite, eğlence ve izlenebilirliğin bir arada sunulduğu alternatif bir yayıncılık örneği sundu. 2005 yayın döneminde Televizyon Makinası ile izleyiciyle buluştuğunda, her zaman kendisi kadar ekibini de ön plana çıkaran Bayülgen bu sefer Hakkı Devrim ile beraberdi.

Okan Bayülgen, magazin ve basın üzerine takındığı eleştirel tavrıyla televizyon dünyasında gerçek devrimler yapmış, birçok tabu yıkmış, taklit etmeden yeni ve özgün çalışmalar yapmış bir isimdir. Zaman içinde programcılık anlayışında ve tarzında belirgin değişimler göstermekle beraber, bir şekilde kendi çizgisini yaratıp koruyabilen Bayülgen bir röportajında “Kendinizi nasıl tanımlarsınız?” sorusuna şu cevabı vermişti:

” Salak, aptal… Herkes kendine o sözleri kullanır zaten. Mesela kendi kendine uyanıp, ne yakışıklıyım diyen adamın herhalde kafadan bir problemi vardır. Genelde kendi kendimize kullandığımız sözler, ne salakmışım, ne aptalmışım, keşke öyle yapmasaydım. Kendi kendime kullandığım kelimeler salak ve aptaldır…”

Sinema oyunculuğuna, Mustafa Altıoklar’ın yönetmenliğini yaptığı 1996 yapımı İstanbul Kanatlarımın Altında filmi ile başlayan Okan Bayülgen, canlandırdığı Salih karakteriyle Sadri Alışık En İyi Erkek Oyuncu Ödülü aldığı 1997 yapımı Ağır Roman, 1999 yapımı Romantik, 2000 yapımı Oyun Bozan, 2001 yapımı Hemşo ve Komiser Şekspir, 2002 yapımı Sır Çocukları ve Gülüm adlı sinema filmlerinde; ayrıca Utanmaz Adam ve Size Baba Diyebilir Miyim? adlı TV dizilerinde rol aldı.

Okan Bayülgen etkileyici ses tonu, etkin vurgulamaları ve düzgün Türkçe’siyle aranan seslendirme sanatçılarından biri oldu ve bugüne kadar çeşitli yabancı animasyonlar ve filmlerin (Shrek serisi, Garfield, …) Türkçe dublajında bulundu. Uzun dönemdir reklam ve kampanya filmi seslendirmeleri yapan Bayülgen, National Geographic dergisi tarafından En İyi Sualtı Kitabı seçilen ve çeşitli ödüller alan Alptekin Baloğlu’nun çektiği fotoğrafların da yer aldığı Sualtından Yansımalar DVD’sinin Türkçe seslendirmesini de yaptı.

Bir kaç sene önce kendisine doğum gününde hediye edilen bir Leica M6 ile başladığını söylediği fotoğraf merakını, bugüne dek çeşitli firmalar için katalog ve moda çekimleri yaparak profesyonelleştirdi. Bayülgen’in, 2006 Mayıs ayında Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi’nde, Zekai Demir ile beraber yaptıkları Madagaskar gezisinden fotoğrafların yer aldığı Baobab Yolu isimli sergisi açıldı ve bu analog çekimlerden oluşan fotoğrafların bulunduğu bir kitabı da yayımlandı.

Disko Kralı

Dinamik, eğlencesi bol, sürprizi bol, süper bir şov!
Tek bir stüdyo içinde üç ayrı dekorun kullanıldığı “Disko Kralı”nda, taşınabilir olarak tasarlanan bu dekorlar yayın sırasında değiştirilebiliyor. Programın üç ana bölümünü; dört konuklu sohbet masası, üç konuklu talk-show kanepesi ve Bayülgen’in tek bir konukla başbaşa kaldığı alan oluşturuyor.
Disko Kralı’nda; Hakkı Devrim ve Erol Günaydın’dan oluşan “İhtiyar Heyeti” ile Özgür Çakıt’ın program içinde hazırlayıp sunduğu “Ben Bi’şey Merak Etmek İstiyorum” adlı araştırma bölümleri de var.
Sert sorulardan oluşan “Cevap Hakkı”, telefon konuklarına yöneltilen “Malumatfüruş” soruları, “Medya Canavarı” ve Hakkı Devrim’in Medya Arkası bölümleri de programın beğeniyle izlenenleri arasında.
Yeni oyuncuları, canlı ve bant skeçleri, orkestrası, araştırma dosyaları, canlı performansları ve akla hayale gelmedik tüm delilikleriyle “Disko Kralı” Kanal D’de.

Şiddetle izlenmesi tavsiye edilir … )

Kurban Bayramı, Kurbanlık Seçimi ve Kesimi

İslam Dini’de Kurban

Diğer dinlerde de “kurban” kavramına rastlanılmakla beraber Kurban Bayramı, İbrahimi dinlerden, sadece İslamiyet’te kutlanılır. İslam peygamberi Muhammed gerek kurban bayramında, gerekse bayram harici zamanlarda sık sık Allah rızası için kurban keserdi. Kurban Bayramı’nda kurban kesmenin amaçları, Allah’a yakınlaşmak, adanmışlık derecesini göstermek, ilâhî rızayı kazanmaktır. Bunun yanı sıra maddî durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmak da bir sebep olarak ifade edilmiştir. Bu durumu açıklamak için “Kurban, Hakka ve halka yaklaşmak için kesilir” tabiri kullanılır.

Kurban Kesmek Herkese Farz mı?

Kurban kesmenin farz olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Genel kabule göre kurban kesmek farz olmamakla beraber Hanefi mezhebinde vacib olduğuna ve kesilmesinin gerekli olduğuna inanılır. Şafii mezhebine göre ise sünnettir ve kesilmese de olur. Kur’an’da kurban kesmekten Kevser Suresi’nde bahsedilir. 3. ayetten meydana gelen bu sure şu şekildedir: ” Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.”

Kurban kesmenin şartları

Akıllı, hür, mukim (yerleşik olan, seyahatte olmayan) ve dinî ölçülere göre zengin sayılan mümin olunmalıdır. Belli miktar parasına sahip olan kişinin belli miktarda borcu varsa, borcunu çıktıktan sonra kalan miktar 80 gram altına tekabül ediyorsa, kurban kesmek üzerine vaciptir. Kurban edilecek hayvanın erkek veya dişi olması önem taşımıyor. Ancak hangi cins hayvanların öncelikli olarak kurban edileceği belirlenirken, ekolojik dengenin ve toplumun ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Kesim sırasında, hayvana acı çektirilmemesi, hayvanların ehil kişiler tarafından, süratle kesilmesi önem taşıyor. Kurban, akıl ve temyiz gücüne sahip kadın-erkek tüm Müslümanlar tarafından kesilebiliyor. Çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirlerin alınması, kesim sırasında psikolojik açıdan etkilenmemeleri için çocukların kesim yerinden uzak tutulması, dikkat edilmesi geren konular arasında yer alıyor.

Kurban Bayramı“, İslam dinindeki en önemli iki bayramdan biri. Diğeri Ramazan Bayramı’dır. Kurban Bayramı adını, Allah için koyun, keçi, deve, sığır cinsinden hayvanlardan birini kurban kesmekten alır. Kurban, şahıs için sünneti ayndır, yani ev halkından biri keserse diğerlerinden borç düşer. Kurbana udhiyye denir. Kurban hür, mukim, müslim, zengine vaciptir. Zengin demek, temel ihtiyacı dışında en az 200 dirhem gümüşe sahip kişi demektir, yani güncel dille söylersek, asgari geçim ücreti dışında birkaç milyar veya buna mukabil mal demektir.

Hayvanların diğerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına özen gösterilmesi gerekiyor. Fazla eziyet vermemek için hayvanın kesim sırasında uygun tekniklerle bayıltılmasında ise bir engel bulunmuyor. Ancak, henüz kesilmeden şok etkisiyle ölen hayvan, kurban edilemiyor. Kurban ancak koyun, keçi, deve, sığır cinsinden hayvanlardan olur. Koyun ve keçi 1 yaşında, deve 5 yaşında, sığır 2 yaşında olacaktır. Her kurban bir kişiliktir, ancak deve ve sığırı 7 kişi ortak kesebilir. Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı olması, hem ibadet hem de sağlık bakımından önem taşıyor. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzları kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memesi kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban edilemiyor. Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, kurban edilmesine engel teşkil etmiyor.

Kurbanlık hayvan genellikle arefe gününden alınır. Bayram namazından sonra hayvan kıbleye yatırılır. Bu sırada eziyet edilmez, çekilmez, sürüklenmez. Keskin bir bıçakla kesilir. Keserken Bismillahi Allahu Ekber, denilmezse, eti yenmez. Hayvanı sahibi keser veya bir vekile kestirir. Kesim bir hamlede yapılır, hayvana acı çektirilmez. Kurbandan önce hayvanı kırkmak ve kestikten sonra etini, postunu satmak mekruhtur. Kesimden sonra etin üçte biri sadaka olarak dağıtılır, postu tuzlanarak kurslara, kurumlara verilir. Kesimden sonra ilk çıkanlardan ciğerden yemek menduptur. Kurban kesim işlemi bittikten sonra bayramın ilk günü genellikle etlerin düzenlenmesi, dağıtılmasıyla geçer, mezarlığa gidilir, akşama doğru bayram ziyaretleri yapılır.

Akıllı, buluğ çağına ermiş, temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80.18 gram altın veya bu değerde para veya eşyaya sahip Müslümanlar, kurban kesmekle yükümlü sayılıyor. Bu şartlara sahip karı kocaların, “ibadetlerde ceza ve ödül bireyseldir” anlayışından hareketle ayrı ayrı kurban kesmesi gerekiyor. Yolcular ise kurban kesmekle mükellef kılınmıyor. Kurban kesmek yerine sadaka vermek, kurban ibadetinin yerine geçmiyor. Bu ibadet için kurban olacak hayvanın usulüne uygun kesilmesi gerekiyor. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek, Müslümanlığın önemli vazifelerinden biri olsa da, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru görülmüyor. Kurban taksitle de alınabiliyor. Kişinin mülkiyetinde bulunan ve kurbanlık vasfı taşıyan tüm hayvanlar, kurban olarak kesilebiliyor. İster peşin ister taksitle satın alınsın, hayvan kişinin mülkiyetine geçtiğinden kurban edilmesinde sakınca bulunmuyor. Kurban mal ile yapılan bir ibadet olduğundan vekalet caiz görülüyor. Vekalet yoluyla kurban kestiren kişi, hem bulunduğu yerde birisine hem de başka bir yerdeki kişi veya kuruma vekalet verebiliyor.

[Kaynak: haber7.com, video.google.com]

Japonya’da Kan Grubu Takıntısı

Japonlar artık kan gruplarına göre alışveriş yapıyor, perhize giriyorlar. Ülkede bu yıl en çok satan 10 kitabın dördü, kan gruplarının hayatın her alanında belirleyici bir rol oynadığını öne süren ve “kişilik tahlili” yapan eserler. “Kan Grubu B Olan İnsanlar İçin Talimatname” adlı kitap, 5 milyondan fazla sattı. Bu tür kitapları özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınlar satın alıyor. Kan grubunun insanın mizacını etkilediğine dair bilimsel bir kanıt olmasa da, Japonlar bu bağlantıya, burçlara inanır gibi inanıyorlar.

null

Kan Grupları

Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0 türleri mevcuttur. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerinde olabilir. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8′li kan grubu tablosu oluşmuştur. Türkiye’de iki sistem yan yana yazılarak belirtilir. Örneğin; A türü kanda Rh değeri negatif ise, o kan için A Rh- grubu denir. Türkiye’de Kızılay’ın verilerine göre en fazla bulunan grup A Rh+’dir.

Kan Gruplarının Önemi

Kan grubunu belirleyen A ve B genleri, kanınızda bulunan alyuvarların çeperinde A ve B tipi proteinlerden hangisinin yer alacağını belirlerler. Kan grubunuz A ise alyuvarlarınızın çeperinde yalnızca A tipi protein, B ise yalnızca B tipi protein, AB ise her ikisinden de, 0 ise alyuvarlarınızın içinde her ikisi de yoktur demektir. Alyuvar çeperinde bulunan ve kan grubunuzun belirlenmesinde rol oynayan bu proteinlere aglütinojen denir. Ancak kanda, kendinizinkinden farklı bir kan grubuna ait alyuvar hücrelerinin vücudunuza girmemesini sağlayarak sizi koruyan aglütinin adlı antikor lar bulunur. Protein yapısında olan aglütininler de tıpkı aglütinojenler gibi A ve B tipinde olurlar.

Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda “antijen” özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.

Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner’in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme “Rh sistemi” denildi.

ABO sistemi: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0’dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler “aglutininler”, alyuvarların üzerindekiler ise “aglutiojenler” olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.

AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.

null

Alyuvarlardaki Plazmadaki

Kan Grubu Aglutinojen Aglutinin

AAb (Anti A)

BBa (Anti B)

ABAB(-)

0(-) (Yok) a,b (Anti A ve B)

Yukarıda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna “genel alıcı” grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da “genel verici” grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.

Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.

Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.

Kan grubu (A), kan grubu (B) ise; (A) grubunda, (B) grubunda ve (AB) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (Sıfır) grubunda da çocukları olabilir. Çünkü A ve B’nin yarısı 0 (Sıfır) genini taşır. Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.

null

ABO sistemindeki kan gruplarından

  1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).
  2. A grubundakinin genleri, A ve 0’dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A’dır (homozigot).
  3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B’dir (Homozigot) veya B ve 0’dır. (heterozigot).
  4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B’dir. (heterozigot).

Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.

Bunu açıklayalım

  1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.
  2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,
  3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,
  4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.

Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın “Rh Negatif” diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir. Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.

[Kaynak: kanbankasi.gen.tr, wikipedia.org, hurriyet.com.tr]

Farklı Supergirl Tasviri

Süper kadın kahramanların hiçbirinin çorabı kaçmaz, ne bileyim gidip bir ruj bakmazlar, fön çekmezler. Aynı anda iki erkeğe aşık olup saçma işler yapmazlar. Yani günlük hayatta görülen şeyler olmaz. Ama hep bakımlı, alımlı dururlar. Beğenileri ve davranışları “Erkek Fatma” düzeyindedir. Genelde hitap ettikleri kız kitlesi de ister istemez, güçlü olmayı erkek hakim hayatlarından kurtulmayı amaçlayan veya kusursuz güzel olmak isteyen bir model çizerler.

Gerçek Adı: Linda Lee Danvers (Kara Zor-El)
Doğum yeri: Kripton
Kaldıgı yer: Chicago
Dünyadaki yakınları: Süperman, Clark Kent (Kal-el)

Süper Kız, Süperman’in kuzenidir ve asıl ismi Kara Zor-El’dir. Aynı kuzeni gibi Süperkız’da uçabilir ve süper insan ve yeteneklerine sahiptir. Kara yeteneklerini sadece süperman istediğinde kullanır. Kara günlük hayatta Linda Lee adını kullanır. Linda Lee yetimhanede yetişmiş daha sonra Fred ve Edna Danvers tarafından evlat edinilmiştir. Yaşamında pek çok kere kariyer değiştirmiştir, ciddi bir ilişkisi olmamaıştır ve her zaman Süper Kız kariyerini ön planda tutmuştur.

Güç ve Yetenekler

Süperman’in sahibi olduğu insanüstü özelliklerin tamamına sahiptir (uçma, dayanıklılık, süper görüş, hız gibi). Fakat güçlerini Superman kadar iyi kontrol edemez buda zaman zaman başını belaya sokar.

Geçmişi

Kara Zor-El (Supergirl) Kripton gezegeninden aynı kuzeni süperman gibi bir mekikle gönderilmiştir ancak Kara bir bebekken değil gençken mekiğe bindirilmiştir. Üstelik geleceği dünyaya gönderilen kuzeni Kal-EL (Süperman)’dan haberi vardır. Bir bebek olan Süperman’in yetiştirilmesi sorumluluğunu üstüne almıştır. Ancak mekiği kriptonit parçalarından biriyle vurulan Kara tahmin edilenden çok daha sonra dünyaya varır. Dünyaya geldiğinde Kal-El çoktan yetişkin bir kriptonlu olmuştur. Bir süre Süperman’e yardımcı olmaya çalışan Kara çoğu zaman güçlerini tam kontrol edemediği için Süperman’in başını derde sokar. Bunun sonucunda süper kahraman kimliğini yalnızca Süperman istediğinde kullanmaya karar verir.

Filmlerden

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Çizgi Romanlardan

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Vajinismus

Vajina girişini çevreleyen kasların istemdışı olarak kasılarak cinsel birleşmenin acılı olması ya da birleşmenin gerçekleşememesidir. Vajina girişini çevereleyen baskın kas grubu “Pubik Kaslar” olarak adlandırılır. Bunlar düz kas grubudur ve refleks olarak çalışırlar. Vajinismusda yaşanan kasılma istem dışıdır ve asla kadının kendi kontrolünde değildir. Eğer kişi kasların kasılmasından ötürü acısız cinsel birleşme yaşayamıyorsa bu durum vajinismus olarak nitelendirilir. Bir diğer tabirle Vajinismus, kadınlarda görülen cinsel bir işlev problemidir. Vajina girişini çevreleyen kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmede acı ve ağrıya neden olması ya da bu sebeple cinsel birleşmenin hiç gerçekleşememesi şeklinde tanımlanabilir. Kasılmalar, cinsel birleşme dışında jinekolojik muayene esnasında ve vajina içine tampon yerleştirme durumlarında da ortaya çıkabilir.

null

Nedenleri

Bu hastalığın %90′ı psikolojik, %10′u organik kökenlidir. Psikolojik kökenli olanlarının başlıca sebepleri arasında genç kızlara ergenlik çağından itibaren cinselliğin ayıp, kötü ve günah olarak anlatılması, kızlık zarının öneminin abartılması ve ilk birleşmenin acı veren ve kanamaya sebep olan bir deneyim olacağının öğretilmesidir.

Bazı durumlarda kişinin başından geçen tecavüz veya kötü cinsel deneyimler de vajinismus hastalığının sebebi olabilir. Hamile kalma korkusu, doğum korkusu veya kızlık zarının yırtılması gibi korkular da az görülmekle birlikte bu hastalığın psikolojik nedenleri arasında gösterilebilir. Sağlıklı ve aktif cinsel hayata sahip kadınlarda dahi bazı durumlarda geçici de olsa vajinismus görülebilir. Doğum veya jinekolojik ameliyatlar sonrası, büyük üzüntüler ve emzirme (laktasyon) döneminde kadınlarda görülen cinsel istek azalması bu durumlara örnek olarak gösterilebilir.

Vajinismus, ilk cinsel ilişki girişimi sırasında, jinekolojik muayene sırasında ya da tampon kullanma girişimi sırasında ortaya çıkabilmektedir. Pubik kaslar kasılarak vajinanın açılmasını engeller ve cinsel birleşmenin gerçekleşememesine neden olurlar. Kasılma oluşursa cinsel birleşme ya imkansız hale gelir ya da şiddetli acı oluşur. Genellikle vajinal bölgeye müdahale sona erdiğinde kaslar rahatlar ve normale döner. Pubik kasların kasılması kişinin isteği dışında gerçekleşmektedir, kişi her ne kadar uyanıkta olsa durum bilinç dışı meydana gelir. Bu istem dışı kasılmaların bir çok nedeni olabilmektedir, genellikle fiziksel ve duygusal faktörlerin birleşmesi sonucu oluşmaktadır. Bu kasılmalar aslında vücüdün kendini korumaya yönelik bir savunmasıdır. Vajinismusun nedenlerini, sonuçlarını ve nasıl tedavi edileceğini bilmemek çiftlerin hayal kırıklıkları yaşamalarına neden olur ve her iki tarafıda psikolojik ve fiziksel olarak yıpratır. Vajinismus hastası çoğu kadın illişkiye girememekten ötürü yoğun utanç duygusu hisseder ve sıkıntılarını paylaşmak istemezler. Durumu başkalarına anlatmak onları rahatsız edebilmektedir. Vajinismus yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır ve kadından kadına farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı kadınlar jinekolojik muayeneyi tamamlayabilmekteya da tampon kullanabilmekte iken cinsel ilişkiyi tamamlayamamaktadır. Bazı kadınlarda ise ilişki gerçekleşmekte fakat aşırı miktarda acı oluşmaktadır. Diğer bir grupta ise hiçbir vajinal müdahale gerçekleşememektedir.

null

Vajinismus Türleri

Primer Vajinismus: Cinsel hayatın başlamasindan itibaren görülen ve bir kez bile cinsel ilişkinin gerçekleşememesi türündeki vajinismustur.

Sekonder Vajinismus: Cinsel hayatın başlamasından itibaren sağlıklı şekilde ilişki mümkün iken yaşanmış bir cinsel travma sonrası (olaylı bir doğum, düşük, kürtaj, yanlış yapılan ve ağrılı bir jinekolojik muayene, taciz veya tecavüze maruz kalma gibi) oluşan vajinismus durumu söz konusudur.

Tedavisi

Hastalığın tedavi süreci oldukça basittir. Önemli olan sorunun nedeninin belirlenmesidir. Sorun fiziksel kaynaklı ise jinekolojik olarak tedavi edilebilir. Eğer hastalığın nedeni psikolojik ise çiftin beraberce psikolojik terapiye devam etmesi gerekebilir. Her psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi bunda da hastanın hastalığını tanıyıp kabullenmesi ve tedaviye inanması tedavi sürecini kısaltır ve daha başarılı kılar. Vajinismus kesinlikle tedavi edilebilen bir problemdir. Vajinismus bir hastalık (sendrom) değil, bir belirtidir (semptom). Başka bir deyişle vajinismus; bilinç altı tarafından oluşturulan ve kişiyi koruyan bir savunma mekanizmasıdır. Vajinismus problemi olan bir kadında, PC kası (pelvik taban kası), cinsel ilişki esnasında refleksif davranmaktadır ve kadının istemi dışında kasılmaktadir. Bu istenmeyen durumun kaynağı da bazı nedenlerle etkilenen bilinç altıdır. Vajinismus tedavisinde tüm dünyada; davranışsal ve bilişsel terapiler, hipnoz tedavileri gibi bilimsel tedavi teknikleri kullanılır. Buradan da anlaşılacağı gibi, tek seanslık ya da tek günlük tedavi teknikleri, ilişki öncesi alkol alma, vajen girişine lokal anestezikler uygulama, depresyon ilaçları, etkisiz tedavi ya da çözüm girişimleridir. Vajinismus psikoterapötik bir süreç ile kesinlikle kalıcı çözüme ulaşır. Bundan dolayı bilimsel olarak açıklanmamış ve kanıtlanmamış her türlü yaklaşımdan kaçınmak gerekmektedir.

Vajinismus Hakkında Bilinmeyenler

  • Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.
  • Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz. “Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu?” sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.
  • Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.
  • Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.
  • Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.
  • Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.
  • Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.
  • 10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip “aseksüel” olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.
  • Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.
  • Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.
  • Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.
  • Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80’i ve eşlerinin yüzde 90’ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.
  • Vajinismuslu kadınların yüzde 57’si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15’i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28’i tepkisiz olarak değerlendirmektedir. *Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.
  • Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.
  • Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.
  • Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.
  • Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.
  • Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.
  • Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen “neden hala çocuk yapmıyorsunuz?” şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.
  • Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

[Kaynak: wikipedia.org]

Yiyelim mi Sürelim mi?

 

 

Çilek, böğürtlen, kakao, buğday, elma. kapısının önünden geçerken bu kokularla beni cezbedip içeri davet eden bir dükkândayım. Saydıklarıma bakınca söz konusu yerin bir market ya da manav olduğunu düşünebilirsiniz. Ama burası “taze” ürünler satan bir çeşit kozmetik mağazası. Ve ben de burnu el verdiğince kokulara gömülmüş potansiyel bir müşteriyim o dakika. Elimdeki muhteşem kakao kokusunu haiz nesnenin ne olduğunu anlamaya çalışırken hevesli tezgâhtar yanıma gelip konuşmaya başlıyor: “Masaj kremi bu. Kokusu çok güzel değil mi?” Ve sesindeki muzip çınlamayı fısıltıya dönüştürüp devam ediyor: “Yenebiliyor. Üstelik tadı da çok güzel.” Cilt bakım gurusu “Inside Out Beauty” (İçten Dışa Güzellik) kitabının yazarı Daniele de Winter, geçen hafta firmasının tanıtımı için İstanbul’daydı. Newsweek Türkiye’ye konuşan de Winter, dış güzelliği yansıtabilmek için önce iç güzelliğin korunması gerektiğine inanıyor, hatta bunu hayat felsefesi haline getirmiş. Ve gerçek güzellik için önce vücuda lazım olan protein, aminoasit ve enzimlerin temin edilmesi gerektiğini söylüyor. Peki bunları nereden temin edebiliriz? Kitabında yer verdiği gibi çilek, avokado, fındık, elma, domates gibi besinlerden mi yoksa bu meyve ve sebzeler kullanılarak üretilen kremlerden mi? İşte kafalar bu noktada karışıyor. Bu besinler, onları yediğimiz zaman mı asıl amaca hizmet etmiş olacaklar, yoksa krem olarak sürdüğümüzde mi?

Dermatolog Dr. Howard Murad, “besin içerikli ürünlerin ciltte yalnızca yüzde 20 oranında etkili olabileceğini, geri kalan yüzde 80′lik kısım hücreler, bağ dokuları ve damarlardan oluştuğu için bu bölgenin ancak besinlerin yenmesiyle takviye edilebileceğini” söylüyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdüren Murad aynı zamanda bir eczacı. Bugünlerde moda olan “doğal ürün” fanatikliğini aşırı buluyor, marketten aldığımız elmanın bile bahçeden rafa gelene kadar geçen süreç boyunca dalından kopartıldığı zamanki besin değerinden çok şey kaybettiğini anlatıyor. Doğal ve kimyasal katkısız ürünlere ilgi de, metropollerde yaşayan insanların doğaya dönme isteğinin yansıması olabilir. Bu yüzden normal bir nemlendirici almak yerine mis gibi böğürtlen kokulu bir krem almak, çoğu kez daha doğal gözükebiliyor. De Winter kitabında bu arayışı “içimizdeki mağara kadını” olarak betimliyor. İnsanlık var olduğundan beri vücudun aynı arayış içinde olduğunu anlatan de Winter “Metabolizmamız sebze meyve yemeye programlanmış, fast food değil” diyor. “Üstelik gerçek bir mağara insanının protein almak için ağacın dalına uzanması yeterliydi. Bugünlerdeyse buna ulaşmak için epey çaba göstermek zorundayız.”
2007 yılında “Organic Monitor” araştırma ve danışmanlık şirketinin “The Euro-pean Market for Natural Cosmetics” raporunda; eskiden insanların sadece özel şikâyetlerinden dolayı dermatolojik (cilt sağlığı ve hastalıklarıyla ilgili) ürünlere başvurdukları belirtiliyor. Oysa günümüzde sadece “doğal” etiketi bile bu tür ürünlerin satışını arttırmaya yeterli. Hatta piyasadaki bu büyümenin beklendiği şekilde sürmesi halinde dünya çapında satış gelirlerinin 2010 yılında 10 milyar doları aşması öngörülüyor. Bu veriler ışığında konuştuğumuz uzmanlar “doğal” etiketinin, dermatolojik ürünlerin markette yerini koruması için planlanmış bir pazarlama stratejisi olduğunu düşünüyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Deniz Yücelten, bu tarz ürünleri “kozmetik tuzak” olarak tanımlıyor. Ona göre beslenmeyle, yani oral yolla alınan vitaminler sadece cilt için değil birçok açıdan faydalı. Konunun bir hayli tartışmalı olduğunu düşünse de besin içerikli ürünlerin cilde katkısının çok az olduğu görüşünde.

Amerikan Dermatoloji Enstitüsü’nden Carolyn Jacob’a göre beslenilen ya da cilde uygulanan besinlerde asıl önemli olan, bunların içeriğindeki antioksidanlar (cilde zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getiren, sigara ya da güneşin cilde zarar vermesini önleyen moleküller). “Elma, dutgiller (yaban mersini, böğürtlen, dut), soğan, sarımsak, kereviz gibi besinler antioksidan içerirler ve bu nedenle tüm vücut ve cildiniz için yararlıdır” diyor Jacob. Cilde uyguladığımız ürünlerde ayrıca vitaminlerin de önem kazandığını söyleyen Jacob “sürelim mi, yiyelim mi” tartışmasını doğru bulmadığını, bu konuda yeterince araştırma olmadığını ifade ediyor. Türkiye’deki dermatologlara da eğitim veren Miami Üniversitesi Kozmetik Tıp ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Leslie Baumann ise yaşlanmanın önüne geçen antioksidanların elma ve yaban mersini gibi meyvelerde bulunduğunu söylüyor. Baumann, bu meyveleri yemenin, antioksidan kremlere tercih edilebileceği kanısında. Ama Baumann: “Bana sorarsanız ikisi de derim” diyor.

Ama konuya Baumann gibi bakmayanlar da var. Dünyaca ünlü hastaneler zinciri Mount Sinai Medikal Center’ın Dermatoloji ve Plastik Cerrahi Bölüm Şefi Ellen Marmur, cilt için meyve ve sebzenin krem sürmekten çok daha iyi bir yol olduğunu ifade ediyor: “İyi besin bağışıklık sisteminizi onarır ve cildinizi korur. Meyve ve sebzelerin özlerinden oluşan kremler de cildinizi güzelleştirebilir ama sonuçları çoğu zaman belirsizdir.” Kremlerdeki aktif malzemelerin güvenilmez ve kullanışsız olabileceğine dikkat çeken Marmur, yine de bu konuda güçlü bilimsel veriler olmadığını söylüyor. Üstelik Marmur’a göre bilimsel araştırmalarla desteklenmediği sürece bu kremler tıbbi özelliklerin ötesinde yalnızca birer lüks tüketim.

Dr. Murad’ın cilt için gerekli olan vitamin ve mineral bileşenler gibi güçlü etken maddeler açısından nar, üzüm, elma, soya ve keten tohumu gibi besinlerin zengin olduğu uyarısını not edin. Murad’a göre besinlerden alınan özler antioksidan korumadan cilt bariyerini güçlendirmeye ve ciltteki ölü hücreleri uzaklaştırmaya (hatta kolajen üretimini arttırmaya) kadar geniş bir yelpazede birçok farklı avantaj sağlıyor. Murad, “problem cildin belirli bir bölgesinde yoğunlaşıyorsa, besinleri buraya dışarıdan uygulamanın da tedaviyi kolaylaştıracağını” belirtiyor. Üstelik ona göre bazı bakım ürünleri cilde sürüldüğünde problem yaratmasa da, gıda takviyesi olarak tüketildiğinde sindirim problemlerine neden olabiliyor.

Seçilecek ürünler konusunda da uyanık olmak gerek. Dermatolog Erkan Koyuncu’ya göre kremlerle tüketilen besinler arasında etki açısından bir kıyaslama yapmak pek doğru değil. Koyuncu bu tarz ürünlerin tanıtımı yapılırken “bir kamyon domates yerseniz ancak etkisi olur” gibi ifadeler kullanılmasından yakınıyor ve şu örneği veriyor: “Bazı ürünleri, üzüm çekirdeğinin faydasını anlatarak pazarlıyorlar, ama üründe gerçek üzüm çekirdeğini değil de içindeki molekülü kullanıyorlar.” Tabii, besin yoluyla tüketilemeyecek antioksidanlar da var. Koyuncu en yüksek antioksidanlardan birisinin çam ağacı kabuğu olduğunu söylüyor. Evet, yemesi gerçekten zor olabilir. Koyuncu “En basit formüllü cilt nemlendiricileri en iyisi” diyor “doğal meyveyi mevsiminde tüketmek de en doğrusu.”

Güzel kokulu, doğal, taze ya da organik ürünlerin büyüsü herşeye rağmen uzun bir süre daha kadınları cezbedecek gibi. Zira piyasa araştırma şirketi Organic Monitor’e göre sadece Türkiye’de cilt bakım ürünleri pazarı 2006′ya oranla yüzde 11.5′lik bir artışla 2011 itibarıyla 877 milyon dolara ulaşacak. Tabii, bu ürünlerin çoğu çikolata kokulu, çilek aromalı, elma ekstreli krem ve nemlendirici gibi bakım malzemelerinden oluşacak.

Burcu Arman

Kurtlar Vadisi’ne Türkiye Güzeli

Polat Alemdar Aşık mı Oluyor?

Aslında dizinin geçen haftaki bölümünde ‘Nazife Anne’yle Necati Şaşmaz’ın canlandırdığı oğlu ‘Polat’ arasında, ‘Artık evlen de bir yuva kur oğlum’ sözleri yeni bir aşkın habercisiydi.

Oğlundan gönülsüz de olsa, gelin bakması için yetki alan ‘Nazife Anne’, dizinin bu akşam ekrana gelecek bölümünde diziye damgasını vuracak aşkı hem ‘Polat’a hem de dizi tutkunlarına tanıtacak. ‘Polat’ın yeni aşkı Hatice Şendil olacak. Şendil, ‘Polat’ın evlatlığı ‘Ali’nin kreş öğretmeni ‘Ebru’ olarak diziye katılacak.

Kurtlar Vadisi’nde Elif’in ölümünden sonra eli kadın eline değmeyen Polat Alemdar nihayet muradına eriyor. Polat’ın fazla yanlız kaldığını düşünen senaristler Polat’a uygun bir kız buldular. Vadi’nin dün akşam merakla beklenen sahnesi ise Polat’ın yeni aşkı oldu. Polat, “Nazife Anne’nin” zoruyla, Ali’nin öğretmeniyle tanışmak için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kreşin yolunu tuttu. Polat ilk gördüğü kız için annesine olmaz derken, merdivenlerde Ebru öğretmen göründü. Polat’ın Ebru öğretmene bakışları, Vadi’de yeni bir aşkın doğacağının işareti gibiydi. O kızı canlandıran ise 2001 Türkiye güzellerinden Hatice Şendil.

null

null

Hatice Şendil Kimdir?

Hatice Şendil 1983 senesinde doğdu. 2001′de Miss Turkey yarışmasında ikinci, Miss Europe arışmasında üçüncü olunca mankenliğe başladı. Ayrıca 2001′de’ Yeni Hayat’ isimli bir dizide rol aldı.

Hatice Şendil Eylül, Iki Yabanci, Fesupanallah ve Yaban Gülü gibi önemli projelerde de yer aldı ve Çelik’in ‘Töre’ isimli şarkıya çektiği klipte oynadı.

null

Şimdiye kadar 4 dizide başrol oynayan 25 yaşındaki Şendil, oyunculuğu çok sevdiğini ve oyunculuk için pek çok fedakarlık yaptığını da vurgulayarak şöyle devam etti: “Günde 4 saat uyuyarak çalışıyorum. Mesela uzun zamandır ailemi göremiyorum. Arkadaşlarıma zaman ayıramıyorum. Sosyal hayatım kalmadı. Her günüm çekimlerle dolu. Ancak bu oyunculuk için değer.”

null

Güzel oyuncu ‘Kendinizi güzel buluyor musunuz?’ sorusuna sizce ne cevap verdi?
Evet, Hatice kendini güzel buluyor, ama insanın özünün daha önemli olduğunu da belirtiyor.

Botoks (Botulinum toksini)

Botoks (Botulinum toksini), Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir toksindir. Botoks, sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin salınımını engelleyip, sinirler ile sinirlerin ulaştığı organlar arasındaki iletimi durdurarak etkisini gösterir. Sinir iletiminin durması, sinirin ulaştığı organın işlevlerinin azalmasını ya da tamamen kaybolmasını sağlar. Botoksun etki mekanizmasından tıpta birçok alanda yararlanılmaktadır. Plastik cerrahi alanında ise genellikle mimik kaslarının hareketleri ile ortaya çıkan yüzdeki çizgilenmeleri azaltmak ve aşırı terleyen bölgelerdeki terlemeyi azaltmak amacı ile kullanılır.

null

Mimik kaslarının yıllar boyunca çalışması, üzerini örten deri üzerindeki kıvrımları belirgin hale getirir ve böylece yüzdeki dinamik çizgilenmeler ortaya çıkar. En sık ortaya çıkan dinamik çizgiler, alın, kaşlar arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür. Alın ve göz kenarlarındaki çizgiler kişiye daha yaşlı bir görünüm, kaşlar arasındaki çizgiler ise kişiye çatık kaşlı, kızgın bir bakış ifadesi verir. Mimik kaslarına botoks uygulanarak bu kasların hareketleri zayıflatılabilir, kas hareketlerindeki azalma, üzerindeki derinin, kas hareketleri ile katlanmasını ve katlanmaya bağlı çizgilenmeyi de azaltır. Bu şekilde yaşlı ve kızgın olarak görünen yüz ifadesinde de belirgin bir düzelme sağlanır. Botoks, ter bezlerine uygulandığında, ter bezleri ile sinir uçları arasındaki iletim de durdurularak ter bezlerinin çalışması azaltılabilir. Vücudun en çok terleyen bölgeleri, avuç içleri ve koltuk altı bölgesidir. Aşırı terleme ve buna bağlı ter kokusu şikayeti olan kişilerin terleyen bölgelerine botoks uygulandığında şikayetlerinde düzelme sağlanır.

Botoks, injeksiyon şeklinde uygulanır ve ağrılı bir işlem değildir, injeksiyon anında hafif bir ağrı hissedilebilir. Mimik kaslarının hareketlerinde azalma istendiğinde mimik kaslarının içine, terleme şikayetinin azalması istendiğinde deri içine injeksiyon yapılır. Botoksun etkisi injeksiyonu takiben ilk hafta içinde ortaya çıkar ve etki süresi 3-9 ay olmakla beraber ortalama 6 aydır. Botoks, etkisini yitirdiğinde uygulama tekrarlanabilir. 2 yıl boyunca düzenli olarak botoks uygulanan kişiler uygulamaya aynı düzende devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve buna bağlı yüz ifadesinde değişim olabilir. Bu nedenle uygulamaların 2. yıldan sonra daha uzun aralıklarla yapılmasında yarar vardır.

Dünyada milyonlarca kişinin yaptırdığı botoksla ilgili son gelişmeler büyük yankı uyandırdı. ABD’li bilimadamlarının “Yüze yapılan botoks beyine gidiyor. Botoks maddesi, sinir hücreleri arasındaki bağlantıyı zedeleyip, sinir sistemine ve beyin işlevlerine zarar veriyor” açıklaması endişe ve korkuya yol açtı. Çalışma fareler üzerinde gerçekleştirildi ve yüzlerine botoks maddesi enjekte edilen farelerin beyinleri incelendi. İncelemelerde de beyin dokusunda botoksa rastlandı.

Gebelikte Sakıncaları

Mimik kaslarının yıllar boyunca çalışması, üzerini örten deri üzerindeki kıvrımları belirgin hale getirir ve böylece yüzdeki dinamik çizgilenmeler ortaya çıkar. En sık ortaya çıkan dinamik çizgiler, alın, kaşlar arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür. Alın ve göz kenarlarındaki çizgiler kişiye daha yaşlı bir görünüm, kaşlar arasındaki çizgiler ise kişiye çatık kaşlı, kızgın bir bakış ifadesi verir. Mimik kaslarına botoks uygulanarak bu kasların hareketleri zayıflatılabilir, kas hareketlerindeki azalma, üzerindeki derinin, kas hareketleri ile katlanmasını ve katlanmaya bağlı çizgilenmeyi de azaltır. Bu şekilde yaşlı ve kızgın olarak görünen yüz ifadesinde de belirgin bir düzelme sağlanır. Botoks, ter bezlerine uygulandığında, ter bezleri ile sinir uçları arasındaki iletim de durdurularak ter bezlerinin çalışması azaltılabilir. Uygulama sonrası geçici bir şişlik, morarma, nadiren de geçici olarak göz kapağında düşüklük yapabilir. Botoksun gebelik ve emzirme döneminde zararlı bir etkisinin olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde botoks uygulamalarının yapılmaması önerilir. Sinirkas sistemine ait hastalığı olan kişilerde (Eaton- Lambert sendromu, myastenia gravis gibi) uygulanmamalıdır.

Botoks tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de estetik amaçlı, yani kırışıklıkların tedavisinde olduğu gibi başta migren olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılıyor. Ancak yaşanan son gelişmeler botoks mucizesine kuşkuyla bakılmasına yol açtı. Akıllardaki soru işaretlerini yok etmek üzere botoks uygulamasını işin uzmanlarına sorduk. İki yıl botoks uygulanan kişiler; uygulamaya aynı şekilde devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve yüz ifadesinde değişikler görülebilir. İğne ile uygulanan botoks ağrılı bir işlem olmamasına rağmen, enjekte sırasında hafif bir ağrı hissedilir. Mimik kaslarının hareketlerinde azalma istendiğinde mimik kaslarının içine, terleme şikayetinin azalması istendiğinde deri içine enjeksiyon yapılır. Botoksun etkisi enjeksiyonu takiben ilk haftada ortaya çıkar ve etki süresi 3-9 ay olmakla beraber ortalama 6 aydır. Botoks, etkisini yitirdiğinde uygulama tekrarlanabilir. 2 yıl botoks uygulanan kişiler uygulamaya aynı düzende devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve buna bağlı yüz ifadesinde değişim olabilir. Bu nedenle uygulamaların 2. yıldan sonra daha uzun aralıklarla yapılmasında yarar var.

Özellikle estetik cerrahide son yıllarda çok sık olarak kullanılan botoksla ilgili bilgilere neredeyse her gün yenileri ekleniyor. Ancak bu bilgilerin de çoğu yanlış. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu yanlış bilgilerin önyargıya neden olduğunu belirterek ‘Her yıl dünyada milyonlarca kişinin uygulattığı, doğru yapılırsa çok yararları olan işlem, yanlış bilgiler nedeniyle bazı hastaların kaçınmasına neden olmaktadır’ diyor.

null

Botoks Mucize mi Yoksa Tehdit mi?

Botulinum toxin maddesi, Clostridium botulinum adlı bir bakteriden üretilir. Bu bakteri havasız ortamlarda büyür ve eğer gıda maddelerine sızacak olursa ölümcül etkiler yaratır. Kasları zayıflatan ve felce varan etkileri olduğu gibi solunum faaliyetini ciddi şekilde sekteye uğratabileceği de saptanmıştır. Küçük miktarlarda kaslara zerk edildiğinde kasları gevşeterek spazmlara engel olur. Bu etki aylarca sürer ve sonra kaybolur. O zaman hekim gerekli görürse bu toksinin tekrar enjekte edilmesine karar verebilir. 1970′lerden itibaren özellikle göz kaslarında (şaşılığı önleyici anlamda) kullanılmaya başlayan botoks maddesinin estetik amaçlı olarak kullanılabileceği ilk olarak 1987′de fark edildi. Bu toksin maddenin yedi değişik çeşidi olmasına rağmen yalnızca iki tanesi tıpta kullanılmaktadır. Botoks kullanımının şu ana kadar bilinen yan etkileri ve zararlı sonuçları, gönüllü olarak iletilen hasta ve klinik raporlarından öğreniliyor. Yanlış bir teknik, hatalı dozaj veya zaten mevcut bir tıbbi sorun botoks kullanımı üzerine ortaya çıkan komplikasyonları şu ana kadar kayda geçen yan etkiler. Ancak kullanımdan kaynaklanan sorunların pek çoğunun henüz tıp literatürüne girmediği çünkü çok sayıda hastanın botoks operasyonlarını yasal ve güvenli olmayan merkezlerde yaptırmakta olduğu düşünülüyor.

Botoks ve Kas Sistemi

Bir miktar botoks enjekte edildiğinde, enjeksiyon bölgesine yakın kaslarda istenmeyen etkilerin görünebileceği zaten biliniyor. Söz gelişi yüze yapılan botoks uygulaması göz kapaklarında sarkmalara neden olabiliyor. Ancak bu olumsuz yan etkilerin vücudun daha uzak kesimlerindeki kaslarda da görülebileceği konusunda ciddi kuşkular var. Uzman hekimler tarafından yapılan botoks uygulamalarının oldukça güvenli olmasına karşın, yeterince tecrübe sahibi olmayan pratisyenlerin yaptığı botoks uygulamalarında yaşanan bazı çok ciddi sonuçlar kayıtlara geçmiş durumda. Estetik operasyonlarının kaçak kliniklerde yapıldığı, narkoz sırasında hastaların öldüğü ülkemizde ise, estetik ve güzellik amaçlı girişilebilecek botoks operasyonlarında aslında zehirli bir maddenin enjekte edildiğini asla akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Botoks Nasıl Etki Eder?

  • Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan kaslar, üzerlerindeki deriye bağlıdırlar. Yıllar süren mimikler sonucu, kaslar deride gözle görülür çizgiler ve kırışıklıklar oluştururlar.
  • Kasa hareketi yaptıran sinir uçlarından kaslara geçen asetil kolin adlı kimyasaldır. Botoks maddesi hareketleri kısıtlanmak istenen kas grubu bölgesine enjekte edilir. Sinir uçlarına yerleşen madde asetil kolinin tutularak kaslara geçmesini engeller ve kas hareketini belirli bir süre için sınırlar.
  • Hareketi kısıtlanan kaslar gevşer bu bölgedeki kırışıklıklar kısa süre içinde kaybolur, daha huzurlu ve daha genç görünüm ortaya çıkar. Botoks yapılan bir alın daha düz, kırışıksız gözükür. Kaşlar daha az hareket eder ve kaş çatmak zorlaşır.
  • Üçüncü aydan sonra bu etki azalır ve kaslar altıncı aya doğru yavaş yavaş eski hareketlerine dönerler. Botoks tekrarlayan uygulamalar sonucu zaman içinde giderek daha uzun süreli etkiye sahip olarak yüzün özellikle üst kısmındaki yaşlanmayı tamamen durdurur.

null

Botoksun Uygulandığı Kırışıklıklar

  • Alın kırışıklıkları
  • Göz çevresi
  • Kaşların arası
  • Ayrıca boyun çizgileri, burun kenarlarındaki kırışıklıklar, burun ucu kaldırma, üst dudaktaki ince ve yüzeysel kırışıklıklar (sigara izleri), çene bölgesi kırışıklıklarında da kullanılır

Botoksu, alın bölgesindeki yatay çizgiler ile iki kaşın arasında Glabella adı verilen dikey kırışıklıklarda ve göz kenarındaki kaz ayağı diye nitelendirdiğimiz kırışıklıklarda başarı ile uygulanmaktadır. Enjeksiyon, birden fazla seans uygulandığında, yeni kırışıklıklar olmasını engellemekte, üstelik kasların yapısına hiç bir zarar vermemektedir. Alındaki yatay çizgiler için yapılan uygulama sırasında, kaslara çok yakın noktalara ilaç verilmemesi önem taşımaktadır. Aksi taktirde göz kapağında düşme gibi istenmeyen sonuçlar yaşanabilir. Botoks doğru noktolara uygulandığında bile nadiren çevredeki kaslara dağılıp kaşın yada göz kapağının düşmesine neden olabilir. Ancak bu etkiler bir kaç hafta, en çokbir ay içinde kendiliğinden düzelir.

null

Kaş Kaldırma

Yan etki olarak düşüklüğüne sebep olabilecek bir ilacın, zaman içinde düşen ya da simetrisi bozulan kasların durumunu düzeltmekte kullanılması şaşırtıcı gelebilir. Ancak orta yaşla birlikte kasları sarkmaya başlayan kişilerde, tedavi oldukça etkilidir. Kasın alt tarafına yapılan enjeksiyon sayesinde, kaşları aşağıya doğru çeken kaslar etkisini kaybeder ve kaslar yukarı kalkar. Böylece daha genç bir yüz ifadesi yaratılabilinir. bu uygulama da göz kapağının düşmesine neden olabilir ama etkisi zamanla ortadan kalkacaktır.

Botoks Lifting

Yüzümüzdeki kaslar denge halindedir. Bazıları aşağıya çeker bazıları yukarıya ve zamanla bu etki aşağıya doğru çekilerek bozulur. Botoks lifting bu dengenin doğal hale getirilmesinde kullanılır. Botoks lifting, yüz ve boyun bölgesine yapılan bir kombine botoks enjeksiyon tekniğidir. Zamanla, bazı mimiklerin aşırı kullanımı ve yılların verdiği etkiyle yüzümüzde bizi gergin, üzgün, yorgun ve yaşlı gösteren bir ifade oluşabilir. işte botoks lifting’in amacı, estetik bir müdahaleye gerek kalmaksızın, bu ifadenin düzeltilmesidir.

Botoks ile Burun Estetiği

ilk olarak alın, göz çevresi ve kaş arasındaki derin çizgileri gidermek için kullanılan botoks, yüzün alt bölümü, boyun ve dekolte bölgesinden sonra artık daha gelişmiş tekniklerle uygulanıyor. bu yöntemde, iki kaş arasındaki bölgeye dolgu maddesi yerleştiriliyor. anestezi gerektirmeyen bu pratik işlemin ardından, burun ucuna botoks yapılınca düzgün bir burun ortaya çıkıyor. Plastik cerrahi geçmişinden yararlanarak, botoksla burun estetiği yöntemini geliştiren De maio, bu uygulamanın burnunun üstü düzgün olmayan ve burun ucu düşük kişiler için uygun olduğunu söylüyor. Burun ucu için inceltme gerektiren durumlarda ise estetik ameliyat yaptırmak en doğru seçenek olabilir.

null

Kombine Uygulamalar

Botulinum toksinin, diğer yüz gençleştirme yöntemleri ile birlikte uygulanması, uzun süre kalıcılığı olan sonuçlar elde edilmesine ve korunmasına yardımcı olur. Botoks; dolgu, lazer, kimyasal soyma ve yüz cerrahisi öncesinde, sonrasında veya bunlarla birlikte enjekte edilebilir. Amacı dinamik kas faaliyeni azaltmaktır.

Dolgu Maddeleri

Yüzdeki akne izleri, çukurlar, derin çizgi ve kırışıklıkları iyileştirmek için dolgu ürünleri kullanılır. Dolgu maddelerinden, estetik ihtiyaçların yanı sıra kimi hastalıkları sonrasında oluşan yüz çökmelerinde de yararlanmak mümkündür. Dolgu maddeleri çok çeşitlidir. Hyalüronik asit, diğer dolgu maddelerine göre daha dolgun ve pürüzsüz bir cilt yaratır.

Dudak Dolguları

Dudaklar, duyguların ifade aracı… büyüleyici, cezbedici dudaklar, yüzün en çok dikkat çeken detaylarıdır. bu nedenle, dudaklarına yenilik katanlar, kendilerini daha özel hissederler. İstediğiniz dudaklara kavuşmanın, doğal ve güvenli yolu olan, özel olarak mükemmel dudaklar yaratmak için dizayn edilmiş dolgu maddeleri içerisinde dudağınızın hareketini destekleyen, belirginleştiren, kalıcılığını arttıran, özel formüle edilmiş Hyoluronik asit vardır.

Mezoterapi

  1. Selülit tedavisinde mexoterapi, 4 mm özel iğne ve bir tabanca yardımıyla, cildin mezoderm tabakasına yağı eriten ve dolaşımı düzenleyen karışımların enjekte edilmesidir. mezoterapi 10-12 seans olup seanslar ilerledikçe selülitli bölgeler incelenir ve düzeltilir. Ciltteki pürüzler kaybolur.
  2. Mezoliftli yüz cildin mezoderm tabakasına cildin zamanla kaybettiği kollogen ve vitamin karışımını enjekte ederek cildin tekrar elastikiyetini kazanmasını, gerilip, eski canlılık ve parlaklığını kazanmasını sağlar.
  3. Saç Mezoterapisi Saçlı derinin mezoderm tabakasına, dolaşımdüzenliyiciler, saç hücresini aktive eden ve saç derisinin bağ dokusunu rejenerasyonu stimule eden bir tedavi yöntemidir. Androgenetik Alopesiyi stoblize eder veya iyileştirir. Dökülmeyi durdurur.

Karbossi Terapi

Karbossi terapi, bölgesel incelme ve selülit tedavisinde yeni bir yöntemdir. Bölgesel dokuda metobolizmayı ve kan dolaşımını geliştirerek selülit ve yağlanmayı giderir. Tedaviler hızlı ve rahattır. 10- 15 seans olup haftada 2 kez uygulanması yeterlidir.

Lazer

Kırışıklık, cilt yenileme, akne izlerinin yok edilmesi, ciltteki sarkık alanların yenilenmesi ve anti aging amaçlı olarak kullanılan bu lazer teknolojisi anestezi gerektirmiyor. Hastanın makyajının çıkarılmasından sonra yüzün tümünde kullanılan cihazın olduköa hassas olan göz çevresinde dikkatle uygulanması önerilir.

Yüz Germe ve Yeni Trend Happy Lift

Estetikte devrim niteliği taşıyan Happy Lift, 30 dakika içinde 10 yaş gençleştiren bir estetik yöntemi, üztelik tamamen acısız, ağrısız ve bıçaksız. uygulamada kaprolakton iplikler kullanılıyor. Happy Lift’e özel bu ipliklerin en büyük özelliği, herhangi bir noktaya tutturulmadan gergin kalabilmeleridir. Öeteryal dalgalanma hareketlerine sahip olduğundan yüzün hareketlerine uyum sağlayabiliyor.

Botoksla ilgili yanlışlar ve doğrular

SORU: Botoks bir yılan zehiri midir?
CEVAP: Hayır. Bir bakterinin ürettiği toksindir. Uygun dozda alınmazsa su bile zehir etkisi yapar.

SORU: Botoks beyne gidip, zarar verir mi?
CEVAP: Bedene verilen her ilaç gibi botoks da yapılan yerden uzak bölgelerde bulunabiliyor.

SORU: Botoksla hep aynı yüz ifadesi mi oluşur?
CEVAP: Kişiye, cinsiyete, meslek grubuna, mimik kasların durumuna göre botoks yapılırsa tek tip yüz ifadesi oluşmaz.

SORU: Botokslu olduğunuz hemen belli olur mu?
CEVAP: Hayır olmaz. Modern botoks uygulamalarında kasın deriye giden liflerinde sadece gevşeme sağlanırsa dinlenmiş ifadesi verir.

SORU: Botoks yapıldıktan sonra bazı bölgelerde kırışıklık artar mı?
CEVAP: Hiperkinetik (sürekli ve aşırı mimik kullanan) kişilere doğru yapılırsa bu durum olmaz. Hipotonik (kas direnci düşük) kişilere yanlış yapılırsa olur.

SORU: Botoksa ileri yaşta mı başlanmalı?
CEVAP: İleri yaşta botoksun yeri çok sınırlıdır. Hiperkinetik grupta ergenlikten sonra her yaşta yapılabilir. Asıl en iyi etkisini orta yaş grubunda gösterir.

SORU: Botoks dudağa yapılmaz mı?
CEVAP: Dudak en titiz yapılması gerekli yerlerden birisidir. Çok düşük dozda ve çok yüzeysel yapılabilir.

Uzaktan kusursuz gibi görünen ünlüler botoks denen sihirli yöntem sayesinde her daim genç görünüp, pürüzsüz bir ciltle dolaşabiliyorlar. İşte bahsi geçen ünlülere bir kaç örnek…

Catherine Zeta-Jones

37 yaşındaki Catherine Zeta-Jones zamanı alt etmeyi kafasına koyan kadınlardan. Güzel aktrisin en çok şikayet ettiği konu ise göz çevresindeki kırışıklıklar. Bu sorundan kurtulmak için geçtiğimiz yıl botoks yaptıran Zeta-Jones, gıdığını da aldırmayı ihmal etmedi. Yalnızca bir yıl öncesine kadar yüzünde yorgun bir ifadeyle dolaşan seksi oyuncu, yaptırdığı işlemlerden sonra kusursuz bir görüntüye kavuştu.

Demi Moore

Beyazperdenin en güzel aktrislerinden Demi Moore artık 45′ine merdiven dayamış durumda. Seksi oyuncunun yüzü yalnızca bir yıl öncesine kadar yılların ona armağan ettiği çizgilerle doluydu. Ancak botoks yaptırdıktan sonra pürüzsüze yakın bir cilde kavuştu. Moore göz çevresindeki ve alnındaki kırışıklıkları botoks yöntemiyle yok ettirdi. Gülümsemenin yüzünde oluşturduğu çizgileri temizleten Moore kaşlarını da kaldırttı.

Sarah Jessica Parker

‘Sex and The City’nin güzel yıldızı Sarah Jessica Parker da estetik ve botoks yaptırmakta bir sakınca görmeyen Hollywood ünlülerinden… Seksi oyuncu alnındaki kırışıklıkları botoks yaptırarak tamamen yok etti. Ayrıca göz kapaklarını toparlattı ve göz çevresine botoks yaptırdı. Böylece yüzü çok daha diri ve sağlıklı bir görüntü kazandı. Uzmanlar onun botoksun en çok yaradığı ünlüler arasında yer aldığını söylüyor.

24 Kasım Öğretmenler Günü

Eğitim ve öğretim sürecine önderlik ve rehberlik eden, öğretimin gerçekleşmesi için çalışan kişiye öğretmen denir. Öğretmenlik bir meslektir ve belli bir okulu bitirmiş ve eğitim öğretim işini yapabilecek yeterlilikte eğitim ve formasyonun alınmış olması gerekmektedir. Sınıf öğretmenleri Üniversitelerin eğitim fakültelerinde yetiştirilir. Branş öğretmenleri ise yine üniversitelerin eğitim fakültelerinde bölümlerde ve teknik eğitim fakültelerinde yetiştirilir. Ülkemizde ilk öğretmen yetiştirilen kurum 16 Mart 1848′de açıldı. Eskiden öğretmenlere muallim denirdi.

null

İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekilerini hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır. İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır. Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.

Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir. Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.

Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür. Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Okulu bitirip hayata atıldığımız zaman, bizi bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi hatırlamak, ziyaret etmek ya da bir telefon, kart veya mektupla hatırlarını sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır.

Atatürk’e “Başöğretmen” ünvanı verilişinin 78’inci ve bu günün öğretmenler günü olarak kutlanmaya başlanmasının 26’ıncı yılı…24 Kasım Öğretmenler günü…Sizin gününüz…

Çok özel, çok yüce bir mesleğin sahibisiniz. Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın. Sevgi ve fedakârlık mesleği. Sınırları okul ve sınıf duvarlarıyla çizilemeyecek, zil ile başlayıp bitmeyecek kadar ağır bir sorumluluk gerektiren kutsal bir görev. Bu mesleğin tarih boyunca da böyle görüldüğünü, “bilgelik mesleği” olarak kabul edildiğini, değerinin ve öneminin her dönemde vurgulandığını biliyoruz.

Atatürk diyor ki “Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en özverili ve en saygıdeğer öğeleridir.” Yüzyılar öncesinde Diyojen, “Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek tanımıyorum.”demiştir. Socrates ise öğretmenin ve öğretmenliğin önemini, “Dünyada her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü onun eseri hem her şeydir hem de hiçbir şeydir.” diye belirtmektedir. Hz. Ali, öğretmenliğin paha biçilmez değerini en kısa ve etkili biçimde, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” diyerek ifade etmektedir. Bu şekilde ünlüleri ve sözlerini çoğaltarak pekçok örnek sıralamak mümkün.

null

null

Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi

Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. 8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir. Kurtuluş Savaşı’nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923′te Cumhuriyet’i kuran ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur. Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır. 24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri’nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın. herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Millet Mektepleri’nin açılışı ve Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Atatürk, Ulus okulları dediğimiz Millet Mektepleri’nde yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar Kurulu 11.11.1928 tarihinde yaptığı toplantıda Atatürk’e Ulus Okullar Başöğretmenliği unvanını verdi. 24 Kasım Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği’ni kabul ettiği gündür. Atatürk, öğretmenlerin Kurtuluş Savaşı’nda nasıl canla başla çalıştıklarını yakından izlemiştir. Yurdumuzun düşman tarafından paylaşıldığı sırada öğretmenler “Öğüt Kurulları” oluşturarak halka ulusal bağımsızlık, Ulusal Kurtuluş Savaşı düşüncelerini yayıyordu. Öğüt Kurulları dışında öğretmenler 14 eğitim kuruluşu ile birlikte “Milli Kongre Cephesi”ni kurdular. “Milli Kongre Cephesi”, düşmanların İzmir’i işgal ettikleri günlerde Sultanahmet Mitingini hazırladı. Bu mitingin konuşmacılarından çoğu öğretmenlerdi.

Öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bu işi yapacak kişilerin işlerine gönül vermeleri gerekmektedir. Çünkü, tüm meslek gruplarına dağılan kişiler öğretmenler tarafından yetiştirilmektedir. Atatürk “Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” ve “Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir. ” demekle, öğretmenliğin önemini vurgulamıştır. Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır. Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı öğretmenlerdir.

Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü olan 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı. Öğretmenler Günü’nde öğretmenin toplum içindeki yeri, değeri belirtilir. Öğretmen sorunları dile getirilir. Öğretmenler Günü’nde; eğitime, öğretime hizmet etmiş, saygınlık kazanmış öğretmenler anılır. Gençlerin yetişmesindeki katkıları anlatılır. Mesleğe yeni başlayan öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen Andı içerler. Öğretmen toplumda her türlü tutum, davranış ve görünüşüyle örnek insandır. Çevresine ve insan haklarına saygılıdır. Sevgi doludur. Ülkenin şekillenmesinde önemli rol oynar.

Mesleğe yeni giren öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen Andı içerek göreve başlarlar. Ulu önder Atatürk’ün önemsediği bu meslek, ülkenin gelişmesi için son derece önemlidir. Milli birlik ve beraberliğin gelişmesinde vatanını, milletini, bayrağını seven, idealist eğitimcilere ihtiyacımız artıyor. Asıl başarı, köy okullarında tüm zorluklarla mücadele edip, ışığını toplumla paylaşmaktır. İşte bu açıdan idealistlik ister öğretmenlik mesleği.

Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyoruz.

MİLLETLERİ KURTARANLAR; YALNIZ VE ANCAK ÖĞRETMENLERDİR. ÖĞRETMENDEN, EĞİTİCİDEN YOKSUN BİR MİLLET; HENÜZ MİLLET ADINI ALMAK KABİLİYETİNİ KAZANMAMIŞTIR.

ATATÜRK

Öğretmenler Günü İle İlgili Güzel Sözler

  • Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. (Atatürk)
  • Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. (Atatürk)
  • Dünyada her şeye kıymet biçilebilir. Ama öğretmenin eserine kıymet biçilemez. (Socrates)
  • Yeryüzünde öğretmenlikten daha onurlu bir şey tanımıyorum. (Diyojen)
  • Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir. (Eflatun)
  • Toplumların uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.

 


 

KISA HİKAYE

Valiye üç kere özür dileten öğrenci

- Hocam acil bir durum var. Müdür bey bütün öğretmenleri toplantıya davet ediyor.

- Dersimi bitirseydim.

- Hocam yeni vali okulları geziyormuş. Birkaç saat sonra bizim okula da gelecekmiş. Durum acil.

- Anladım hemen geliyorum.

Dersin kesilmesinden hiç hoşlanmazdı Mehmet Emin öğretmen. Ama Vali gelecekse önemliydi tabi.

- Arkadaşlar, şimdi acil bir toplantıya gitmem lazım ama sizin de dersten geri kalmamanız lazım. Ben yokken benim vekilim kimdir?

Çocuklar hep bir ağızdan bağırdılar:

- Sıınııııfff baaşkanıııııı!

- Aferin arkadaşlar. Şimdi oğlum gel tahtaya. Sen bu konuyu çok iyi biliyorsun. Size ödev verdiğim matematik problemlerini tahtaya yaz ve arkadaşlarına açıklayarak anlat. Ben gelinceye kadar durmak yok. Tamam mı?

- Peki öğretmenim.

Sınıf başkanı göğsünü kabartarak, ciddiyet kazandırmak için hafif de kaşlarını çatarak matematik kitabıyla tahtaya çıkıp tebeşiri eline aldı ve harıl harıl kara tahtaya problemleri yazmaya başladı. Mehmet Emin öğretmen huzurlu bir tebessümle çıktı sınıftan…

Öğretmenler odasında;

- Herkes geldiğine göre başlayabiliriz arkadaşlar. Bildiğiniz gibi ilimize yeni bir vali atandı. Bu vali eğitime çok önem veriyormuş. Bu yüzden sürekli okulları teftişe gelir, eksikleri yerinde görüp yardımcı olurmuş. Ama en sevmediği şey öğrencilerin zayıf olması. Eğer öğrenciler sorduğu soruları bilemezse o okullara bir daha uğramıyormuş. Asker hocam, sizin sınıfa gelmesi için uğraşıcam. Malum okulun en iyi sınıfı sizin. Aman Mehmet Emin Hocam, sakın sizin sınıfa gelmesin, yoksa yandık.

- Ne münasebet efendim. Benim sınıfım iyidir.

- Hocam alınganlık göstermeyin. Herkes biliyor sizin sınıfın ne kadar haylaz ve tembel olduğunu. Vali bey bir saat sonra gelecek. Herkes elinden geldiğince Vali beyi Asker öğretmenin sınıfına yönlendirsin lütfen. Şimdi beni iyi dinleyin…

Mehmet Emin öğretmen suratını asarak emekliliği öncesi mezun edeceği son sınıfın bu şekilde anılmasından rahatsızlığını belli etse de müdür muavinine de kızamıyordu. Derin düşüncelere dalarken müdür muavinin ne dediğini duymuyordu artık.

Toplantı devam ederken;

- Okuldaki bu gürültü ne yahu?

- Vali bey bütün öğretmenler toplantıdaymış. Bu yüzden sınıflarda çocuklar gürültü yapıyor.

- Bu ne ciddiyetsizlik. Ders zamanı toplantı mı olurmuş.

- Herhalde sizin geleceğinizi haber almışlar, onun için toplantıya girmişlerdir efendim.

- Olur mu öyle şey? Ben haber verilmesin demiştim. Kim haber vermiş?

- Eee şey efendim. Önceki gittiğimiz okuldan haber vermişlerdir muhakkak.

- Okulu yıkılıyor yahu! Ne haylazmış bu okulun öğrencileri!

- Ne yapsınlar efendim. Daha çok ufaklar.

- Disiplin yok bu okulda disiplin. Şurada boş bir sınıf var galiba hiç ses yok. Bari orada bekleyelim şu toplantının bitmesini.

Bunu derken bir yandan da kapıyı açan vali bir anda gördüğü manzara karşısında hayretler içinde kaldı. Bir öğrenci tahtada matematik problemi çözerken anlatıyor, diğer öğrenciler de büyük bir ciddiyetle dinliyor bir yandan da not alıyorlardı. Geldiğini gören tahtadaki öğrencinin sesiyle irkildi:

- Ders işliyoruz. Lütfen sonra gelin.

- Özür dileriz. Biz sınıf boş sanmıştık da. Girebilir miyiz?

- Ses çıkarmadan arka tarafa geçip oturun. Ama çok kalabalıksınız sadece iki kişi gelsin.

Heyetin geri kalanı kapıda kalıp Vali bey ve bir yardımcısı mahcubiyet ve biraz da şaşkınlık içinde arka sıraya oturuken sınıf başkanı soruları anlatarak çözmeye devam ediyordu.

- Hayret doğrusu başlarında öğretmenleri de yok ama diğer sınıfların aksine nasıl da sessizce ders işliyorlar.

- Evet efendim. Çok takdir ettim.

Sınıf başkanı kaşlarını çatarak gerisin geriye döndü ve

- Lütfen ders sırasında kendi aramızda konuşmayalım.

Vali beyin şaşkınlığı katlanmıştı.

- Özür dilerim. Bir daha olmaz lütfen dersinize devam edin.

Sınıf başkanı iyice gururlanmış, öğretmenlik rolüne iyice gaza gelmiş bir şekilde devam ediyordu. Problemler bitince yine aynı havayla sınıfa sordu:

- Arkadaşlar! Anlamadığınız bir yer var mı?

Kimseden bir müddet ses çıkmayınca vali bey parmağını kaldırdı.

- Evet buyrun.

- Evladım ben Kocaeli valisiyim. Okulunuzu teftişe gelmiştim.

- Madem Kocaeli valisisiniz neden bizim okulumuzu teftişe geldiniz?

- Tekrar özür dilerim. Ben yeni Konya valisiyim ama uzun süredir Kocaeli’nde görev yaptığım için ağız alışkanlığıyla söyledim.

Tam bu sırada Mehmet Emin öğretmen, müdür ve diğer öğretmenler vali beyin geldiğini haber almış ve telaş içinde açık olan kapıdan gözüktüğünde teneffüs zili de çaldı. Vali bey sınıf başkanını alnından öpüp, müdürün yanına gidip heyecanla sordu:

- Kim bu harika sınıfın kahraman öğretmeni?

Müdür şoku atlatamadığı için kimsenin anlayamadığı bir kaç şey geveleyerek Mehmet Emin öğretmeni eliyle gösterebildi.

- Tebrik ederim öğretmen bey. Bu kadar sınıf öğretmen olmadığı için gürültü patırtı içindeyken, sizin sınıfınız ders işliyordu. Üstelik bütün ders kurallarına da riayet ederek. Eserinizle ne kadar övünseniz azdır.

Ertesi gün Mehmet Emin öğretmen gazetelerde vali bey tarafından yılın örnek sınıfı seçilen ve ödüllendirilen öğrencilerinin haberini okurken göz yaşlarını tutamıyordu:

- Valiye üç kere özür dileten öğrenci!

Sanal Müziğin Öncüsü: Gorillaz

Gorillaz, Ermeni müzik grubu Blur’un solisti Damon Albarn ve Tank-Girl gibi çizgi romanların yaratıcısı Jamie Hewlett’in önderliğinde kurulmuş olan Dünya’nin ilk sanal müzik grubudur.

Grup ilk albümlerini 2001 yılında çıkarmış ve bu albüm Dünya çapında 6 milyon kopya satarak Guinness Rekorlar Kitabi’na “En Çok Satan Müzik Albümü” adıyla girmiştir. İkinci albümleri Demon Days’i de 2005 yılında piyasaya çıkaran Gorillaz, albümde yer alan “Feel Good Inc.” şarkısıyla Grammy Ödülü almıştır.

Grup üyeleri gerçek yüzlerini asla göstermezler.Konserlerini gölgelerin arkasından sadece siluetleri gözükecek şekilde düzenledikleri bir ışık gösterisi eşliğinde yaparlar.2005 yılında MTV Avrupa Müzik ödüllerinde hologram tekniğini kullanarak yaptıkları 3 boyutlu konserle tüm Dünya’nin takdirini kazanmıştır ve bu zamandan sonra birkaç konserini daha bu teknikle yapmışlardır. 2006′nin son çeyreğinde dağıldığını açıklayan grup ardında sadece iki albüm bırakmasına rağmen gelmiş geçmiş en iyi müzik gruplarından biri olarak sayılmaktadır.Grubun tekrar bir araya geleceğine inanan büyük bir topluluk mevcuttur çünkü böyle kısa süreli bir ayrılık daha öncede yaşanmıştı.

null

Tarihçe

1999 yılında Damon Albarn ve Jamie Hewlett projeyi ilk oluşturduklarında grup ismini “Gorilla” olarak belirlemişlerdi ama 2000 yılında ismi Gorillaz olarak değiştirdiler.İlk şarkıları “Ghost Train” ülkede ses getirince grup hemen sonrasında kendi adlarını taşıyan albümlerini 2001 yılında piyasaya sürdüler ve büyük başarı elde ettiler.1 yıl sonra “G-Sides” adı altında çıkardıkları albüm ile ilk albümündeki şarkıların çoğunun kendileri yeniden düzenlemiştir.Bu albüm ile ünlerini daha da arttıran Gorillaz bir süre singlelar üzerinde durmuştur.

5 Mart 2001 yılında yayınladıkları ve Clint Eastwood’a karşı eleştiler taşıyan “Clint Eastwood” adlı singleları “Yılın En İyi Single Şarkısı” ödülünü almıştır. 25 Haziran 2001′de çıkardıkları “19/2000″ adlı singleları ise Dünya müzik listelerine bir numaradan giriş yapmış ve büyük ilgi görmüştür.Bunun sonucunda EA Games ile yapılan bir anlaşma ile 19/2000 , FIFA 2002′nin resmi müziği olarak seçilmiştir ve aynı sene “En İyi Oyun Müziği” dalında ödül kazanmıştır. 22 Kasım 2001′de çıkardıkları “Rock The House” ve 7 Aralık 2001′de çıkardıkları “911″ adlı singleları ile 2001 yılını kapatan Gorillaz bir anda Dünya’nin en iyi grupları arasındaki yerini almıştır.Öyle ki 2001 yılının başında neredeyse sayılı bir kitle tarafından tanınan bir grupken , sene sonuna gelindiğinde Dünya’nin her tarafında büyük hayran kitleleri olan bir grup haline gelmişlerdi.

null

2002 yılında 2 single daha yayınlayan grup daha sonrasında artık bu işten zevk almadıklarını öne sürerek dağıldıklarını açıklamışlardı.Grubun 4 üyeside Dünya’nin farklı yerlerine dağılmış ve arkasında büyük bir hayran kitlesi bırakmışlardır.Aradan geçen 2 seneden sonra 2004 yılında bu ayrılığa dayanamayan grup üyeleri Haruka Kuroda (Noodle)’nin çabalarıyla tekrar bir araya geldi ve yeni albüm üzerine çalışmaya başladılar.

9 Mayıs 2005′de yayınladıkları “Feel Good Inc.” adlı singledan hemen 2 hafta sonra 21 Mayıs 2005′de piyasaya çıkan “Demon Days” adlı albüm ile tekrar müzik dünyasına dönen Gorillaz çalışmalarına “Feel Good Inc”,”Dare”,”El Manana”,”Dirty Harry” gibi en sevilen parçalarına klipler çekerek devam etti. 2005 yılına kadar Gorillaz tüm konserlerini karanlık bir sahnede gölgelerin arkasından yapıyordu.Hazırlanan ışık düzeni ile sadece kara bir cisim gibi gözüküyorlardı. Sahnenin üst tarafına koyulan bir ekran ile şarkı eşliğinde o şarkının klibi veya ilgili resimler gösteriliyordu.Ama 2005 MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde bu değişti.Geceye davetli olarak katılan Gorillaz sahnede yıllarca unutulmayacak bir gösteriye imza attı.Hologram tekniğini kullanarak Gorillaz karakterlerini 3D şeklinde yansıtarak canlı müzik yaptılar.Ardından 2006 Grammy Müzik Ödülleri’nde de Madonna ile birlikte aynı sahneyi paylaşayarak hologram konseri yapmışlardı.

null

2006′nin son çeyreğinde 2. kez hayranlarını üzecek bir olay yaşandı ve Gorillaz bu sefer bir daha asla birleşmemek üzere dağıldığını açıkladı.Hatta ciddi olduklarını göstermek için birkaç TV şovuna çıkıp kendilerini ilk defa insanlara göstermişlerdir.Ama buna rağmen hayranları halen Gorillaz’in yeniden birleşeceğine inanmaktadır.

Grup birleşmiş ve 20 Kasım 2007 tarihinde yeni albümleri D-Sides piyasaya çıkmıştır.

null

null

Grup üyeleri

2-D (Vokalist, Klavye)

Damon Albarn’in karakteri olan 2-D’nin gerçek ismi Stuart Tusspot’tur.Grubun en sakin ve normale yakın kişiliğe sahip sayılabilecek üyesidir.

Murdoc Niccals (Bas Gitar)
Phil Cornwell’in karakteri olan Murdoc psikolojisi bozuk,sadist,sapık ruhlu ve kadınlara düşkün bir kişidir.Grubun en anormal üyesidir ama çoğu internet sitelerine göre Murdoc Gorillaz’in en iyi üyesidir ve birçok hayran sitesi mevcuttur.İngiltere’de yapılan bir ankette satılan Gorillaz ürünleri arasında en çok Murdoc’un ürünlerinin tercih edildiği ortaya çıkmıştır.

null

Russel Hobbs (Bateri)
Remi Kabaka’nin karakteri olan Russel’in garip bir özelliği vardır;uyuduğu zaman onun kötü niyetli hayaleti ortaya çıkar ve Dünya’ya karanlığın hükmetmesini sağlamak için uğraşır.Yemek yapmak,tamirat hobileridir.

Noodle (Gitarist,Vokal)
Haruka Kuroda’nın karakteri olan Noodle grubun kadın üyesidir.Gruptaki herkes ondan korkar çünkü Uzakdoğu Dövüş Tekniklerinin ustasıdır.Dünya çapında büyük fan kitleleri oluşturmuş olan Noodle kendini bir FedEx kutusu içinde Japonya’ya kargolaması ile bilinir.

null

Diğer karakterler

Del
Russel’in kötü niyetli hayaletidir. “Clint Eastwood” ve “Rock The House” kliplerinde görünmekte olup, grubun Gorilla Bite adındaki kısa filmlerinden “Jump The Gut” adlı bölümünde de gözüküyor.

Paula Cracker
2-D’nin eski kız arkadaşıdır ve grubun birkaç şarkısında gitaristlik yapmıştır. Noodle ondan nefret eder.

null

Diskografi

Singleları

Clint Eastwood (2001)
19/2000 (2001)
Rock The House (2001)
911 (2001)
Tomorrow Comes Today (2002)
Lil (2002)
Feel Good Inc. (2005)
DARE (2005)
Dirty Harry (2005)
Kids With Guns (2006)
El Manana (2006)

DVD
Phase One: Celebrity Take Down (2002)
Demon Days Live (2006)
Phase Two: Slowboat to Hades (2006)

null

null

Gorillaz Videoları

 

Gorillaz HDTV(1080I) Klipleri

null

null

null

null

http://rapidshare.com/files/163839723/GorillazHD.1080i.5klips.part01.rar
http://rapidshare.com/files/163930144/GorillazHD.1080i.5klips.part02.rar
http://rapidshare.com/files/163934779/GorillazHD.1080i.5klips.part03.rar
http://rapidshare.com/files/163939772/GorillazHD.1080i.5klips.part04.rar
http://rapidshare.com/files/163944862/GorillazHD.1080i.5klips.part05.rar
http://rapidshare.com/files/163954312/GorillazHD.1080i.5klips.part06.rar
http://rapidshare.com/files/163960577/GorillazHD.1080i.5klips.part07.rar
http://rapidshare.com/files/163967292/GorillazHD.1080i.5klips.part08.rar
http://rapidshare.com/files/163976465/GorillazHD.1080i.5klips.part09.rar
http://rapidshare.com/files/163985769/GorillazHD.1080i.5klips.part10.rar
http://rapidshare.com/files/163992465/GorillazHD.1080i.5klips.part11.rar
http://rapidshare.com/files/164001282/GorillazHD.1080i.5klips.part12.rar
http://rapidshare.com/files/164008654/GorillazHD.1080i.5klips.part13.rar
http://rapidshare.com/files/164019021/GorillazHD.1080i.5klips.part14.rar
http://rapidshare.com/files/164029927/GorillazHD.1080i.5klips.part15.rar
http://rapidshare.com/files/164039708/GorillazHD.1080i.5klips.part16.rar
http://rapidshare.com/files/164051324/GorillazHD.1080i.5klips.part17.rar
http://rapidshare.com/files/164060016/GorillazHD.1080i.5klips.part18.rar
http://rapidshare.com/files/164071307/GorillazHD.1080i.5klips.part19.rar
http://rapidshare.com/files/164081783/GorillazHD.1080i.5klips.part20.rar
http://rapidshare.com/files/164465566/GorillazHD.1080i.5klips.part21.rar
http://rapidshare.com/files/164473328/GorillazHD.1080i.5klips.part22.rar
http://rapidshare.com/files/164480802/GorillazHD.1080i.5klips.part23.rar
http://rapidshare.com/files/164488678/GorillazHD.1080i.5klips.part24.rar
http://rapidshare.com/files/164508369/GorillazHD.1080i.5klips.part25.rar
http://rapidshare.com/files/164523663/GorillazHD.1080i.5klips.part26.rar
http://rapidshare.com/files/164527846/GorillazHD.1080i.5klips.part27.rar

null

null

null

null

null

null

Sıradışı Semazen Emre Yıldırım

null

Dünyanın bizden önce tanıdığı sıra dışı semazen Emre Yıldırım 500 yıllık geleneği yeni bir tarzla süslüyor. Sema gösterisine kendi hazırladığı kıyafetler ve elektro müzik eşliğinde sema yapan sıra dışı semazen, boynunu yukarı doğru kırabilerek sema eden dünyadaki 3 semazenden biri.

null

23 yaşındaki semazen Emre Yıldırım’ın sıra dışı bir tarzı var. Annesi ev kadını, babası marangoz, kendisinin asıl işi reklâmcılık. Tasavvufla olan ilişkisi ise Uşşaki Vakfı’na bağlı olan anneannesi ve babasından geliyor. Tasavvufu o kadar seviyor ki 1995–96 yıllarında Galata Mevlevi hanesi’ndeki bir dededen dersler alıyor. Bir sene burada sema ediyor. Dede Mevlevihane’den ayrılınca o da Uşşaki Vakfı’na geçiyor. Geçtiğimiz yıl ise Kanada, Amerika, Fas Hindistan, Almanya gibi dünyanın birçok ülkesinde gösteriler yapıyor. Esin Çelebi’nin de bulunduğu kafileyle birlikte araştırmalara katılıyor. Üç sene süren araştırmalar sonunda kendi tarzını yaratmaya karar veriyor. “İnsanları daha çok cezbedecek, aşka getirebilecek, kalplerini yerinden sökebilecek tarzda müzikler yaptık. Tasavvuf müziği ile birlikte harmanlanmış enstrümantal müzikler. Elektronik de buna dâhil” diyor Yıldırım.

null

Âşıkların Ölmediğine İnanırım

Müziği gibi kıyafetleri de kendisine özgü… Kıyafetleri rüyasında görmüş: “Mevleviler, mezar taşını temsil eden sikkeyi kullanırlar. Kefen olarak beyaz tennurelerini giyerler. Eliflamet ile nefislerini bağlarlar. Üzerlerine toprak olarak siyah hırkalarını alırlar. Oysa ben, âşıkların ölmediğine inanırım. Bu yüzden üzerimde toprak, mezar taşı ya da kefen taşımam. Kendimi rahat hissettiğim psikolojik olarak, beni ve ruh halimi daha pozitif hale getirebilecek renkleri seçtim. Her zaman değişiktir bu. Bugün siyah giyebilirim sıkıntılıyımdır, yarın huzurluyum beyaz giyerim. Kendimi bulutların üzerinde hissederim mavi giyerim. Üzerimde bulunan her renk o anki ruh halimle alakalıdır.”

“Peki, 600 yıllık geleneği bozduğun için tepki görmekten korkmuyor musun?” sorusuna şu sözlerle yanıt veriyor:
“Hiçbir zaman çekinmedim. Çünkü bir kızı seversiniz, ona deli gibi âşık olursunuz. Sahip olamadığınızda, intihar edersiniz. Bir âşık, bir kız için ölümden nasıl korkmazsa, sonucunun ne olacağını umursamazsa, ben de içimdeki bu aşkı sergilemekten hiçbir zaman korkmam ve çekinmem. Eğer bir gün yeri gelirse, aynı o kızı seven âşık gibi sokakta da yatarım, kendimi de yakarım, gerekirse köprüden de atlarım. Sonuçta bu aşktır ve aşk her zaman insanların gözünü karartır. Aşk bir içki gibidir, sarhoş olduğunuzda nasıl değişirseniz, âşık olunca da öyle değişirsiniz. Ve bu aşkı ifade edebilmek için de her şeyi yaparsınız. Bu da ifade edebilmek için her şeyi yapacağımın bir örneği sadece başlangıcındadır.”

null

Böyle rahat hissediyorum

Yıldırım diğer semazenlerin aksine boyun kırarak sema yapıyor… Neden boyun kırarak sema yaptığına ise şu şekilde açıklık getiriyor: “Semazenlerin başlarını sürekli oynatabilmeleri çok zordur. Sema esnasında bunu yapamazlar. Ama ben kendi özgür semamda, böyle bir kalıp almadığım için, kendimi kendim gibi rahat ifade edebildiğim için böyle yapıyorum. Normal semazenin boynu hafifçe sol tarafına doğru yatıktır, ama bende boyun sürekli hareket eder, yukarıya da bakar, aşağıya da… Gözlerim açıktır. O an görmek isteyeceğim, çok büyük bir sır olabilir….

null

Efsane Ayakkabı Converse

null

1908 yılında Marques M. Converse tarafından Amerikan spor markası olarak kurulan Converse yüzüncü yılını kutlamaktadır. Bir basketbolcu olan Chuck Taylor ayaklarını ağrıttı diye firmaya dava açınca (1921) karşılığında şirket ona iş verdi. Bir çeşit büyükelçilik dediği işi ayakkabıların Amerikdaki tanıtımını yapmaktır. Bugün All-Star markasındaki imzasını ise görevini yaptığı yıllarda attı (1923). Ve aynı sene bir basketbol takımını giydirmeye başlar. 2. Dünya Savaşı sırasında ülkesinin propagandasını yapan, bir simgeye dönüşen Converse öncesinden de orduyu desteklemiştir (1942). O dönemde tüm Amerikan hava birlikleri Converse giymiştir. Sonrasında çıkardığı modellerle birçok spor dalında aktif olarak çalışan, başarılara imza atan Converse günümüzde birçok NBA oyuncu tarafından giyilmektedir. Bu basketbolcular Dwyane Wade, Jason Williams, Chris Quinn, Udonis Haslem, Maurice Evans, Orien Greene, Andre Miller, Kyle Korver, Jameer Nelson, Mike Sweetney, Kirk Hinrich, Steve Nash, Amare Stoudamire, Sam Cassell, Onur Metin, Sercan Kıyak, Cem Turan ve Vladimir Radmanovic’dir…

null

Yeni Moda Efsanesi > Bağcıksız Converse

Amerikalı tasarımcı John Varvatos’un tasarladığı ayakkabılar Türkiye’ye geçen yıl gelmeye başladı. Fakat renk ve model alternatifleri çok sınırlıydı. Bu sebeple yurtdışından getirip giyenler çok dikkat çekti. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada bağcıksız Converse çılgınlığı yaşanıyor. Satış rakamlarına bakılırsa şu sıralar bağcıksız Converse, markanın en klasik modeli Chuck Taylor’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Kadın, erkek ve çocuklar için hemen hemen her rengi var. İnternette moda konusunda blog yazanlar bağcıksız Converse’e türlü türlü tezahürat yapıyor. Türkiye’dekiler “Bağcıksız Converse İsteriz” diye kampanyalar başlattı. 100 yıllık spor ayakkabı markası, bağcıksız model yüzünden tekrar yükselişe geçti. Peki bu ayakkabıların sırrı neydi? Bu yazıda onu bulacaksınız.

null

Bağcıksız Converse’lerin sırrından bahsedeceksek yazıya John Varvatos’la başlamak şart. Varvatos’u tanımıyorsanız hakkında bilmeniz gereken iki önemli şey var. Calvin Klein’ın ünlü boxer’ını o icad etti. Ve Converse’in bağcıksız modelini ilk o tasarladı. The New York Times gazetesinin yazarlarından Mark Paris bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Boxer erkek konforuna yapılmış bir hediyedir. Bağcıksız Converse ise sosyolojiye yapılmış bir katkıdır. Çünkü bu ayakkabılar nostaljiyi, gangsta şıklığı ile bir araya getirir.”

Yazar nostalji derken Converse’in 100 yıllık geçmişini kastediyor. Hepimizin çocukken bir Converse’i oldu değil mi? Gangsta şıklığı ise daha derin bir mevzu! Eğer birinin ayakkabılarının bağcıkları yoksa, o hapishaneden yeni çıkmış demektir. Malum, demir parmaklıkların ardında bunalıma girip kendini veya bir başkasını ayakkabı bağcığıyla boğmasın diye alınan bir önlemdir bu. Hapiste yatmamış gangster de az olduğu için, bağcıksız ayakkabı hemen onları çağrıştırır. Günümüzde trend olması illegal insanların garip aurası ile açıklanabilir. Mafyaya has başka stil özellikleri de dönem dönem çok ilgi çekmiştir. Belki de bağcıksız Converse, külhanbeylerinin yumurta topuklarının modernize olmuş halidir.

Mark Paris ömrü hayatında ilk bağcıksız Converse gördüğü günü hiç unutmuyor: “Beyaz bağcıksız Converse’i giyen kişi Hollywood’da çalışan bir fon yöneticisiydi. New York’a yaz tatili için gelmişti. Ayakkabıları düpedüz beyaz, zengin ve başarılı erkeğin simgesiydi.”

John Varvatos’un tasarladığı ilk bağcıksız Converse, erkek ayakkabısıydı. 2006 yılının sonlarında piyasaya çıktı. 2007’nin başlarında kadın ve çocuk için olanları da üretildi. Şu anda bağcıksız Chuck Taylor Converse Amerika’nın ikinci en çok satan Converse modeli. Birincisi ise orijinal Chuck Taylor. Bu arada küçük bir not: Bağcıksız olanlar bağcıklılara oranla iki kat daha pahalı.

Bağcıksız modellerin bu kadar ilgi görmesinin bir nedeni de kullanım kolaylığı. Bağcık bağlamaktan nefret edenler, kilolarından dolayı kolay kolay eğilemeyenler, hamileler ve iyi düğüm atmasını beceremeyen çocuklar için çok ideal. Ama tüm bu mantıklı gerekçeler, bir yıl öncesi için geçerli. Şimdi dünya zayıflık şampiyonu da olsanız bağcıklı değil bağcıksız giymelisiniz. Çünkü moda olan artık bu…

null

10 Yaşındaki Jullian Şarkı Besteledi

Gelelim çocuklar cephesine. Dünyada bağcıksız Converse’lerin çocuk modasında da trend haline gelmesinin nedeni ünlülerin çocukları. Bon Jovi’nin gitaristi Richie Sambora ile Heather Locklear’ın 10 yaşındaki kızları Ava Elizabeth Sambora bağcıksız Converse’lerini ayağından çıkarmıyor ve magazin dergilerine sürekli onlarla poz veriyor. Yine aynı şekilde Mary Louise Parker da oğluna bağcıksız Converse giydiriyor. Ama bağcıksız Converse’leriyle ünlenen esas çocuk Julian Hornik. New York’da bir şarkı yarışmasına girip kazanan 10 yaşındaki Hornik’in “Bağcıksız Converse” adında bir bestesi var…

null

Münir Özkul

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var

Bu sözler dökülüyordu Münir Özkul’un ağzından, karşısındaki kişiyi ikaz ederken bile samimi, saygılı ve efendiliğinden taviz vermeyen bir yapıya sahip bir şekilde… Biz onu bu sıcaklığıyla sevdik, kabul ettik.

null

Münir Özkul, 15 Ağustos 1925 tarihinde İstanbul Kanatlarımın Altında’un Bakırköy semtinde, eski Osmanlı paşalarından birinin torunu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşlarda tiyatroya merak salmış olan Özkul, İstanbul Erkek Lisesi’ndeki eğitiminin ardından oyuncu olmaya karar vererek gözünü sahnelere dikti. O zamana kadar yaşamını sürdürdüğü ve aşinası olduğu Bakırköy’de bulunan Halkevi’nde oyunculuğa adım attı. İlk amatör sahne deneyimlerini burada gerçekleştiren Özkul, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda bir süre oynadıktan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu’na geçti. Ardından da, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuk kariyerine devam etmeye başladı ve artık bağımsız çalışabilecek düzeye geldiğine kanaat getirerek, özel sektöre geçiş yaparak Ses Tiyatrosu’nda sergilenen oyunlarda rol almaya başladı. Ancak buradaki çalışması uzun soluklu olamadı ve hemen ardından yien özel bir tiyatro olan Küçük Sahne’ye geçti. Küçük Sahne, genç oyuncunun kariyerinin yükselişinde bir dönüm noktası oldu. Çünkü, ilk defa önemli bir oyunda rol alma şansı doğdu. Sadri Alışık, Nevin Akkaya, Şükran Güngör ve Cahit Irgat gibi güçlü oyuncularla, yönetmenliğini Muhsin Ertuğrul’un yaptığı ve Steinback’in aynı adlı romanından tiyatroya uyarlanan “Fareler ve İnsanlar”da oynadı. Yeteneği Musin Ertuğrul’un gözünden kaçmayan Özkul, Küçük Sahne’de ayrıca, “Yarış”, “Onikinci Gece”, “Aşağıdan Yukarı” ve “Karışık İş” gibi başarılı oyunlarda da yer aldı.

Tiyatro sahnelerinden “tesadüfen” film setlerine geçişi 40′lı yılların sonuna denk düşen Özkul, askerliğini yaptığı dönemde, “Vatan ve Namık Kemal” adlı filmde yönetmen asistanlığı yapan arkadaşı Sırrı Gültekin’i ziyaret için Yeşilçam’a gittiği birgün ilk defa bir filmde figüran olarak rol aldı. Üniformalı bir figüran arayışı içinde olan arkadaşının ricasını kırmayarak, biraz da komik bir anı olsun diye kamera karşısına geçti ve rol aldığı 400′ün üzerinde filmle, Türk sinemasına damgasını vuran önemli karakter oyuncuları arasına girmesini sağlayacak sinema serüveni böylece başlamış oldu. 50′li yılların başlarında, ilk olarak beyaz perdenin siyah-beyaz karelerinde küçük rollerle karşımıza çıkan Özkul, ilk defa 1950 yılında, senaryosu İhsan Koza ile Nazım Hikmet tarafından yazılan ve Vedat Ar’ın yönetmenliğinde çekilen “Üçüncü Selim’in Gözdesi” adlı bir İpek Film yapımında yer aldı. Hemen ardından, 1951′de, yine birer İpek Film yapımı olan “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” ile “Lale Devri”nde yardımcı oyuncu olarak kamera karşısına geçen Özkul, aynı yıl, Muhsin Ertuğrul’un yönetmenliğinde çekilen “Evli mi Bekar mı” ve Baha Gelenbevi’nin yönettiği “Barbaros Hayrettin Paşa” adlı filmlerde başrol oynadı.

null

Yabancı sinemanın tipik karakterlerinden etkilenen Türk sinemasında, Burhan Felek tarafından Lorel-Hardi ikilisinin kendi kültürümüze uyarlanmasıyla dönüştüğü Edi-Büdü ikilisinin 1952 yılında sinemaya aktarılmış versiyonu olan “Edi ile Büdü Tiyatrocu” ve “Edi ile Büdü” filmlerinde Vasfi Rıza Zobu ile birlikte rol alan Özkul, artık sinema çevrelerinde adını duyurmaya, halktan büyük ilgi görmeye başlamıştı. İlk yıllarında genellikle İpek Film yapımlarında yer alan oyuncu, çoğu zaman komedi türü filmlerde rol aldı ve özellikle mimikleriyle, samimi tavırlarıyla halk tarafından kısa sürede benimsendi. Ancak asıl başarısını Arzu Film yapımlarıyla yakaladı. 1953 yılında, Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Halıcı Kız” filminde yer aldıktan sonra kariyerinin önü iyice açıldı. Aynı yıl, fantastik bir komedi olan ve senaryosu yine İhsan İpekçi ile Nazım Hikmet tarafından yazılan “Balıkçı Güzeli/1002. Gece” ve ardından, 1956′da çekilen “Kalbimin Şarkısı” adlı duygusal film ile karakter oyunculuğuna doğru yönelişe geçen Özkul, “Miras Uğrunda” ve Zeki Müren’in başrolünü oynadığı “Altın Kafes” ile oyunculuk gücünü ortaya koyarak; dram, duygusal, komedi gibi farklı türlerde her kalıba girebilen bir oyuncu olduğu kanısını pekiştirmeye başladı. Sinema çalışmalarının yanı sıra, gönül verdiği tiyatro sahnelerini de bırakmayan Özkul, 1957 yılında Devlet Tiyatroları’nın yönetmenliğine getirildi. Sanat kariyerinde adeta bir atılım olarak değerlendirilebilecek bu gelişmenin ardından, Küçük Sahne’yi terk etmek zorunda kaldı. Bu durum, sanatçının profesyonel oyunculuğa adım attığı Küçük Sahne’nin, ustasını kaybetmesiyle birlikte daha fazla tutunamayarak dağılmasına neden oldu.

null

1960 ile 1970 yılları arasında kırkın üzerinde filmde rol alan Özkul, daha önce Atlan Karındaş’la birlikte tiyatro sahnesine de aktardığı ve oyunun inanılmaz başarısı sonucunda, 1971 yılında Türk tiyatro ve ortaoyunu üstadı İsmail Dümbüllü’den “ortaoyuncular kavuğu”nu devralmasını sağlayan, Sadık Şendil’in yazdığı “Kanlı Nigar” adlı muhteşem eserin sinema versiyonunda da yer aldı. 1968 yılında, Ülkü Erakalın’ın yönetmenliğinde çekilen filmde, Belgin Doruk ve Selma Güneri’yle birlikte rol aldı. Türk sinemasının en verimli dönemlerinden olan 70′li yıllara gelindiğinde, geniş bir oyuncu kadrosuna sahip, aile filmlerinde rol almaya başlayan Özkul, özellikle Adile Naşit’le iyi bir ikili oluşturdu ve bu ikili halk tarafından da çok sevildi; benimsendi. Yakışıklı olmasa da, hatta çirkince bir yüze, uzun ve ince bir fiziğe sahip olsa da birkaç filmde jön rollerde yer alan ve hiçbir zaman kötü rollere yakıştırılamayan Özkul, özellikle bu yıllarda Türk sinemasının klişe konularında “fakir ama gururlu”, iyi kalpli, babacan karakterleri canlandırdı. Münir Özkul, 1972 yılında, başrollerini Hülya Koçyiğit ile Tarık Akan’ın paylaştığı “Sev Kardeşim” adlı Ertem Eğilmez filmindeki başarılı performansıyla, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü. 70′li yıllarda, Ertem Eğilmez imzalı filmlerde unutulmaz rollere hayat veren, ağlatan duygusal replikleri o etkileyici sesiyle Türk izleyicisinin hafızasına kazıyan Özkul, “Neşeli Günler”, “Mavi Boncuk”, “Aile Şerefi”, “Gırgıriye” serileri, “Gülen Gözler” ve “Bizim Aile” gibi filmlerle karakter oyunculuğundaki ustalığını ortaya koydu. Sanatçının unutulmaz rolleri arasında zirveyi ele geçirense, “Hababam Sınıfı” seri fimlerinde canlandırdığı, disiplinli, ancak yufka yürekli öğretmen “Kel Mahmut” karakteri oldu. Öyle ki, bu tipleme neredeyse adını aşarak sanatçının lakabı haline geldi ve bu şekilde anılmaya başlandı.

null

80′li yıllarda duraklama dönemine giren Yeşilçam’da video filmlerine yönelişi izleyen Özkul, bu dönemde kalitesi düşük birtakım sinema ve video filmlerinde rol aldı. Ardından, tek televizyonlu dönemin sonlarına doğru dizi çekimlerinin artış göstermesiyle birlikte, 1987 yılında TRT’de yayınlanmak üzere çekilen “Uzaylı Zekiye” adlı dizi için kamera önüne geçti. Bu dizinin ardından birkaç filmde daha rol alan ünlü oyuncu, içkiye olan düşkünlüğünün de etkisiyle sağlığı ile ilgili sorunlar yaşamaya başladı ve özel projeler dışında herhangi bir çalışma yapmadı. 1995 yılında, Kemal Sunal’la birlikte, “Şaban ile Şirin” adlı filmde yer aldı. 90′lı yılların ikinci yarısında, bilhassa özel televizyon kanallarının sayısı artış gösterdikçe, Yeşilçam’a olan rağbet azalmış; televizyon ekranlarına yönelik çalışmalar; özellikle de dizi yapımları ön plana çıkmıştı. Ancak bu furyadan kendini uzak tutan Özkul, 1996′da, izleyiciden büyük ilgi gören ve senaryosu Kandemir Konduk tarafından yazılan “Ana Kuzusu” adlı dizide Perihan Savaş ve Ayşen Gruda ile birlikte rol aldı. Aynı yıl, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle, jübilesini yaparak tiyatro sahnelerine veda etti. Yaşamı boyunca pekçok tiyatro ve sinema yapımında emeği geçmesine rağmen, zaman zaman ciddi maddi zorluklar içine girmiş olan Özkul’a, bu geceden elde edilen gelirle bir ev alındı. Yine 1996 yılında, Veli Çelik’in yönetmenliğinde çekilen televizyon filmi “Ay Işığında Saklıdır”da, Aydan Şener ve Toprak Sergen’le birlikte yer aldı. Ardından, 1998 yılında, Hamdi Alkan’ın “Reyting Hamdi” adlı televizyon eğlence programında, kısa bir süre için Yarmagül tiplemesinin dedesi rolünü canlandırdı. Usta oyuncunun son kez beyaz perdede göründüğü sinema yapımı ise, 2000 yılında Serdar Akar tarafından çekilen “Dar Alanda Kısa Paslaşmalar” oldu.

null

Sanat yaşamı boyunca 400′e yakın sinema filminde ve sayısını kendisinin bile tam olarak bilmediği sayıda tiyatro oyununda rol alan Münir Özkul adına, 26 Mart 2005 tarihinde İstanbul Beylikdüzü Academia Center içerisinde “Münir Özkul Sahnesi” açılmıştır. İçkiye düşkünlüğüyle bilinen sanatçı, özel hayatında da inişli çıkışlı bir seyir izleyerek dört evlilik gerçekleştirmiştir. İlk evliliğini Şadan Hanım’la yapan Özkul, kısa süren bu birlikteliğin ardından Suna Selen ile hayatını birleştirmiş ve bu evlilikten Güner adında bir kızı olmuştur. Kızları sekiz yaşındayken, çift boşanma kararı almıştır. Sonrasında Özkul, Tophaneli Örümcek Yaşar lakabıyla anılan Yaşar Hanım’la üçüncü evliliğini gerçekleştirmiş; ancak bu da uzun sürmemiştir. Son olarak, halen yaşamını birlikte sürdürdüğü Şadan Hanım ile evlenmiştir. Mankenlik ve CNN Türk’te televizyon programcılığı yapan kızı Güner Özkul’un girişimiyle, 2005 yılında, sanatçıyı birçok yönden ele alan ve yaşamının bir dönemine farklı şekillerde tanıklık etmiş kişilerin kaleme aldığı yazılardan derlenmiş, “Aktör Dediğin Nedir Ki? / Münir Özkul Kitabı” adlı bir kitap yayımlanmıştır. 1998 yılında, T.C. Kültür Bakanlığı, Münir Özkul’a Devlet Sanatçısı ünvanını vermiştir. Özkul, İsmail Dümbüllü’den aldığı ünlü kavuğu, 1989 yılında tiyatro oyuncusu Ferhan Şensoy’a devretmiştir. 1991 yılında ise, en önemli tiyatro ödülleri arasında gösterilen, Dümbüllü Ödülü’ne layık görülmüştür. 8 Nisan 2007 tarihinde, Mizah Üretenler Derneği, Karikatürcüler Derneği ve Bakırköylü Sanatçılar Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen “II. Mizah Ödülleri” töreninde, Münir Özkul Özel Ödülü, ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’a verilmiştir.

null

null

null

Özkul dört kez evlendi ve üç çocuğu oldu. İlk eşi Şadan, ikinci eşi Suna Selen, üçüncü eşi “Tophaneli Örümcek” lakaplı Yaşar ve son 27 yıldır evli olduğu eşi Umman Özkul’dur. Oyuncu ve sunucu Güner Özkul’un babasıdır. Güner Özkul’a göre babası “evlilikten korkmazdı ama boşanamamaktan korkardı”. Demans hastalığı ile yaşayan Özkul, 2003 yılından bu yana evinden dışarıya çıkmak ve kimseyle görüşmek istemiyor. Hastalığı yüzünden geçmişe dair birçok şeyi hatırlamıyor ve ölen arkadaşlarının yaşadıklarını sanıyor. Özkul, kendisine ait mütevazı bir evde rahat bir yaşam sürdürüyor.

Rol aldığı tiyatro oyunları

İstanbulu Satıyorum
Soyut Padişah
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı
Çayhane
Fareler ve İnsanlar

Filmleri

1950: Üçüncü Selim’in Gözdesi
1951: Barbaros Hayrettin Paşa
1951: Evli Mi Bekar Mı
1951: Lale Devri
1951: Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan
1952: Edi İle Büdü
1952: Edi İle Büdü Tiyatrocu
1953: Balıkçı Güzeli / 1002. Gece
1955: Bir Aşk Hikayesi
1955: Tuş / Bir Aşk Hikayesi
1956: Kalbimin Şarkısı
1958: Altın Kafes
1958: İftira
1959: Gurbet
1960: Taş Bebek
1961: Bir Bahar Akşamı
1961: Yaman Gazeteci
1961: Yumurcak
1965: Bilen Kazanıyor
1965: Cezmi Band 007.5
1965: Dokunma Bozulurum
1965: Gönül Kuşu
1965: İnatçı Gelin
1965: Kahreden Kurşun
1965: Kan Gövdeyi Götürdü
1965: Kart Horoz
1965: Senede Bir Gün
1965: Seveceksen Yiğit Sev
1965: Şekerli Misin Vay Vay
1965: Şoför Nebahat Bizde Kabahat
1965: Yalancının Mumu
1966: Aşkın Kanunu
1966: Ben Bir Sokak Kadınıyım
1966: Bir Millet Uyanıyor
1966: Denizciler Geliyor
1966: Fakir Bir Kız Sevdim
1966: Seni Sevmiyorum
1967: Çifte Tabancalı Damat
1967: Elveda
1967: Sürtüğün Kızı
1967: Yaşlı Gözler
1968: Artık Sevmiyeceğim
1968: İstanbul’da Cümbüş Var
1968: Kalbimdeki Yabancı
1968: Kanlı Nigar
1968: Kara Gözlüm Efkarlanma
1968: Nilgün
1968: Urfa İstanbul
1968: Yayla Kartalı
1969: Ayşecik’le Ömercik
1969: Bana Derler Fosforlu
1969: Boş Çerçeve
1969: Fakir Kızı Leyla
1969: Gelin Ayşem
1969: Nisan Yağmuru
1969: Sevdalı Gelin
1969: Sevgili Babam
1969: Uykusuz Geceler
1970: Ali İle Veli
1970: Allı Yemeni
1970: Arım, Balım, Peteğim
1970: Berduş Kız
1970: Bütün Aşklar Tatlı Başlar
1970: Dikkat Kan Aranıyor
1970: Dönme Bana Sevgilim
1970: Hayatım Sana Feda
1970: Kalbimin Efendisi
1970: Kara Dutum
1970: Küçük Hanımefendi
1970: Seven Ne Yapmaz
1970: Son Kızgın Adam
1970: Şoför Nebahat
1970: Tatlı Meleğim
1970: Yavrum
1970: Yumruk Pazarı
1970: Yuvasız Kuşlar
1971: Aşk Hikayesi
1971: Aşk Uğruna
1971: Ayşecik ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde
1971: Bebek Gibi Maşallah
1971: Beklenen Şarkı
1971: Beyaz Kelebekler
1971: Beyoğlu Güzeli
1971: Donkişot Sahte Şövalye
1971: Gönül Hırsızı
1971: Hayat Sevince Güzel
1971: Hayatım Senindir
1971: İbiş Gangsterlere Karşı
1971: İşte Deve İşte Hendek
1971: Kadifeden Kesesi
1971: Kezban Paris’te
1971: Senede Bir Gün
1971: Solan Bir Yaprak Gibi
1971: Son Hıçkırık
1971: Tophaneli Murat
1971: Yedi Kocalı Hürmüz
1972: Karamanın Koyunu
1972: O Ağacın Altında
1972: Sev Kardeşim
1972: Tatlı Dillim
1972: Üç Sevgili
1972: Ver Allahım Ver
1972: Yiğitlerin Kaderi
1973: Çulsuz Ali
1973: Izdırap
1973: Kaynanam Kudurdu
1973: Niyet
1973: Oh Olsun
1973: Şaban İstanbul’da
1973: Yalancı Yarim
1974: Beş Tavuk Bir Horoz
1974: Gariban
1974: Hasret
1974: Mavi Boncuk
1974: Salak Milyoner
1974: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
1975: Beş Milyoncuk Borç Verir Misin
1975: Bizim Aile / Merhaba
1975: Gece Kuşu Zehra
1975: Gülşah
1975: Hababam Sınıfı
1975: Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
1975: İşte Hayat
1976: Aile Şerefi
1976: Aşk Dediğin Laftır
1976: Hababam Sınıfı Uyanıyor
1977: Cennetin Çocukları
1977: Gülen Gözler
1977: Hababam Sınıfı Tatilde
1978: Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor
1978: Neşeli Günler
1979: Aşkın Gözyaşları
1979: Erkek Güzeli Sefil Bilo
1979: Gelinciklerim
1979: İbiş in Rüyası
1980: Banker Bilo
1980: İbişo
1981: Bizim Sokak
1981: Deliler Koğuşu
1981: Gırgıriye
1981: Gırgıriyede Şenlik Var
1982: Adile Teyze
1982: Ağlayan Gülmedi mi?
1982: Altın Kafes
1982: Beni Unutma
1982: Bir Yudum Mutluluk
1982: Buyurun Cümbüşe
1982: Gazap Rüzgarı
1982: Görgüsüzler
1982: Islak Mendil
1982: Şıngırdak Şadiye
1982: Talih Kuşu
1983: Dostlar Sağolsun
1983: Gırgıriyede Cümbüş Var
1983: İlişki
1983: Şaşkın Ördek
1984: Çaresizim
1984: Geçim Otobüsü
1984: Gırgıriyede Büyük Seçim
1984: Kızlar Sınıfı
1984: Küçük Ağa
1984: Şaşkın Gelin
1985: Büyük Günah
1985: Çalınan Hayat
1985: Deliye Hergün Bayram
1985: Duyar Mısın Feryadımı
1985: Sarı Öküz Parası
1985: Ya Ya Ya Şa Şa Şa
1986: Ana Kucağı
1986: Babalar da Ağlar
1986: Dayak Cennetten Çıkma
1986: Elmayı Kim Isırdı
1986: Kızlar Sınıfı Tatilde
1986: Milyarder
1987: Afife Jale
1987: Aile Pansiyonu
1987: Günah
1987: Kadersiz Kullar
1987: Kuşatma 2 / Şok
1987: Otobüs Yolcuları / İhsaniye - Karasu
1987: Uzaylı Zekiye
1987: Yaşamaya Mecburum
1987: Yıllar
1988: A Ay
1988: Acı Gurbet
1988: Arabesk
1993: Al Dudaklım
1993: Nasreddin Hoca
1996: Ay Işığında Saklıdır
2000: Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

Aldığı ödüller

1967: İlhan İskender Ödülü (Kanlı Nigâr oyunuyla)
1972 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Erkek Karakter Oyuncu Ödülü, Sev Kardeşim
1991: Dümbüllü Ödülü
1997: Altın Kelebek Ödülleri Onur Ödülü
1999: Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü “Muhsin Ertuğrul Tiyatro Emek Ödülü”
2004: 37. Sinema Yazarları Derneği Ödülleri Onur Ödülü
2006: Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Onur Ödülü

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Estetik Merakının Mahvettiği Güzellik

null

Estetik merakı yüzünden güzelliğinden oldu. Hang Mioku henuz 48 yaşında idi ama onu güzellik hırsı tüm geleceğini değiştirdi.

48 yaşındaki yaşındaki Koreli kadın estetik takıntısının kurbanı oldu. Suratı genişledi, siması bozuldu… 48 yaşındaki yaşındaki Koreli kadın estetik takıntısının kurbanı oldu. İlk olarak 28 yaşında estetik yaptırmaya başlayan genç kadın 48 yaşına kadar bir birini izleyen operasyonlar sonucunda adeta canavara dönüştü. Suratı genişledi, siması bozuldu, dudakları kaydı. Fakat psikolojisi bozulan kadın kendini aynaya baktığında çok güzel buluyor. Onu artık tanıyamayan ailesi kızlarını hemen bir doktora götürdü ama doktorlar kızın zihinsel bir problemi olduğunu düşünüyor. Kızlarının eski haline gelmesini çok isteyen aile ameliyat masraflarının çok pahalı olması nedeniyle çaresiz kaldı. En hayret verici olanı ise genç kadın bir plastik cerrah ile tanışıyor ve cerrah kadına daha fazla slikon enjekte etmesi için şırınga veriyor. Silikonlar bitincede kadın yüzüne yemeklik yağ enjekte ediyor…Bu arada garip yüzüyle Kore TV’lerinde ünlenen Hang Mioku’nun eski haline dönebilmesi için halktan bağış yağıyor. (Milliyet)

null

Yabancı Basın

DISFIGURED, scarred and miserable – that’s how plastic surgery addict Hang Mioku feels after injecting her face with cooking oil. The haggard Korean woman had her first professional procedure as a radiant 28-year-old. Photos from the time show Hang with a perfect smile, radiant skin and striking brown eyes. But now at 48, after 20 years of professional work and further botched injections at home when docs refused to continue, hideous Hang looks like a horrifying Halloween mask. A move to Japan allowed Hang’s obsession to take hold while she was away from her parents, who had no idea their daughter’s first operation would result in a full-blown addiction. After continuous trips to a Japanese surgeon, and despite being left bloated and disfigured, Hang still thought she looked beautiful in the mirror. When she returned to Korea her lumpy face had changed so much her parents didn’t recognise her. They took her for psychological treatment, but it proved too expensive and she lapsed into her old ways. Hang even found a doctor who would give her silicone injections, and who supplied the equipment necessary to carry out the procedure at home. But when her supply of silicone ran out, Hang began injecting cheap cooking oil. As her features grew, local kids called her ‘Standing Fan’ because of her large face and small body. Eventually Hang’s plight was featured on Korean TV, and concerned viewers raised enough money for surgery to reverse the damage. During the first procedure, surgeons removed 60g of foreign substance from Hang’s face, and a further 200g from her neck. Now Hang’s ghastly face has reduced in size, but is still ravaged by the ill-effects of her addiction. And the previously gorgeous Korean girl has admitted she longs for her original face back. (thesun.co.uk)

null

Hang Mioku, 48, had her first cosmetic surgery procedure at 28 and was hooked, moving to Japan for more. Eventually surgeons refused to carry out any more work and she returned home, where her face had changed so much her family didn’t recognise her. Ms Hang’s parents took her for treatment for her addiction, but it didn’t last. She soon found a doctor who would give her silicone injections and he even gave her a syringe and silicone so she could self-inject, the paper said. When her supply ran out, she used cooking oil. Her face became so large compared to her small body that local children called her “standing fan”, the newspaper reported. After appearing on Korean TV, viewers sent donations so she could have surgery to reduce the size of her face. The first of several operations removed 60g of oil from her face and 200g from her neck. Her face has been left scarred and disfigured, and Ms Hang said she would like her old face back. (news.com.au)

null

Hang Mioku, now 48, had her first plastic surgery procedure when she was 28; hooked from the beginning she moved to Japan where she had further operations - mostly to her face. Following operation after operation, her face was eventually left enlarged and disfigured, but she would still look at herself in the mirror and think she was beautiful. Eventually the surgeons she visited refused to carry out any more work on her and one suggested that her obsession could be a sign of a psychological disorder. When she returned home to Korea the surgery meant Hang’s features had changed so much that her own parents didn’t recognise her. After realising that the girl with the grossly swollen face was indeed their daughter her horrified parents took her to a doctor. Once again the possibility that Hang had a mental disorder was raised and she started treatment. However, this treatment was too expensive for her to keep up and she soon fell back into old ways. Amazingly, she found a doctor who was willing to give her silicone injects and, what’s more, he then gave her a syringe and silicone of her own so she could self-inject. When her supply of silicone ran out Hang resorted to injecting cooking oil into her face. Her face became so grotesquely large that she was called “standing fan” by children in her neighbourhood - due to her large face and small body. As Hang’s notoriety spread she was featured on Korean TV. Viewers seeing the report took mercy on her and sent in enough donations to enable her to have surgery to reduce the size of her face. During the first procedure surgeons removed 60g of foreign substance from Hang’s face and 200g from her neck. After several other sessions her face was left greatly reduced but still scarred and disfigured. And it would seem that even Hang can now see the damage she has done; she now says that she would simply like her original face back. (telegraph.co.uk)

null

null

Psikolojik Sorunlar: Fobiler

null

Fobi belirli nesne, durum ya da kimseler karşısında duyulan, yersiz, temelsiz, mantıkdışı ancak önlenemez korku. Belli nesne veya şartlardan ferdin kaçmasına sebeb olan ve kaçılamadığında şiddetli heyecana, bütün bedenin irkilmesine, bir fâcianın gelmekte olduğunu hissetmeye, derin bunalım ve depresyona, kalp çarpıntısı, tam bir halsizlik, terleme ve diğer heyecan belirtilerine sebeb olan bir hal. Fobi kelimesi, Yunanca Phobos kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde dehşet tanrısıdır.

Korkulan nesne ve şartlara göre isimler verilmiştir. Mesela kapalı yerler korkusu (klostrofobi), açık alanlar korkusu (agorafobi), yüksek yerlerden korku (akrofobi) vardır. Yaşanmış korkulu hâdiseler sonradan fobilere sebeb olabilirlerse de, korkulan şeyin üstüne gitmek korkuyu azaltmakta, kaçmak ise korkuyu arttırmaktadır. Bu prensip tedâvide kullanılmaktadır. Ayrıca heyecan yatıştırıcı ilaçlarla da tedavisine çalışılmaktadır.

null

Fobi, önemli bir tehlike kaynağı olmayan bir nesne veya durumla karşılaşma sırasında duyulan inatçı ve aşın korkudur. Fobilerin başlıca üç öğesi vardır: korkulan nesneyle karşılaşıldığı zaman sübjektif korku veya anksiete yaşantısı; bu tür ilişkiyle ilgili fizyolojik değişimler ve bu nesneden kaçınma veya kaçma davranışları. Dolayısıyla gerçekten fobik olan hastalar ender olarak korku duyarlar, çünkü kendilerine anksiete veren nesnelerden veya durumlardan sürekli olarak kaçarlar. Fobik nevroz teşhisi koyulan vakalarda, fobiler diğer psikiyatrik semptomlarla birlikte görülebilir veya başka psikiyatrik sendromlara eşlik edebilir. Prinıer depressif hastalıklarda çok kere özellikle agorafobik çeşitten hafif fobik semptomlar görülür; bunlar bir fobi tablosu gösterdiklerinden, temeldeki depresyon maskelenir. Fobiler başka sorunlarla aynı zamanda mevcut olduklarında tedavi, primer bozukluğa yönelik olmalıdır. Primer fobik nevrozlar başlıca üç tiptiragorafobi ve klaustrofobi, spesifik fobiler ve sosyal fobiler. Dördüncü grup olan “çeşitli fobiler” ise öldürme, bıçaklama ve kesme korkuları dahil olmak üzere, belirgin fobik nitelikler taşıyan hastalık korkularını ve obsessif semptomları kapsar. Belli başlı dört fobi tipi, neden, seyir ve tedavi bakımından farklı olup bu ansiklopedide ayrı ayrı ele alınmıştır.

null

Korkudan Fobiye

Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir. Örneğin, her insan şu ya da bu ölçüde köpekten korkar. Hafif ya da ağır, hatta ölüme neden olabilecek bir tehlike kaynağı olabilecek köpekten korkmak, olağandır ve gereklidir. Bir köpekten gelebilecek tehlike için gereken önlemleri alarak bu korkunun üstesinden gelebilmek, böylece bir köpekle fiziksel ya da duygusal temas kurabilmek düzeyinde tutulabilen köpek korkusu, hastalıklı bir durum olarak kabul edilemez. Çünkü bu haliyle, kişinin kontrolünden çıkmış, onun istencine hükmeden, sonuçta günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyen bir duygu-durum değildir. Korkunun, “kontrolden çıkması”, yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan bir ön-uyarı sistemiyle uyum sağlanamaması anlamındadır. Kişi, o korkunun, onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınmayı sağlayamaz ya da bu kaçınma, onu duygusal olarak rahatlatmaz. Yine endişe ve korku içindedir ve bu anksiyete onun günlük yaşamını istediği tarzda sürdürmesine olanak vermez. Onun, sanki kendi dışında işleyen bir mekanizma gibi, kendi istencine hükmeden bir dış güç gibi işlev görür. Bu haliyle, yaşama hizmet eden korku, yaşama karşı olan fobiye dönüşür.

null

Korku Olmayandan Fobiye

Belirli bir varlığa ve duruma bağlanamayan fobiler de vardır. Her şeyden önce, bireyin varlığını tehdit eden pek çok dış unsur olduğuna göre, pek çok korku ve fobi de vardır. Ancak kişinin varlığını tehdit eden dış unsurlar bazen, belirli bir varlık ya da duruma bağlı olmazlar. Kişinin, genel anlamda kendi varlığını tehdit altında algılaması durumunda, onun bilinç altına yansıyan, bu tanımlanmamış, bir nesne ya da durumla ilişkilendirilememiş, belirsiz anksiyete, kişinin bilinç altında işleyen bir mekanizmayla tanımlanabilir bir korku haline dönüştürülür. Korku haline dönüştüğü anda da, genel bir anksiyete olması sonucu, fobiye dönüşür.

null

Fobilerin Genel Özellikleri

Fobi toplumda sık görülen bir anksiyete bozukluğudur. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırılırlar. Yapılan araştırmalar toplumda %10 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer %25 dolaylarındadır. Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni budur. Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Fobinin nedenleri konusunda farklı ekollerin farklı açıklamaları vardır. Freud, fobiyi bilinçaltı çatışmaları olarak tanımlar. Watson’a göre ise fobi, şartlı reflekse dayanır.

null

Fobi Belirtileri

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

  • Çarpıntı
  • Yüz kızarması
  • Yüzde kaşınma ve yanma hissi
  • Titreme
  • Terleme
  • Bulanık görme
  • Nefes darlığı
  • Ağız kuruluğu
  • Yutkunma güçlüğü
  • Mide Bulantısı
  • Bilinç Kaybı
  • Ani Tansiyon Düşüşü
  • Bayılma

null

Tedavi

Fobilerin tedavisinde ilaç ve psikoterapi birlikte uygulanır. İlaç tedavisi çoğu kez yeterli değildir ve antidepresan ilaçlar kullanılır. Fobilerin tedavisinde en sık başvurulan yöntem, kişinin korkusuyla yüzleşmesinin sağlanmasıdır. Kişinin, anksiyete yaratan varlık ya da durumun üstüne giderek anksiyeteyi nasıl yaşadığını ve onunla nasıl başa çıkabileceğini öğrenmesi istenir.

Fobi Çeşitleri

  • Sosyal fobi
  • Agorafobi
  • Özgül fobiler

null

Sosyal Fobi Nedir?

Sosyal Fobi toplumlarda her 10 kişiden birinin yaşamlarını olumsuz etkileyen bir rahatsızlıktır. İnsanda aşırı derecede başkaları tarafından izlenme ve değerlendirme korkusuna neden olur. Bu korku basit utangaçlık ve toplum içinde heyecanlanma duygusundan çok daha ciddi boyutlarda bir korkudur. Bu rahatsızlıktan şikayetçi olan insanlar ömürleri boyunca başkaları tarafından izlenebilecekleri durumlara girmekten kaçınırlar. Bu hastaların diğer insanlarla ilişkileri, eğitimleri ve iş hayatları büyük oranda zarar görecektir. Bu hastalıktan şikayetçi olan bir çok insan korkularını yenmek için alkole ve uyuşturucu maddeye sarılacaktır. Sosyal Fobi çoğunlukla ergenlik yıllarında başlar ve eğer tedavi edilmezse ömür boyu sürebilir. Tedavi edilmeyen Sosyal Fobi aynı zamanda depresyon ve agorafobi (topluma açık yerlerde bulunma korkusu) gibi başka rahatsızlıkların da oluşmasına neden olur. “Başkalarına emir vermeyi gerektireceği için bir çok kere terfi etmeyi reddettim. Başkalarına emir veremezdim. “Alkol, partilerde ya da topluluklara hitap etmem gerektiğinde bana yardımcı oluyordu. ancak sonunda benim için alkol sosyal fobi kadar büyük bir problem haline geldi”.

Sosyal Fobinin Sebepleri Nelerdir?

Sosyal fobi, ırsiyetin orta derecede katkıda bulunduğu bir hastalıktır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir. Sosyal fobiklerin beyinlerinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğu, yapılan incelemeler sonucunda anlaşılmıştır. Bazı ilaçların sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili olması, sosyal fobinin temelde “beyinde faaliyetinde bir bozukluk” olduğu tezini doğrulamaktadır. Sosyal fobinin genellikle utangaç, çekingen, kendine güveni düşük, reddedilmeye duyarlı, ama başkaları üzerinde olumlu intiba bırakma arzusu duyan kişilerde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu kişiler başkaları tarafından beğenilmediklerinde bunun değer ve sosyal mevki kaybına yol açacak bir felaketle sonuçlanacağını inanırlar. Yani sosyal fobi, bazı kişilik özellikleri zemininde ve bazı ailelerde daha kolay gelişen bir beyin hastalığıdır.

Sosyal Fobinin Belirtileri Nelerdir?

Sosyal Fobi; yüz kızarması, el titremesi, baş dönmesi, aşırı terleme ve ani tuvalete gitme isteği gibi belirtilere neden olabilir. Eğer sosyal fobiniz varsa korkulan sosyal durumlar ile karşı karşıya kaldığınızda bu belirtilerden bir veya bir kaçından şikayetçi olabilirsiniz. Bazı vakalarda sadece kaçınılan durumun düşüncesi dahi korku yaratabilir. Belirtileri engellemek için her şeyi deneyebilirsiniz. Ancak kaçınma yöntemleri kaçınılan belirtiler kadar hayat kalitenize zarar verici olabilir. Süper markette, kasada sırada beklemek benim için çok zordu. sırada ilerledikçe daha da çok terliyor ve titriyordum. sonunda alışveriş yapmaktan vazgeçtim.

Sosyal fobi kavramı ilk defa 1903 yılında fransız psikiyatrist Janet tarafından tanımlanmıştır. Şimdiki modern formuyla ise ilk defa, 1966 yılında ingiliz psikiyatrist ve davranış terapistleri Marks ve Gelder tarafından ortaya konmuş, daha sonra üzerinde çalışılmaya devam edilmiştir. 1980 yılında resmi olarak DSM’ye alınmış, 1990 yılında da uluslararası hastalık sınıflandırmasının düzenlendiği ICD – 10′da yerini almıştır. Sosyal fobi son yıllarda araştırmaların yoğunlaştığı bir konu olarak önemini gün geçtikçe arttırmaktadır. Sosyal fobi; kişinin sosyal faaliyet ve aktivitelerde bulunma ve katılmaya karşı geliştirdiği kaygı durumu olarak tanımlanabilir. Tek başına korku ve kaygı olmadan yapabildiği faaliyetleri, başkalarının önünde aynı rahatlıkla yapamaması olarak belirtmemiz mümkündür. Bu kaygı durumundan kurtulmak için de; sosyal ortam ve faaliyetlere katılmama, çekinme veya uzak durması ile belirginleşerek ortaya çıkar. Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan korku normal kabul edilmelidir. Çekingenlik yada utangaçlık da, kişiye ciddi bir yük ve korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz. Bunun hastalık olup olmadığına, kişinin yaşadığı engellenmeler ve kısıtlanmalar karar verecektir. Sosyal fobi diyebilmemiz için; kişinin istediği halde, korku ve kaygı oluşturan sosyal faaliyet ve ilişkilere katılamamasıdır.

Sosyal fobi, tek bir boyutu olmayan, azdan çoğa doğru genişleyebilen bir yelpazede ele alınmalıdır. Karşı cinsten biri ile sohbet ederken ortaya çıkan korku ve kaygı halinden; tanıdık biri ile karşılaşıp konuşma zorunda kalacağını düşünerek sokağa çıkmamaya kadar varabilen genişliğe sahiptir. Ancak bu yelpazenin her iki boyutu da tedavi edilmesi ve düzeltilmesi gereken bir problem olarak görülmelidir. Sosyal fobisi olan kişiler kaygı durumuna düşmemek için de farklı kaçınma yollarına müracaat ederler. Bu kaçınma davranışları; korkulan ortama girmeme (sosyal etkinliklere girmeme ve okul fobisi gibi), korkulan ortamı terketme, konuşulanı işitmezden gelme, hastalanma, zıtlaşma, göz temasına girmeme, ilgisiz şeyler düşünme, hayallere dalma, konuyu değiştirme ve alkol kötüye kullanımı olarak özetlenebilir. Böylece kendilerini kaygı oluşturabilecek durumlardan soyutlayarak; küçük düşmemiş, utanç verici bir olay yaşamamış ve benliğinin bütünlüğünü korumuş olur. Sosyal fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme yada kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. Sosyal faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri yaşamaktan korkmaktadır. Bu fiziki belirtileri; ellerde terleme ve titreme, yüz kızarması, ses kısılması ve titremesi, kaslarda gerginlik, çarpıntı ve gögüste sıkışma hissi, sıcak ve soğuk basmaları, mide rahatsızlıkları, baş ağrısı olarak sıralayabiliriz.

Belirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayırdettiren özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır. Hasta bu nesne veya durumların nerede bulunabileceğini daha önceden inceler ve ona göre sakınarak sıkıntıdan kendini korumaya çalışır. Fakat çok sık karşılaşılan nesneler karşı korku yaşamı çok kısıtlayıcı olabilir.

Sosyal Fobi İyileşir mi?

Sosyal fobi günümüzde oldukça iyi tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Ama tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara yol açabilir. Psikiyatristler, sınıfta derse kaldırıldığında duyduğu heyecana dayanabilmek veya akranlarıyla ilişkilerinde daha az kırılgan ve daha cesur olabilmek için, henüz ortaokul yıllarında alkol ve madde kullanmaya başlayan çok hasta görürler. Sosyal fobiklerin eğitim ve iş başarıları, hayatta gösterdikleri performans genelde düşüktür. Öte yandan bugün radyoda televizyonda program yapan ve bu işi de başarıyla yürüten çok sayıda iyileşmiş sosyal fobik vardır. Ancak çoğu sosyal fobik tedavi başvurusunda bulunmamakta, berbat bir hayata katlanmak zorunda kalmaktadır.

null

Sosyal Fobi Nasıl Tedavi Edilir?

İlaç tedavisi

Günümüzde sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili olan, bağımlılık yapmayan, uyku-sersemlik gibi yan etkilere yol açmayan ve kalıcı düzelme sağlayabilen birtakım ilaçlar vardır. İyi bir ilaç tedavisiyle kimi zaman psikoterapiye dahi gerek kalmadan kişi dertlerinden kurtulmaktadır.

Psikoterapi

Psikoterapi, sosyal fobi tedavisinde oldukça etkilidir. Sosyal fobiklerde genellikle “bilişsel-davranışçı terapi” denilen psikoterapi yöntemi uygulanmaktadır.

Agorafobi

Agorafobi nedir?

Agorafobi anksiyetenin bir sonucudur ve anksiyetenin ortaya çıktığı durumlardan kaçinmaya götürür. Sözgelimi, evden çikmakta, kitle ulasim araçlarini kullanmakta veya süpermarkette kuyruga girmekte zorlanabilirsiniz. Agorafobiniz varsa, kendinizi ancak gerçekten iyi tanidiginiz biriyle vakit geçirdiginizde güvende hissedersiniz. Kaçinmayi yegleyeceginiz durumlarda anksiyetenin fiziksel ve psikolojik belirtilerini sergilersiniz. Agorafobi ilaçlar ve bilissel-davranisçi terapiyle genellikle etkili biçimde tedavi edilebilir. Fobiler arasında sık görülen, eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinen bir Anksiyete bozukluğudur. Şimdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Yalnız başına kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyatro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. Panik bozukluğuna bağlı olmayan fobinin nadir olduğu anlaşılmaktadır. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir. Bu nedenle DSM III-R’ye göre agorafobi belli bir durumdan ağır kaçınma davranışı gösteren panik bozukluğudur. ICD-10′da ise asıl tanı agorafobidir ve bunda panik bozukluğu olabilir veya olmayabilir. Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve ordan çıkamama, tıkanıp kalma, hiçbir seçeneği olmama korkusudur. Ağır agorafobikler yaşamın birçok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çöküntü durumlarına da girebilirler.

null

Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı, nispeten çok rastlanan bir bozukluktur. Agorafobi genellikle buluğ çağında ve en çok 15-35 yaşları arasında başlayıp, erkeklerden çok, kadınlarda belirir. Bilinen bir tek basit nedeni yoktur. Çocukluktaki travmatik olaylardan ziyade, stress yaratan olaylar ve nörotik kişiliğin etken olması ihtimali yüksektir. Bununla birlikte, çocukluktaki ayrılma olayları sonucunda ortaya çıkan bağımlılık (dependence) durumları ve genç kadın hastalarda görülen cinsel anksieteler de sık rastlanılan nedenlerdir. Bu sendrom birkaç hafta veya ay, yahut da daha yavaş olarak birkaç yıl süresince gelişebilir. Çoğunlukla yıllarca sürmesine rağmen, bazan kendiliğinden geçiverir, bazan da nüksederek seyreder. Fobilerin şiddeti, bazan ortamsal stress’ler ve ruhsal değişimlere bağlı olarak, fakat önceden kestirilemeyen bir biçimde, iniş çıkışlar gösterir. Gene de, fobi kronikleştikçe kaçınma davranışı belli bir tablo gösterebilmektedir. Serbest anksiete, panik nöbetleri ve depresyon gibi başka nörotik semptomlar da bu fobiyle ilgili olabilmektedir. Fobi semptomları genellikle depresyon dönemlerinde kötüleşmektedir.Bu fobinin kontrolü çok yönlüdür. Eğer depresyon, panik ve sitüasyonel olmayan anksiete belirginse, antidepresanlar ve anksiolitik ilaçlar faydalıdır. Hattâ depresyonun belirgin olmadığı durumlarda bile bu ilaçları denemek yarar sağlayabilir. Davranış terapisi teknikleri, çoğu zaman hastaların korktukları durumları daha rahat karşılamalarına yardımcı olur ve muhtemelen hafif vakalarda veya kaçınma davranışının şiddetli fakat depresyonun hafif olduğu durumlarda en iyi sonucu verir. Uzun bir hastalık döneminden sonra, hastanın kişisel, sosyal veya aile sorunlarını çözümlemesinde onu desteklemek için psikoterapötik ve sosyal bir çalışma gerekebilir.

null

Özgül Fobiler

Belirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayırdettiren özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır. Hasta bu nesne veya durumların nerede bulunabileceğini daha önceden inceler ve ona göre sakınarak sıkıntıdan kendini korumaya çalışır. Fakat çok sık karşılaşılan nesneler karşı korku yaşamı çok kısıtlayıcı olabilir.

Fobiler korkunun ortaya çıktığı uyarana göre üçe ayrılabilirler:

  • Nesne fobileri (böcek, kelebek, köpek, sivri uçlu eşya gibi…)
  • Durum fobileri (kapalı yer, açık yer, asansör, yüksek yer gibi…)
  • İşlev fobileri (altına kaçırma, gaz kaçırma, terleme, yüz kızarması gibi…)

Özgül fobi, sosyal fobiden daha yaygındır. Özgül fobi kadınlar arasında en yaygın görülen mental bozukluktur. İkincil olarak erkekler arasında yaygınlığı vardır. Sadece madde kullanım bozuklukları mevcuttur. Özgül fobinin altı aylık prevelansı her yüz kişide % 5-10 civarındadır. Ömür boyu prevalansı % 12.5 ‘tir. Kadın erkek oranı ikiye birdir. Kan, enjeksiyon ve yara tipinde bu oran bire birdir. Baslangicin pik yasi, doga olaylari, kan, enjeksiyon ve yara tipinde 5 ila 9 yaslari arasidir. Baslangiç daha sonraki yaslarda da olabilir. Bunun tersi olarak, durumsal tipte (mesela yükseklik korkusu) baslangiç yasi daha yüksektir, ortalama 20′li yaslarin ortasidir. Agorafobinin baslangiç yasi daha küçüktür. Korkulan objeler ve durumlar, özgül fobide görünüm sikligina göre hayvanlar, yaralanma, firtinalar,yükseklik, hastalik ve ölümdür.

Agorafobi ile birlikte panik bozukluğu, sosyal fobi, postravmatik stres bozukluğu, obsesif- kompulsif bozukluk ve hipokondriaziste de korku ve kaçınma davranışı vardır. Ancak bunların hepsinde de panik atak gelir korkusu (panik bozukluğu), toplum önünde küçük düşerim korkusu (sosyal fobi), yaşanan travmatik bir olayı hatırlatan uyaranın verdiği sıkıntı (PTSB), kirlenme endişesi (OKB) ve özgül bir hastalığa yakalanmış olma (hipokondriazis) gibi hastalığa özgü bir neden vardır. Özgül fobide ise bazı hastalarda uyarandan neden korkulduğuna dair bir açıklama olmasına karşın, diğer ruhsal hastalıklara özgü bir neden bulunmamaktadır.

null

Tedavi

Özgül fobi tedavisinde en etkili yöntem yüzleştirmedir (exposure). Yüzleştirme tedavisi motivasyonu yeterli olan, depresif belirtilerin bulunmadığı, fobik uyaranın açıkça belli olduğu olgularda uygulanabilir. Korku oluşturan nesne ve durumların gerçekte hiç bir tehlike oluşturmayacağı ve fobik uyaranla ilgili olası yanlış bilgiler konusunda yeteri kadar çalıştıktan sonra (bilişsel tedavi), hastalar fobik uyaranla hafiften şiddetliye doğru kademeli olarak yüzleştirilir. Amaç hastaları desensitize etmektir. Belirgin depresyon ve panik atakların olduğu hastalarda antidepresan tedavi uygulanabilir.

null

Psikoloji biliminde geçen çesitli korkularınızın teknik terimleri

  • Ablütofobi: Yıkanmaktan Korkma
  • Agirofobi: Caddelerde Karşıdan Karşıya Geçmekten Korkma
  • Agorafobi: Açık Yer ya da Kalabalık Korkusu
  • Ailurofobi: Kedilerden Korkma
  • Akluofobi: Karanlıktan Korkma
  • Akrofobi: Yüksek Yerlerden Korkma
  • Akustikofobi: Belirli Seslerden Kokrma
  • Algofobi: Acı Çekmekten Korkma
  • Amatofobi: Toz Korkusu
  • Amnezifobi: Hafızasını Kaybetmekten Korkma
  • Androfobi: Adamlardan Korkma
  • Anemofobi: Fırtına Korkusu
  • Antlofobi: Sel Korkusu
  • Antropofobi: İnsanlardan Korkma
  • Apifobi: Arılardan Korkma
  • Arakibutirofobi: Yerfıstığı Ezmesinin, Yerken, Damağa Yapışmasından Duyulan Korku
  • Araknofobi: Örümceklerden Korkma
  • Aritmofobi: Sayılardan Korkma
  • Asimetrifobi: Simetrik Olmayan Şeylerden Korkma
  • Astenofobi: Güçsüz Olmaktan Korkma
  • Astrafobi: Şimşek Korkusu
  • Ataksofobi: Düzensizlikten Korma
  • Atelofobi: Mükemmel Ol(a)mamaktan Korkma
  • Aviofobi: Uçuş Korkusu
  • Ballistofobi: Silahtan ya da Mermilerden Korkma
  • Batofobi: Derinlik Korkusu, Yüksek Binaların Yanından Geçmekten Korkma
  • Batrakofobi: Kurbağa, Semender Gibi Çiftyaşayışlı (Amfibyen) Hayvanlardan Korkma
  • Belonefobi: İğnelerden Korkma
  • Bibliyofobi: Kitaplardan Korkma
  • Bromidrosifobi: Vücut Kokusundan Korkma
  • Brontofobi: Gökgürültüsünden Korkma
  • Dentofobi: Dişçiden Korkma
  • Dermatopatofobi: Deri Hastalıklarından Korkma
  • Eisoptrofobi: Aynalardan Korkma
  • Elektrofobi: Elektrikten Korkma
  • Emetofobi: Kusmaktan Korkma
  • Entomofobi: Böceklerden Korkma
  • Epistaksiyofobi: Burun Kanamasından Korkma
  • Eritrofobi: Yüz Kızarmasından Duyulan Korku
  • Erotofobi: Cinsellik Korkusu
  • Farmakofobi: İlaçlardan Korkma
  • Fazmofobi: Hayaletlerden Korkma
  • Febrifobi: Yüksek Ateşten Korkma
  • Filemafobi: Öpmekten ya da Öpüşmekten Korkma
  • Filofobi: Sevmekten, Aşık Olmaktan Korkma
  • Fobofobi: Korkmaktan Korkma
  • Fotofobi: Işıktan Korkma
  • Gametofobi: Evlenmekten Korkma
  • Gefirofobi: Köprülerden Geçmekten Korkma
  • Gerontofobi: Yaşlı İnsanlardan ya da Yaşlanmaktan Korkma
  • Glossofobi: Topluluk Önünde Konuşmaktan Korkma
  • Haptofobi: Dokunulmaktan Korkma
  • Harpaksofobi: Hırsızlardan ya da Bir Suçun Kurbanı Olmaktan Korkma
  • Helyofobi: Güneş’ten Korkma
  • Hematofobi: Kan Korkusu
  • Herpetofobi: Sürüngenlerden Korkma
  • Hidrofobi: Sudan, Yüzmekten ya da Boğulmaktan Korkma
  • Higrofobi: Nemden ya da Yağmurdan Korkma
  • Hipegiyafobi: Sorumluluktan Korkma
  • Hipnofobi: Uyumaktan Korkma
  • Hipofobi: Atlardan Korkma
  • Homiklofobi: Sisten Korkma
  • Homofobi: Eşcinsellerden Korkma
  • İhtiyofobi: Balıklardan Korkma
  • Jinefobi: Kadınlardan Korkma
  • Kakofobi: Çirkinlikten, Çirkin Şeylerden Korkma
  • Kakorafiyafobi: Başarısız Olma Korkusu
  • Kanserofobi: Kanser Olmaktan Korkma
  • Kardiyofobi: Kalp Hastalığından Korkma
  • Karnofobi: Etten Korkma
  • Katagelofobi: Dalga Geçilmekten Korkma
  • Kemofobi: Kimyasal Maddelerden Korkma
  • Keymafobi: Kıştan ve Soğuktan Korkma
  • Kimofobi: Dalgalardan Korkma
  • Kinofobi: Köpeklerden Korkma
  • Klimakofobi: Merdivenden Düşmekten ya da Merdivenlerden Korkma
  • Klostrofobi: Kapalı Yer Korkusu
  • Koprofobi: Dışkı Korkusu
  • Koulrofobi: Palyaçolardan Korkma
  • Kremnofobi: Yüksek Yamaçlardan ya da Uçurumlardan Korkma
  • Kriyofobi:Buzdan ya da Donmaktan Korkma
  • Kronomentrofobi: Saatlerden Korkma
  • Ksantofobi: Sarı Renten Korkma
  • Ksenofobi: Yabancılardan Korkma
  • Ksilofobi: Tahta Şeylerden ya da Ormanlardan Korkma
  • Limnofobi: Göllerden Korkma
  • Litikafobi: Davalardan ve Mahkemelerden Korkma
  • Logofobi: Belirli Kelimelerden Korkma
  • Lökofobi: Beyaz Renkten Korkma
  • Manyofobi: Delirmekten Korkma
  • Mastigofobi: Cezalandırılmaktan Korkma
  • Mekanofobi: Makinelerden Korkma
  • Melanofobi: Siyah Renkten Korkma
  • Mikrobiyofobi: Mikroplardan Korkma
  • Mizofobi: Kirlilikten Korkma
  • Monofobi: Yalnızlıktan Korkma
  • Musofobi: Farelerden Korkma
  • Nekrofobi: Cesetten Korkma
  • Nelofobi: Camdan Korkma
  • Niktofobi: Geceden Korkma
  • Nozokomefobi: Hastanelerden Korkma
  • Nüdofobi: Çıplaklıktan Korkma
  • Obesofobi: Şişmanlamaktan Korkma
  • Ofidiyofobi: Yılanlardan Korkma
  • Okofobi: Taşıt Araçlarından Korkma
  • Osmofobi: Belirli Kokulardan Korkma
  • Pantofobi: Her Şeyden Korkma
  • Papirofobi: Kağıttan Korkma
  • Paraskavedekatriafobi: Ayın Onüçü ve Cuma Olan Günden Korkma
  • Patofobi: Hasta Olmaktan Korkma
  • Pedofobi: Çocuklardan Korkma
  • Peladofobi: Kel İnsanlardan ya da Kelleşmekten Korkma
  • Penyafobi: Fakirlikten Korkma
  • Pirofobi: Ateşten Korkma
  • Plakofobi: Mezar Taşlarından Korkma
  • Pogonofobi: Sakaldan ya da Sakallı Kişilerden Korkma
  • Politikofobi: Politikacılardan Korkma
  • Porfirofobi: Mor Renkten Korkma
  • Potamofobi: Irmaklardan ya da Su Akıntılarından Korkma
  • Potofobi: Alkollü İçeceklerden Korkma
  • Pteronofobi: Kuştüyünden Korkma
  • Pupafobi: Kuklalardan Korkma
  • Radyofobi: Radyasyondan, İks Işınlarından Korkma.
  • Ranidafobi: Kurbağalardan Korkma
  • Selenofobi: Ay’dan Korkma
  • Siderofobi: Yıldızlardan Korkma
  • Simetrofobi: Simetriden Korkma
  • Skiofobi: Gölgelerden Korkma
  • Sosyofobi: Toplumdan, Genel Olarak İnsanlardan Korkma
  • Soteriofobi: Başkalarına Muhtaç Olmaktan Korkma
  • Tafefobi: Diri Diri Gömülmekten Korkma
  • Takofobi: Yüksek Hızdan Korkma
  • Talassofobi: Deniz ya da Okyanus Korkusu
  • Tanatofobi: Ölümden Korkma
  • Teknofobi: Teknolojiden Korkma
  • Teratofobi: Gebe Kadının, Şekilsiz, Çirkin Bir Çocuk Doğurmaktan Korkması
  • Termofobi: Isıdan Korkma
  • Testofobi: Testlerden ya da Sınavlardan Korkma
  • Tokofobi: Gebe Kalmaktan ya da Çocuk Doğurmaktan Korkma
  • Tomofobi: Ameliyat Olmaktan Korkma
  • Toksifobi: Zehir Korkusu
  • Topofobi: Belirli Yerlerden Korkma
  • Travmatofobi: Yaralanmaktan Korkma
  • Trikinofobi: Gıda Zehirlenmesinden Korkma
  • Triskaidekafobi: 13 Sayısından Korkma
  • Tripanofobi: Aşı ya da İğne Olmaktan Korkma
  • Trikopatofobi: Saç Hastalıklarından Korkma
  • Ürofobi: Sidikten Korkma
  • Venereofobi: Zührevi Hastalıklardan Korkma
  • Venüstrafobi: Güzel Kadınlardan Korkma
  • Vermifobi: Solucanlardan Korkma
  • Zelofobi: Kıskançlıktan Korkma
  • Zoofobi: Hayvanlardan Korkma

null

Those irrational fears

Genuine danger arouses fear but when this fear becomes irrational or excessive, it turns into phobia. You have to make a presentation, you are nervous; that is normal. But the fact that you have been worrying about the event for weeks and have started feeling sick to your stomach, you are in trouble. You may have a phobia; persistent irrational fear of a situation as this or of an object that is harmless in reality.

According to Dr Ajai Singh, consultant psychiatrist and editor, Mens Sana Monographs, Mumbai, five to ten per cent people have a lifetime prevalence of different types of phobias more in women than in men. Interestingly, Madonna looks tough but is actually afraid of thunder; Michael Jackson and Jennifer Anniston have a fear of flying and Pamela Anderson is scared of mirrors. The good news is that phobias can be treated, fears reduced and you will be able to manage situations with ease.

null

Thin line between fear and phobia

Phobia is listed as one of the anxiety disorders that include panic disorder, post-traumatic stress disorder or obsessive-compulsive disorder. Seema Hingorrany, clinical psychologist and psychotherapist describes phobia as an intense but unrealistic fear that can interfere with the ability to socialize, work, or go about everyday life, brought on by an object, event or situation. So intense is their anxiety that people suffering from phobias go out of their way to avoid the source of their fear. To be defined as a phobia, experts believe that the fear must cause some level of impairment. Everyone experiences a phobia at some point in life.

Are you a phobic person?

  • You get feelings of panic, dread, terror or horror
  • Your fear goes beyond normal boundaries and the actual threat of danger
  • The fear takes over your thoughts and your reactions are uncontrollable
  • You experience rapid heartbeat, shortness of breath, trembling and an over whelming desire to flee from that situation or object
  • You go out of the way or take extreme measures to avoid that fearful object or situation for no reason

null

What causes phobia?

The reason why phobias occur is not known. However, there may be a strong genetic correlation. If as a parent you are scared of sitting in roller coasters and rides, your children too may develop a phobia of enjoying the rides. Concurs, Seema Hingorrany,”There is a strong possibility that phobias are learned behaviors. Individuals learn to fear certain objects, situations or events or events through indirect or direct experience.” Phobias may also have something to do with brain chemicals and also traumatic experiences. Sometimes the phobia is just our brain exaggerating the fear of something that can actually cause us harm, such as snakes or lightning. It is a defence mechanism that goes too far.

Getting rid of phobias

Phobias can result in social isolation or depression. People with phobias may even turn to substance abuse; alcohol or drugs to deal with stress and depression. “Psychopharmacology; medicines with behaviour therapy and insight oriented psychotherapy are combined in different forms in different patients”, says Dr. Singh. Your doctor may suggest medications such as beta-blockers, anti-depressants or sedatives and/or behaviour therapy to manage your reactions to objects or situations that cause phobia. Cognitive behavioural therapy helps you learn to develop a control over your thoughts and fears. Hypnotherapy can put you into a relaxed state and help you to forget about your phobia. Avers Seema Hingorrany,”The most effective therapies for phobias to date are exposure treatments such as flooding and desensitization. With systematic desensitization, patients first learn deep muscle relaxation. They then name the situations that cause phobic reactions and list them according to their severity. With the guidance of the mental health professional, patients then are asked to imagine the least fear-provoking setting while they are relaxing. As they master that situation, they move to the next, more feared level. As they work their way through the hierarchy of feared situations, the patients slowly break their association between the feared object or circumstances and feelings of fear and anxiety”

Phobic reactions

You can develop phobic reactions to activities, social situations, animals etc. Specific phobias or irrational fears include claustrophobia, acrophobia. Hydrophobia. Social phobia involves excessive self-consciousness and a fear of negative evaluation by others. All these may appear by mid-20s. Children on the hand develop specific phobias as young as 5 years of age; those related to thunderstorms or animals or body injuries. Says Dr. Singh,”The most common and debilitating form of phobia that people suffer from is Agoraphobia, meaning fear of open spaces; literally means ‘fear of the marketplace’”.

There are several types of phobias amongst which we list here the 10 most common phobias.

  1. Agoraphobia is a fear of being on your own in open spaces or crowded areas; a place such as a mall, an elevator, a room full of people or situations that are likely to trigger a panic attack and the escape is difficult. If you anticipate having a panic attack, you may indeed have one, and you may constantly worry about the next one, causing a vicious cycle. In fact most people who get agoraphobia have developed it after one or more panic attacks. Consult your doctor; do not let agoraphobia get to you.
  2. Social phobia or stage fright is not merely shyness; it can give you extreme anxiety and make you excessively self-conscious in social situations. The phobia can be restricted to a single situation for instance fear of speaking in formal or informal situations or eating, drinking or writing in front of others. People with social phobia, turn into loners avoiding social meets, turning down on close relationships and becoming homebound. They lose out on the chance of progress in their careers.
  3. Claustrophobia is fear of enclosed spaces; fear of not having an easy escape route. You feel a need to be able to get out or get home quickly.
  4. Mysophobia is fear of germs, dirt or contamination, which actually poses no danger. The fear is irrational and facing the situation or even thinking about facing can give rise to a panic attack or severe anxiety.
  5. Acrophobia is an extreme irrational fear of heights. An acrophobic person may fear being on a high floor of a building, climbing a ladder and any other activity that involves being at height. Remember, acrophobia is not vertigo. You may feel a sense of panic when at height. You may instinctively begin to search for something to cling to. You may find that you are unable to trust your own sense of balance. You feel like descending immediately, you tend to crawl on all fours and kneel.
  6. Aerophobia is fear of flying. These individuals fear of boarding a flight. They feel that the aircraft will crash and they will die. The fear of being trapped inside an airplane and impending death make the sufferers break out into cold sweat and make breathing difficult.
  7. Astraphobia or Brontophobia is fear of thunder and lightening. People afflicted by this condition try to cope with their fear by hiding from the source itself. This happens especially with children who during a thunderstorm hide in a seemingly secure windowless place, such as a cupboard under a staircase or under their bed. Adults and teenagers too share the same thought mechanism and they seek shelter anywhere one cannot see or hear the storm.
  8. Arachnophobia is fear of spiders or creepy crawly insects, which is more common in women.
  9. Aquaphobia is fear of water, often accompanied with a fear of drowning. Studies suggest that 1 in 50 people may have a fear of water. These individuals are scared to enter into any pool of water be it a lake, river, water fall, ocean or a swimming pool.
  10. Carcinophobia is being afraid of cancer. This is relatively a new addition to the list of phobias. You believe that every sign and symptom that you have is an indication of cancer. You become obsessed with choosing foods or activities that decrease the chances of contracting cancer.

[Kaynak: wikipedia.org, draligus.com, saglikbilgisi.com, timeswellness.com]

Ruh Eşinizi Nasıl Bulacaksınız?

İki karşıt enerji olan erkek ve kadın yüzyıllar boyunca ruh eşini aradı. Peki ama ruh eşi diye bir şey var mı?

İnsanoğlu, fiziki bedenlerini almadan önce enerji boyutunda androjen (hem erkek hem dişi) varlıklardı. Erkek ve dişi, fiziksel boyuta inildiğinde iki karşıt enerji olarak var oldu. Bu yüzden diğer yarımız ikiz ruhumuz olarak adlandırılır. İkiniz ruhumuz da, bizimle birlikte benzer titreşime sahiptir.

İkiz ruhlarin karşılaşması çok nadiren gerçekleşir. Çünkü ancak fiziki enkarnasyonlarının sonuna gelen ikiz ruhlar karşılaşırlar. Dünyanin artan titreşimi her şeyihızlandırmaktadır ve sonuç olarak simdi eskiden hiç olmadığı kadar çok ikiz ruh karşılaşmaktadır. Ayni zamanda kişinin ikiz ruhuna. İkiz ruhların karşılaşması tanrısal bir karardır. Her ruh yaşaması gerektiğinde yaşayacaktır. Eğer ikiz ruhunuzun ve sizin, fiziki ortamın yasakladığı bir şeyi enerji boyutunda yasamanız gerekiyorsa, Tanrı yasanması gerekeni yaşatacaktır.

Pek çok insan eş ruh ve ikiz ruhu birbirine karıştırır. İkiz ruhun karşılaşması yarattığı çekim nedeniyle kuşku götürmez. İkiz ruhların karşılaşması somon balıklarının akıntı yukarı yüzmelerine benzer bir içsel bilişi uyandırır; her şeye rağmen mutlaka yapılması gereken bir yolculuktur. İkiz ruhların karşılaşmasından doğan güç, her ruhun kendi içindeki eril-dişil dengelenmesini baslatır; bu ikiz ruhların karşılaştırılmalarındaki ana sebeptir.

İkiz ruh ilişkileri Evrendeki her şey ile aynı enerjik ritme sahiptir. Yani, genişler ve büzülür. İlişki içinde bu cezbedilme ve geri püskürtülme (çekim ve tiksinme) olarak deneyimlenir. Genellikle enerjiler kaynaşırken, ikiz ruhlar çok yoğun bir cekim hissederler daha sonra kaynaşan enerjileri tanır ve dengelerken uzaklaşırlar. Bu ritm pek çok kere tekrarlanır ve her defasında büyük ruhsal kargaşalara ve hasarlara yol açar.

İkiz ruhlar genellikle benzer fiziki özellikler taşırlar, iki tutkulu aşıktan çok kardeşlere benzerler. Bağları çok derin ve fiziksel alemin ötesindedir. İkiz ruhlar karşılaşarak enerjik bütünleşmelerini yaşamak üzere enkarne olduklarında, karşıt kutuplaşmayı bütünleyebilmek için birbirlerine karşıt enerjiyi yansıtabilmek üzere erkek ve kadın olarak enkarne olurlar. Aslında bu tüm kadın-erkek birlikteliklerinde böyledir ama ikiz ruhların ilişkileri ile kıyaslanmayacak ölçüde yoğun yaşanır.

Ruh ikizinizi gördüğünüzde bunu anlarsınız, neden olduğunu anlayamadığınız yoğun bir çekim duyarsınız. Bu duygu çok yakıcıdır, göbeğinizden içeri kızgın bir demir sokulmuş gibi hissedersiniz. Düşünceleriniz aynıdır, yaşadığı fiziksel mekân aynı olmasa bile ruhsal olarak ayni yoldasınızdır ve karakterleriniz aynıdır. Hissettiğiniz, bildiğiniz, gördüğünüz ve aldıladığınız her şey aynıdır.

Eğer ikiz ruhunuzla karşılaştıysanız veya karşılaştığını sanıyorsanız unutmamanız gereken şudur; Tanrı sizi onunla dünyevi bir “Mutlu aşk hikâyesi” yaşamanız icin karşılaştırmadı. Siz onunla; kendi içinizdeki bütünlüğünüzü keşfederken içsel dengenizi kurmak ve sürdürmek için karşalaştınız. Eğer ikiz ruhunuzla ilişkinizde veya diğer ilişkilerinizde zorluk yasıyorsanız, acıları ve zorlukları kabul etmeyi de bilmelisiniz.

[Kaynak: guncel.net]

Emre Aydın

null

Emre Aydın (d. 2 Şubat 1981, Isparta), Türk pop-rock sanatçısı. Liseyi Antalya Anadolu Lisesi’nde bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde eğitim gördü. 2002 yılında SingYourSong beste yarışmasında 6.Cadde isimli grubuyla Türkiye birincisi oldu. 2003 yılında solistliğini ve şarkı yazarlığını üstlendiği grubu 6.Cadde`yle ilk ve tek albümlerini yayınladı. Aynı yıl gruptan ayrıldı.

Aynı dönem internet üzerinden yayınladığı “Belki Bir Gün Özlersin” isimli şarkısıyla özellikle genç kesim tarafından tanındı. Solo kariyerinin ilk çalışması olan “Afili Yalnızlık” albümü Ekim 2006′da Sony Music BMG/GRGDN tarafından yayınlandı. İlk klip albüme de adını veren “Afili Yalnızlık” şarkısına Yon Thomas tarafından çekildi. Klipte Emre Aydın yerine ünlü oyuncu Şebnem Dönmez rol aldı. Ardından; “Kim dokunduysa sana ona git”, “Git”, “Belki bir gün özlersin” şarkılarına klip geldi. Emre Aydın “Belki bir gün özlersin”e çektiği video kliple birçok müzik listesinde üst sıralara yerleşti.

Sanatçı en iyi çıkış, en iyi albüm, en iyi yorumcu gibi birçok dalda ödül kazandı. Gripin’in albümünde yer alan ve Emre Aydın’ın da eşlik ettiği “Sensiz İstanbul’a Düşmanım” parçası 11. İstanbul FM Altın Ödülleri töreninde En iyi şarkı, beste ve söz ödülünü almıştı.Ayrıca Emre Aydın 2008 yılında EMA (Europe Music Awards)’da Dima Bilan, Leona Lewis gibi önemli sanatçıları alt sıralarda bırakarak 1. oldu.Emre; ikinci konsept albümünün temasını efkar olarak isimlendirdi.Yeni albümünde de birçok başarıya imza atacağı şimdiden aşikar.

MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde kazananlar, izleyicilerin internet üzerinden ve kısa mesaj yoluyla verdikleri oylarla belirleniyor, en İyi Sanatçı’nın kimin olacağını belirlemek için 12 Ekim 2008 tarihinden bugüne tüm dünyadan gelen oylarla MTV Türkiye’nin adayı Emre Aydın Avrupa’nın Fatihi olmayı başardı. Bu yolda önce Hadise, Sagopa Kajmer, Hayko Cepkin, Hande Yener ve Hadise’yi eleyerek MTV Türkiye birincisi olamayı başaran Emre Aydın, katılan 21 Avrupa ülke birincilerini bile geride bırakarak “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” oldu.

6 Kasım Perşembe gecesi açıklanan oylama sonucunda “AVRUPA’NIN EN İYİ SANATÇISI” olmayı başardı ve dünyaca ünlü yıldızlar; Beyoncé Knowles, The Killers, Kid Rock, Duffy, Pink, Take That, Tokio Hotel, SugaBabes, Solange Knowles, Grace Jones ile aynı sahneyi paylaşma şansını elde etti…

Dünya’nın bir numaralı müzik televizyonu olan MTV, dünyanın 168 bölgesinde, 23 farklı dilde yayın yapmakta olup; ortalama 400 milyon hanede izlenmektedir. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar kişi tarafından takip edilen MTV, 09 Kasım gecesi kaçıranlar için MTV Avrupa Müzik Ödülleri gecesini tekrar ekrana getiriyor.

Emre Aydın - EMA 2008 Performans [MTV Avrupa Müzik Ödülleri Gecesi]

null

Afilli Yalnızlık

Albüm çıkış tarihi: 2006
Produktör: Haluk Kurosman

  1. Afili Yalnızlık
  2. Git
  3. Hareket Vakti
  4. Ve Gülümse Şimdi (Bebeğim)
  5. Bu Kez Anladım
  6. Kim Dokunduysa Sana Ona Git
  7. Belki Bir Gün Özlersin
  8. Kalan Sağlar Senin Olsun
  9. Unut Gittiğin Bir Yerde
  10. Dayan Yalnızlığım

6. cadde

Albüm çıkış tarihi: 2003
Müzik şirketi: Universal Muzik
Produktör: Haluk Kurosman

  1. Sabuha
  2. Yine de sen
  3. Git
  4. Çığlık Çığlığa
  5. Koyver Gitsin
  6. Dönersen
  7. Kör Talih
  8. Rüyamdaki Aptal Kadın
  9. Geçen Cuma
  10. Çalma açmam kapıyı
  11. Sen ve ben
  12. Sabuha 2
  13. Dönersen (Akustik)

Ödüller

İstanbul FM Ödülleri

  • En iyi çıkış

Blue Jean Dergisi Best of 2006 Ödülleri:

  • En iyi şarkı
  • En iyi video ( Afili Yalızlık)
  • En iyi çıkış
  • En iyi produktör (Haluk Kurosman)

Dream Dergisi 2006 En İyileri Ödülleri:

  • En iyi erkek şarkıcı
  • En iyi çıkış yapan sanatçı
  • En iyi Türkçe albüm
  • En iyi Türkçe şarkı
  • En iyi Türkçe video (Afili Yalnızlık)

Powertürk Müzik Ödülleri

  • En İyi Çıkış Yapan Sanatçı

34. Hürriyet Altın Kelebek Ödülleri

  • En iyi çıkış yapan solist

14. Altın Objektif Ödülleri 2006

  • Yılın En İyi Çıkış Yapan Yorumcusu

11. Istanbul FM Altın Ödüller2007

  • En iyi rock erkek
  • En iyi şarkı, beste ve söz (Gripin’le beraber Sensiz İstanbul’a Düşmanım şarkısı için)

Dream dergi 2007 En iyileri

  • En İyi Erkek Sanatçı
  • Yılın Yerli Şarkısı: Git
  • Yılın Yerli Müzik Olayı : Gripin-emreaydın: Sensiz İstanbul’a Düşmanım düeti

Powertürk Müzik Ödülleri 2008

  • En iyi şarkı: Gripin& emreaydın: Sensiz İstanbul’a Düşmanım
  • En iyi düet: Gripin& emreaydın: Sensiz İstanbul’a Düşmanım

MTV Türkiye Müzik Ödülleri 2008

  • En İyi Türk Şarkıcı

MTV Avrupa Müzik Ödülleri 2008

  • Avrupanın En iyi Sanatçısı

null

Git

Git gideceksen bekleme,

farklı değilsin sende
Gideceksen bekleme..

Adam olmaz, dedin senden
Adam nedir, dedim içimden
Farketmezdi, değişseydim
Güvenseydim yada salıverseydim..

Git gideceksen bekleme,
Farklı değilsin sende
gideceksen bekleme..

Git gideceksen bekleme
Başka birşey söleme
Gideceksen bekleme…

Artık olmaz dedin senle
Çok eskitti beni bu hikaye

Tamam dedim,
Tamam kabul
Laf anlatılmaz ki, gerçeğee

Git gideceksen bekleme
Farklı değilsin sende,
Gideceksen bekleme..

Git gideceksen bekleme,
Başka birşey söleme
Gideceksen bekleme..

Ben üşümem sen geç beni,
Sıkı giyin kandırma kendini.
Bir şairin,
Şiirinden ibaret tüm bildiğin büyük itimalle..

Git gideceksen bekleme,
Farklı değilsin sende
Gideceksen bekleme..

Git gideceksen bekleme
Başka birşey söleme
Gideceksen bekleme…

Dayan Yalnızlığım

Karla karışık yağar hüzün

Üstüm başım hep uzun kollu
Benden iyi bilirsin
Anlatmama lüzum var mı ?

Gözlerim senden sonra
Hep parçalı bulutlu
Sen de baksan görürsün
Bakmaya yüzün var mı ?

Mutlu muyduk ki ? Sade nefes aldık
Bıktım artık uzatma, yaslan bana ağla

Kal yanımda böyle sonbahar gelince
Soysuzlar içinde kalma yalnızlığım
Bak yenildik işte
Zamanı gelince kalkarız belki de
Dayan yalnızlığım

Uzun yola gitmeden
İki koltuk ayırttım
Seninkisi cam kenarı
Sormana lüzum var mı ?

Farkı yok ki geçmişten
İlk kez görmüş değilsin
Hiç kuraya girmeden
Hep kısa çöpü çekmişsin

Mutlu muyduk ki ? Sade nefes aldık
Bıktım artık uzatma, yaslan bana ağla

Kal yanımda böyle sonbahar gelince
Soysuzlar içinde kalma yalnızlığım
Bak yenildik işte
Zamanı gelince kalkarız belki de
Dayan yalnızlığım

Afilli Yalnızlık

Belki Birgün Özlersin

Bu Kez Anladım

Sigara Yasa(k)ları

Kamu hizmet binalarının, koridorları dahil olmak üzere her türlü eğitim, sağlık, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan binaların kapalı alanlarında sigara içilemeyecek. Taksiler dahil, kara, demir, deniz ve havayolu toplu taşıma araçlarında sigara içmek yasak olacak.

null

Sponsorluk bitecek

Tütün üretici firmalar ‘hiçbir etkinliğe’ isim, amblem veya ürünlerinin marka ya da işaretlerini kullanarak sponsorluk yapamayacak. Bu firmaların isimleri, amblemleri veya ürünlerinin marka ya da işaretleri veya bunları çağrıştıracak alametleri kıyafet, takı ve aksesuvar olarak taşınamayacak.

18 yaşını doldurmamış kişiler, tütün ürünü işletmelerinde, pazarlanmasında ve satışında istihdam edilemeyecek. Tütün ürünleri, paket açılarak adet şeklinde veya daha küçük paketlere bölünerek satılamayacak.

TV’de sigara görünmeyecek

  • Tütün ürünlerinin ismi, logo veya amblemleri kullanılarak bildirim yapılamayacak, basın-yayın organlarına ilan verilemeyecek. TV’deki program, film ve dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde tütün ürünleri kullanılamayacak, görüntülerine yer verilemeyecek.
  • Yetkili satıcı olan yerlerin dışında, otomatik makinelerle, telefon, TV ve internet gibi elektronik ortamlarda satılamayacak.
  • Yasağın bulunduğu yererde sigara içenlere özel bölümler oluşturmayanlara 500 YTL’den 5 bin YTL’ye kadar para cezası verilebilecek. Yasak olan yerlerde sigara içenlere çevreye izmarit, paket benzeri atıkları atanlara 50 YTL para cezası verilecek.
  • Sigara yasağına aykırı yayın yapan kuruluşlar, 1000 YTL’den 100 bin YTL’ye kadar para cezasına çarptırılacak. Yasak olan yerlerde sigara satanlar 1000 YTL, 18 yaşından küçük çocuklara sigara satanlar altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacaklar. Tek tek sigara satanlara 250 YTL para cezası verilebilecek.

Sigara ‘saklanarak’ satılacak

  • Sigarayı işletme dışında görülebilecek şekilde satanlara 1000-10 bin YTL para cezası verilebilecek.
  • Yasaklara uymayan tütün üreticileri 50 bin YTL’den 250 bin YTL’ye kadar para cezasına çaptırılabilecek.

Aracında içene 50 YTL

  • Resmi araç sürücüleri ile araçlarında tütün ürünleri tüketmeyen bir başkasının bulunması halinde özel araç sürücüleri, araç kullandıkları sürece tütün ürünleri kullanamayacaklar.
  • Teklif bu şekliyle, yasağı delene 50 YTL ceza öngörüyor.

Üniformalı içemeyecek

  • Polis, asker ve zabıta, üniformayla sigara içemeyecek.
  • Yasağa aykırı hareket eden kişi disiplin amiri tarafından 100 YTL para cezasına çarptırılacak.

Çocuğa satana hapis

  • Tütün ürünlerini 18 yaşın altındakilere satan ya da tüketimine sunanlar ile kamu binalarında sigara içimini engelleyici önlem almayan yetkili kamu görevlisine altı aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Kamu ve özel yerlerde yasak

  • Okul, hastane, ibadethane binaları ve bahçeleri ile karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu taşıma araçlarında sigara içilmeyecek. Kamu hizmet binaları, lokanta, kahvehane, birahane gibi eğlence yerleri ile otellerde, demiryolu taşıma araçları ve denizyolu taşıma araçlarının güvertelerinde sigara içmek için özel bölümler oluşturulacak.
  • Dershaneler dahil ilk ve ortaöğrenim kurumlarının, 18’ini doldurmamış kişilere yönelik kültür ve sosyal hizmet binalarının, sağlık hizmetlerinin verildiği kurumların ve ibadethanelerin açık alanlarında tütün ve tütün ürünleri tüketilemeyecek.
  • Açık havada spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerlerde de tütün ürünü kullanılamayacak. Sigara içilebilecek bölümler, statların açık alanında olacak. Otellerde, tütün ürünleri tüketilmeyecek. Tüketen müşteriler sadece kendilerine tahsis edilen kısımlarda kalacak.

Markette poşete

  • Tütün ürünleri market rafları gibi tüketicinin doğrudan ulaşabileceği ve çocukların bizzat alabilecekleri şekilde takdim ve teşhir edilemeyecek. Tütün ürünleri tüketilmesine mahsus alanlara çocuklar giremeyecek.

null

Sigaranın Kısa Tarihçesi

  • Sigaranın, Avrupalı kâşiflerin Kuzey Amerika’ya gidip, oranın yerli halkıyla barış çubuğu tüttürmesine kadar uzanan çok eski bir tarihçesi var.
  • 1492’den önce: Amerika kıtasının yerlileri tedavi ve dini amaçlarla tütün üretimi yapıyorlardı.
  • 1492: Kristof Kolomb Amerika’yı keşfetti. Avrupa’ya döndüğünde yanında bu kıtada daha önce hiç görülmemiş olan tütün tohumları ve yaprakları vardı. Kolomb’un mürettebatından Rodrigo Jerez tütün içerken görüldü ve şeytan tarafından ele geçirildiği iddia edilerek hapis cezasına çarptırıldı. Jean Nicot kısa zamanda tütün içmeyi popüler hale getirdi (19. Yüzyıl bilim adamları “nikotin” olarak tanınan kimyasal maddeye onun adını verdiler).
  • 1565: Tüm Avrupa’ya yayılan tütün alışkanlığı, ünlü İngiliz aristokratı ve şairi Sir Walter Raleigh’nin tütün içmeye başlamasıyla, İngiltere’ye de girdi.
  • 1610: Japonya’da tütün üretimi ve içimi yasaklandı.
  • 1634: Maryland’de de tütün üretimine başlandı. Rus Çarı tütün içimini tüm Rusya’da yasakladı. Tütün içerken yakalananların ceza olarak burnu kesiliyor, suçun tekrarı halinde ölüme mahkum ediliyorlardı.
  • 1761: İngiliz Doktor John Hill, “Cautions Against the Immodetrate Use of Snuff” (Aşırı Enfiye Kullanımına Dikkat) isimli ve tarihte bilinen ilk tütün-kanser araştırması olan raporunu yayınladı.
  • 1854: 1856 yılında sona eren Kırım Savaşı başladı. İngiliz ve Fransız askerleri Türk tütünüyle tanışıp, onu Avrupa’ya götürdüler.
  • 1903: Kanada, İngiltere ve Amerika’da sigaranın zararları ciddi bir şekilde ele alınmaya başlandı, Kanada’da sigaranın yasaklanması için meclise kanun tasarısı verildi.
  • 1920: Tüm dünyada sigara kullanımı hat safhaya ulaştı, bir yılda tüketilen sigara sayısı milyarları buldu.
  • 1943: Dünya yetişkin nüfusunun yaklaşık %60-80’nin sigara içiyordu.
  • 1944: Amerikan Kanser Derneği, sigaranın sağlığa zararlı olabileceğini belirtti. Akciğer kanseri ve sigara arasındaki ilişkinin henüz kesinlik kazanmadığını ama gene de dikkatli olunması gerektiği hakkında halkı uyardı.
  • 1947: Kanadalı Doktor Norman Delarue akciğer kanseri hastalarının %90’ının sigara tiryakisi olduğunu gösteren bir araştırma yayınladı.

Sigaranın Etkileri

null

Sigara içenlerin çoğu, tütün kullanımının ve özellikle sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunun bilincindedirler. Çoğu kişinin anlayamadığı şey ise, sigaranın, duyguları ve davranışı etkileyen kimyasal maddeler içeren bir alışkanlık olduğudur. Sigara kullananlar, kanlarında belirli bir nikotin düzeyi sağlamak için sigara içerler. Birkaç saat sigara içmezse, bu düzey düşer ve sigara kullanan kişi sinirli ve huzursuz olur, çünkü sigaraya gereksinimi vardır. Tek bir sigara içilmesi ise, tüm bu şikayetleri ortadan kaldırır, sigara içimi, sigara içmeyen kişide sinirliliği ortadan kaldırmaz. Sigaranın ortadan kaldıracağı tek sinirlilik hali, nikotinin kesilmesinden dolayı meydana gelen haldir. Nikotin, alışkanlık yapan bir madde olduğundan, sigarayı bırakmak güç olabilir. Hatta, çoğu kişi, ilk girişimlerinde başarısız olurlar. Ancak, sigarayı bırakmak güç olsa da olanaksız değildir Her ne kadar önceki girişimlerinde başarısız olsalar da, ABD de yılda 3 milyon kişi bunu başarmaktadır. Çoğu insanın ilk girişimde başarısız olmasının nedenleri ise, kaç tane ve ne kadar zamandır sigara içtiklerine, sigaraya karşı duyarlılıklarına ve sigarayı bırakma girişimine ne kadar iyi hazırlandıklarına bağlı olarak değişiklik gösterir.

Sigaranın gençler üzerinde kısa vadede yaptığı etkiler, genellikle solunum yollarında yoğunlaşmaktadır. Ergenlik çağındaki sigara bağımlılarında ortaya çıkan nefes darlığı önemli bir problemdir.

Ayrıca, sigara diğer uyuşturuculara bir basamak olmaktadır. Sigara kullanan gençlerin büyük bir kısmı içki de içmeye başlamaktadırlar. Sigara içmeyen gençlere göre sekiz kat daha fazla uyuşturucu kullanma riski taşımaktadırlar. Sigara içen gençlerde davranış bozukluğu da görülmektedir, bunlar; kavgacılık, belli bir çeteye girme ya da dikkatsiz ve tedbirsiz cinsel ilişkiler olarak ortaya çıkmaktadır. Sigaraya alışan gençler, başka bir uyuşturucu kullanmasa bile, sigara bağımlısı yetişkinler haline gelmekte ve sağlıklarını tehdit eden kimyasal maddelere bir ömür boyu maruz kalmaktadırlar.

Sigaranın Zararları

Artık herkes sigaranın ne kadar ne kadar zararlı olduğunu biliyor. Tütünün kanserojen olduğunu duymayan, bilmeyen kalmadı. Ancak, sigaranın zararları bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciğer hastalığına yol açıyor, damar tıkanıklığı felce kadar götürebiliyor.

null

Sigara içtiğiniz anda, vücudunuz etkilenmeye başlar. Nabzınız yükselir, daha hızlı nefes alıp vermeye başlarsınız. Kan dolaşımınız yavaşlar. Sigara içinde yaklaşık 3.700 zehirli madde barındıran bir karışımdır. Bunların büyük bir bölümü kanserojendir. En zararları da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktır ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolaşımınıza karışır. Bunun sonucunda, astım, ciğer yangısı, göğüs ağrıları başlar. Daha sık nezle, grip ve soğuk algınlığı geçirmeye başlarsınız. Her on üç saniyede bir kişi, sigaraya bağlı bir hastalıktan hayatını kaybetmektedir. Her yıl dünyada 2.500.000 milyon kişi sigara yüzünden hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin başlıca sebebi akciğer kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastalıkları ve diğer kanser türleridir. Soluk borunuzdan ve bronşlarınızdan geçen duman göğsünüze iner. Sigara dumanındaki hidrojen siyanid, bronşlarınızın çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çıkar. Bronşlar zayıfladıkça, bu bölgede pek çok hastalık oluşur. Akciğer salgılarında azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciğer kanseri olma riski taşırlar.

  • Ağız kokusu yapar, diş ve diş eti hastalıklarına yol açar.
  • Dudak, yanak ve gırtlak kanserine neden olur. Hatta sigarayı yakmadan dudağında taşıyan yada tütün çiğneyenlerde de ağız için kanserleri görülür.
  • Dilde, tat alma duyusunda bozulmalar olur.
  • Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Öğrenme bozuklukları, hafıza zayıflığı ve erken bunama görülür.
  • Göz merceğinin saydamlığının azalmasına yani katarakta sebep olur.
  • Cildin yapısının bozulmasına neden olur. Leke ve kırışıklık oluşur. Selülitlere sebep olur.
  • Burunda koku alma duyusu azalır.
  • Sinüzit, farenjit, bademcik ve orta kulak iltihabı gibi üst solunum yolu hastalıklarına yol açar.
  • Damar sertliğini hızlandırır. Beyin ve kalpte damar tıkanıklığına neden olur. Kalp krizi ve tansiyon yükselmesi görülür.
  • Erkeklerde iktidarsızlığın başlıca sebeplerindendir. Ayrıca mesane kanserinin önemli nedenlerindendir.
  • Akciğerlerde çeşitli hasarlara, astım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur. Bronşlarda ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur.
  • Gastrit, ülser ve reflü hastalığına sebep olur. Mide ve yemek borusu kanserine yol açar.
  • Gebelikte tüketilen sigara düşük doğumlara ve bebekte gelişme geriliğine neden olur.
  • Erken menopoz ve rahim kanserinin sebebidir.
  • Parmaklarda sararmaya ve tırnaklarda zayıflamaya yol açar.
  • Kemik erimesine neden olur.
  • Burger hastalığına sebep olur. Bu hastalık, el ve ayaklardan başlayarak tıkanıklığa yol açar ve uzuvların kesilmesi gerekir.
  • Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali, stres, gerilim, performansta düşme ve reflekslerde azalma görülür.
  • Pankreas kanseri riski artar.
  • Hastalık, yara ve ameliyat tedavileri uzun sürer.
  • Kullanılan ilaçları etkisizleştirebilir.
  • Bütçenize yük olur, çevre kirliliğine yol açar, yangınların en önemli sebeplerindendir.
  • Çocuklarınız kanseri önleyen genlerden yoksun hayata gelir.
  • Hamilelerde %10-15 eksik kiloda doğuma ve bebek zeka eksikliğiyle doğar.
  • Çevrenizdekileri de bu zararları verirsiniz. Çocuğunuzun sigaraya başlama oranı daha fazladır.

Sonuçlar Sigaranın sağlık üzerindeki kötü etkileri araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu araştırmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40’ı henüz emeklilik yaşına gelmeden hayatını kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18’dir. Sigara kullanan kadınlarda ise rahim kanseri riski çoğalmaktadır, hamile kadınların sigara içmesi ise sakat ve ölü doğumlarla sonuçlanmaktadır. Tüm bunlara rağmen, sigarayı bıraktığınız anda vücut kendi kendini tamir etmeye başlar. On yıl içinde vücut hiç sigara içmemiş gibi olur. Ancak, sigarayı bırakmak için kanser ya da kalp hastası olmayı beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktır. Ne yazık ki, bu hastalıklar çoğunlukla öldürücüdür. Sigarayı bırakmanız için daha iyi bir sebep olamaz. Ne Dersiniz?

Sigarayı Bırakma Yöntemleri

null

Sigarayı bırakmak için mükemmel bir plan ya da teknik yoktur. Ancak, başarılı sigarayı bırakma yöntemlerinde ortak olan şey, sigarayı bırakmanın kolay olmayacağı gibi gerçekçi bir beklentiyle kesin kararın verilmesidir. 3 ila 10 gün arasında sigarayı kesmeye bağlı fiziksel şikayetler yasayabilirsiniz. Bu şikayetler azalmaya başladığında, geçmişte alışkanlık olarak bir sigara yakacağınız zamanlarda (yemekten sonra ya da direksiyon başında) sigara içmek için bir dürtü duyabilirsiniz. Sigarayı bırakmış bazı kişiler için, dürtüler aylar ve hatta yıllar boyunca gelip gidebilir. Ancak, bu dürtülerin yoğunluğu ve süresi zaman geçtikçe daha azalır. Yeniden başlamaların çoğu, sigarayı bıraktıktan sonraki ilk hafta içinde yaşanır. Bunun nedeni, alışkanlığın güçlü olmasını da içeren birçok nedene dayanır. Yeniden başlamaların bir nedeni de, sigara bırakma programındaki zayıflıklardır. Sigara bırakma programı, günlük yaşamınızda çeşitli değişiklikler içermelidir, çünkü sigara içmenin yerine koyacak yeni alışkanlıklar edinilememesi nedeniyle çoğu kişi ilk üç ay içinde yeniden sigara içmeye başlamaktadır.

Sigara içmemek için…

Nicorette olarak bilinen nikotin sakızı (nikotin polakrileks) tedavi programında bir yardımcı olarak yararlı olabilir. Nikotin sakızı adı verilen bu ürün, çiğnendiğinde dereceli olarak nikotin salar. Çok hızlı çiğnemek, fazla nikotin alınmasına neden olur, bu da mide bulantısıyla sonuçlanır. Hedef, herhangi bir kesilme şikayetini önlemek için, nikotin düzeyinizi elde edecek kadar nikotin sakızı kullanmaktır. Nikotin sakızı, etkisini en üst düzeye çıkarmak için yanağınız ve diş etiniz arasına yerleştirilmek üzere tasarlanmıştır. Bu arada, sigara dumanının kokusu evinizden ve giysilerinizden çıkmaya başlar ve sigara alışkanlığınız da yavaş yavaş azalır. Bu konuda biraz rahatlayınca, yapmanız gereken dereceli olarak kullandığınız nikotin sakızı miktarını azaltmaktır. Bunu, sigarayı bıraktıktan sonra 3 ve 6 ay arasında azaltabilirsiniz. Ancak 6. aydan itibaren nikotin sakızına son vermelisiniz.

Burada, nikotin sakızının yalnızca sigara bırakmak için bir yardımcı olduğunu ve herkes için uygun olmadığını vurguluyoruz. Bazı kalp hastaları, peptik ülseri olanlar ve hamile kadınlar bu sakızı çiğnememelidirler. Ayrıca, sakız, sigara içmenin diğer etkilerini kapsamaz. Her ne kadar, nikotinin acı tadını gidermek için hafif baharatlandırılmışsa da, sigara içenlerin çoğu bu tada birkaç günden sonra alışabilmektedirler. Bu sakızın hazımsızlık, mide ağrısı gibi yan etkileri olabilir, ancak bu rahatsızlıklar genelde hafif ve kısa sürelidir. Nikotin sakızını, ancak bir doktor reçetesiyle elde edebilirsiniz. Sigara içenlerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olmak için başka ilaçlar üzerinde çalışılmalar sürmektedir.

Burada senede yalnızca birgün sigara içilmez…

O da bugün

En Güzel Atatürk Resimleri ve Dünyanın Atatürk İçin Söyledikleri

Kemal Atatürk veya bizim O’nun o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman pek çok duygulandım. Türkiye’yi modernleştirme yolunda Kemal Atatürk’ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O’nun dinamizmi, yılmak ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. O, Doğuda modern çağın yapıcılarından biridir. O’nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum.

null

Hindistan Başbakanı Jawaharial Nehru

  • Kemal Atatürk, şüphesiz, yirminci yüzyılda İkinci Dünya Savaşı’ndan önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir ulusa nasip olmayan cesur ve büyük bir devrimci olmuştur. O, ulusunun özgürlüğünü ve yurdun bütünlüğünü tehdit eden düşmanı yok etmesini ve dünkü düşmandan, öç alma ve hınç duygularına kapılmadan bir dost ve müttefik yapmasını bilen güçlü bir savaşçı, tek başına bütün dünyaya karşı direnmekten korkmayan sadık ve gerçek bir yurtseverdir.

 

İsrail Başkanı David Ben Gurion

  • Çağımızda; uzak görüşlü, cesur, siyasi, sosyal ve ekonomik reformlarla Türkiye’yi bugünkü modern cumhuriyet durumuna getiren Kemal Atatürk’tür. Aynı zamanda bugün Türkiye’nin Avrupa Ortak Pazarına girebilecek güce erişmesini sağlayan modern ekonominin temelini hazırlayan da yine O’dur.

 

Hollanda Dışişleri Bakanı Joseph Luns

  • Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, O büyük dahi çağımızda Türk Ulusu’na nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?

 

İngiltere Başbakanı Lloyd George

  • Mustafa Kemal hakkındaki bilgiyi O’nu çok iyi tanıyan birisinden edindim. SSCB’nin Amerikaca tanınması konusunda Sovyet Rusya Dışişleri Bakanı Litvinof ile görüşürken, kendisine, onun fikrince bütün Avrupa’nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana verdiği cevapta Avrupa’nın en büyük devlet adamının bugün Avrupa’da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara’da yaşadığını, Bunun Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.

 

ABD Başbakanı Franklin D. Roosevelt

  • Batıda ihtilal ve devrimlerin yavaş yavaş elde ettiklerini Atatürk’ün ülkesi birdenbire kazandı ve Türk hayatında o kadar derin izler bıraktı ki, Batıdakilerde bu, ancak yüz yılda erişebilecek bir başarı idi.

 

Macar Prof. Dr. Fekete Lajos

  • Hiçbir Türk, yurttaşlarının içinde bulundukları korkunç durumu Kemal Atatürk kadar doğru bir şekilde göremedi. Türklerin düşünüş tarzının ne şekilde değişebileceğini anlayan sadece o, olmuştur. (1937)

 

ABD, General Charles Sherrill

  • Yeni Türkiye, Atatürk’le yalnız İslam anlayış ve görüşlerini değil, aynı zamanda Avrupa’nın düşünme tarzını da açmıştır. Türkiye bir dürüstlük, samimiyet ve realite politikası gütmekte ve bu sebeple tepkilere, başarısızlıklara uğramamaktadır. Bu politikanın kendisinden öncekilere benzer tarafı olmadığı gibi taklidi de yoktur.

 

Alman Tarihçi Prof. Dr. Herbert Meizing

  • Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli Başkanın yönetimi herkesin sevgisini ve saygısını çeken büyük Türk ulusunun milli bağımsızlığını devamla bir başarıyla kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır. (1935)

 

SSCB Başbakanı Kalinin

  • Türk devriminin bütün Doğu dünyasının ilerleme ve gelişmesindeki rolü, Batı dünyasını kültür ve uygarlık yoluna yönelten Fransa Devrimi kadar önemli ve etkilidir. Devriminizin kıvılcımlarından çıkacak ateş, bütün Doğu uluslarını aydınlatacak, kamaştıracak ve gerçek nuru yaratacaktır. (1936)

 

Çin, General Ho-Yao-Su

  • O, uğraşlarıyla, yalnız Türkiye’ye değil, bütün Doğu dünyasına kurtuluş yolunu göstermiştir. O tarih büyüğünün, O Türk kahramanın, O Doğunun kurtuluş ve uygarlık önderinin eserini her zaman sevgi ve saygıyla anacağız. (1939)

 

Hindistan Meclis Başkanı Sir Abdurrahim

  • Kemalizm, hızlı gelişme yolunu keşfetti ve ispat etti ki, yalnız bir kuşakta disiplinli bir eğitim ile halkçı büyük bir uygarlık geliştirilebilir. Bu, insanlığa denenmiş bir felsefe örneği olarak sunulabilir. Kemalizm, yüzyıllara sığabilecek işleri on yılda tamamladı. (1937)

 

Fransız Yazar Gerard Tongas

  • Atatürk tarafından yaratılan bugünkü modern Türkiye’yi tanıyanlar, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki Türk Anavatanının durumunu tasavvur bile edemezler.

 

Almanya Büyük Elçisi F. Von Papen

  • Öyle bir an düşünün ki, Batı dünyamızda rönesans, reform, XII. yüzyıl sonunda bilimsel kültürel ihtilali, Fransız ihtilali ve endüstriyel ihtilallerin hepsi bir insan hayatının içine yığılmış olsun ve bunlar kanunla zorunlu kılınsın. İşte Atatürk, 1920-1930 arasında, bu kadar kısa bir süre içinde ve hiçbir ülkede uygulanamamış en ihtilalci bir programı gerçekleştirdi. (1963)

 

İngiliz Tarihçi Prof. Arnold J. Toynbee

  • Osmanlıların “Hasta Adamı” iyileşmemiş, ilerlemiş ve güçlenmiştir. Atatürk bunu yapmakla gerçekten bir mucize göstermiştir. (1938)

 

Polonya - Gazete Plska

  • Hiçbir ülke, yeni Türkiye’nin Ata’sı tarafından başarılan yenileşme kadar hızlı ve o kadar kökten bir gelişme görmemiştir. Böylesine insanlar yüzyıllar içinde yalnız bir defa görülür. Şimdi Türkiye’nin tarihi bu eşsiz devlet adamının tarihidir. (1938)

 

Bulgaristan Dness Gazetesi

  • Türkiye, İslam dünyasında bir mucize manzarası göstermektedir. Türkler, ebediyen Atatürk’e minnettar kalacaklardır. (1939)

 

Çekoslavakya, Ç.T.K. Ajansı

  • Atatürk’ü her zaman hatırlayacağız. Atatürk’den önce tarihe mal olmuş hiçbir kimse, Atatürk kadar, ulusal hayata kendi damgasını vurmak yoluyla dünyayı hayretler içinde bırakmamıştır. Atatürk, Türkiye modern anlayışının yaratıcısı olmuştur ve öyle kalacaktır. (1938)

 

ABD Dışişleri Komisyon Bşk.

  • Bundan sonraki kuşaklar O’nun akıllara hayret veren destanlarını birbirine anlatacak, bir tek adamın zekası ve kuvvetiyle nasıl bu büyük işleri başardığını hayretle anacaklardır. O’nun böyle birkaç yıl içinde sevdiği yurdunda yepyeni bir ulus yaratması, onu yükseltmesi, bayındırlık ve ekonomik alanda bu ölçüde ilerlemesi, yaratıcılığının eşsizliğini gösterir. (1938)

 

Irak, El Arabi Gazetesi

  • O’nun adı, dünyanın en büyük ilham kaynaklarından biri olarak yaşayacak ve Müslümanların en derin yurtseverlik içinde yaşamalarına önderlik edecektir. O’na duyulan sevgi, daima bütün Müslüman dünyasına ve insanlığa faydalı olacaktır. (1965 - Anıtkabir Defteri)

 

Pakistan, General Muhammed Azam Khan

  • Sizlere şunu söyleyeyim ki, ben Atatürk’e katip olmak isterdim. Sebebi de, O’nun her akşam sofrasında bulunup, yüksek fikirleriyle beslenmek dileğinde oluşumdur. (1933)

 

Fransa Başbakanı Edouard Herriot

  • Devlet Şefiniz gibi insanlığın en yüksek mertebesine erişmiş büyük dahinin bir ülke için ilerlemenin ancak, o ülke kadınlarının genel seviyeye yükselmeleri ile gerçekleşeceğini anlamış olması, uluslararası kadın davasını çok kolaylaştırmıştır. Size Atatürk tarafından kazandırılan haklar ve sizin özgürlüğünüz bütün dünya kadınları için çok güven verici ve onların mücadelesinde onlara yardımcı bir kuvvet olacaktır. (1935)

 

Uluslararası Kadın Birliği Gnl. Sek. Katherin Bonifas

  • O’nun ölümü Türkiye’nin sarsılması olmayacak; çünkü bütün genç kuşak, Şefi tarafından çizilen yolu inançla ve çoşkunlukla izlemektedir. (1938)

 

Macaristan, UJ Magyar Gazetesi

  • İkinci Dünya Savaşı’na kadar Mustafa Kemal’in eseri Türkiye çapında değerlendirildi; eski bir ülkenin modern bir ulus haline gelmesi için harcanan çabayı takdir etmeyen yoktur. Söz konusu eser 1945′den bu yana bir örnek değeri kazandı. Kemalizm, Türkiye Tarihi’nin bir sayfası olmaktan çıkıp, siyasi bir sisteme önderlik etmeye başladı. Çünkü, yeryüzünde henüz Moskova’ya ve Pekin tımarına girmemiş olan üçüncü çeşit devletlere bu sistem yol göstermektedir. Yarı gelişmiş uluslar için Marksizm’in karşısına dikilen ikinci bir alternatiftir bu sistem. (1961)

 

Fransız Hukukçu, Prof. Maurice Duverger

  • Boğazlar Anlaşmasının yeniden gözden geçirilmesini isterken izlediği yol, zamanı seçişi mükemmeldi. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan diplomasi çalışması bir ustanın eseridir. Dünyanın gidişi hakkındaki görüşleri de insanı ürkütecek kadar doğru çıkmıştır. (1964)

 

İngiltere, Times Dergisi’nin Eki

  • Dünya tarihinde, Kemal Atatürk gibi, önemli bir görevi kesin şekilde başarı ile sonuçlandıran ve bir ulusun mutlu geleceğini sağlayacak sorumlulukları üzerine alan dürüst insanlara çok ender rastlanmaktadır. Bu azim ve irade iledir ki, Atatürk; deha, seziş ve başarıcılığı ile yalnız neticesiz bir savaşla uçurum kenarına gelmiş bulunan yurdunu kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda memleketi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak bütün temelleri atmıştır. (1963)

 

İran, Şah Rıza Pehlevi

  • O’nun yeni Türkiye’yi yaratan mucizesi, yüzyılları geride bırakan bir anıt olarak kalacaktır. (1938)

 

Yunanistan Başbakanı Y. M. Metaksas

  • Hayatının sonuna kadar ulusunun mutlak güveniyle kurduğu devletin başında kalan muzaffer kumandanın kişiliği, eşi görülmemiş bir karakter örneğidir.

 

İtalyan Bakanı Soforça

  • Ulusunu hürriyet ve demokrasiye kavuşturmak uğrunda savaşarak başarı kazanan büyük Türk önderi hakkında engin duygularımı ve hayranlığımı iletmek isterim. Atatürk’ün hayatı ve eseri yalnız Türkiye için değil, fakat dünyanın bütün hür ulusları için de ilham kayağı olmakta devam edecektir. (1963)

 

Çin Devlet Başkanı Çang Kay Şek

  • Japonya’da Atatürk, Birinci Dünya Savaşı sonrası yıkımlarından Türkiye’yi kurtararak büyük zafere ulaştıran kahraman ve Osmanlı İmparatorluğu yıkıntılarından yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni yaratan büyük bir devlet adamı olarak çok iyi tanınmaktadır. Özellikle Atatürk’ün Türk Dili Devrimi’ni gerçekleştirmesi ve dinle siyaseti birbirinden ayırarak Türk toplumunun modernleşmesini sağlamak yolundaki çabalarına karşı büyük bir hayranlık duymaktayız. (1963)

 

Japonya Başbakan Hayato İkeda

  • Kuvvetli karakterli ve dünya ulusları arasında kendi ulusunu, haklı gururu üzerine kesin görüşlü bir adam olarak hiçbir zaman kişisel ün peşinde koşmadı. Yurdunun çıkarlarını herşeyin üstünde tutan ve milleti için her faydalı sonuca ulaşmaya çalışan bu zat gücünü damarlarına işleyen görev duygusundan alıyor.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Atatürk’ün Hayatı

Atatürk, insanlık tarihinin yetiştirdiği en büyük kişilerden biridir. O, çökmüş bir imparatorluğun üzerinde, bütün Dünya’ya kafa tutmuş, tutsak edilmek istenen Türk Ulusu’nun, nasıl büyük bir Ulus olduğunu, bütün Uygar Dünya’ ya göstermiş ve yepyeni bir devlet kurmuştur. Atatürk, Başkomutan, Mareşal, Cumhurbaşkanı, Devlet Adamı ve Devrimci olarak 20. yüzyılın en büyük kişisidir.

null

Hayatı…

Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın’dan Makedonya’ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlendi. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.

null

null

null

Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi’nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi’ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği’nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik’e dönüp okulunu bitirdi. Atatürk, askerî okula girmek istiyordu. İçinde askerliğe karşı dayanılmaz bir istek vardı. Fakat annesi onun asker olmasını istemiyordu. Atatürk annesinden habersiz okulun sınavına girdi, kazandı; böylece, 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi’ne yazıldı. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye’ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına “Kemal” i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi’sini bitirip, İstanbul’da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi’ne devam etti. 11 Ocak 1905′te yüzbaşı rütbesiyle Akademi’yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam’da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907′de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a III. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909′da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.

1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911′de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912′de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912′de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne’nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915′te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ’da görevlendirildi.

1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda, Mustafa Kemal Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine “Çanakkale geçilmez! ” dedirtti. 18 Mart 1915′te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915′te Arıburnu’na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı’nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915′te Arıburnu’nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos’ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos’ta Kireçtepe, 21 Ağustos’ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal’in askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri cephenin kaderini değiştirmiştir.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları’dan sonra 1916′da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916′da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917′de İstanbul’a geldi. Velihat Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918′de Halep’e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918′de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918′de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı.

Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919′da Samsun’a çıktı. 22 Haziran 1919′da Amasya’da yayımladığı genelgeyle “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını ” ilan edip Sivas Kongresi’ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919′da Ankara’da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı.

Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmir’I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması’nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşan I. Dünya Savaşı’nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda yurdumuz bütünüyle düşman işgali altına girmişti. Ordumuz dağıtılmış, silah ve cephaneye el konulmuştu, halk kaderine terk edilmişti. Atatürk Anadolu’ya geçip orada halkı savaşa hazırlamaktan başka bir şey kalmadığına inanıyordu. Atatürk çok güç şartlarda 19 Mayıs 1919 yılında Samsun’a geldi ve halkı savaşa hazırlamaya başlamıştı. Çalışmalarını haber alan padişah yanlıları onu İstanbul’a çağırdılar, Atatürk istifa ederek sivil hayata döndü. Amasya Genelgesiyle vatanın bölünemeyeceğini ilan edip, Erzurum ve Sivas kongrelerini toplayıp ulusun ve vatanın kurtarılması için kesim kararlar aldı. Buradan Ankara’ya geçerek 23 Nisan 1920 tarihinde T.B.M.M. açarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini attı. Ömrünün büyük kısmını asker olarak geçiren Atatürk, 10 Kasım 1938 tarihinde İstanbul’da hayata gözlerini kapadı.

null

Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”

“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”

1881

Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım’ın oğlu olarak Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

1893

Mustafa Selanik’teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni tarafından kendisine ikinci ismi “Kemal” verilir.

1895

Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye (Askeri Rüştiye) başlar.

1899

Mustafa Kemal İstanbul’da Harbiye’nin hazırlık sınıfına başlar.

1902

Mustafa Kemal Harbiye’den mezun olur ve buradan sonra Harp Akademisine (Erkan-ı Harbiye) devam eder.

11 Ocak 1905

Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olur ve Şam’da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam’a gönderilir.

Ekim 1906

Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam’da “Vatan ve Hürriyet” adıyla gizli bir dernek kurarlar.

1907

Askeri rütbesi kolağası olur ve yine aynı yıl içinde görevi Makedonya’daki 3. Orduya tayin edilir ve Selanik’e gönderilir, Cemiyetinin Merkezi Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşir

23 Temmuz 1908

Yukarıdaki gizli ve siyasi faaliyetlerinin sonucu 2. Meşrutiyetin, padişah Abdulhamit’e kabul ve ilan ettirilmesi

13 Nisan 1909

İstibdat taraftarları yeni rejime karşı ayaklanır, Rumeli’den bunları bastırmak için yola çıkan Hareket Ordusunun Kurmay Yüzbaşkanlığına deruhte etmesi ve bu ayaklanmada önemli bastırıcı rol oynar

1911

Trablusgarb savaşına iştirak eder ve oradaki kuvvetlerimizin Kurmaylığını üzerine alır. Bu arada rütbesi binbaşılığa yükseltilir.

13 Eylül 1911

Mustafa Kemal İstanbul’daki Genel Kurmaya tayin edilir.

9 Ocak 1912

Mustafa Kemal Libya’daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir.

24 Ekim 1912

Balkan Savaşının başlaması üzerine İstanbul’a döner ve Bolayır’da toplanmış olan kuvvetlerimizin hareket şubesi müdürlüğüne tayin edilir

null

25 Kasım 1912

Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları özel Kuvvetlerine atanır.

27 Ekim 1913

Mustafa Kemal Sofya’ya Askeri Ataşe olarak atanır.

2 Şubat 1915

Tekirdağ’da kurulması kararlaştırılan yeni bir tümenin komutanlığına tayin edilir. Onun teşkil ettiği ve 19. Tümen adını alan bu tümen Çanakkale savaşlarında parlak başarılar göstermiştir.

25 Nisan 1915

İttifak Devletleri Arıburnuna çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.

1 Haziran 1915

Çanakkale savaşlarında gösterdiği büyük başarılardan dolayı rütbesi albaylığa yükseltilir

9 Ağustos 1915

Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir.

1 Nisan 1916

Çanakkale savaşları zaferlerimizle bittiğinden Diyarbakır’daki kolordunun komutanlığına tayin edilmiştir. Oraya giderken Tuğgeneralliğe terfi eder.

6-7 Ağustos 1916

Mustafa Kemal Bitlis ve Muş’u düşmandan geri alır. Bu başarısı üzerine 2. Ordu komutanlığına atandı.

31 Ekim 1918

Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur.

30 Nisan 1919

Mustafa Kemal Erzurum’da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle Müfettiş olarak atanır.

16 Mayıs 1919

Mustafa Kemal İstanbul’u terkeder. İstanbul’dan 3. Ordu Müfettişliği göreviyle Bandırma vapuruyla gider.

19 Mayıs 1919

Mustafa Kemal Samsun’a ayak basar.

21 Mayıs 1919

Erzurum’daki 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile temas eder

23 Mayıs 1919

Ankara’daki 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile temas eder

28 Mayıs 1919

Türk Milletini işgallere protesto için mitingler yapmaya davet eder

3 Haziran 1919

Doğu vilayetlerinde bir Ermeni Hükümetinin kurulması ve İngiliz himayesi fikirlerine karşı olduğunu beyan eder

21 Haziran 1919

Yurdun bağımsızlığını kurmak için Türk Milletini kendisiyle birlikte çalışmaya davet eden tarihi beyannameyi yayınlar

null

8 Temmuz 1919

Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse ordudan istifa eder.

23 Temmuz 1919

Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir. Erzurum Kongresinde millet iradesine dayanan bir millet meclisiyle kuvvetini, gene millet iradesiyle oluşan bir hükümetin kurulması lüzumunu ilk hedef olarak ilan eder.

4 Eylül 1919

Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir. Sivas Kongresinde yurdun muhtelif bölgelerinde kurulmuş olan müdafaa cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirip bütün millet kuvvetlerini bir elde idare etmek imkanını sağlar.

11 Eylül 1919

Çalışmalarını bitiren Sivas Kongresi delegeleri tarafından seçilen Temsil Heyeti Başkanlığına getirilir

15 Eylül 1919

Temsil Heyeti, Türk Milletinin yetkili makamı olarak ilan edilir

7 Aralık 1920

Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya yerleşir ve bu şehri milli harekatın merkezi yapar

27 Aralık 1919

Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara’ya gelir.

23 Nisan 1920

Mustafa Kemal Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar ve bu meclise başkan seçilir.

11 Mayıs 1920

Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir.

5 Ağustos 1921

Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan olarak atanır.

23 Ağustos 1921

Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya savaşı başlar.

19 Eylül 1921

Sakarya Zaferinden altı gün sonra Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ile Gazi ünvanını verir.

26 Ağustos 1922

Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe’den yönetmeye başlar.

30 Ağustos 1922

Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır.

1 Eylül 1922

Türk Ordularına “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” emrini verir

10 Eylül 1922

Gazi Mustafa Kemal İzmir’e girer.

1 Kasım 1922

Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal’in Hilafetin kaldırılması Yönündeki önerisini kabul eder.

null

14 Ocak 1923

Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım İzmir’de vefat eder.

29 Ekim 1923

Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal’in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.

24 Ağustos 1924

Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu’nda ilk kez şapka giyer.

9 Ağustos 1928

Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu’nda yeni Türk Alfabesi ile ilgili konuşma yapar.

3 Mart 1924

Cumhuriyet rejiminin Türkiye’de kökleşip yerleşmesi için şart olan hilafetin kaldırılmasını sağlamıştır. Aynı yıl içerisinde medreseleri kapattırarak milli eğitim alanındaki birliği sağlama yolunu açmıştır. Gene bu suretle laik ve modern esaslara göre eğitim ve öğretim yapan müesseselerin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

1 Mayıs 1924

Orta Çağın dini hukuk geleneklerine göre çalışan Şer’iye mahkemelerini kaldırdı

26 Ağustos 1924

Milli sermayeyi çoğaltmak özel teşebbüsleri teşvik ederek kurmak ve Türk bankacılığını geliştirmek amacıyla İş Bankasını kurdu.

5 Mayıs 1925

Memlekette modern çiftçiliği geliştirmek maksadıyla yapılacak teşebbüslere bir örnek olmak üzere kendi parasıyla bir Orman Çiftliğini kurdurdu

1925

Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile ilgili kanun kabul edilerek batıl inanç ve taassup yatakları ortadan kaldırıldı

25 Aralık 1925

Medeni kıyafeti getirdi

26 Aralık 1925

Miladi takvim ve modern saat ölçüsünü değiştiren kanun kabul edildi

17 Şubat 1926

Türk Medeni Kanununun kabul edilmesiyle Türk milleti ümmet devrinden çağdaş medeniyete geçirildi

1 Kasım 1928

Çıkarılan bir kanunla Türk Milletinin kolayca okuyup yazmasını temin edecek olan yeni Türk alfabesi kabul edildi.

null

12 Nisan 1931

Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar.

12 Temmuz 1932

Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar.

29 Ekim 1933

Cumhuriyet’in 10.yıl nutkunu yazar ve okur

16 Haziran 1934

Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadını verme kararı alır.

1934

Kasım ayında Türk kadınına siyasi hakları tanıyan yasa çıkarıldı. Avrupa’da baş gösteren siyasi buhran karşısında Balkan Antantının kurulmasında en önemli rolü oynadı.

1936

Montrö Antlaşması ile boğazların tahkiminin sağlanmasını temin etti. Sadabat Paktıyla memleketimiz için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasında nazım rol oynadı.

4 Temmuz 1938

Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın bağımsız bir Türk devleti olmasını sağlamıştı ki bu vatan parçası ölümlerinden sonra Anavatan’a katılmak imkanını bu sayede buldu.

10 Kasım 1938

Atatürk perşembe sabahı saat 9.05′te hayata gözlerini yumdu. Türkiye yasa boğuldu…

19 Kasım 1938

Cenazesi ulusal egemenliğin simgesi olarak kurduğu başkent Ankara’ya getirildi.

21 Kasım 1938

Türkiye’nin her yerinden Ankara’ya koşan halk ulu önderin cenazesini büyük bir törenle Etnoğrafya Müzesi’nde hazırlanan geçici kabrine uğurladı.

10 Kasım 1953

Ölümünün on beşinci yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir’e aktarıldı.

Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır:

  • Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü’nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.
  • Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921)
  • I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
  • II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
  • Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
  • Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)
  • Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921′de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923′te imzalanan Lozan Antlaşması’yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması’yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı.

23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922′de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’yla yönetim bağları koparıldı. 29 Ekim 1923′te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet’in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ve “Yurtta barış cihanda barış” temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

Atatürk Türkiye’yi “Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak” amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:

null

1. Siyasal Devrimler:

  • Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)
  • Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)
  • Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

2. Toplumsal Devrimler

  • Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934)
  • Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
  • Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
  • Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934)
  • Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934)
  • Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931)

3. Hukuk Devrimi :

  • Mecellenin kaldırılması (1924-1937)
  • Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937)

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:

  • Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924)
  • Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928)
  • Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932)
  • Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933)
  • Güzel sanatlarda yenilikler

5. Ekonomi Alanında Devrimler:

  • Aşârın kaldırılması
  • Çiftçinin özendirilmesi
  • Örnek çiftliklerin kurulması
  • Sanayiyi Teşvik Kanunu’nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması
  • I. ve II. Kalkınma Planları’nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması

Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934′de TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi.

Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk’ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.

Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı.

15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku’nu okudu.

null

Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923′de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı.

1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox’a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği’ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı.

null

Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05′te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi’nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Jessica Alba

null

Jessica Alba

28 Nisan 1981’de Pomona, Kaliforniya’da dünyaya gelmiştir. Babası Mark Alba Meksika, annesi Catherine Jensen ise Fransa ve Danimarka kökenlidir. Alba’nın çocukluğu zatürre, astım gibi çeşitli hastalıklardan dolayı hastanelerde geçmiştir. Alba 12 yaşında oyunculuk dersleri almaya başlamış 1994 yılında da Camp Nowhere adlı filmde küçük bir rol alarak kariyerine başlamıştır. Nickelodeon kanalı için The Secret World of Alex Mack adlı komedi dizisini çekmiş ayrıca iki sezon çekilen Flipper’da da yer almıştır. Liseyi bitirdikten sonra Alba, Desperate Housewives adlı dizinin ünlü oyuncusu Felicity Huffman ve eşi William H. Macy’den oyunculuk dersleri almaya başlar. Ardından Derw Barrymore ile Never Been Kissed adlı filmi çeker. Bunu Honey (2003), Sin City (2005), Fantastic Four (2005), Into the Blue (2005), Fantastic Four: Rise of the Silver Surfer,(2007) Sin City The Eye 2 Part 2 (2007) izler. Alba, 2006’da Playboy’un Mart sayısının kapağını süsler ve dergi Alba’yı; yılın Sex Star’ı seçer ancak Alba dergiye, kendi izni olmaksızın fotoğraflarını yayımladığı için dava açar fakat daha sonra Playboy’un sahibi Hugh Hefner’in kendisinden özür dilemesi ve Alba’nın desteklediği iki yardım kurumuna bağış yapması üzerine ünlü aktris açtığı davadan vazgeçer. Bu olaydan sonra Alba’nın ünü daha da artar ve yine aynı yıl Askmen.com okuyucuları Alba’yı, 100 En Çok Arzu Edilen Kadın arasından bir numaraya oturtur. FHM, 2007 yılının En Seksi Kadını olarak belirlerken GQ dergisi ise Haziran kapağında Alba’ya yer verir. Yönetmen Frank Miller ve Robert Rodriguez filmlerindeki çıplak sahnelerde rol almasını teklif ettiklerinde bunu “Belki bu beni kötü bir oyuncu yapacak ve bazı projelerde yer alamamı sağlayacak olsa da bunu yapmam, yapmayacağım” diyerek reddeder.

null

Jessica Alba Biography

Full Name: Jessica Marie Alba
Age: 24
Date of Birth: April 28, 1981
Birth Place: Pomona, California
Residence: Southern California
Height: 5′7 Bust: 34″ Waist: 25″ Hips: 34″ Size: 4 Hair: Brown
Eyes: Brown Shoe: 8

Jessica Marie Alba was born in Pomona, California, on April 28, 1981. Jessica’s family moved to Biloxi, Mississippi while Jessica was very young. Her father, who was in the Air Force, moved the family to Del Rio, Texas, later. Eventually, the family settled in southern California when Jessica was nine. Jessica had always wanted to be an actress from the age of five. She took her first acting class at the age of 12. Shortly later, Jessica was signed by an agency.

In 1993, Jessica made her movie debut in Camp Nowhere. She was originally hired for a short time but got lucky when one of the main actresses dropped out. Jessica, who had the same color hair as the actress, eagerly took over the spot. After her first movie, Jessica appeared in two commercials for Nintendo and J.C. Penny and a few independent films. In 1994, she landed a reoccurring role in “The Secret World of Alex Mac.” She played a snob who made life hard for the main character with magical powers.

Also in 1994, she landed the role of Maya for a pilot of “Flipper.” Jessica spent 1995 filming the first season of “Flipper” in Australia. Jessica is a PADI-certified diver and the “Flipper” show allowed her to have fun and play with the dolphins. The success of the first season of “Flipper” lead to the filming of the second season, which Jessica also starred in. Jessica involvement in “Flipper” lasted from 1995-1997. Since “Flipper” Jessica has appeared in a number of television shows and movies.

In 1996, Jessica appeared in Venus Rising as Young Eve. Also in 1996, she appeared in an episode of “Chicago Hope”, as Maria. In 1997, Jessica appeared on the “Dini Petty Show”, a Canadian talk show, and talked about her role in Flipper and her general acting career. She began working on P.U.N.K.S., featuring Randy Quaid, in 1998. P.U.N.K.S. was just recently released on video in early January, 1999.

null

In 1998, Jessica appeared in several TV shows for an episode or two. In early 1998, she appeared in “Brooklyn South”, as Melissa. A few months later, she appeared in two episodes of “Beverly Hills 90210″, as Leanne. And finally, she appeared in an episode of “Love Boat: The Next Wave.” In 1999 she appeared a huge number of magazines. She had a small role in Never Been Kissed which was released in the Spring. A month later she could be found with a larger role in Idle Hands. Her two performances in those movies started a buzz in the entertainment industry. Many more magazines would come knocking on her door. Shortly after the release of those two movies, she landed the starring role in Paranoia. She finished filming Paranoia in June. The movie is in post-production now.
Shortly later she started working on what will potentially be her biggest work ever. She auditioned for the leading role in Dark Angel. She caught the eye of James Cameron and will now star in the post anticipated TV show of 2000, Dark Angel. With the huge success of Dark Angel and its legion of fans, Jessica will no longer be a rising star, she will be among the hollywood elite, a star.

Jessica made a comeback in 2003 with the title role in Honey. In 2005 she appeared opposite Bruce Willis in the movie “Sin City”, the down-and-dirty feature-film version of Frank Miller’s popular graphic novels. Alba played Nancy, a stripper with a tortured past who’s about as close to innocence as it gets in a grisly black-and-white world.

null

Jessica Alba Filmography

Films

  • 1994 - Camp Nowhere - Gail
  • 1996 - Venus Rising - Young Eve
  • 1999 - P.U.N.K.S.
  • 1999 - Never Been Kissed - Kirsten
  • 1999 - Idle Hands - Molly
  • 2000 - Paranoia - Chloe
  • 2001 - The Sleeping Dictionary - Selima
  • 2003 - Honey - Honey Daniels
  • 2005 - Sin City - Nancy Callahan
  • 2005 - Into the Blue (completed) - Sam
  • 2005 - Fantastic Four (post-production) - Susan Storm/The Invisible Woman
  • 2006 - Sonic (announced)

null

Television

  • young age - two commercials for Nintendo and J.C. Penny
  • 1994 - “The Secret World of Alex Mack” - Jessica
  • 1995-1997 - “Flipper” - Maya
  • 1996 - “Too Soon for Jeff” - Christy
  • 1996 - “Chicago Hope” - Maria
  • 1997 - “Dini Petty Show” - herself
  • 1998 - “Brooklyn South” - Melissa
  • 1998 - “Beverly Hills 90210″ - Leanne
  • 1998 - “Love Boat: The Next Wave” - Layla
  • 1998 - “E! News” - herself
  • 1999 - “E! News” - herself
  • 1999 - “E! Behind the Scenes: Never Been Kissed” - herself
  • 1999 - “MTV News” - herself
  • 2000 - “Dark Angel” - Max
  • 2000 - “The Tonight Show” with Jay Leno - herself
  • 2001 - “Rosie O’Donnell” - herself
  • 2001 - MTV’s “TRL” - herself
  • 2001 - “Daily Show” withJohn Stewart - herself
  • 2001 - “Late Night” with Conan O’Brian
  • 2001 - “The Tonight Show” with Jay Leno - herself
  • 2001 - “Access Hollywood” - herself
  • 2001 - “The View” - herself
  • 2001 - “Late Night” with Conan O’Brian - herself
  • 2001 - “The Tonight Show” with Jay Leno - herself
  • 2002 - “E! News daily” - herself
  • 2002 - “Access Hollywood” - herself
  • 2002 - “Extra” - herself
  • 2002 - “Rosie O’Donnell Show” - herself
  • 2002 - “Late Show” with David Letterman - herself
  • 2002 - “Rank” - herself (episode: “25 Toughest Stars” 24 April 2002)
  • 2003 - “Punk’d” - herself (episode # 1.3, 31 March 2003)
  • 2003 - “Tinseltown TV” - herself
  • 2003 - “Mad TV” - “Jessica Simpson” (episode # 9.5, 1 November 2003)
  • 2003 - “Live in Hollywood” - herself as a guest host ( November 15, 2003)
  • 2003 - “Rock Me Baby” - herself (episode: “The Difference Between Men and Women”, 18 November 2003)
  • 2003 - “The Sharon Osbourne Show” - herself (5 December 2003)
  • 2004 “Last Call with Carson Daly” - herself (23 February 2004)
  • 2004 - “The View” - herself (7 July 2004)
  • 2004 - “Entourage” - herself (episode: “The Review”, 25 July 2004)
  • 2005 - “Late Show with David Letterman” - herself (22 March 2005)
  • 2005 - “Late Night with Conan O’Brien” - herself (25 March 2005)
  • 2005 - “Last Call with Carson Daly” - herself (1 April 2005)

null

Magazines

  • 1992 - “Robinson’s May”
  • 1994 - “Seventeen” - June
  • 1995 - “Teen” - August
  • 1999 - “Vanity Faire” - February
  • 1999 - “Cinescape” - January/February
  • 1999 - “YM” - March
  • 1999 - “Teen People” - March
  • 1999 - “Glamour” - March
  • 1999 - “Allure” - March
  • 1999 - “Bikini” - March
  • 1999 - “Jump” - April
  • 1999 - “Seventeen” - April
  • 1999 - “Fangoria” - April
  • 1999 - “Teen People” - May
  • 1999 - “Detour” - May
  • 1999 - “MXG” - Summer
  • 1999 - “28th Street”
  • 1999 - “Latingirl”
  • 1999 - “Launch” - 28th edition
  • 1999 - “The Sunday Times” - 06.20.99
  • 1999 - “Toronto Star” - 06.23.99
  • 1999 - “Teen People” - All-Star Yearbook
  • 1999 - “Sci-Fi Teen”
  • 1999 - “New York Times Magazine” - 09.05.99
  • 1999 - “Gear” - October
  • 2000 - “Seventeen” - January
  • 2000 - “Details” - January
  • 2000 - “Harper’s Bazaar” - January
  • 2000 - “New York Post” - 01.27.99
  • 2000 - “Stuff” - February
  • 2000 - “Ralph” - February
  • 2000 - “Details” - February
  • 2000 - “Interview” - February
  • 2000 - “Sky Magazine” - April
  • 2000 - “Maxim” - Hot 100 insert - May
  • 2000 - “Mademoiselle” - June
  • 2000 - “Entertainment Weekly” - 06.30.00
  • 2000 - “Harper’s Bazaar” - September
  • 2000 - “TV Guide” - 09.14.00
  • 2000 - “Stuff” - October
  • 2000 - “Maxim” - October
  • 2000 - “Emmy Magazine” - October
  • 2000 - “Time” - 10.02.00
  • 2000 - “Entertainment Weekly” - 10.06.00
  • 2000 - “TV Guide” - 10.14.00
  • 2000 - “TV Guide” (Canada) - 10.14.00
  • 2000 - “US Weekly” - 10.16.00
  • 2000 - “Teen Style” - October/November
  • 2000 - “Steppin’ Out” - 11.01.00
  • 2000 - “TV Guide” - 11.25.00
  • 2000 - “Parade Magazine” - 11.26.00
  • 2000 - “Femme Fatales” - November
  • 2000 - “Seventeen” - November
  • 2000 - “Gear” - November
  • 2000 - “Starlog” - November
  • 2000 - “Starlog” - December
  • 2000 - “Maxim” - December
  • 2000 - “Sophisticates Hairstyles” - December
  • 2000 - “Teen Hairstyles” - December
  • 2000 - “Entertainment Weekly” - 12.15.00
  • 2000 - “Entertainment Weekly” - 12.22.00
  • 2000 - “People Magazine” - 12.25.00
  • 2000 - “Rolling Stone” - 12.28.00
  • 2001 - “Source” - January
  • 2001 - “J-14″ - January
  • 2001 - “YM” - February
  • 2001 - “Glamour” - February
  • 2001 - “Entertainment Weekly Magazine - 03.18.01
  • 2001 - “Sci-Fi Magazine” - April 2001
  • 2001 - “Seventeen” - April 2001
  • 2001 - “Us Sky Magazine” - April 2001
  • 2001 - “Dreamwatch” - April 2001
  • 2001 - “Maxim’s Top 100″ - May
  • 2001 - Teen People Magazine - July 2001
  • 2001 - “Movieline” - August 2001
  • 2001 - “InStyle” - September 2001
  • 2001 - “Twist” - September 2001
  • 2001 - “Color&Style” - September 2001
  • 2001 - “Entertainment Weekly”- October 2001
  • 2001 - “Twist”- October 2001
  • 2001 - “Celebrity Cuts” - December 2002
  • 2002 - “Who Weekly”- January 2002
  • 2002 - “Twist”- January 2002
  • 2002 - “Twist”- February 2002
  • 2002 - “Allure”- April 2002
  • 2002 - “Cosmopolitan”- April 2002
  • 2002 - “Bravo”- May 2002
  • 2002 - “Cosmopolitan”- April 2002
  • 2002 - “InStyle” - 2002
  • 2002 - “Space View” - May 2002
  • 2002 - “J-14″ - May 2002

null

Other

  • 1999 - “Seventeen” on-line chat - 12.09.99
  • 1999 - “Vagina Monologues” - 02.16.99
  • 2002 - “Loreal Winter campaign” - 2001 / 2002
  • 2002 - “Toy Festival” - February
  • 2002 - “Marc Jacobs Fall Fashion Shows 2001″ - February
  • 2002 - “Got Milk?” Ad - 2002

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Bir Kadın Çizeceksin

Bir kadın çizeceksin isimli şarkıyı bilmeyenimiz yok gibidir. Burada çizilen bir kadın portresi şarkı sözlerinde değil, bilgisayarda ve çizim programıyla yapılıyor. Bilgisayarda resim çizmenin hele hele fotoğraf kalitesinde resim çizmenin ne kadar zor olduğu herkes tarafından bilinir. Jessica Alba adlı sanatçıyı takdir etmemek elde değil. Umarım sizlerde beğenirsiniz.

null

Jessica Alba

Brian Duey, Michigan doğumlu başarılı bir sanatçı. kendisini karakalem diğer insanlarla paylaşıyor. çizim üzerine yoğunlaştırmış,bu konuda başarılı olmuş ve kendine yeni yöntemler geliştirmiş, bunları sitesindeTutorials bölümünde de kendi anlattığı el, göz, burun, yüz, saç çizimlerini bulmak mümkün.

null

null

null

null

Adriana Lima

null

Yeni vücut ölçüleri: 84-65-84 ve Adriana Lima

90-60-90… Tüm bayanların ulaşmak istediği vücut ölçüsü ama artık bu ölçüler, rahatlık ve sadeliğe daha önem veren moda akımları, stresli ve yoğun iş temposu, değişen yaşam tarzı ve yemek alışkanlıkları ve tabiki erkeklerin de bakış açısıyla değişti. Artık ideal vücut ölçüsü 84-65-84 olarak kabul edilebilir.

Bu habere en çok sevinen tabi ki bayanlar oldu. Sıfır beden tartışmaları yaşanan günümüzde her ne kadar bazı bayanlar özellikle kalça ölçüsünün biraz daha geniş olmasını isteseler de bu duruma sevinenler çoğunlukta. Yeni ölçülere göre şimdi en gözde ve bayanları kıskandıracak kadar seksi olan bayan ise Adriana Lima…

null

Biyografi

Mavi-gri, zaman zaman yeşil görünen gözleri, siyah saçları ve düzgün vücuduyla dünyanın en seksi kadınları arasında gösterilen Lima, en çok Victoria’s Secret’la olan çalışmalarıyla tanınıyor. Adriana Francesca Lima, 12 haziran 1981’de Brezilya’da Salvador, Bahia’da düşük gelirli ve dindar bir ailede dünyaya geldi. 13 yaşında, yerel bir mağazada alışveriş yaparken keşfedilen Amerikan yerlisi, Afrika, Brezilya ve İsviçre kökenli Lima, 15 yaşındayken Ford Supermodel of Brazil Model Search yarışmasında 1. seçildi. 1996’da yapılan Ford Supermodel of the World Contest’de ise 2. oldu.

Kısa bir süre sonra Ford Modellik Ajansı sayesinde New York’a taşınan Lima, Elite Model Management ile anlaştı. 1997-1998 yılları arasında daha kariyerinin başlarındayken Vogue ve Marie Claire gibi dergiler için moda çekimleri gerçekleştiren 1,78 m. boyundaki Lima, Christian Lacroix, Valentino gibi ünlü markaların defilelerine çıktı. Ama Lima’nın asıl büyük çıkışı Dominik’li sevgilisi Alberto ile birlikte çalıştıkları ve Times Square’deki reklam tablosuna asılan Vassarette billboard reklamıyla gerçekleşti.

2000’de Guess?’in Costanoa Kampanyasında Claudia Schiffer, Laetitia Casta ve Eva Herzigova gibi çok ünlü süper modellerle birlikte yer aldı ve ardından Maybelline, Bebe, Mossimo ve BCBG’nin reklam yıldızı oldu. Harper’s Bazaar, Elle gibi önemli dergilere kapak olmaya başlayan Lima, 1998’de Victoria’s Secret defilesinde yer alarak iyice tanınır hale gelmeyi başardı. Heidi Klum ve Gisele Bündchen’le birlikte melek kanatları taktıkarak sergiledikleri iç çamaşırı defilesinin ardından, 2003’deki Victoria’s Secret defilesinin de açılış mankeni oldu.

2001’de Adriana Lima 8:47 dakkalık BMW kısa filminde Mickey Rourke, Clive Owen ve Forest Whitaker’la birlikte oynadı. Ünlü bir adamın (Rourke) karısını (Lima) kıskanarak onu takip ettirmek için bir dedektif (Owen) tutmasıyla başlayan filmi Wong Kar-Wai yönetti.

2005’de sınırlı sayıda üretilen Pirelli takviminde yer alan Lima, aynı yıl AskMen.com’un ‘Top 99 Women’ listesinde 1. sırada yer alırken, 2006’da 4. oldu. Yine 2006’da Forbes.com’un ‘En Çok Kazanan Ünlüler’ (Highest Paid Celebrities) listesinde 97. sırada ve En Güçlü 100 İnsan (100 Most Powerful People) listesinde 99. sırada yer aldı.

null

Biography

Adriana Francesca Lima (born June 12, 1981) is a Brazilian supermodel best known as a Victoria’s Secret Angel since 2000 and a spokes model for Maybelline cosmetics. At age 15, Adriana Lima finished first place in Ford’s “Supermodel of Brazil” competition, and took second place the following year in the Ford “Supermodel of the World” competition before signing with Elite Model Management in New York City.

Adriana Lima continued to build upon her portfolio, doing more print work for Maybelline, as well as bebe, Mossimo, Armani, Bulgari, De Beers, FCUK, Intimissimi, Keds, Swatch, Versace, and BCBG. Adriana Lima also appeared on the covers and in the editorials of other fashion magazines such as Harper’s Bazaar, ELLE, Vogue, GQ, Marie Claire, Arena, Cosmopolitan, Esquire, and many more. Her April 2006 GQ cover was the highest-selling issue that magazine for the year. Adriana Lima also appeared in the 2005 Pirelli Calendar and became the face of Italy’s cell phone carrier, Telecom Italia Mobile, a move that earned her the nickname, “The Catherine Zeta-Jones of Italy.”

ADRIANA LIMA’NIN EN GÜZEL RESİMLERİ

adrianalima

Sizlere Adriana Lima'nın en güzel resimlerini burada sunuyoruz. Beğeneceğinizi umuyor yorumlarınızla katkınızı bekliyoruz.

137 Fotoğraflar

Hint Güzeli: Aishwarya Rai

null

Aishwarya Rai, 1 Kasım 1973′te Mangalore Hindistan’da dünyaya gelmiştir. Aishwarya Rai Hindistan’ın en ünlü ve sevilen oyuncularından. Bu ışıltılı dünyaya girişi, 1994′te Dünya Güzeli tacını takmasıyla gerçekleşti. Başarılı bir modellik kariyeri bunu takip etti ve çok geçmeden Bollywood’un ünlü yönetmenleri kapısını çalmaya başladı. 1997′de oynadığı ilk filmi, Mani Ratnam’ın yönettiği “Iruvar” iyi eleştiriler aldı ve Rahul Rawail’in yönetmenliğinde oynadığı “Aur Paar Ho Gaya” ona Umut Vaadeden Kadın Oyuncu ödülünü kazandırdı.

1994 Dünya Güzeli seçilmiştir. Kendisinden 3 yaş büyük Aditya Rai adlı film yapımcısı bir ağabeyi vardır. Aishwarya Rai, mimarlık okurken hem mankenlik yapmaya hem de ağabeyinin filmlerinde rol almaya başlar. Iruvar, Jeans, Hum Dil De Chuke Sanam (1999) ve Taal gibi bir çok Bollywood (Hint Film Endüstrisi) filminde rol alır. Ünü gittikçe artan Rai, Batı dünyasının da ilgisini çekmeyi başarır ve Time dergisi tarafından 2004 yılında Dünya En Güçlü 100 İnsanı listesinde yer alır. 1 ay sonra David Letterman Show’da konuk olur. 2003 yılı Cannes Film Festivali’nde jüride yer alır. 2004 yılında Londra Madame Tussaud Müzesindeki wax mumyası yapılır. Son filmi Provoked Nisan 2007’de İngiltere ve Hindistan’da gösterime girmiş ve ticari açıdan İngiltere’de başarılı olamamıştır. İlk Amerikan filmi The Last Legion Ağustos 2007’de gösterime girer. Aishwarya Rai, 2006 yılının En Seksi Yıldızları sıralamasında 5 numarada yer almıştır ve ülkesinde de En Çok Arzu Edilen 2. Kadın (2006) seçilir.

Aishwarya’nın dünya eleştirmenleri tarafından ciddiye alınmaya başladığı yıl 2002 oldu. “Devdas”la birlikte Bollywood’un ve dünyanın en güzel kadını olarak anılmaya başladı. 2003′te Cannes Film Festivali’nin jürisinin ilk Hindistanlı üyesi oldu ve L’Oreal Paris’in “Marka Büyükelçisi” ünvanını aldı. ABD, İngiltere, Çin, Rusya, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, İtalya, İspanya ve Fransa da dahil olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde, dergilere sayısız kere kapak oldu. Aynı zamanda, Time dergisinin “Dünyanın En Etkili 100 İnsanı” listesinde yer aldı.

2004 yılında, Gurinder Chadha’nın yönettiği “Gelinim Olur Musun?” adlı, dünya çapında büyük bir başarıya imza atan filmde başroldeydi. Londra’daki Madame Tussaud Mumya Müzesi’nde mumyası yapılarak ölümsüzleşen ilk Hintli kadın oldu. 2005 yılının başında; “60 Dakika”/”60 Minutes”de, “David Letterman Show”da ve dünyanın en çok izlenen televizyon programı olan “Oprah Winfrey Show”da göründü.

2006′da Aishwarya’nın kariyeri daha da güçlendi, Jag Mundra’nı yönettiği, gerçek bir hikayeden uyarlama dram filmi olan “Provoked” da, Sanjay Gadhvi’nin yönettiği gerilim filmi “Dhoom 2″de oynadı. Efsanevi yapımcı Dino De Laurentiis’in finance ettiği ve 2007′de gösterime girecek “The Last Legion”da Colin Firth ve Sir Ben Kingsley’yle birlikte başrolde yer aldı. Bollywood’un Kraliçesi, Los Angeles’ın konuştuğu kadın olmaya başladı ve 2007 ve 2008′de gösterime girecek çok sayıda filmde başrolü şimdiden kaptı.

Bollywood’da Yılın Nişanı: 16 Ocak 2007

Hintli jön Bachchan, dünyanın en güzel kadınlarından Aishwarya Rai ile evlenebilmek için Mars’ın sert açısından gelen tehlikeyi bile göze aldı. Beyazperde’deki aşk gerçek oldu. Hint sinemasının menekşe gözlü aktristi Aishwarya Rai ile rol arkadaşı Abhishek Bachchan, aile arasında nişanlanarak evlilik yolunda ilk adımı attı. İki oyuncunun 2006 yılının Kasım ayında birlikte bir tapınağı ziyaret edip, nişanlıların taktığı kadife çiçeğinden yapılmış kolyelerle çıkması üzerine evlenecekleri söylentisi çıkmıştı. Ancak batıl inancın önemli rol oynadığı Hindistan’da insanlar, evlilik gibi önemli bir karar almadan önce soluğu falcılarda, astrologlarda alıyor. Dedikodulara göre Rai’nin yıldız haritasında Mars’ın konumunu beğenmeyen astrologların tavsiyesi üzerine ailesi Ganj tapınaklarına giderek Tanrılara kötü talihi dağıtması için dualar etti. Astrologlara göre Mars gezegeni kötü bir konumda olan kişiyle evlenenlerin ömrü kısa olabilir.

null

Ancak Abhishek Bachchan’ın yıldıznamesinde evlilik için ideal bir yıl olduğu belirlenince herkesin yüreğine su serpildi. Ve çift, başrolü paylaştıkları Guru filminin galası için geçen hafta New York’a gittiklerinde evlilik teklifi geldi. Abhishek Bachchan (30), ömrünün kısa olma olasılığını bir tarafa bırakıp genç kadına hayatlarının geri kalan kısmını birlikte geçirme teklifinde bulundu. New York dönüşü aile arasında nişanlandılar. Nişan haberini alan hayranları evlerinin bulunduğu yere akın ederken, çift, yine soluğu film setlerinde aldı. Yılın düğünü için tahmini tarih, 2007 yılının şubat ya da mart ayı olarak belirlenmişti.

null

Filmografi

Yıl Film Dil Rol Notlar
1997 Iruvar

Tamil

Pushpa/Kalpana  

Aur Pyaar Ho Gaya

Hindi

Ashi Kapoor  
1998 Jeans

Tamil

Madhumitha/Vaishnavi Winner,Filmfare Best Actress Award South
India’s official entry to the Oscars
1999 Aa Ab Laut Chalen Hindi Pooja  
Hum Dil De Chuke Sanam

Hindi

Nandini Winner, Filmfare Best Actress Award
Ravoyi Chandamama Telugu   Cameo appearance
Taal

Hindi

Mansi Nominated, Filmfare Best Actress Award
2000 Mela

Hindi

Champakali Cameo appearance
Kandukondain Kandukondain

Tamil

Meenakshi Bala  
Josh

Hindi

Shirley  
Hamara Dil Aapke Paas Hai

Hindi

Preeti Virat Nominated, Filmfare Best Actress Award
Dhaai Akshar Prem Ke

Hindi

Sahiba Grewal  
Mohabbatein

Hindi

Megha Nominated, Filmfare Best Supporting Actress Award
2001 Albela

Hindi

Sonia  
2002 Hum Tumhare Hain Sanam

Hindi

Suman Cameo
Hum Kisi Se Kum Nahin

Hindi

Komal Rastogi  
23rd March 1931: Shaheed

Hindi

  Cameo appearance
Devdas

Hindi

Parvati (Paro) Winner, Filmfare Best Actress Award
India’s official entry to the Oscars
Shakti: The Power

Hindi

Aishwarya Rai Cameo appearance
2003 Chokher Bali Bengali Binodhini  
Dil Ka Rishta

Hindi

Tia Sharma  
Kuch Naa Kaho

Hindi

Namrata Shrivastav  
2004 Bride & Prejudice

English

Lalita Bakshi  
Khakee

Hindi

Mahalakshmi  
Kyun…! Ho Gaya Na

Hindi

Diya Malhotra  
Raincoat

Hindi

Neerja Nominated, Filmfare Best Actress Award
2005 Shabd

Hindi

Antara Vashist  
Bunty Aur Babli

Hindi

  Cameo appearance
Mistress of Spices

English

Tilo  
2006 Umrao Jaan

Hindi

Umrao Jaan  
Dhoom 2

Hindi

Sunehri Nominated, Filmfare Best Actress Award
2007 Guru

Hindi

Sujata Nominated, Filmfare Best Actress Award
Provoked

English

Kiranjit Ahluwalia  
The Last Legion

English

Mira  
2008 Jodhaa Akbar

Hindi

Jodhaa Bai  
Sarkar Raj

Hindi

Anita  
2009 The Pink Panther 2

English

Sonia Releasing on February 6, 2009
2010 Endhiran

Tamil

  oynuyor

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Aishwarya Rai was born on November 1st 1973 in the city of Mangalore in Karnataka, India to a marine engineer Krishna Rai and a writer mom Vrinda Rai. Ash did her schooling in Mumbai and as she was aspiring to be an architect, she started modeling at twenty and got her first big break with Aamir Khan in the famous Pepsi commercial.

Ash was inundated with modeling assignments saw this as an opportunity to register herself for Miss India. All eyes were set on her but she was the runner-up as Sushmita Sen with her strong intellect won the crown. Aishwarya however; made the nation proud by winning the Miss World crown for India. Ash made her movie debut with Mani Ratnam’s ‘Iruvar’.

After doing a couple of movies in Tamil, she finally made her debut in Bollywood with ‘Aur Pyaar Ho Gaya’ which was bombed at the box office and so was her next movie ‘Aa Ab Laut Chalen’ which was also declared a flop. Ash finally tasted success with Sanjay Leela Bhansali’s ‘Hum Dil De Chupke Sanam’ in which her co-star was Salman Khan. Ash started dating Salman after the movie and the couple was the talk of the town. However; the two split after tensions between the couple lead to domestic violence. Ash started dating Vivek Oberoi, but was never open about her relationship with the actor. The two even did a movie together ‘Kyun Ho Gaya Na’ in which the actress sealed her first onscreen kiss.

Ash, who was trying had for a break in Hollywood for almost three years, did make news but couldn’t get a single project and returned back to India. Bollywood has welcomed her as all big banners like Yash Chopra, Ashutosh Gowarikar, JP Dutta and her mentor Mani Ratnam have signed her on. Ash distanced herself from Vivek Oberoi as she was drawn close to Abhishek Bachchan. The rumor has it that their horoscopes have matched and the two plan to get married in 2008. Ash is considered to be the most beautiful woman in the world and has been on famous US shows like Oprah Winfrey and David Letterman. She is also; endorsing International brands L’Oreal, Pepsi, Longines watches and Fuji Films.

Ash is on the board of Sahara India Parivar, a large group of industries in India. Ash has always marketed herself well and despite not giving a single hit for years, is the highest paid actress in Bollywood. Recently for a three minute performance the actress was paid a whopping $800,000. In 2005, Ash was the third highest individual tax payer in India.

Doğa Harikası Adalar: Maldivler

Maldivler Asya’nın en küçük bağamsız ülkesidir. (Maldiv Devleti) Nüfusu Temmuz 2006 itibarı ile 359,008 dir. Maldivler Hint Okyanusu’ndadır. Hindistanın güneyinde ve Sri Lanka’nın güneybatısında.

null

1200 adet küçük ada Maldiv Adaları’nı oluşturur. Adaların toplam 210 tanesinde yerleşim vardır. Adaların bulunduğu alanın uzunluğu 764 km ve genişliği 129 km’dir. Adaların toplam yüzölçümü 300 kilometrekare kadardır ve bu da az önce bahsettiğimiz 764×129 kilometrekarelik alanın %1′i bile değildir. Maldivler bu özelliğiyle, adeta okyanusla karanın iç içe girmiş olduğu bir yer olma izlenimini ve okyanusun sayısız canlısıyla birlikte yaşıyor olduğunuz hissini verebilir. Bana daha gitmek nasip olmadı ama şimdiden veriyor açıkçası bu hissi. Bu arada Maldiv Adaları’nın en büyüğü 13 kilometrekaredir.

Hint Okyanusu’nda ve Sri Lanka’nın güneyinde yer alan, Asya’daki en küçük bağımsız ülke. Hint Okyanusu’nda 1200 adet küçük adadan meydana gelen, 764 km. uzunluğunda, 129 km. genişliğinde bir adalar topluluğu. Adaların en büyüğü 13 kilometrekarelik bir alana sahip. Bütün alanın %99 ‘u denizle kaplı muhteşem güzelliği ile bilinen bu adacıklar, sayısız isimde ve türde balıklarıyla sualtı gözlem ve su sporlarıyla mükemmel bir tatil ülkesi. “Son cennet” olarak da anılıyor. Son yıllarda, “balayı tatili” turları buraya yönlendiriliyor. Çiftlerin hayalini süsleyen Maldivler, kristal mavisi sularla kaplı. Özel bir ilgi ve çekim alanı yaratan adaya, önceleri budizm hakim olsa da, bir arap gezgini olan Al-Bar Bari sayesinde ulaşan müslümanlık hızla ada halkı tarafından kabul görmüş.

null

Sadece uçakla gidilebilen Maldivler’e vize alma zorunluluğu da bulunmuyor.. Adadaki bir tatil rüyadan da öte.. Renk cümbüşü ve hareketlilik dalgıçlıkla, sualtı fotoğrafçılığıyla uğraşan insanlar için de bulunmaz bir ortam yaratıyor. 1981 yılında batan “Victory” adlı batık gemi, dalgıçlar için bulunmaz malzeme. Gri köpekbalıkları, Barracudalar, Yarasa Balıkları, Deniz Kaplumbağaları ve Akrep Balıkları da, bu cennet adasındaki batık geminin içinde görülüyorlar. Adalar son derece berrak göllere ve bembeyaz kumsallara sahip. Ayrıca Maldivler’de tropikal bitkiler oldukça sık. Bunlar arasında hindistan cevizi ağaçları en fazla yer tutuyor. 78 yıl boyunca İngiltere tarafından yönetilen Maldivler, 1965 yılında bağımsızlığını kazanmış. Başkenti ve en büyük kenti Male, resmi dili ise Dhivehi dili.

Başkenti: Male (Nüfusu: 61.000)
Diğer önemli şehirleri: Gan
Yüzölçümü: 298 km2
Km2 başına düşen insan sayısı: 805
Nüfusu: 240.000 (1993 tahmini). Nüfusun %30′u şehirlerde yaşamaktadır. Ortalama ömür 63 yıldır. Çocuk ölümlerinin oranı binde 53′tür. Nüfusun %47’sini 14 yaşın altındakiler oluşturmaktadır.
Nüfus artış hızı: %3.4

null

İklim

Maldivler’in iklimi sıcak ve nemli. Günlük ortalama sıcaklık; 27 derece. Burada yaşayan halkın büyük çoğunluğu Sri Lanka’dan bir kısmı ise Hindistan ve Arabistan’dan gelmiş. Adaların toplam 210 tanesinde yerleşim var. Balıkçılık ve turizm, adalardaki başlıca geçim kaynağı. Binlerce Maldivli hergün balık avına çıkıyor. Birçok balıkçı, teknesini adalardaki hindistan cevizi ağaçlarından yapıyor. Adalardan yaklaşık 30 km. açıyorlar. Elde edilen balıklar çoğunlukla Japonya ve Sri Lanka’ya ihraç ediliyor. Adada yetişen yiyecekler arasında ise ananas, hindistan cevizi ve nar başta geliyor.

Devlet

Tarih boyunca coğrafi konumu nedeniyle istilaya uğrayan adalar topluluğu, 1558-1573 yılları arasında Portekiz’in, daha sonra da 1953-1965 yılları arasında İngiltere’nin yönetiminde kalmıştır. En son olarak 1965 yılında İngiltere’den bağımsızlığın kazanılması ve 11 Kasım 1968 tarihinde cumhuriyet rejiminin ilan edilmesi sonrasında bağımsız bir devlet haline gelmiştir. Maldiv adalarına ulaşım sadece uçakla yapılmaktadır. Yolculuk öncesi vize alma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Sualtı, ayrı bir dünya Maldiv Adaları’nın dalış tutkunlarını kendine çeken en önemli özelliği neredeyse sonsuz sayılabilecek dalış opsiyonu sunmasından kaynaklanıyor. Gerek mükemmel iklimiyle, gerekse sualtı görüşünün eşsizliğiyle Maldivler, çekim merkezi olmaya devam ediyor. Hemen hemen tüm tatil köylerinin profesyonel dalış okulları var. Bu özellik, yeni başlamak isteyen dalış meraklıları için bir avantaj.

Maldivliler’in başlıca geçim kaynakları turizm ve balıkçılıktır. Özellikle son yıllarda yeni evli çiftlerin balayı tatili için geldikleri rüya ülkenin, 100 yıl içersinde sular altında kalacağı öngörülmektedir. Zaten Maldivler’de rakımın en yüksek olduğu nokta Addu Atolu’dur ve bu noktanın deniz seviyesinden yüksekliği sadece 2,4 metredir. Bu eşsiz coğrafyaya “Son Cennet” de denilmektedir.

Etnik yapı: Nüfusun tamamını Maldivliler de denen Divehiler oluşturur. Geçmiş yüzyıllarda bu adalara yerleşmiş olan Arap ve Hindistan asıllılar da Divehilerin dil ve kültürünü alarak onlarla kaynaşmışlardır. Divehiler sadece Maldiv adalarında yaşarlar. Kendilerine özel bir dilleri vardır. Bu dil Hintçe ve Arapça’dan kelime almış olmakla birlikte kendine özel bir yapıya sahiptir ve kendine özel bir yazıyla yazılır. Divehilerin tamamı Müslümandır.

Dil: Resmi dil Maldivce (Divehi dili) ve İngilizce’dir.
null

Din: Resmi din İslâm’dır. Halkın tamamı Müslüman ve sünni-malikidir.

Coğrafi durumu: Maldiv Adaları, Güney Asya’da Hint Okyanusu’nun içinde ve Hindistan’ın güneybatısında yaklaşık 2000 kadar adadan ibarettir. Sri Lanka’nın 700 km. kadar batısında bulunan ve 650 km2′lik bir alan içine yayılmış olan bu takımadaların 191′i meskundur ve ülke nüfusunu da bu 191 adada oturan insanlar oluşturur. Arazilerinin yüksekliği genellikle deniz seviyesini çok aşmaz ve yağmurun bolluğu dolayısıyla sürekli taze su bulunur. Ancak tarıma elverişli arazisi çok azdır. Maldiv Adaları’nda bol yağmurlu ekvator iklimi hâkimdir. Başkent Male’de yıllık sıcaklık ortalaması 30 derece, yıllık yağış ortalaması 1870 mm.’dir.

Yönetim şekli: Maldiv Adaları 11 Kasım 1968′den buyana cumhuriyet sistemiyle ve aynı tarihte yürürlüğe giren anayasayla yönetilmektedir. Devletin en üst yönetici devlet başkanıdır ve genel seçimle belirlenir. Üyeleri seçimle belirlenen 48 kişilik bir parlamentosu vardır. Ülkede İslâm hukuk kuralları uygulanmaktadır. Bu kurallar kadılar tarafından uygulanır. İdari birimler “kâtip” adı verilen yöneticiler tarafından yönetilir. Maldiv Adaları, BM, İKÖ (İslâm Konferansı Örgütü), İngiliz Uluslar Topluluğu, İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası örgütlere üyedir.

null

İdari yapısı: 48 idari birimden meydana gelir.

Tarihi: Tarihi kayıtlara göre Maldiv’e İslâm’ı ilk olarak 1154 yılında Ebu’l-Bereket Yusuf el-Berberi adında Faslı bir sufi götürmüştür. Bu kişi oraya vardığında Maldiv’de bağımsız bir krallık vardı. O tarihteki kral adı geçen sufinin etkisiyle Müslüman oldu ve adını Muhammed el-Adil olarak değiştirdi. Onun Müslüman olmasından sonra adalarda İslâm hızla yayıldı. Ünlü Arap seyyah İbnu Batuta 1343′te Maldiv Adaları’nı ziyaret etmiş, 1301 - 1307 yılları arasında adaları yönetmiş olan Sultan Davud bin Yusuf’un kızıyla evlenmiş ve 1.5 yıl kadar kalarak yöneticilere İslâm kanunlarını öğretmiştir. Bu gelişmelerden sonra Maldiv Adaları İslâm kanunlarıyla yönetilmeye başlanmıştır. İbnu Batuta bu seyahatinden seyahatnamesinde söz eder ve Maldiv Adaları’nın o tarihteki sosyal yapısını anlatır. 16. yüzyılın ortalarında Portekizli sömürgeciler Maldivlileri rahatsız etmeye başladı ve 1558 - 1574 yılları arasında 16 yıl süreyle Maldiv Adaları’nı hâkimiyetlerine aldılar. Portekizliler bu süre içinde Maldiv’e özel bir vali tayin ettiler. Portekizli valiyi 1573 - 1584 yılları arasında Maldiv’e hükmeden Muhammed Tukrufan adlı sultan ülkesinden kovdu. Maldiv halkı Portekizlilerin yönetimine hiçbir zaman razı olmamış ve onların ülkelerine hükmetmeye başladıkları tarihten kovuldukları tarihe kadar sürekli silahlı mücadele etmişlerdir. Avrupalı sömürgeciler Hint Okyanusu’nun ortasında kendi hallerine sâkin bir hayat süren Maldivlileri sonraki yıllarda da rahat bırakmadılar ve 17. yüzyılın ortalarına doğru da Hollandalı sömürgecilerin saldırıları başladı. Maldivliler 1645′te Hollanda himayesini kabul etmek zorunda kaldılar. Maldiv’in kendi sultanlık sistemi ise bu tarihten sonra da devam etti. Daha sonra Hint Yarımadası’nda Hollandalılara üstün çıkan İngilizler Maldiv üzerinde söz sahibi olmaya başladılar. 1887′de Maldiv yönetimi İngilizlerle, İngiliz himayesini resmen kabul eden bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Anlaşmadan sonra İngilizler Maldiv adalarını Seylan’daki sömürge yönetimlerine bağladılar. Ancak bu anlaşmayla İngilizler Maldiv Adaları’nın iç yönetimine müdahale etme imkânı bulamadılar ve adalar yine kendi geleneksel sistemiyle yönetildi. İngilizlerin resmi sömürgeleri 26 Temmuz 1965′e kadar sürdü ve bu tarihte Maldiv Adaları bağımsız bir devlet oldu. Bağımsız olduğunda ülkedeki sultanlık sistemi devam ediyordu ve sultanlıkta 1954′te sultan olan Emir Muhammed Ferid Didi vardı. Ancak 11 Kasım 1968′de sultanlık sistemine son verilerek cumhuriyet sistemine geçildi. Cumhuriyet sistemine geçilmesinden sonra ilk cumhurbaşkanı İbrahim Nasır oldu. İki dönem bu göreve seçilen İbrahim Nasır’ın cumhurbaşkanlığı 1978′de sona erdi ve ondan sonra da yerine hâlen bu görevi sürdüren Me’mun Abdülkayyum seçildi.

null

Dış problemleri: Hindistan yönetimi Maldiv Adaları’nı sürekli etki altına tutmaya çalışmakta ve bu yüzden zaman zaman içişlerine müdahale etmektedir. Hatta bazen kendi adamlarını ve taraftarlarını yönetimde etkili konuma getirebilmek için çeşitli yollara başvurmaktadır. Maldiv’in ordusunun bulunmaması ve askeri bir güce sahip olmaması Hindistan’ın bu konuda daha rahat hareket etmesine imkân sağlamaktadır. Hindistan Maldiv’i karıştırmayı amaçlayan eylemlerinde bazen Sri Lanka hükümetine karşı mücadele eden Tamil gerillalarını da kullanmaktadır. Görünüşte Hindistan’la Maldiv arasındaki ilişkiler iyidir ve sık sık karşılıklı ziyaretler gerçekleştirilir. Ancak bu Hindistan’ın siyasi baskısından ve Maldiv yönetimini etki altına almasından ileri gelmektedir. Hindistan 1988′de Maldiv yönetimine karşı düzenlenen bir darbe girişimini bahane ederek bu ülkeye asker gönderdi. Hâlen de bu ülkede askeri müsteşarlar bulundurmaktadır. Hindistan, Maldiv için sürekli bir tehdit unsurudur.

İç problemleri: Hindistan tehdidi Maldiv’de bazı iç problemlere de yol açmaktadır. Maldiv yönetiminin bu tehdit dolayısıyla Hindistan’a önemli tavizler vermesi, ihracatta Hindistan mallarına ayrıcalık tanıması vs. içerdeki muhalif grupların ağır tenkitlerine yol açmakta, bu da iç huzuru bozmaktadır.

İslami Hareket: Maldiv halkı genelde İslâm’a bağlılığıyla bilinir. Din hizmetleriyle ilgili bütün giderler hükümet tarafından karşılanır. Her idari birimde İslâm hukuk kurallarını uygulamakla görevli bir kadı bulunur. Ülkenin 14. yüzyılda İslâm devleti olmasından sonra uygulamaya konan İslâmi geleneklerin birçoğu bugün hâlâ sürdürülmektedir. Örneğin Cuma namazı devleti temsil eden yöneticiler tarafından kıldırılır. Namaz kılmak, oruç tutmak ve bunun gibi temel dini görevleri yerine getirmek zorunludur. Müslüman kadınların Müslüman olmayanlarla evlenmeleri yasaktır. Çocuklara İslâmi anlamlar içeren adlar takılır. Çocukların hemen hemen tamamı belli bir yaşa geldiklerinde Kur’an okumayı öğrenirler. Kadınlar İslâmi tesettüre hassasiyetle uyarlar. Ancak Hint tesiriyle adalara İslâmi olmayan bazı gelenekler de girmiştir. Örneğin kendilerine fandita denilen kişilerin insanlara şifa muskası yazması böyledir. Fanditalar bazen büyü de yapmaktadırlar. Yine gayb alemiyle ve cinlerle ilgili İslâmi dayanağı olmayan bazı inançlar mevcuttur ki bu inançlarda da budizmin etkisi olmuştur.

Ekonomi: Maldiv Adaları’nın ekonomisi balıkçılığa, deniz ürünlerinden elde edilen gelirlere ve tarıma dayanır. En yaygın olan iş balıkçılıktır. 1991′de 81 bin ton balık ve deniz ürünü avlanmıştır. Balıkların bir kısmı kurutularak ve tütsülenerek ihraç edilir. Tarıma elverişli arazisinin azlığı dolayısıyla bu alanda çalışanlar çok fazla değildir. Bazı yerlerde darı, hint yer elması, tapyoka adında tedavide kullanılan bir bitki ve çeşitli sebzeler yetiştirilmektedir. Adalarda çok sayıda Hindistan cevizi, muz ağaçları ve bir miktar ekmek ağacı vardır. 1992′de 10 bin ton meyve, 30 bin ton sebze üretilmiştir. Tarımdan elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı %24′tür. Halkın yaklaşık %50’si tarım ve balıkçılıkla uğraşmaktadır.

null

Para birimi: Maldiv Rufiyası

Issız adacıklar, mercan kayalıklarında açmış rengarenk çiçekler, ayaklarınızın arasında dolaşan yüzlerce balık ve mis gibi baharat kokusu… Maldiv Adaları, Hint Okyanusu’nda, Sri Lanka’nın güney batısında, bir ucundan öbür ucuna yarım saatte yürüyebileceğiniz 190 adadan oluşuyor. Bunların 202’sinde yaşam var, 56’sı turistik amaçla işletiliyor.
Turist kabul eden adaların çoğu Male North, Male South ve Ari bölgelerinde yer alıyor. Bir yat kiralayıp dolaşarak bu güzel beldeleri keşfedin. Tarihi mek‰nlar ve müzelere meraklıysanız Maldivler fikrinden vazgeçin. Şehir hayatından bıkan ve ortalıkta kimseleri görmek istemeyenler için… Ver elini Malvid Adaları…

null

Cocoa Adası

Robinson Crusoe’nun yazarı Robert Louis Stevenson onu “Hint okyanusundaki en ilahi ada” olarak tanımlıyor. Deniz öyle berrak ve kumsal öyle ipeksi ki, kum nerede bitiyor deniz nerede başlıyor, kestirmek zor. Palmiye ağaçlarının gölgesinde dinlenen bir avuç saz bungalow ve yemyeşil bir toprak örtüsü… Kumsalda beyaz mercan ve ahşaptan yapılan bungalow’larda her tür lüks ve konfor var. Ama Cocoa Adası’nda en güzel şey, kumsala ve civardaki mercan göllerine bakan bar olsa gerek. Cocoa’da scuba diving dünya standartlarında. Dalış sporuna başlamak istiyorsanız, yeni hizmete giren Soleni Dive Center’a mutlaka uğrayın.

null

Banyan Tree

Vabbinfaru Adası’nda tam ruhunuzu dinlendirebileceğiniz bir yer. Krallara layık cibinlikli yataklar, lezzetli yiyecekler, her saat oda servisi ve sağlık kulübünde güzel bir masaj. Koni şeklinde saz damları olan 48 bungalow, yeşil renkli cam kapılarından meltemi odanıza davet ediyor. Ve tabii yattığınız yerden muhteşem manzarayı seyretme imk‰nı sunuyor. Odada ahşap mobilyalara ferforje şamdanlar eşlik ediyor. Mini bar, saç kurutma makinesi, kasa ve kahve makinesi var. Otelin sağlık merkezinde Doğu yöntemleri ya da Avrupa usulü esansların kullanıldığı terapilerle her şeyden arınmanız mümkün. Derin su dalgıçlığı, scuba diving ve şnorkelle dalış gibi pek çok su sporu hizmeti veren otelin İlaafathi ve Sangu restoranlarında geleneksel mutfağın lezzetli örneklerini bulabilirsiniz. Plaj kıyafeti kabul edilir!

null

Balayı için olduğundan daha fazla olarak, sualtı gözlemleri ve su sporları için de ideal bir yer olan Maldiv sularında, sayısız türde deniz canlısına rastlanır. 1981 yılında batan “Victory” adlı batık gemi, dalgıçlar için muhteşem bir malzemedir. Batık gemi Victory’nin içinde ve çevresinde de gri köpekbalıkları, barracudalar, yarasa balıkları, deniz kaplumbağaları ve akrep balıkları görülürmüş. Bitki örtüsünün en belirgin ferdi Hindistan cevizi ağaçlarıdır. Adalar da ananas ve nar da bolca yetişmektedir.

Balıkçılık Maldivler’de bir baba mesleğidir, adeta yüzyıllardır süregelen bir gelenektir. 1974′te “Dhoni” isimli bir balıkçı botu, Maldivler’de balıkçılığın makineleşmesinin başlangıcını yapmıştır. Ve 1977′de Felivaru adasında bir Japon firmasının işbirliği ile ilk balık konserve fabrikası kurulmuştur. Birçok balıkçı teknesi adalardaki hindistancevizi ağaçlarından yapılmıştır. Balıkçılar, adalardan yaklaşık 30 km kadar açılırlar ve balıklarını avlarlar. Avlanan balıklar Japonya ve Sri Lanka’ya ihraç edilir.

Maldivliler’in turizm ve balıkçılıktan başka geçim kaynakları da vardır. Bunlar gemicilik, bankacılık ve taşımacılıktır. Halkının büyük çoğunluğu eskiden Budist olan ülkenin insanları, bir Arap gezgini olan Al-Bar Bari ile Müslüman olmuştur. Ve şu anda Maldiv Cumhuriyeti halkının tamamı Müslüman olarak bilinmektedir. Maldiv Adaları, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca çeşitli istilara uğramıştır. 1558-1573 yılları arasında Portekiz’in, daha sonra da 78 yıl boyunca, 1965′e kadar İngiltere istilası altında yaşayan ülke, 1965 yılında bir cumhuriyet olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Maldivler’in başkenti Male şehridir ve ülkenin resmi dili Dhivehi dilidir.

Maldivler Türkiye vatandaşlarına vize uygulamaz. Ama en az 6 ay geçerli bir pasaport gerekmektedir. Ülkeye yalnızca uçakla gidilebilir. Ülkede 5 tane havaalanı vardır. Ülke 84 turistik tesisi ile 2000 yılında 467,154 turisti ağırlamıştır. Döviz gelirinin de %20’si turizmdir. Maldivler’de bir çok dalış okulu bulunmaktadır. Yani daha önce hiç dalış yapmadıysanız da buraya tatile gidip eğitiminizi alabilir ve dalışınızı gerçekleştirebilirmişsiniz. Sualtı görünüşü ve iklimi açısından, Maldivler dalış meraklıları için önemli bir duraktır.

maldiv

69 Fotoğraflar