2008′in En Güzel Yüz’ü

İşte 2008 yılının en güzel 100 kadını… Hayden Panettiere, Heidi Klum, Hilary Duff, Ivanka Trump, Jaime Pressly, Gemma Atkinson, Giada De Laurentiis, Gisele Bundchen, Gwen Stefani, Hayden Panettiere, Elisha Cuthbert, Emmanuelle Chriqui, Eva Longoria, Eva Mendes, Federica Ridolfi, Cheryl Tweedy, Christina Aguilera, Danna Garciavk, Dita Von Teesevk, Elin Nordegren, Blake Livelyv, Brooke Burkev, Carrie Underwood, Cate Blanche, April Scott, Ashlee Simpson, Bar Refaelix, Beyonce, Bianca Beauchamp, Alyssa Milanoa, Ana De La Reguera, Ana Ivanovic, Angelina Jolie, Anne Hathaway, Adriana Lima, Aishwarya Rai, Alessandra Ambrosio, Ali Larter, Alicia Keys, Jessica Simpson, Kate Beckinsale, Kate Moss, Katharine McPhee, Katherine Heigly, Jenna Fischery, Jennifer Love Hewitty, Jessica Alba, Jessica Biely, Jessica Chobot, Kristen Bellz, Layla Kayleigh, Leona Lewis, Lindsay Lohan, Lucy Pinder, Keeley Hazell, Keira Knightley, Kelly Brook, Kerry Washington, Kim Kardashian, Marion Cotillard, Marissa Miller, Mary Elizabeth Winstead, Megan Fox, Michelle Lambard, Maggie Qz, Malin Akerman, Mallika Sherawatz, Maria Menounos, Maria Sharapova, Naomi Watts, Natalie Portman, Nelly Furtado, Nicole Sherzinger, Olivia Munn, Michelle Marsh, Milla Jovovich, Miranda Kerr, Monica Belluci, Nadine Velazques, Rashida Jones, Reon Kadena, Rihanna, Rose McGowan, Salma Hayek, Padma Lakshmiz, Penelope Cruzz, Petra Nemcovaz, Rachel McAdams, Rachel Weis, Sophia Bush, Vanessa Hudgens, Vanessa Minnillo, Vanessa Minnillo, Zhang Ziyi, Sara Varone, Scarlett Johansoon, Shakira, Sienna Miller ve Sofia Vergara.

 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Sizce en güzel hangisi?

UEFA Kupası’ndan Avrupa Ligine

Avrupa futbol tarihinin en önemli mücadelelerinden olan UEFA Kupası 2009 yılı itibariyle tarihe karışıyor. UEFA Kupası’nın yerini alacak olan Avrupa Ligi’nin yeni statüsü kamuoyuna duyuruldu. 1971-72 sezonundan beri gerek Avrupa gerekse dünya futbolunda büyük öneme sahip olan UEFA Kupası, 2009-10 sezonunun başlamasıyla birlikte yerini Avrupa Ligi’ne bırakacak. Kulüpler futbolu bazında Avrupa’nın Şampiyonlar Ligi’nden sonra en prestijli ikinci kupası olan UEFA Kupası Avrupa Ligi’yle birlikte büyük değişime uğrayacak ve tarih olacak. Gelişen dünyaya, yeni pazarlama ve reklam stratejilerine ayak uydurmak, ikinci kupayı daha ilgi çekici hale getirmek, Avrupa’daki daha çok ülke takımına hitap etmek isteyen Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) yeni logoyla Avrupa Ligi’nin başlangıcını yaptı.

UEFA Kupası’ndan farklı olarak yeni statüde en büyük farklılık grup maçlarının deplasmanlı yöntem ile gerçekleştirilecek olması ve kupaya katılacak takım sayısının geniş tutulması. UEFA sıralamasında bazı geride yer alan ülkelerin lig şampiyonlarına ve ligi iyi sırada bitiren ekiplerine daha çok şans tanınması Avrupa Ligi’nin en önemli farklılıkları olarak göze çarpıyor. Yeni statüye göre 4′er takımdan 12 grup oluşturulacak ve takımlar, gruptaki rakipleriyle hem iç sahada hem de deplasmanda karşı karşıya gelecek. Gruplara ise bazı ülke şampiyonları ve Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalamayan 10 takım otomatik olarak girecek. Liglerinde ülke kupalarını kazanan takımlar da kupaya katılma hakkı kazanacak. UEFA, Avrupa Ligi’ne girmek için 3 özel takıma fazladan bir hak tanıyacak. Bunlar Avrupa’da liglerinde sezonu Fair-play lideri olarak en üst sırada bitiren 3 takım olacak. 3 takım da 1. turdan mücadelelere başlayacak ve gruplara kalmaya çalışacak.

Ülkemizi UEFA Avrupa Ligi’nde temsil etmeye çalışacak takımlardan ligi 3. sırada tamamlayacak ekip 3. turdan, lig 4.’sü takım ise 2. turdan kupada mücadele etmeye başlayacak. Fortis Türkiye Kupası’nı kazanan takımımız ise 4. turdan itibaren UEFA Avrupa Ligi’ne girme mücadelesi verecek. 2009-2010 sezonunun UEFA Avrupa Ligi finali, 12 Mayıs 2010′da Almanya’nın Hamburg kentinde oynanacak. The UEFA Executive Committee has approved the change of name for the UEFA Cup to the UEFA Europa League from 2009/10.

null
İşte Yeni Logo

 

UEFA Cup to become UEFA Europa League

‘New impetus’

The new name heralds major changes to the competition, which will have a new 48-team group stage with centralised marketing of broadcast rights, a presenting sponsor and an official matchball in addition to centralised sponsorship from the knockout stage and a new logo and visual identity. UEFA President Michel Platini said: “These changes will improve this historic competition, which is very important for UEFA and for European football as it gives more fans, players and clubs the thrill of European club football. I am convinced the new format will give the UEFA Europa League a successful new impetus.”

Wholesale changes

The changes to the name, logo and brand identity of the competition are the next logical step following the decision to alter the format of the UEFA Cup and create a true group stage, with both home and away matches. That decision was taken by the UEFA Executive Committee in Lucerne, Switzerland, back in December 2007. The change of name better represents the format of the competition and with the enhancements to the logo and brand, the changes are such that from the 2009/10 season the UEFA Cup will effectively become a new competition.

Changing landscape

The new name and logo will help underline the tournament’s special character and unique sporting appeal. The fresh format will encourage teams from emerging countries or lesser-known sides to challenge the old order, and the new identity will seek to reflect that. UEFA’s ambition in making all these changes is to rejuvenate the competition in the light of the new European football landscape, which has shifted significantly with the continued success of the UEFA Champions League, so that the UEFA Europa League can establish itself as a major competition.

Right time

“First and foremost, [the decision] is about timing,” UEFA General Secretary David Taylor told uefa.com. “We’ve got a new competition and a new format for 2009-12, with centralisation of the group stage and with the group stage being much more similar to the UEFA Champions League format – whereby teams will play home and away. We have an opportunity to change the marketing [of the competition].

Fresh start

“The UEFA Cup has been an excellent tournament over the years, but in some senses it has suffered a little bit [through] being a different tournament and not having the same prestige as the [UEFA] Champions League. We believe that a new name and a new brand identity will help with sponsors and with the whole identity of the competition.”

Uygunsuz Gerçek (An Inconvenient Truth)

Clinton dönemi ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore, küresel ısınma sorunu üzerine, sarsıcı bir belgeselle beyazperdede. Küresel ısınma sorunun dünyayı, beklenilenden çok daha kısa bir süre içerisinde, ne tür felaketlere götüreceği üzerinde, önemli tesbitler yapan film, Al Gore’un bu konuyu gündemde tutma çabaları üzerinden ilerliyor.2000 seçimlerinde, başkanlığı kıl payı Bush’a kaptıran Al Gore, aldığı yenilgiden sonra tüm mücadelesini, küresel ısınmanın yarattığı tehlikeler konusunda, tüm dünya insanlarını bilinçlendirmek ve bu tehlikeye topyekün bir dur diyebilmek için verdi.

null

null
 
null

Küresel Isınma

Al Gore’un kişisel portresinin de çizildiği belgeselin en önemli amacı, gerçekleri insanların önüne çok geç olmadan koyabilmektir. Gezegenimizin ve medeniyetimizin şaşırtıcı ve ürkütücü geleceğini gözler önüne seren ve mutlaka izlenmesi gereken bir belgesel. Yanlış anlamalara ve spekülasyonlara son verecek olan, küresel ısınmanın gerçek bir tehlike olduğunu anlatan bir uyanma çağrısı.Her birimiz yaşadığımız koşullar içerisinde değişiklikler yaparak çözümün bir parçası olmaya başlayabiliriz.

“Merhaba, ben Al Gore, bir zamanlar Amerika’nın bir sonraki başkanıydım”

2000 seçimlerinde kıl payı başkanlığı G.W.B.’a kaptıran Al Gore sunumuna bu cümleyle başlıyor. Yaklaşık 2 saat süren, herkesin ağzına yapışmış olan “Küresel ısınma” teriminin ne olduğunu anlatan, nasıl bu hale geldiğini, ne olabileceğini ve nasıl engel olabileceğimizi şimdiye kadar halkın büyük bir kısmından gizlenen gerçeklerle anlatan, tamamen bilimsel araştırmalara dayalı ve yüzünüzde bir tokat gibi patlayabilecek bir film.

null

null

Al Gore Kimdir?

null

Albert Arnold Gore Jr. (Albert A. Gore, Jr. veya kısaca Al Gore) (d. 31 Mart 1948, Washington,DC), ABD’li siyaset adamı, iş adamı, belgesel film yapımcısı ve Nobel Barış Ödülü sahibi. 1993-2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin başkan yardımcılığını yaptı ve 2000 yılındaki ABD başkanlık seçimleri’nde Demokratik Parti’yi başkan adayı olarak temsil etti. Seçimi kaybettikten sonra siyasetten çekilen Al Gore çabalarını Küresel ısınma konusunda yoğunlaştırdı. Bu konuda yaptığı Uygunsuz Gerçek adındaki belgesel film 2007 yılında Akademi Ödülüne hak kazandı. Bu filmin yanısıra Türkiye dahil dünyanın bir çok ülkesinde bu konuda verdiği konferanslar ve diğer çalışmalar sayesinde 2007 yılında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’yle birlikte Nobel Barış Ödülüne uygun görüldü.

Siyasi Yaşamı

Al Gore 1948 yılında siyasetçi bir ailenin içine doğdu. Aynı isimli babası, Albert Gore, Sr. uzun bir süre ABD Senatosu’nda Tennessee eyaletini temsil etmiştir. 1976 yılında Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1984 yılına kadar görev yaptıktan sonra senatör oldu. 1988 yılında Demokratik Parti ‘nin başkan adayı olmak istedi fakat başarısızlığa uğradı. Tekrar 1992 yılında başkanlık seçimlerine Bill Clinton’un yanında başkan yardımcısı adayı olarak katıldı ve bu sefer seçimi kazanarak başkan yardımcısı oldu.

1993 ve 2001 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin başkan yardımcılığı yaptı. 2000 yılında Bill Clinton’un 8 yıllık başkanlık döneminin dolmasından sonra Demokratik Parti tarafından başkan adayı olarak gösterildi. Seçimlerde Cumhuriyetçi Parti adayı George W. Bush’tan daha fazla sayıda oy olmasına rağmen ABD’nin yerel çoğunluk aslına dayalı seçim sisteminin sonucu olarak çok küçük bir farkla seçimi kaybetti. Seçim sonuçlarının geçerlilik tartışması uzun bir süre Amerikan ve dünya kamuoyunu meşgul etti fakat sonunda Al Gore’un yenilgiyi kabul etmesiyle seçim sonuçları kesinleşti. 2004 ABD başkanlık seçimleri ve 2008 ABD başkanlık seçimlerinde adı sık sık aday olarak geçmesine karşılık adaylığını koymadı.

Yönetmenlik

Seçimlerdeki yenilgisinden sonra, Gore özellikle ekolojik konular hakkında konferanslar vermeye başladı. Bu konuşmaları, 2006’da vizyona giren An Inconvenient Truth (Uygunsuz Gerçek) adlı belgeseli için temel oluşturdular. Küresel ısınma ve insanlığın bu süreçteki olumsuz etkileri, belgeselin ana fikrini oluşturuyor. Film, Amerika’da büyük sükse yaparak, Fahrenheit 9/11 ile March of the Penguins’in ardından, sinemada en fazla izlenen üçüncü belgesel oldu ve 2007 yılında En İyi Belgesel Film Akademi Ödülünü kazandı. Ayrıca bu konuda dünyanın bir çok ülkelerinde konferanslar verdi. Al Gore 12 Haziran 2007 Dünya Doğayı Koruma Vakfı WWF Türkiye ve Garanti Bankası’nın davetlisi olarak Türkiye’yi de ziyaret etti. 13 Haziran 2007 günü Çırağan Sarayı’nda Küresel ısınma konusunda bir konferans verdi.

Nobel Barış Ödülü

Al Gore 12 Ekim 2007 tarihinde Norveç Nobel Komitesi tarafından 2007 Nobel Barış Ödülü’nü Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli ile paylaşmaya uygun görüldü. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından kutlanan Al Gore ödülünün tamamını ABD’deki İklim Koruma Birliği adlı bir örgüte bağışlayacağını açıkladı.

Küresel Isınma Nedir?

Küresel ısınma, insan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya atmosferi ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artışa verilen isimdir. 50 yıldır saptanabilir duruma gelmiş ve önem kazanmıştır. Dünya’nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, “son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu” yönündedir. Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğutarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

Bunun yanısıra 1960′ı yıllarda başlayan “Gamma Işıması Patlamaları” küresel ısınmaya neden oluyor olabilir. Bu patlama ışımaları çok yüksek enerji ve radyasyon yayarak sadece dünyamızı değil, güneş’i, güneş sistemimizi ve yakın uzayımızı etkilemektedir. Fosil yakıt kaynaklı teoriye göre bu teori daha fazla soruya cevap verebilir niteliktedir. Fosil yakıt kaynaklı teori sadece dünya’da ki ısınmayı açıklamaya yöneliktir ve güneş sisteminde ki ısınmayı açıklayabilmek noktasında yetersiz kalmaktadır. Oysa ki “gamma ışıması patlamaları”nı temel alan teori daha geniş zamanda soruları cevaplayabilmektedir. Gamma ışıması patlamalarının etkisiyle daha da ısınmakta olan dünya iç çekirdeği de atmosfere salınmakta olan “iç çekirdek kaynaklı gazları”n çıkışını arttırmaktadır.

Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür.

Dünya Sıcaklığı Değişiyor

Küresel ısınmanın etkisi, hava sıcaklıklarının dünyanın her yerinde artması biçiminde olmayacak. Sıcaklığın artış oranı, orta enlemlerde ve ekvatorda, kutuplardakinden daha farklı olacak. Örneğin ekvatorda, bu artışın, dünya ortalamasının çok altında olacağı tahmin ediliyor. Aslında bu ısınma, dünya iklim sisteminde köklü değişimlere ve aşırılıklara yol açacak. Öyle ki, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artarken, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme olayları etkili olabilecek. Bunun yanında, sıcaklık artışının kışları, yazlara göre birkaç derece fazla olması bekleniyor. Benzer bir durum, geceyle gündüz arasında da görülecek. Gece sıcaklarındaki artış, gündüz sıcaklıklarındaki artıştan fazla olacak. Bu durumda karalar, geceleri eskisi kadar soğumaya fırsat bulamayacak. Yazla kış, geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkının azalması, bütün dünyadaki rüzgâr çeşitlerini etkileyecek; fırtınaların yoğunluğu, gücü ve rotaları değişecek.

Yağış dönemleri, miktar ve türlerinin değişmesiyle artan sıcaklık, daha çok buharlaşmaya ve buna bağlı olarak da daha çok bulut oluşmasına yol açacak. Kısaca söylemek gerekirse, dünyanın iklimi daha sıcak, daha nemli ve bol yağışlı olacak.

Yeni Yağış Düzeni

Küresel ısınmanın önemli etkilerinden olan iklim kuşaklarının kayması sonucu, yağmur kuşağı kuzeye doğru genişleyecek. Ancak bu genişleme sonunda yağışlar her bölgede artmayıp, belli bölgelerde yoğunlaşacak. Güney Avrupa’daki yaz yağmurları azalırken, Amerika, Avrupa ve Asya’nın 55 Kuzey enleminin yukarılarında kar yağışı artacak. Daha güneyde kar yağışı azalırken, yağmurlarda bir artış olacak; karın toprakta kalma süresi azalacak. Şiddetli yağmurlar daha sık yağacak ve daha çok su bırakacak.

Sağanak yağışların artışı, yüzey nemliliğini ve bitki örtüsünü etkileyecek. Bunun sonucunda suyun toprakta süzülmesi azalacak, seller artacak. Yeni yağış düzeni, ekilebilecek alanların kuzeye doğru genişlemesine yol açacak. Dağlardaki buzullar ve kar örtüsünün azalmasından dolayı, hidrolojik sistemler ve toprak yapısı çok etkilenecek.

İnsanlarda Tehlikede

Küresel ısınma, kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve diğer bazı hastalıklara sebep olacak. Sürekli sıcak hava, seller, fırtınalar gibi hava olayları, psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklara ve ölümlere yol açacak. Yeni alanlara yayılan böcekler ve diğer hastalık taşıyıcılar, bulaşıcı hastalıkların çoğalmasına neden olacak. Hava sıcaklığının artması ve su kaynaklarındaki azalma, kolera tipi hastalıkları yaygınlaştıracak. Üretimdeki bölgesel azalmalar sonucu, açlık ve kötü beslenmede artışlar görülecek. Böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesi, önemli bir sorun olacak. Kimi bölgelerde şiddetli kuraklık dönemlerinin ardından gelecek aşırı yağışlar, virüs mutasyonlarının artmasına, buna bağlı olarak da sıtma gibi hastalıkların yayılmasına neden olacak. Öte yandan tarım bitkilerinde görülen hastalıklarda da sıcaklıkla birlikte artış gözlenecek.

Buzulların erimesi ve sıcaklık artışı, okyanuslardaki suları genleştirip, denizlerin seviyesini yükseltecek. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılardaki toprak kaybının yanı sıra, kıyılara yakın temiz su kaynaklarının denizle birleşmesine neden olacak. Artan buharlaşma yüzünden göl ve ırmaklarda meydana gelecek su kaybı, 21. yüzyılın en önemli meselelerinden biri olacak. Tatlı su kaynaklarının kalitesinde, tuzlu su karışımı nedeniyle azalma olacak.

Tarım, turizm ve diğer ekonomik aktiviteler bu durumdan olumsuz etkilenecek; gelişmekte olan birçok ülkede yerli halkın beslenme ve yakıt kaynakları yok olacak. Yüksek deniz seviyesi, yüksek gel-git, kuvvetli dalga ve tsunami gibi riskli doğa olaylarına sebep olacak. Deniz seviyesindeki yükselmesiyle düz alanlar seller altında kalarak, kıyılardaki üretim alanları zarar görecek. Bunun sonucu milyonlarca insan kıyı alanları ve küçük adalardan göç edecek. Kurak bölgelerdeki çiftçiler daha çok sulama yapıp, daha fazla tarım ilâcı kullanacaklarından, bu bölgelerde tarımsal etkinliklerin maliyeti artacak. Gelişmekte olan ülkelerin kurak ve yarı kurak alanları, bazı kıyı alanları, deltalar ve küçük ada gibi bölgeleri tehlike altında kalacak. Kırsal alanlarda doğal kaynakların verimliliğindeki gerileme sonucu, kırsal alandan kente göç hızlanacak.

Kadınları Etkileme Sanatı

Güç; yönetimde iş dünyasında politikada kısacası insanların rol oynadığı her alanda son derece önemli bir kavramdır. Özellikle son yıllarda büyük organizasyonlardan çok bireylerin ortaya çıkması bu organizasyonların gerçekleştiremeyeceği bir vizyon ve determinasyon oluşturan birey liderlere ihtiyaç duymalarına neden olmuştur. Üstelik bu liderler halktan kişilerdir; onların da çeşitli fikirleri vardır hata yaparlar dersler alırlar ve iş hayatında köklü değişiklikler gerçekleştirirler. Yine de dışarıdan bakıldığında çok özel insanlar gibi görünürler. Oysaki onlar kişisel güç ve etki ilkelerini uygulamaktadırlar.

null
 
A. Güç Etki ve Otoriteyi Anlamak

Etkileme başkalarının bizim görüşümüzü ya da görüşlerimizi hoşnutlukla kabul edip bu görüşleri aynı hoşnutlukla diğer insanları etkileyebilmek için kullanmaları sürecidir. Bu tanım etkilemenin zorlama ya da yönetme süreçleriyle bir tutulmaması gerektiğini ortaya koyar. Etkilenen kişinin başarısının temel göstergesi onun diğer insanları olumlu bir biçimde etkileyebilmesidir.

Güç diğer insanların hareketlerini etkileme olanağı olarak görülebilir. Diğer insanların hareketleri üzerinde etkili olabilmek için gücün çok değişik türlerinin kullanıldığı bir gerçektir. Aşağıda çeşitli güç sınırlandırmalarına yer verilmiştir:

1.Mevki Gücü ya da Meşru Güç: Bir kimsenin bulunduğu mevkiden dolayı sahip olduğu güçtür.Ordudaki hiyerarşik yapı gibi.

2.Zorlayıcı Güç: Zorlayıcı güç daha çok yüksek mevkilerde bulunan kişiler tarafından uygulanan bir güç çeşididir ve açıkça kullanılmaz. “Bu konuda benimle beraber hareket etmek isteyeceğinizden eminim bunu patrona yansıtmak zorunda kalsaydık gerçekten çok kötü olurdu.” diyerek onu zorlaması gibi.

3.Bilgi Gücü: Sahip olunan bilgiden kaynaklanan ve hiç de küçümsenmemesi gereken bir güçtür. Kişisel boyutlarda taraflardan biri güç dengesini elinde tutabilmek için diğer kişilerden daha fazla bilgiyi ortaya koymalıdır.

4.Kaynak Gücü: Değerli kaynaklara ya da bunların kontrolüne sahip olmaktan doğar. Bu değerli kaynaklar diğer insanların sahip olmak isteyeceği değerli şeylerdir ve maddi ve manevi olabilir.

5.Sembolik Güç: Bu güç başkalarının resmi statüsünden ve bu kişilerle olan ilişkilerden kaynaklanır. Patronun altında bulunan yöneticilere karşı sergilediği tutumun aynısını sergilemeye çalışan sekreter buna bir örnektir.

6.Tanışıklık Gücü: Sembolik güç gibi bu gücü de bildiğiniz ya da sahip olduğunuz şeylerden değil tanıdığımız kişilerden kaynaklanır.

7.Uzmanlık Gücü: Geleneksel olarak elde bulundurulan mevkii dolayısıyla elde bulundurulan kişilerden daha alt pozisyondaki kişilerin bir konudaki uzmanlıklarından dolayı elde ettiği güçtür.

8.Kişisel ya da Karizmatik Güç: Kişisel gücün anlaşılması onu analiz etmekten daha kolaydır. Kişisel güç genellikle tarif edilemez olarak görülmesine karşın bu güce sahip insanların ortaya koyduğu özel becerileri ve karakteristikleri incelenerek sonunda etkileme sürecini belirleyen Gteyd modeli geliştirilmiştir.

null

B. Etkin Etkileme Durumu

Organizasyonların yapısında meydana gelen büyük değişimler insanların yeteneğinin yöneticiler için en önemli özelliklerden biri durumuna gelmesine neden olmuştur. Artık organizasyonların bütün yapısı değişmekte ve yönetici sıfatı daha az kullanılır hale gelmektedir. Üst düzey yöneticiler doğrudan yönetmek zorunda oldukları daha az insanla çalışıp insan ilişkileri konusunda becerilerini daha akıllıca kullanarak diğer insanları etkileme konusunda başarılı sonuçlar elde etmektedir. Bilindiği gibi beceriler başkalarını örnek alarak ya da taklit ederek öğrenerek geliştiririz. Birçok insanın başkalarını etkileme konusunda güçlü yönleri vardır. Ancak işin ilginç tarafı birinin güçlü olduğu nokta diğerinin zayıf noktası olabilir. Daha önceden de belirtildiği gibi burada etkileme süreci Gteyd modeli adı altında beş aşamada incelenmiştir.

Giriş: Bu ilk aşamada birinci derece önemli ilk etki ve sempati ile ikinci derecede önemli olan hazırlık bileşenlerini içerir.

Teşhis: Soru sorma ve dinleme karşı taraftan sağlıklı bilgi alınabilmesi ve iki tarafın farklı perspektiflerinin görülebilmesi açısından önemlidir.

Etki: Vücut dili ve ikna yeteneği birinci derecede önem taşırken konuşma becerisi ve geri bildirim ikinci derecede önemlidir.

Yüzleşme: Kendini ortaya koymak birinci derecede önem taşırken kontrollü bir tutum sergilemek ikinci bir derecede öneme sahiptir.

Değişim: Etkiledikten sonra değişikliğe hazırlık uyum gösterme ve esneklik birinci derecede önemlidir. Bazı şeylerin gerçekleşmesinde gerekli olan azim de ikinci derecede önemlidir.

Etkilemede Gteyd Modeli

Etkileme sürecinin ilk aşaması diyaloğa ya da konuya iyi bir giriş yapmak için ilk dakikalarda yaratılan hoş izlenimler sayesinde etkileşimin başlatma ve ilişkiyi geliştirme yolundaki faaliyetleri içerir. Bu kritik bir aşama olarak kabul edilir. Çünkü karşımızdaki kişi hakkımızda oluşturduğu ilk kanıyı destekleyecek malzemeler bulma anlayışına girecektir. Giriş etkileme sürecine nasıl güçlü bir şekilde girilebileceğini anlatır. Eğer giriş aşaması başarıyla geçilirse daha sonraki aşamalarda etkileme şansı daha fazla olur. Burada ilk olarak doğal bir başlangıç olan hazırlık üzerinde durulacaktır.

Hazırlık; özel bir etkileme durumu öncesi görülen belirli bir düzeydeki zihinsel ve fiziksel faaliyetlerdir. Bu karşı tarafın bilgi gereksinimlerini ve perspektifini belirlemeyi ve hazırlığımızı karşı tarafa söz ve hareketlerle göstermeyi de içerir. Etkileme sürecini başlamadan önce başarı şansını yükseltmek için diğer kişinin kişilik yapısı değerleri istekleri tecrübeleri ve amaçları konusunda bir hazırlık oluşturmak da oldukça önemli bir noktadır. Burada önemli olan diğerlerinin tarzını anlama konuların perspektiflerine göre hareket edebilmektir. Diğer bir husus ise kültürel farklılıkları keşfetmektir.

Etkileyici liderlerin sergilediği yaklaşım konusunda yapılan araştırma büyük bir başarı şansı yakalamak için zihinsel hazırlığın da çok önemli olduğunu göstermiştir. Hayal etme ve gözünde canlandırma zihinsel hazırlığa yönelik geliştirilmiş bir yaklaşım olup özellikle rekabet yönü ağır basan ve yüksek performans gerektiren durumlarda kullanılmaktadır. Girişte iki önemli özellik ilk etki ve sempatidir. Şimdi bunlar daha ayrıntılı açıklayalım.

Bırakılan İlk Etki

İlk etki ilk dakikalarda olumlu bir izlenim uyandırmak ve güven yaratmak şeklinde tanımlanır. Bu da gülümseme uygun bir şekilde tanışma karşımızdaki kişinin adına sözlerimiz arasında yer verme ve güven telkin etme gibi bazı sosyal becerileri kullanmak demektir. Genelde “iyi bir ilk etki yaratın”, “ikinci bir ilk etki yaratma şansınız yoktur” gibi ifadeler kullanılır. Etki yönetimi etkileme konusunda büyük öneme sahiptir ve ilk etki dışındaki alanlarda da uygulanabilir. Uygun tekniklerin yerinde ve zamanında kullanılmasının kişisel etkinin gücünü arttırdığı kesindir.

Sempati

Sempati sıcaklık ilgi ve konuya karşı duyarlılık göstermek ilk etkinin sürdürülmesidir. Karşınızdaki kişinin rahatlamasını sağlayacak küçük sohbetler kendini açmak ve dürüstlük sergilemek bu aşamada kullanılması gereken sosyal becerilerdir. İlk etkiden hemen sonra gelen sempati yaratma karşınızdaki kişiye kısa bir sürede güven telkin etmek ona iki taraf arasında güçlü bir ilişki oluştuğunu hissettirmek anlamına gelir. Sempati ilişkinin en başında yaratılıp ilişki boyunca sürdürülmesi gereken bir unsurdur.

Teşhis

Karşınızdaki kişiyle konuşmaya başladıktan ve onun üzerinde iyi bir izlenim uyandırıp sempati kazandıktan sonra kendi görüşlerimizi ve çözüm önerilerinizi ortaya koymadan önce karşı tarafı anlamak için biraz zaman ayırmalısınız. Anlamadığınız kişiyi etkileyemezsiniz. Teşhis içinde üzerinde durulacak ilk konu etkileme süreci içinde karşılaştığımız engellerdir. Potansiyel engellerin önceden belirlenmesi Gteyd modelinin teşhis aşamasının anahtarlarından biridir. Engeller belirlendikten sonra uygun dinleme ve soru sorma teknikleri kullanılarak çözüme ulaşılır. Etkileme açısından dinleme sadece duymak anlamına gelmez. Aynı zamanda sözcükleri anlamayı ve aktarılmak istenen mesajı algılamayı ifade eder. Sadece mesajı algılamamızda yeterli olmaz bunu karşımızdaki kişiye de göstermemiz gerekir. Karşımızdakinin söylediklerini biraz değiştirerek ve kendi yorumlarımızı katarak özetleyerek başarılı bir geribildirim yapmak karşı tarafı pazarlığa çekmek için iyi bir taktik olabilir. Dinleme ve soru sorma değişik şekillerde gerçekleştirilebilir. Dikkatli dinleme ve soru teknikleriyle karşınızdaki kişinin verdiği mesajı almanızdan öte onun hissettiği duyguları ve sahip olduğu temel değerleri de anlayabilmemiz mümkündür. Bu aşamadaki anahtar özellikler “soru sorma” ve “dinleme” dir. Bu kavramları aşağıdaki şekilde tanımlayabiliriz:

Soru Sorma

Soru sorma önemli bilgiler edinmeyi amaçlayan değişik soru tekniklerinin uygulandığı etkilemenin temelini oluşturan değerlerin tespit edildiği aşamadır.

Dinleme

Anahtar bilgiyi ve kişinin tutum ve inançlarını belirleyebilmek için bir aktif ve pasif dinleme davranışları hiyerarşisi kullanmak şeklinde tanımlayabiliriz. Karşı tarafa onu dinlediğimizi sözlerini ya da duygularını anladığımızı ikna edici bir tavırla belirtmemiz önemlidir.

Etki

Bırakılan olumlu izlenim ve kazanılan sempati sayesinde karşınızdaki kişiyle kurulan sağlam ilişki temellerinden sonra karşınızdaki kişinin farklı bakış açısı hissedilirse özel etkileme teknikleri kullanılır. Sözlü olarak verdiğimiz mesajların uygun vücut diliyle desteklenmesi ve karşımızdaki kişinin davranışsal iletişimin yorumlanması demektir. Anahtar sözcükler vücut dili ve iknadır.

Vücut Dili

Vücut dili bir etkileme durumunda vücut pozisyonlarının yüz ifadelerinin ve el-kol hareketlerinin konuşma becerilerini desteklemek amacıyla kullanılmasıdır. Bu olumlu ve açık olmak ve kelimeleri hareketlerle güçlendirmek anlamına gelir. Etkilemeye yönelik bir mesajın aktarılmasında konuşma dışı iletişimin önemi yadsınamaz. Sözcük ve davranışların iletişimin anlaşılabilirliğini artırması konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Albert Mehrabian’ın 1971′de açıklamış olduğu bilgilere göre; iletişimle yaratılan etkinin %7’si söylenen sözcükler %38′i ses tonu %55′i de konuşma dışı davranışlarla sağlandığını görülmüştür. Bu çok şaşırtıcı bir istatistik gibi görünmesine rağmen gerçek hayatta bu sonuçları doğrulayan birçok olayla karşılaşmışızdır.

null

Astrolojik Açıdan Değerlendirildiğinde

Koç Kadınını Etkilemenin Yolları

Vücuduna inanamayacağınız oranda özen gösterir ve çok bakımlıdır. En belirgin özelliği her konuda olduğu gibi yatakta da sabırsız olmasıdır. Hedefleri onun için her şeyden önce gelir. ve onlara ulaşmak için yapamayacağı şey yoktur. Son derece hırslı dinamik ve bir o kadar da cazibeli olan koç kadınını elde etmek de onun ilgisini sürekli tutmak da çok zordur. Duygularından çok mantığıyla hareket eden Koç’tan romantik sevgi gösterileri beklememeli ve ona da böyle davranmamalısınız. Yatakta vahşi oyunlardan hiç hoşlanmaz ama küçük başkaldırılardan ve nazdan hoşlanır.

Onu elde etmek istiyorsanız her sorusunu yanıtlamayın ve biraz gizemli olmaya özen gösterin. Koç kadınını etkilemeyi başarmak için sağlıklı güçlü dinamik ve doğal görünmeye de özen gösterin. Bütün bunları başarabilirseniz Koç kadınına bundan sonrası için dilediğinizi yapabilirsiniz.

Boğa Kadınını Etkilemenin Yolları

Boğa kadınının bir erkekte aradığı en önemli koşul bakım görsel etkileyicilik ve aaaailiktir. Boğa kadını paraya her şeyden çok önem verir. Eğer yeterlimiktarda mali birikiminiz varsa onun kapılarını sonuna kadar açmayı başarmışsınız demekti Tatlı sözler duyduğunda bir kedi gibi sokulmaktan hoşlanan Boğa çok iyi ve sadık bir aşıktır. En kötü özelliklerinden biri de Yemeğe asla hayır diyememesi ve her durmadan atıştırmaktan müthiş aaaif almasıdır. Ama Boğa kadınının bu yönünden de rahatlıkla faydalanmayı başarırsanız onu hiç zorlanmadan bir akşam yemeğine davet edebilirsiniz. Gerek iş hayatında gerekse de evde kendine sakin bir tarz edinen Boğa kadını kendi kuralları çerçevesinde düzenli bir şekilde yaşar ve kolay kolay da sinirlenmez. Boğa kadınını sinirlendirmek istemiyorsanız asla anu eleştirmeyin ve işine karışmayın. Silik erkekler hiç ona göre değildir. Onu çok fazla oyalamayın. Çünkü o başkalarının peşinde koşmaktansa kendi peşinde koşanları gayet misafirperver bir şekilde evinde ağırlamayı tercih eder.

İkizler Kadınını Etkilemenin Yolları

Değişken havai ve istikrarsız bir kadın olan İkizler’i elde etmek çoğu zaman kolay gibi gözükebilir. Ancak saygısını ve ilgisini kazanmak çok zordur. Çünkü o entelektüel aklını ve mantığını iyi kullanabilen erkeklerden hoşlanır. Bir erkeğin kendisine sahip olduğunu bilmek istemesine karşın onun üzerinde mutlak hakimiyet kurduğunu hissettiği anda ilgisini kaybeder. Ona kendinizden bahsederken hep sınırlı olun. Yalnızlıktan nefret edren İkizler kadınına gerektiğinde kardeş dostmetres sevgili ve anne olmayı başarabilirseniz onu ele geçirebilirsiniz. Ancak şimdiden kendinizi onun başkalarıyla paylaşmaya ve kıskanmamaya alıştırın. Çünkü pek de güvenilemeyecek kadınlardan olan İkizler kadını kıskançlığa da asla gelemez.

Yengeç Kadınını Etkilemenin Yolları

Tutucu ve kırılgan Yengeç kadınına ulaşmak istiyorsanız önce onun dostlarının kalbini fethetmeniz gerekiyor. Çünkü Yengeç kadını her zaman dostlarına sizden daha fazla önem verecektir. Ayrıca evine çok düşkündür ve bazen hastalık derecesinde titiz olabilir. Pasif bir kadın olan Yengeç’e ürkütmeden yaklaşıp sevgi göstermeli küçük oyuncaklar ve yatak oyunları ile onu tahrik etmelisiniz. Bir ilişkiye girdiğinizde ise son derece sadık ve dürüsttür. Bu yüzden onu kıskanmanıza hiç gerek yoktur. Ancak son derece kırılgan olan Yengeç kadınının size güvenmesi için onu dürüstlüğünüze inandırmanız gerekiyor. Şehvetli olduğu kadar sevimli ve minyon tipli erkeklerden hoşlandığını hatırlatalım.

Aslan Kadınını Etkilemenin Yolları

Mert övgüden sonsuz zevk alan gözü kara Aslan kadını cömertliği ile tanınır. Her zaman maddi değerlere çok fazla önem verir. İkna kabiliyeti oldukça güçlüdür. Karşısındakini etkilemek için bütün hünerlerini sergileyecektir. Ve en dikkatli olmanız gereken yönlerinden biri de rol kabiliyetidir. Her zaman sizi kandırmaya elde etmeye çalışacaktır. Ona istediklerini veriyormuş gibi yapın. Onu öpün okşayın olağanüstü sevgi gösterilerinde bulunun ama asla aşık olduğunuzu kabul etmeyin. Böylece o sürekli sizi elde etme çabası içinde olacaktır ki bu da size değer vermesini sağlar. Daima gösterişli ve baş döndürücü olun işte o zaman sizin için çıldıracaktır.

Başak Kadınını Etkilemenin Yolları

İşte duygusallıktan uzak aşktan korkan bir kadın. Başak’lar oldukça pasif başka insanlarla kendisini paylaşmaktan korkan gösterişsiz ve naif kadınlardır. Bir Başak’ın sizden hoşlanıp hoşlanmadığını hakaretlerinden ve yersiz eleştirilerinden anlayabilirsiniz. Aşkı okyanusun ortasında. fırtınaya yakalanmak kadar ürkütücü bulan bu burcun kadınları romantizmden de son derece uzaktırlar. İlginçtir ama onu pahalı hediyelerle etkileyebilirsiniz. Bir Başak kadınıyla beraberken ona yeterince harcama yapıp temiz şık ve düzenli bir erkek olabilirseniz ilgisini ve sevgisini kazanabilirsiniz. Eğer onun bitmek bilmeyen hastalıklarına ve somurtkanlığına dayanabilirseniz sevgi göstereceği günlerin hayali ile yaşayabilirsiniz.

Terazi Kadınını Etkilemenin Yolları

Burçlar kuşağının en şaşırtıcı kurnaz kadınıyla beraber olmaya adaysanız şimdiden pasif bir rol üstlenmeyi kabul etmeniz gerekiyor. Son derece kibar zarif şık ve büyülü bir havası olan Terazi kadını övünmekten ve mağrur gözükmekten zevk duyar. Görgü kurallarım iyi biliyor ve uyguluyorsanız fizik güzelliğiniz onun için önemini yitirir. Sadakatinizden aşkınızdan emin olduğu sürece sizinle olmak isteyecektir. Onu elde edebilmek için zarif sessiz ve bakımlı olmalısınız. Terazi kadınları güçlü saldırgan baskın karakterli erkeklerden hoşlanmazlar. Az konuşan hareketleri ve sözleriyle onu onaylayan erkeklerle beraber olmayı tercih ederler

Akrep Kadınını Etkilemenin Yolları

Oldukça enerjik olan Akrep kadını her yönüyle son derece güçlüdür. Saldırgan umursamaz ve düşüncesiz olabileceği gibi etrafa ve çevresindekilere de zarar vererek tatmin olmaya çalışabilir. Bazen hiç konuşmaz ama bazen de tam tersi sevecen bir aşık olur. Aşk konusunda son derece isterik olan Akrep kadınını elde etmek istiyorsanız bakımlı şehvetli itaatkâr ve sadık bir erkek olmanız gerekiyor. Son derece kıskanç olduğu için onunla birlikte olmak zordur. Yaratıcılığınızı anlayışlı yapınızı ön plana çıkartarak onun ilgisini çekebilirsiniz.

Yay Kadınını Etkilemenin Yolları

İleri görüşlü açık fikirli esprili ve candan bir yapışı olan Yay kadını size çok fazla ilgi gösterdiği bir anda ortadan yok olabilir. Çünkü özgürlüğüne son derece düşkündür. Eğer onu elde etmek istiyorsanız sakın ciddi bir amaçla yaklaştığınız hissini uyandırmayın ve sorgular hesap sorar tarzda konuşmayın. Onu kızdırırsınız. Onunla önce arkadaş olun sorunlarınızı zevklerinizi paylasın. En önemlisi göz alıcı görkemli canlı ve hareketli olmanız gerektiğini unutmayın. Özgürlüğünü kesinlikle kısıtlamayacağınızdan emin olmasını da sağlayın. Bütün bunları yapabilirseniz bu neşeli kadınla beraber olma şansını yakalayabilirsiniz.

Oğlak Kadınını Etkilemenin Yolları

Tıpkı simgesi gibi inatçı sürekli plan yapan vicdani sorumluluğu son derece güçlü bir kadındır. Parasını çok sever harcama yaparken bütün dikkatini bu konu üzerinde yoğunlaştırır. Uzun uzun konuşmaktan nutuk çekmekten hoşlanır. Eğer bir Oğlak kadınını elde etmek istiyorsanız öncelikle onu hayranlıkla dinlemeye ve sabah gözünü açar açmaz tasarruftan konuşmaya alışmanız gerekiyor. Bir Oğlak kadını için kadındaki en önemli özellik tutumlu ve ekonomik olmasıdır. Sorumluluktan korkan bu kadının en büyük kabusu sıkıcı ve bitmek bilmeyen beraberliklerdir. Tutucu sevecen esprili ve çok düzenli olursanız onun ilgisini çekersiniz

Kova Kadınını Etkilemenin Yolları

Aklın ve ukalalığın bütünleştiği bir kadın ve etkileyici bir aşıktır. Ancak bir Kova kadınından hoşlanıyorsanız çok dikkatli olmanız gerekiyor. Çünkü özgürlüğüne oldukça düşkündür ve sürekli yer değiştirmek ister. Aklını kullanarak elde edeceği her şeyden haz duyar. Bu yüzden onu elde edebilmek için öncelikle duygularınızı gizlemeyi öğrenmelisiniz. Onun sizi araştırmasını merak etmesini sağlamanız gerekiyor. Ancak sizi çözemezse uzaklaşmaya başlar buna dikkat edin. Yalandan nefret eden Kova kadınının bir diğer özelliği de abartılı bir şekilde kendini beğenmesidir. bir kişiye bağımlı olması onu bazen sıkabilir.

Balık Kadınını Etkilemenin Yolları

İşte gerçek bir aşk kadını! Cömert bir aşık her an romantizmin doruklarında yaşayan bir hayalperest. Eğer doludizgin bir aşka ve sekste düşleyemediğiniz rüyaları yaşamak istiyorsanız onu elde etmek için uğraşmanıza değer. Son derece duyarlı bir kadın olan Balık bütün bu güzel özelliklerinin yanı sıra tutkuları ve ihtirasları nedeniyle çekilmez bir insan olabilir. Onu elde etmek istiyorsanız durmadan ilgi ve sevgi göstermeli sık sık sevdiğinizi söylemeli aşkı için teşekkür etmelisiniz iniş çıkışlarına anlayış göstermelisiniz. Çünkü romantik ve çift karakterli balıklar çok kaygandır. Elinizden kayıp gidiverirler sonra. Dikkatli olmakta yarar var.

Kısaca Özetlersek

Kısa ve etkileyici konuşun. Kadınlar konuşarak sevinçlerini paylaşırken, erkekler daha çok bunu hareketleriyle yaparlar. Erkeklerin aşk hakkında uzun uzun konuşmayı sevmemesi, sizi ruhunuzu okşayan bu tür konulardan mahrum bırakmamalı. Sevgilinize ilgisine ne kadar muhtaç olduğunuzu detaylı bir şekilde anlatmalısınız. Erkekler sessizlikten hoşlanır. Diyelim ki çılgınlar gibi seviştiniz ve birbirinizin kollarında yatıyorsunuz. O anda, siz ona ne kadar çok bağlı olduğunuzu söylemek isterken, o gözlerini kapatıp, anın büyüleyici rahatlığının tadını çıkarmak ister. İlişkinizin büyüsünü sizin kadar hissetmediği için onu suçlamak yerine, erkeklerin duygularını kadınlardan farklı ifade ettiklerini unutmayın. Yoğun duygular içinde olan bir kadın bunu konuşarak dışa vurmayı tercih ederken, erkekler bu tür anları kendi kendilerine yaşamayı tercih eder. Duygularını paylaşmazlar. Motive olmak için kadınlar sorunlarını dile getirmeye çalışırken, erkekler konuyu fazla uzatmadan çözüm bulmak ister. Erkekler sorunları sistematik olarak ele alır ve adım adım çözmeye çalışır. Ağlama krizlerinden hiç ama hiç hoşlanmazlar. Erkekler gerçekten dramatik olayların dışında pek ağlamazlar. Kadınlar ise neredeyse her şey için ağlarlar. Onlar için kızgınlık, sinirlilik, yorgunluk, sevinç ağlama sebebi olabilir. Bir an için kendinizi sevgilinizin yerine koymayı deneyin ve kendinize onun gözüyle bakın. Bir dakika mutlusunuz, sonraki dakika gözyaşlarınız dökülmeye başlar.

Ortada gerçek bir sorun yoksa, sevgiliniz ruh halinizi anlamakta ve size destek vermekte zorlanacak ve siz bu davranışı duygusuzluk olarak algılayacaksınız. Ağlama olayında kadınlar ve erkekler arasındaki yaklaşım farklılığını sevgilinizle konuşarak halledebilirsiniz. Erkekler özür dilemeyi asla sevmezler ve bir tartışmayı bitirmek için illa da formüle ihtiyaç duymazlar. Onlar hiçbir şey söylemeden de tartışmayı bitirebilir. Uzun lafın kısası, erkeklerden özür dilemelerini bekliyorsanız, çoğu zaman boşa beklersiniz. Bu durum karşısında öfkelenmeye veya onların vicdan azabı duymayan, kalpsiz biri olduklarını düşünmenize hiç gerek yok. Çünkü erkekler için özür dilemek olayı yeniden yaşamak anlamına geldiği için yaşananları tekrar etmeden özür dilemeyi seçerler. Sonuçta durup dururken size bir demet çiçek alması ya da yemeğe davet etmesi, birkaç özür kelimesinden daha iyi değil mi?

Güneşi Gördüm: Altı Çocuğun Hikayesi

Mahsun Kırmızıgül, 6 çocuğun hikayesini anlattığı ‘Güneşi Gördüm‘ adlı ikinci filminin çekimlerine Kars’ta devam ediyor. Kırmızıgül, çok sevileceğine emin olduğu filmini çocuklara ve umuda adıyor. Yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı ilk filmi ‘Beyaz Melek’le geçen yıl büyük başarı yakalayan Mahsun Kırmızıgül, ikinci filmi ‘Güneşi Gördüm‘ü, 12 Mart 2009′da sinemaseverlerle buluşturacak. ‘Beyaz Melek’te olduğu gibi ‘Güneşi Gördüm‘de de senarist, yönetmen ve oyuncu olarak izleyicinin karşısına çıkacak olan Kırmızıgül, şu sıralar Kars’ta 2400 metre yükseklikteki bir sınır köyünde filmin çekimlerine devam ediyor. Filmin çekimleri, Kars’tan sonra İstanbul ve Danimarka’da devam edip, Norveç’te son bulacak.

null

Film, Mahsun Kırmızgül’ün canlandırdığı Ramazan Altun’un (Mahsun Kırmızıgül), karısı (Demet Evgar) ve altı çocuğuyla köyden şehre taşındıktan sonra birbirinden ağır dramlar yaşamasına rağmen ailesini ayakta tutabilmek için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Filmde Ramo’nun karısını oynayan Demet Evgar, çekimler bittiğinde günlerce etkisinden kurtulamadığını belirterek, çocuklarını oynayan ve uzun bir seçim sürecinden sonra bulunan miniklerin oyuncuktaki başarılarının da kendisini şaşırttığını söyledi.

Güneşi Gördüm‘de son yirmi beş yıla dair; bugüne kadar cesaretle söylenmekte zorlanılan sözler yer alıyor ve yüksek sesle tartışılamayan konular işleniyor. Her türlü ayrımcılığa ve ötekileştirilmeye karşı duran, savaşın, kavganın, kendine benzemeyeni hor görmenin sorunun ta kendisinin olduğunu anlatan bu film, bir anlamda ‘Türkiye’nin hikayesi‘… İnsana dair her şeyi samimiyetle içinde barındıran film, ‘Çocuklara ve umuda‘ adanıyor. Yapımcı Tokat yaptıkları işe çok inandıklarını söyleyerek Kırmızıgül, Beyaz Melek‘te kazandığı başarıdan sonra yeni filminde de ustalığını açıkça ortaya koyuyor. Seçilen mekanları, kullanılan tekniği ve oyuncu kadrosu ile seyirciyi güzel bir film bekliyor. Bu film sinema seyircilerinin beklentilerinin de üzerinde olacak dedi.

null

Mahsun Kırmızıgül’ün senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini de üstlendiği ‘Güneşi Gördüm’ filminde, Ali Sürmeli, Ali Tutal, Alper Kul, Altan Erkekli, Buğra Gülsoy, Cemal Toktaş, Cezmi Baskın, Cihat Tamer, Demet Evgar, Deniz Oral, Emre Kınay, Erol Demiröz, Erol Günaydın, Gülhan Tekin, Hande Subaşı, Itır Esen, Kamil Sönmez, Macit Sonkan, Mahsun Kırmızıgül, Menderes Samancılar, Murat Ünalmış, Nurseli İdiz, Sarp Apak, Cem Aksakal, Şerif Sezer, Yıldız Kültür, Yiğit Özşener, Zafer Ergin ile çocuk oyuncular Aleyna Kala, Aslıhan Kapanşahin, Cansu Aktay ve Tuğse Gökhan rol aldı.

null

null

null

null

null

null

Ebru Şallı Plates Elçisi

Pilates Tekniğinin Ortaya Çıkışı

Pilates tekniğine ismini veren Joseph Pilates, 1880′de Düsseldorf’ta dünyaya geldi. Astım ve romatizmayla boğuşan ve çelimsiz bir çocuk olan Pilates, genç yaşta kayak ve jimnastikle ilgilenerek vücudunu geliştirdi. 1912′de İngiltere’de sirk cambazı, boksör ve dedektiflere kendini koruma dersleri veren Pilates, Birinci Dünya Savaşı döneminde düşman ilan edilerek Lancaster bölgesinde kampa alındı. Kampta hastabakıcılık yapan ve burada kendi tekniğini geliştiren Pilates, burada askerlere tekniğini öğretti. İngiltere’de 1918′de pekçok kişinin ölümüne neden olan grip salgınından Pilates’in kampındakiler etkilenmeyince uyguladığı teknik ön plana çıktı. Savaştan sonra Almanya’da metodunu geliştirmeye devam eden ve şehir polislerine öğreten Pilates, 1926′da ABD’ye göç etti ve stüdyosunu açtı. Graham, Balanchine gibi ünlü dansçıların da öğrencileri arasında yer aldığı Pilates’in yöntemi giderek yaygınlaştı.

21. yüzyılda hala gözde olan pilates, Madonna, Hugh Grant, Britney Spears, Julia Roberts gibi ünlüler tarafından benimsendi. Güçlü bir vücut yaratmayı hedefleyen pilates, 30-40 temel hareketle tüm vücut için kondisyon sağlıyor. Kari Anderson, Lynne Robinson ve Rael Isocowitz gibi dünyaca ünlü eğitmenlerin Avrupa ve Amerika’da satış rekorları kıran DVD’leri ve onlara eşlik eden kitapları sağlıklı ve formda bir görünüme kavuşmak isteyenlerle buluşuyor. Başlangıç seviyesinden, ileri düzeye kadar hareketlerin adım adım anlatımlarla açıklandığı kitap ve DVD’ler sayesinde, spor salonlarına, özel derslere ihtiyaç duymadan Pilates öğrenecek, sağlıklı ve zinde bir yaşamın keyfini süreceksiniz.

null

Ebru Şallı Plates Öğretiyor

Güne Ebru Şallı ile pilates yaparak başlayanlar hafta sonu da spora ara vermiyorlar. Hafta içi bulamayanlar hafta sonu pilates yapma fırsatı buluyor ve birçok yararlı bilgiler alabiliyorlar. Özellikle boy uzatmak için uğraşan kişilere süper bir spormuş. Ancak ben bu duruma inanmıyorum. Annemin iddeasıyla platese başlıyorum 3 ay içinde boy uzatacağının garantisini veriyor bunun içinde sizlerle paylaşmak istedim. Ebru Şallı Plates hakkında gerekli bilgiyi yazının devamında bulabilirsiniz. Ünlü bir eğitmenden Stott Pilates dersleri almaya başlayan manken Ebru Şallı, “Bu sporu uygulayanların vücudu 30 saatte forma giriyor” dedi.Spora düşkünlüğü ile tanınan ünlü manken Ebru Şallı, Olimpiyat şampiyonlarının ‘Stott Pilates’ eğitmeni Kanadalı Wayne Seeto’dan ders alıyor. Şallı, Türkiye’de Stott Pilatesi herkese tanıtıp, sevdirme misyonu ve Pilates elçisi olma hedefiyle, eğitimlerine her gün aralıksız 8 saat devam ediyor.

null

null

Şallı, pilates eğitmeni olabilmek için günde 8 saat çalışıyor, Şallı aldığı Stott Pilates eğitimi için ciddi anatomi bilgisi aldığını, eğitmen olabilmek için günde sekiz saat çalıştığını belirtiyor. Pek çok Türk kadını için karın ve kalça bölgelerinin problem olduğunu, Stott Pilates egzersizlerinin özellikle bu bölgeyi forma soktuğunu vurguluyor. Şallı, on seansta farkındalık, yirmi seansta değişim, otuz seansta vücutta şekillenme başladığını söylüyor. Dünyanın en gelişmiş Pilates Eğitim Enstitüsü, Kanadalı Stott Pilates’in eğitmeni Wayne Seeto, İstanbul’da Ebru Şallı’ya eğitmen eğitimi programı uyguluyor. Seeto, olimpiyat madalyası kazanmış sporcularla eğitim çalışmaları yapan bir uzman.

null

null

Pilates Sosyete Sporu mu?

Son dönemde ABD’de, ünlü yıldızların ve başarılı sporcuların formunu korumak için büyük ilgi gösterdiği Stott Pilates, zihin ve beden egzersizleri açısından yogayı geride bırakmaya başladı. Stott Pilates tekniği ile yapılan egzersizler, vücuda esneklik ve sağlık kazandırırken, bedenin kendini iyi hissetmesini ve stresten uzaklaşmasını sağlıyor. Stott Pilates çalışmalarında, profesyoneller için geliştirilen profesyonel egzersizlerde, modern anatomi bilgisi ve doğru egzersiz bilimi bir araya getirilerek, pilates egzersizlerine güvenli ve çağdaş bir yaklaşım sağlanıyor.

Madonna, Jenefer Aniston, Elle Macpherson, Karen Kain, Kanadalı atlet Ed Belfour, ünlü tenisçi Martina Navratilova, Jenifer Lopez, Sharon Stone, Martha Stewart, Stott Pilates tekniği ile eğitim alan ünlüler arasında bulunuyor. Şallı bu sporun artık hayatının bir parçası olduğunu söylerken, bunu başkalarıyla da paylaşmak için DVD çıkartacağını açıkladı. İki aylık kursun sonunda kendisine eğitmenlik sertifikası verileceğini söyleyen Şallı şöyle konuştu; “Daha önceden öğrendiğim pilatesin ilk evreleriyle ilgili DVD’im yakında piyasaya çıkacak. Bu DVD’yi doğru takip edip uygulayanlar 30 seansta (saatte) kendilerindeki değişimi fark edebilecekler, karın ve kalça bölgelerinden zayıflayacaklar. Yaza formda girmek istiyorlarsa düzenli beslenme ve pilates yapsınlar.”

null

Stresten Uzak ve Daha Zinde Yaşamak İçin

Pilates zihin ve beden egzersizleri açısından yogayı geride bırakmaya başladı. Stott Pilates tekniği ile yapılan egzersizler, vücuda esneklik ve sağlık kazandırırken, bedenin kendini iyi hissetmesini ve stresten uzaklaşmasını sağlıyor. Stott Pilates çalışmalarında, profesyoneller için geliştirilen profesyonel egzersizlerde, modern anatomi bilgisi ve doğru egzersiz bilimi bir araya getirilerek, pilates egzersizlerine güvenli ve çağdaş bir yaklaşım sağlanıyor.

Pilates’de her bir egzersizin çok kez tekrarı yerine daha az sayıda, tam, kontrol ve belirli bir biçim içinde uygulanması tercih edilir. Joseph Pilates 500 belirli egzersiz tasarladı. Ona göre zihinsel ve fiziksel sağlık birbiri için gerekliydi. Hareketler akıcıydı ve nefes, kontrol ve konsantrasyonla birleştirilmişti. Sonuç artan esneklik, güç, beden farkındalığı, enerji ve gelişmiş zihinsel konsantrasyondur. Pilates ayrıca daha iyi sonuçlar alabilmek için egzersizinin beş ana aletini de tasarlamıştı. Karın, alt sırt ve kaba etler vücudun geri kalanının özgürce hareket etmesi için destekleniyor ve güçlendiriliyor Pilates programında.

Pilates uygulayıcıları eğitimlerinde, güç ve esneklik inşa edebilmek için kendi vücut ağırlıklarını kullanmaktadırlar. Bunu yüksek düzeyde kardiovasküler egzersiz üzerine yoğunlaşmadan gerçekleştirmeyi hedeflerler. Günümüzde Pilates pek çok fizyoterapist tarafından rehabilitasyon sürecinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.

Pilates Prensipleri

1. Konsantrasyon

Pilates egzersizlerinde konsantrasyon esastır.Vücudun her parçası bir uyum içinde ve doğru duruşları muhafaza ederek hareket etmelidir. Bunları yaparken imgelemeleri kullanmak konsantrasyon ve hareketleri hissetmek açısından önem kazanır. Aynı zamanda hareketin içinde olmak, hissetmek, imgeleme yapmak beyni ,günlük hayattan uzaklaştırdığı için de rehabilitasyon edici ve rahatlatıcı bir etki de sağlamaktadır.

2. Nefes

Pilates egzersizlerinde nefes hayati önem taşımaktadır.Nefesin alındığı ve verildiği konumlar, hareketten harekete dikkatle takip edilmelidir. Nefesin alınışı burundan içeri akarcasına ,derin ve verilişi ise ağızdan sesli ve iç geçirircesine olmalıdır.

3. Kuvvet

Beden kuvvetinin arttırılması, karın, bel, kalça bölgelerinin birbirleriyle desteklenen ve artan gücü sayesinde sırt, omurga bütünü, bel, kuyruk sokumu ve pelvik bölgeyi iyice dirençli hale getirmektedir. Kontrol edilebilirliği artan beden doğuma daha hazır ve doğum sonrasında daha kolay toparlanabilir olacaktır. Hamilelik boyunca değişen vücut dengesi boyunda, omuzlarda, sırtta, belde, kuyruk sokumunda pek çok gerilime sebep olacaktır. Bu bölgelerin güçlendirilmesi gerilimleri azaltacak ve gerilimlerin yaratacağı rahatsızlıkları da engelleyecektir. Karın kaslarının omurgaya yakın durmasını sağlayan pilates egzersizleri ile doğum sonrasında karnın düzleşmesi, sıkılaşması daha kolay olduğu gibi, bel bölgesi de incinmelere karşı daha dayanıklı olacaktır.

4. Hareket Akışı

Pilates egzersizlerinde hareketlerde keskin geçişler ve sertlikler yoktur. Hareketler sürekli ve ağır akan devinimler halinde ve kontrollü olarak yapılır. Bu devinimleri süreğen bir şekilde yaparken, nefesin kullanımı ve imgeleme ile konsantrasyonun bütünlüğü, pilatesden alınabilecek sonuçların mükemmelliği ile doğru orantılıdır.

5. Gevşeme

Pilates egzersizlerinde tüm prensipler birbirini dengelemekte ve büyük önem taşımaktadır. Ama gevşeme, özellikle hamilelikte daha da önemlidir.. Hamilelik ruhsal olarak fazlasıyla yıpratıcı olabilir, hassasiyet fazladır. Gevşeme ile beraber, imgelemeler ile dikkatin harekete ve hareketi yöneten gövde bölümüne odaklanması, nefesin akışıyla bir uyum içinde olmasıyla sağlanan rehabilitasyon, meditatif olarak anne adayını daha da rahatlatır ve dinginleştirir.

6. Ve Bir Kural

Konuya hakim bir eğitmen gözetiminde olmadan, hareketleri yapmaya çalışmak büyük risktir. Bel bölgesi ve omurga, leğen kelimi, bilekler, dizler ve bütünüyle beden, hormon değişimi nedeniyle sakatlanmalara oldukça müsait hale gelmiştir. Yanlış yapılan uygulamalar, beli ve kuyruk sokumunu, sırtı, boyunu sakatlayabilir. Özellikle bel bölgesinde geri dönüşü zor zedelenmeler olmaması için çok dikkat ve kontrollü hareket gereklidir.

Recep İvedik 2 Yolda

Komedyen Şahan Gökbakar’ın seyirci ve hasılat rekorları kılan filmi “Recep İvedik”in ikinci bölüm çekimlerine başlandı. Alınan bilgiye göre, senaryosunu Şahan Gökbakar, Serkan Altuniğne ve Togan Gökbakar’ın yazdığı, yönetmenliğini de yine Togan Gökbakar’ın yaptığı filmin 12 Şubat 2009 tarihinde vizyona girmesi planlanıyor. Televizyon şovlarındaki skeçleriyle izleyicilerin beğenisini toplayan ve geçen yıl beyaz perdeye “Recep İvedik” karakterini uyarlayan Şahan Gökbakar’ın yeni filminde, İvedik’in birbirinden komik durumlar yarattığı şehir hayatı anlatılıyor.

null

Yapımcılığını Faruk Aksoy’un üstlendiği filmde, Şahan Gökbakar’ın yanı sıra Gülsen Özbakan, Efe Babacan ve Çağrı Büyüksayar rol alıyor.

Bir Çocuğun Ağzıyla: Siz Büyüklere Bizi Anlatmak

Biz çocuklar, her zaman anne-baba olmanın dünyanın en zor işi olduğunu duyarak büyüdük. Anne-babanın mesaisi yok, emekliliği yok, karşılıksız severler, uykusuz geceler, harcadıkları emeğin tarifi mümkün değil, aynı zamanda da maddi olarak karşılığı yok vs. vs.

null

Peki ya evlat olmak?

Hayatını çocuğuna göre değiştirmeye karar vermiş (mi?) bir anne-babanın (toplumun beklentisi ve etkisiyle) evladının da hayatını kendi beklentisine veya isteklerine göre değiştirmesini talep etmesi, baskılaması, duygu sömürüsü, kimi zaman da tehdit ederek anne-babalığının bütün gücünü kullanması nasıl açıklanabilir?

Haydi, çocukken yani ihtiyacı varken yedirirsin, içirirsin, giydirirsin ve onun adına kararlar alırsın.

Ama zamanla buna alışırsın ve hep bu evladın hayatıyla ilgili kararları almaya devam etmek istersin.

Aslında çocuklarla ilişkilerde, evlat rolünün ne kadar belirleyici olduğunu yani kendi anne-babalarımız, bizim onları ve kendimizi algılayışımız, bugünkü anne-babalık rollerimizin temellerini oluşturmaktadır.

Çocuklardan beklentilere şöyle bir bakacak olursak; bu beklentilerin, çocukluğumuzun ve kendi anne-babalarımızdan kısaca kendi hikâyemizden hiç de bağımsız olmadığını görürüz.

Nasıl mı? İşte size birkaç örnek… Benim hiç pırıltılı oyuncaklarım olmadı, bari onun olsun, ben okuyamadım, o okusun, ailem çok otoriterdi, ben olmayacağım, benim gibi içedönük olmasın, kendini ifade etsin ezilmesin, benim gibi çabuk olsun, benim gibi cesur olsun, benim gibi istemediği mesleği seçmek zorunda kalmasın, sanatçı olsun, sporcu olsun, o olsun bu olsun.

Pratikte bu cümleler ben ile başlamaz. Ben cümlenin içinde gizli özne bile değildir ama vardır. Cümleler genelde çocuğum ile başlar. Aslında cümlenin “ben” ile başladığının anne-baba da çok farkında değildir. Ancak çoğunlukla anne-babaların sorun diye tanımladıkları davranış biçimlerinde ya da beklentilerinde kendi açmazları saklıdır.

Anne-babaların elbette çocuklarıyla ilgili beklentileri olacaktır ve elbette sorunlar yaşanacaktır. Bu da son derce sağlıklıdır. Ama anne-baba, beklentilerini gözden geçirmek ve gerçekçi olmak zorundadır. Bu beklentiler öncelikle ebeveynin ihtiyacını karşılıyorsa, ortada bir problem var demektir. İşte bu noktada çok önemli bir ayrıntı, gözden kaçmaktadır.

null

Çocuğun ihtiyacı

Acaba o, anne-babasının istediklerini ne kadar istiyor ya da ne kadarını yapmaya gücü yeter? 

Anne-babaların beklentilerinin ve çocukları için yaşları büyüse de ısrarla almaya devam ettikleri kararların, zamanla çocuk için nasıl bir basınç oluşturduğunu ve onların bu basınç altında nasıl da ezildiklerini tahmin etmek güç değil.

Sevgili anne-babalar, önümüzdeki günlerde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi bir not kâğıdına sıralasanız ve vakit buldukça bunların kimin ihtiyacı olduğuna bakabilseniz diyorum. Hangileri çocuğunuzun gerçeği ile örtüşüyor? Hangileri aslında ben ile başlayan beklentiler? Hatta biraz daha vaktiniz olursa sizin anne-babalarınızın sizden beklediklerini de sıralayın. Hangileri sizin gerçeğiniz ile örtüşüyor? Hangileri aslında onların ihtiyaçları?

Belki o zaman evlat olmak ve anne-baba olmak kavramları üzerinden yeni bir anne-baba rolü yaratma yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.

null

Ne dersiniz?

  • Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değildirler,
  • Onlar kendilerini özleyen hayatın oğulları ve kızlarıdırlar,
  • Sizler aracılığı ile dünyaya gelmişlerdir ama sizin değildirler,
  • Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler,
  • Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla,
  • Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz,
  • Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları kendinize benzetmeye hiç kalkmayın,
  • Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir,
  • Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız,
  • Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir ve oklarını en uzağa eriştirebilmek için kendi gücüyle sizleri gerer ve yay gerenin elinde seve seve bükülür,
  • Çünkü oku atan o güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar, elindeki sağlam yayı da sever.

 

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim sevgili büyüklerim

[Kaynak: tavlakoyu.com]

null

null

2008′in Unutulmayacak Olayları

6 Ocak

  • Gürcistan’da Mihail Saakaşvili ikinci kez devlet başkanı seçildi, 20 Ocak’ta yemin etti.

16 Ocak

  • Özbekistan’da Devlet Başkanı İslam Kerimov, 3. kez devlet başkanı olarak yemin etti.

23 Ocak

  • Irak’ın Musul kentinde düzenlenen saldırıda 60 kişi öldü, 280 kişi yaralandı.

24 Ocak

  • İtalya Başbakanı Romano Prodi, senatoda güven oylamasını kaybetmesinden sonra istifa etti.

1 Şubat

  • Irak’ın başkenti Bağdat’ta pazar yerinde iki kadının düzenlediği intihar saldırılarında 98 kişi öldü, 208 kişi yaralandı.

3 Şubat

  • Sırbistan’da Boris Tadiç devlet başkanı seçildi.

17 Şubat

  • Kosova bağımsızlığını ilan etti. Kosova’nın bağımsızlığını aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 50′den fazla ülke tanıdı.
  • Afganistan’ın güneyinde, Kanada askeri konvoyunun hedef alındığı bombalı saldırıda 38 sivil öldü.
  • Pakistan’ın suikasta kurban giden eski Başbakanı Benazir Butto’nun partisi Pakistan Halk Partisi, parlamento seçimlerinden zaferle çıktı.

19 Şubat

  • Küba lideri Fidel Castro, devlet başkanlığını bıraktığını açıkladı.

24 Şubat

  • Raul Castro, ağabeyi Fidel Castro’nun yerine devlet başkanı oldu.

3 Mart

  • Rusya’da devlet başkanı seçimini Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitriy Medvedev yüzde 70,28 oranında oy alarak kazandı. Medvedev 7 Mayıs’ta yemin etti.

6 Mart

  • Bağdat’ta düzenlenen saldırıda 68 kişi öldü, 150′den fazla kişi yaralandı.

9 Mart

  • İspanya’da yapılan genel seçimde sosyalist Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero yeniden seçildi.

10 Mart

  • Malezya Başbakanı Abdullah Ahmed Bedevi, 5 yıllık yeni dönem başbakanlığı için yemin etti.

15 Mart

  • Hu Cintao, Çin Ulusal Halk Meclisi tarafından yeniden devlet başkanlığına seçildi.

17 Mart

  • Irak’ın Kerbela kentinde düzenlenen intihar saldırısında 52 kişi öldü.

24 Mart

  • Pakistan’ın öldürülen muhalefet lideri Benazir Butto’nun müttefiki Yusuf Ziya Gilani, Pakistan Ulusal Meclisi tarafından başbakanlığa seçildi.

6 Nisan

  • Karadağ’da Devlet başkanı Filip Vuyanoviç, bu göreve yeniden seçildi.

9 Nisan

  • Ermenistan’da Serge Sarkisyan devlet başkanı olarak yemin etti.

10 Nisan

  • Nepal’de Maocu gerillaları siyasi sürece dahil eden tarihi seçimler yapıldı.

15 Nisan

  • Irak’ın başkenti Bağdat’ta ve dışında düzenlenen bombalı saldırılarda bir günde 60′a yakın kişi yaşamını yitirdi.

17 Nisan

  • Kenya’da muhalefet lideri Raila Odinga başbakan oldu.

28 Nisan

  • Çin’in doğusunda iki yolcu treninin çarpışması sonucu 71 kişi öldü, 400′den fazla kişi yaralandı.

1 Mayıs

  • Somali’nin orta kesimlerinde düzenlenen Amerikan hava saldırısında bu ülkedeki El Kaide’nin önde gelen lideri Haşi Ayro öldürüldü.
  • Irak’ın başkenti Bağdat’ın kuzeydoğusunda bir düğün alayına düzenlenen iki intihar saldırısında 35 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.

8 Mayıs

  • İtalya’da Silvio Berlusconi başbakan olarak yemin etti.

20 Mayıs

  • Tayvan’da mart ayında yapılan seçimleri kazanan Ma Ying-jeou, devlet başkanı olarak yemin etti.

21 Mayıs

  • Gürcistan’da genel seçimler yapıldı. Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’nin iktidardaki Ulusal Birleşik Hareketi, 150 sandalyeden 119′unu kazandı.

25 Mayıs

  • Lübnan’da Genelkurmay Başkanı Mişel Süleyman devlet başkanı oldu. Ülkeyi iç savaşın ucuna getiren kriz böylece sona erdi.

28 Mayıs

  • Nepal’de milletvekilleri, 239 yıllık monarşiyi feshederek, cumhuriyet ilan etti.

7 Haziran
null

  • Euro 2008 başladı. 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası, 3. kez finalde mücadele eden İspanya´nın şampiyonluğu ile sona ererken, 44 yıl aradan sonra kupaya uzanan İspanya, istatistiklerde de ilk sıralarda yer aldı. İspanya’dan David Villa 4 golle turnuvanın gol krallığını elde etti. Villa, şampiyonada bir maçta 3 gol atan tek oyuncu unvanını da kazanırken, Rusya karşısındaki 4 golden üçüne imza atmayı başardı. İspanyol oyuncu diğer golünü ise grup maçında İsveç’i 2-1 yendikleri mücadelede kaydetti. Gol kralı David Villa’nın ardından 3’er golle Semih Şentürk (Türkiye), Hakan Yakın (İsviçre), Roman Pavlyuchenko (Rusya) ve Lukas Podolski (Almanya) sıralandı. Finallerde oynanan 31 karşılaşmada, toplam 77 gol atılırken, maç başına 2.48 gol ortalamasına ulaşıldı. 12 golle ilk sırada yer alan İspanya’nın ardından Hollanda ve Almanya 10’ar, Türkiye ise 8 golle şampiyonayı tamamladı. Turnuvaya katılan 16 takım da gol atarken, Avusturya, Fransa, Yunanistan, Polonya ve Romanya 1’er gol kaydedebildi. Portekiz’in ev sahipliğinde 2004 yılında organize edilen 12. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda da toplamda 77 gol atılmıştı. İspanya ile şampiyonluk kupasına uzanan, Fenerbahçe’nin yeni sezondaki teknik direktörü Luis Aragones, turnuvayı kazanan en yaşlı teknik adam unvanını elde etti.

10 Haziran

  • Sudan’da bir uçak Hartum’a indiktan sonra pistten çıkarak havaalanının ışıklandırmalarına çarptı, 30 kişi öldü.

13 Haziran

  • Tayvan ve Çin, yaklaşık 60 yıl sonra birbirlerinin topraklarında daimi bürolar kurma konusunda anlaştı.

17 Haziran

  • Bağdat’ın El Hürriye mahallesinde bir pazar yeri yakınında düzenlenen saldırıda 51 kişi öldü, 75 kişi yaralandı.

22 Haziran

  • Irak’ın Bakuba kentinde düzenlenen intihar saldırısında 16 kişi öldü.

29 Haziran

  • Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe, 6. kez devlet başkanlığı için yemin etti.

2 Temmuz

  • Kolombiya’daki Devrimci Silahlı Güçler Cephesi (FARC) tarafından 6 yıldır rehin tutulan eski devlet başkanı adayı Ingrid Betancourt kurtarıldı. Kolombiya askerlerinin düzenlediği operasyonda, Betancourt ile aralarında 3 Amerikalı’nın da bulunduğu 14 rehine özgürlüğüne kavuştu.

7 Temmuz

  • Afganistan’ın başkenti Kabil’deki Hindistan Büyükelçiliği yakınında düzenlenen intihar saldırısında 60′tan fazla kişi öldü.

13 Temmuz

  • Militanların, Afganistan’ın Pakistan sınırı yakınındaki bir Amerikan üssüne düzenlediği saldırıda 9 Amerikan askeri öldü, 15′i yaralandı. Amerikan güçleri Afganistan’da son üç yıldaki en büyük kaybını verdi.

21 Temmuz

  • Sırp lider Rodovan Karadziç, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da sahte kimlikle yakalandı. BM’nin Uluslararası Yugoslavya Ağır Ceza Mahkemesi’ne teslim edilen Karadziç hakkında, başta soykırım olmak üzere 11 ayrı dava bulunuyor.

22 Temmuz

  • Kongo’nun kuzeyinde geminin batması sonucu 47 kişi öldü, en az 100 kişi kayboldu.

27 Temmuz

  • Kamboçya’da Başbakan Hun Sen’in iktidar partisi, genel seçimlerde büyük zafer elde etti.

28 Temmuz

  • Irak’ta polisin kadın olduğunu düşündüğü intihar bombacılarının, Bağdat’ta Şii hacı adaylarına ve ülkenin kuzeyinde Kürtlerin protesto gösterisine düzenlediği saldırıda toplam 57 kişi öldü, 300′e yakın kişi yaralandı.

2-7 Ağustos

  • Gürcü birlikleri ve Oset birlikleri arasında çıkan çatışmalar giderek şiddetlenmeye başladı.

3 Ağustos

  • Hindistan’daki bir Hindu tapınağında çıkan izdihamda 145 kişi öldü.

7-8 Ağustos
null

  • Gürcistan, tek yanlı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya’da “anayasal düzeni yeniden sağlama” operasyonu başlattı. Bunun üzerine Rusya ile Gürcistan arasında savaş çıktı. Çatışmalar nedeniyle 30 binden fazla sivil mülteci durumuna düştü. Çatışmalarda çeşitli kaynaklara göre bin 700 civarında sivil hayatını kaybetti. Rus kaynaklarına göre 71 Rus askeri öldü ve 340′ı yaralandı. Gürcü tarafından da 146’sı asker, 69′u sivil olmak üzere 215 kişi yaşamını yitirdi. Rus birlikleri, Fransa’nın arabuluculuğunda sağlanan ateşkes anlaşmanın ardından Gürcü topraklarında oluşturduğu tampon bölgeden çekildi.

8 Ağustos
null

  • 2008 Olimpiyatları Pekin’de Başladı. 205 ulkeden 10 bin 500 sporcunun 24 Agustos’a kadar mucadele edecegi olimpiyatlarda 28 bransta 302 altin madalya dagitilacak. Pekin’de olimpiyatlar icin 25 milyar dolar harcanirken bu rakamin bir rekor olduğu belirtildi. Oyunlarda evsahibi Çin 639 Amerika ise 536 sporcu ile katilimda başı çekiyorlar. Olimpiyatları izlemek icin ABD Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’de Pekin’e geldi. Pekin’de diplomatik görüşmelerin hızlandığı da dikkat çekti.

15 Ağustos

  • Paraguay’da solcu Fernando Lugo, devlet başkanı olarak ülkede 60 yıldır devam eden tek parti iktidarına son verdi.
  • Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, çatışmaların ardından Rusya ve Gürcistan arasında yapılan ateşkesi imzaladı.

16 Ağustos

  • Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Rusya-Gürcistan ateşkesini imzaladı.

18 Ağustos

  • Pakistan’da 1999′da kansız bir darbeyle Navaz Şerif’i deviren ve o yıldan bu yana iktidarda olan Devlet Başkanı Pervez Müşerref istifa etti.

20 Ağustos

  • İspanya’nın başkenti Madrid’deki Barajas havaalanında Spanair’e ait yolcu uçağı düştü, 154 kişi öldü. Madrid Özerk Yönetimi, 3 günlük yas ilan edildiğini duyurdu.
  • ABD ve Polonya, Polonya’ya Amerikan savunma üssü kurulmasına ilişkin anlaşma imzaladı.

24 Ağustos

  • Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Itek Air’e ait Boeing 737 tipi yolcu uçağı kalkıştan bir süre sonra teknik bir arıza nedeniyle düştü, 65 kişi öldü. Kaza, Kırgızistan havacılık tarihinin en kanlı kazalarından biri oldu.

25 Ağustos

  • Rusya parlamentosu alt kanadı Duma ve üst kanadı Federal Konsey, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının tanınması yönündeki yasa teklifini oy birliğiyle kabul etti.
  • Tayland’da muhalifler başbakanlık makamının bulunduğu Hükümet Sarayı’nı bastı.

26 Ağustos

  • Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Soçi’de yapılan güvenlik konseyi zirvesinin ardından Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarının tanınmasını öngören yasayı onayladı.

1 Eylül

  • Japonya’da Başbakan Yasuo Fukuda istifa etti.

8 Eylül

  • Çin’in kuzeyinde yasa dışı olarak işletilen maden ocağında meydana gelen toprak kaymasında 260 kişi öldü.

9 Eylül

  • Pakistan’ın suikasta kurban giden eski başbakanlarından muhalefet lideri Benazir Butto’nun eşi Ali Asıf Zerdari, devlet başkanı oldu.
  • Çin’de zehirli süt tozu skandalı patlak verdi. 6 bebek hayatını kaybederken, 300 binden fazla bebek hastalandı.

10 Eylül
null

  • Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” (LHC), 13,7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama’dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek amacıyla faaliyete geçirildi. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”yla yapılan deneyin ilk aşaması başarıyla tamamlandı. Arızalanan tünelde uzmanların onarıma başlayabilmeleri için, ısının mutlak sıfır düzeyinden olağan düzeylere yükseltileceğini belirten sözcü, bu ısınma sürecinin haftalar alacağını belirtti. Maddenin yapı taşlarını anlamayı amaçlayan deneylerin yapıldığı dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcı tüneli Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, onarımlar ve kışın planlanan ara nedeniyle bahara kadar kapalı kalacak.

17 Eylül

  • Yemen’in başkenti Sana’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıda biri Amerikalı, 6’sı militan 19 kişi öldü.

18 Eylül

  • Tayland’da Somçai Vongsavat başbakan oldu.

20 Eylül

  • Pakistan’ın İslamabad kentindeki Marriott Oteline boma yüklü kamyonla düzenlenen saldırıda aralarında Çek büyükelçinin de bulunduğu 53 kişi öldü, 270 kişi yaralandı.

21 Eylül

  • Güney Afrika Devlet Başkanı Thabo Mbeki, görevinden istifa etti. Görev süresi 2009 yılının Nisan sonunda biten Mbeki hakkında yolsuzluk iddiasında bulunulmuştu.
  • İsrail Başbakanı Ehud Olmert, hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları nedeniyle istifasını Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sundu. Kadima’nın lideri Tzipi Livni, Cumhurbaşkanınca verilen yeni kabine kurma çalışmalarında başarılı olamayınca, ülkede 10 Şubat 2009′da erken seçime gidilmesi kararı alındı.

25 Eylül

  • Çin, üçüncü insanlı uzay seferini, “Uzun Yürüyüş” (Çan Cıng) roketini ateşleyerek başlattı. Çin’in tamamen kendi imkanıyla uzaya yolladığı üçüncü yörünge kapsülündeki astronotlardan Cai Ciang, uzayda yürüdü.

6 Ekim

  • Nobel Tıp Ödülü’nü Alman Harald zur Hausen, Fransız Françoise Barre-Sinoussi ve Luc Montagnier kazandı. İki Fransız bilim adamı AIDS’e neden olan HIV’i, Alman bilim adamı da rahim ağzı kanserine yol açan İnsan Papilloma Virüsü (HPV) keşifleriyle bu ödüle layık görüldü.

7 Ekim

  • Japon bilim adamları Makoto Kobayaşi ve Toşihide Maskawa ile Amerikalı bilim adamı Yoichiro Nambu, Nobel Fizik Ödülünü kazandı. Amerikalı bilim adamı Nambu atom fiziğinde kendiliğinden kırılan simetri olarak adlandırılan mekanizmayı keşfinden dolayı, Kobayaşi ve Maskawa’nın ise doğada maddenin en küçük parçasının en az üç familyasının varlığını tahmin eden kırılmış simetrinin kökenini keşifleri nedeniyle ödülü aldı.

8 Ekim

  • Nobel Kimya ödülüne floresan proteinlerle ilgili çalışmaları nedeniyle Amerikalı bilim adamları Roger Tsien ve Martin Chalfie ile Japon bilim adamı Osamu Shimomura layık görüldü.

9 Ekim

  • Nobel Edebiyat Ödülü’nü Fransız yazar Jean-Marie Gustave Le Clezio kazandı.

10 Ekim

  • Finlandiya’nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, BM temsilcisi olarak Kosova gibi dünyanın önemli sorunlarında gösterdiği olağanüstü başarılarından ötürü Nobel Barış Ödülü’nü aldı.

13 Ekim

  • Nobel Ekonomi Ödülü’nü Amerikalı Paul Krugman aldı. İsveç Bilimler Akademisi ödülün gerekçesi olarak, Krugman’ın, “ekonomik aktivitenin lokasyonu ve ticaretin yapısı konusundaki analizlerini” gösterdi.

15 Ekim

  • Suriye ile Lübnan arasında diplomatik ilişki kuruldu. İki ülke arasında, 1940′lı yıllarda Fransa’dan bağımsızlıklarını kazanmasında bu yana diplomatik ilişki bulunmuyordu.

26 Ekim

  • Amerikan helikopterleri, Suriye topraklarına saldırı düzenledi, 8 kişi öldü.

29 Ekim

  • Pakistan’ın güneybatısında meydana gelen 6.4 büyüklüğündeki depremde 215 kişi yaşamını yitirdi.

null
4 Kasım

  • ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adayı Barack Obama, ABD tarihinin 44. başkanı seçildi ve ilk siyahi başkan olarak tarihe geçti.

8 Kasım

  • Endonezya’da 2002 yılında düzenlenen, 202 kişinin öldüğü Bali saldırılarının 3 sorumlusu idam edildi.

10 Kasım

  • Bağdat’da düzenlenen iki saldırıda 28 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.

11 Kasım

  • Muhammed Naşid, Maldivlerin demokratik yollarla seçilen ilk devlet başkanı oldu.

15 Kasım

  • Somalili korsanlar Kenya açıklarında Suudi petrol tankeri Sirius Star’ı kaçırdı. Bunun ardından bölgedeki denizlerde korsanlık olayları hızla arttı.

22 Kasım
null 

  • Kanada’nın Alberta eyaletinin kuzeyine göktaşı düştü. Alberta yerel saatiyle olayda, gökyüzü bir anda gündüz gibi aydınlanırken, şiddetli patlama sesi duyuldu. Düşen göktaşının sebep olduğu aydınlanma, Manitoba ve Saskatchewan eyaletlerinin Alberta sınırına yakın bazı şehirlerinde de görüldü. Edmonton İlkyardım Koordinasyon Merkezi’nden Pierre Bolduc, şehir sakinlerinden yüzlerce ihbar telefonu aldıklarını belirterek, “Merkezi arayanların kimi büyük bir uçağın yanarak düşüp infilak ettiğini, kimi bomba patladığını, kimi de büyük bir yangın olduğunu haber verdiler. Biz de ilkönce şaşırdık ama ilgili yerlerden bilgi gelince halkı rahatlattık” dedi. Kanada Kraliyet Astronomi Topluluğu üyesi Edmontonlu gökbilimci Alister Ling, göktaşının düşüşünü baştan sona kaydettiğini ve görüntüleri Alberta Üniversitesi bilim insanları ile inceleyeceklerini söyledi. Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP) yetkilileri de, ateştopu halinde yere çakılan ve “meteorit” haline gelen göktaşının büyüklüğü ve özellikleri ile ilgili bilgilerin, Alberta Üniversitesi’nin yapacağı incelemeden sonra kamuoyuna açıklanacağını belirttiler.

26-29 Kasım

  • Hindistan’ın Mumbai kentinde silahlı bir grup, Tac Mahal ve Oberoi/Trident otelleriyle bir gar ve bir hastaneye saldırdı. Terör saldırılarında 200′e yakın kişi öldü, 300′den fazla kişi yaralandı. Saldırıların sorumluluğunu Deccan Mücahidin adlı bir örgüt üstlendi. 20 kadar kişi tutuklandı. Hindistan ve ABD saldırıları Pakistan’da üslenen Leşker-i Tayyibe grubunun yaptığını iddia etti. Saldırıların ardından Hindistan ve Pakistan’ın arası yeniden gerildi.

27 Kasım

  • Irak’taki Amerikan askerlerinin statüsüne ilişkin ABD-Irak Güvenlik Anlaşması (SOFA), Irak meclisinde kabul edildi.

2 Aralık

  • Tayland’da muhalifler, Başbakan Somchai Wongsawat’ın, anayasa mahkemesinin partisini kapatma ve kendisine siyaset yasağı getirme kararını kabul etmesinin ardından eylemlerini bitireceklerini açıkladı. Eski başbakan Thaksin Şinavatra’nın kansız bir darbeyle başbakanlıktan indirilmesinin ardından Aralık 2007′de yapılan seçimlerin ardından Somchai Wongsawat başkanlığında 6 partili bir koalisyon hükümeti kurulmuştu. Hükümetin kurulmasının hemen ardından muhalefetteki Halkın Demokrasi İttifakı, Somchai başkanlığında kurulan 6 partili koalisyon hükümetini seçimlerde yolsuzluk yapıldığı ve “Thaksin’e bağlı kukla bir hükümet olduğu” gerekçesiyle protesto ederek ülke çapında eylemler başlatmıştı. Bu eylemler çerçevesinde Hükümet Sarayını basan eylemciler, haftalar süren sokak gösterilerinin ardından Suvarnabhumi ve Don Muang havaalanlarını işgal etmiş ve parlamentoyu kuşatmıştı.

4 Aralık

  • Irak Devlet Başkanlığı Konseyi 4 Aralık’ta Amerikan askerlerinin Irak’tan 2011′in sonuna kadar tamamen çekilmesini öngören Irak-ABD güvenlik anlaşmasını onayladı.
  • Irak’ın Felluce kentinde düzenlenen iki intihar saldırısında 19 kişi öldü, 43 kişi yaralandı.
  • Zimbabve’de bine yakın can alan kolera salgını yüzünden olağanüstü hal ilan edildi.

6 Aralık

  • Atina’da 16 yaşındaki Aleksis Grigoropulos’un polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesinin ardından şiddet olayları ve çatışmalar çıktı. Olaylar kısa zamanda tüm Yunanistan’a yayıldı. Grigoropulos 9 Aralık’ta toprağa verildi.

11 Aralık

  • Irak’ın Kerkük kenti yakınındaki bir lokantada düzenlenen intihar saldırısında 45 kişi öldü, 93 kişi yaralandı.

12 Aralık

  • Eski Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos akciğer kanserine yenik düştü. Papadopulos 15 Aralıkta toprağa verildi.

14 Aralık
null

  • Iraklı bir gazeteci, ülkeyi ziyaret eden ABD Başkanı George Bush’a basın toplantısı sırasında ayakkabılarını fırlattı.

15 Aralık

  • Tayland’da muhalefetteki Demokrat Parti’nin lideri Abhisit Vejjajiva, parlamentoda başbakanlığa seçildi.
  • Filipinler’in kuzeydoğusunda, içinde yaklaşık 100 yolcunun bulunduğu feribotun alabora olması sonucu en az 22 kişi öldü, 34 kişinin kayıp olduğu bildirildi.

17 Aralık

  • Bangladeş’te yaklaşık 2 yıldır uygulanmakta olan olağanüstü hal 29 Aralık’taki genel seçimler öncesinde kaldırıldı.

18 Aralık

  • Zimbabve’de koleradan ölenlerin sayısının bini aştığı bildirildi.
Ve Diğer Önemli Olaylar
  • Nijerya’da 84 yaşındaki Muhammedu Bello Masaba, 86 eşinden 82’sini şeriat uyarınca boşamayı kabul etti. Şeriat mahkemesi Masaba’dan, şeriat kanunları erkeklerin 4′ten fazla evlenmelerine izin vermediği için eşlerinin 82’sini boşamasını istedi. Verilen sürede Masaba, eşlerini boşamadığı için gözaltına alındı. Eşlerinin sayısını 4′e indirmeye ilkin yanaşmayan Masaba, din adamlarıyla yaptığı son müzakere sonunda 4 eşli olmayı kabul etti.
  • Brezilya’da, içine yerleştirilen küresel yer belirleme sistemi (GPS) sayesinde erkeklerin eşlerinin yerini bulmasını sağlayan korseler 800-1100 dolardan satışa sunuldu.
  • Yunanistan’da, hava kontrol bölümünde çalışan kişinin uyuyakalması yüzünden, inmeyi bekleyen iki uçak “havada asılı kaldı.” Havaalanı müdürünün uykuya dalan kişinin arkadaşını aramasıyla, uçaklar yarım saat havada bekledikten sonra indi.
  • Lübnan’da, balık lokantasında çalışan oğluna yardım eden kadın, bir istiridyenin içinde 26 inci buldu.
  • ABD’de, 10 yıl önce cinsiyet değiştirerek tamamen erkek görünümüne kavuşan Thomas Beatie, sağlıklı bir kız dünyaya getirdi. Beatie, 2. bebeğine hamile.
  • Polonya’da, bir demiryolu bekçisi, 45. yaş gününü kutlarken fazla alkol alıp hemzemin geçitte araçları “içinden geldiği gibi” durdurunca tutuklandı.
  • ABD’nin Oregon eyaleti sahilinde bir genç kızı, romantik bir ortamda evlenme teklifi alacağı sırada dalgalar kaptı.
  • Güney Kore’de bir kadın, estetik saplantısı yüzünden yüzüne yemeklik yağ enjekte ettirince tanınmaz hale geldi.
  • Endonezya’da, 15 yaşındayken kazara dizini kesmesinden sonra vücudu beklenmedik ve kontrol altına alınamayacak şekilde “ağaçlaşmaya” başlayan ve “ağaç adam” lakabını alan Dede adlı 37 yaşındaki bir kişi, artık ellerini kullanabiliyor. Kollarındaki kabuğa benzeyen derinin alındığı operasyondan sonra, yardım almadan yemek yiyebilen, su içebilen ve cep telefonuyla mesaj yollayabilen Dede, artık evlenmek istiyor.

Miss World 2008 Ksenya Sukhinova

Bu yılki Dünya Güzellik yarışması Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Johannesburg kentinde yapıldı. Yarışmaya, yaşları 17 ile 25 arasında değişen 108 yarışmacı katıldı. Güzeller yarışmanın başında Güney Afrika ve Jamaikalı modacıların tasarladığı elbiselerle defile yaptı.

Miss Turkey Leyla Lidya Tuğutlu

Türkiye’yi, mart ayında “Miss Turkey” seçilen Leyla Lidya Tuğutlu‘nun temsil ettiği yarışmada 108 yarışmacıyı geride bırakan Rus güzeli, tacını giydi. Geçen yılın Miss World’ü, Çinli Zhang Zi Lin‘di.

Yaşları 17 ile 25 adasında değişen güzeller, sonuçlar açıklanmadan önce Güney Afrika ve Jamaikalı modacılar tarafından tasarlanan elbiselerle defile yaptı. Güzeller, kasım ayı ortalarında Güney Afrika Cumhuriyeti’ne gitmişlerdi.

Dünya güzeli Sibiryalı Rus Ksenya Sukhinova 21 yaşında ve 1.78 metre boyunda. Rus Güzel Petrol mühendisliği eğitimi alıyor. Hindistan güzelinin ikinci seçildiği yarışmada, üçüncülüğe Trinidad ve Tobago güzeli layık bulundu.

Miss World Ksenya Sukhinova

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Komik: Atlar Kuaföre Giderse

Belki sevdiğinizle tartıştınız, belki işten geldiniz ve yorgunsunuz, belkide canınız sıkkın. Her ne olursa olsun hayata gülümyerek bakmaya çalışın.

null

Devamı için alta tıklayın…


Biraz Kasın Zararı Olmaz Dimi

Vücut Geliştirme ve Fitness Sporunun 10 Temel Kuralı

1- Doktora Gidin

Şekillenmek sağlıkla başlar . Arabanızı yarıştırmadan önce kaputun altını kontrol etmekten çekinmezsiniz. Öyleyse vücudunuz içinde aynı şeyi yapmaktan korkmayın.

2- Terminolojiyi Öğrenin

“Tekrar”, bir kere (hem kaldırma hem indirme) olarak egzersiz manasına gelir. “Set” tekrarlar grubu. 8′den 12′ye tekrarlı bir set yapmak demek egzersizi bu kadar defa yapmak anlamına gelir.

3- Sıralamayı Önemseyin

Antreman sırası, ilk olarak geniş kasları (bacak, sırt, göğüs, omuzlar) sonra daha küçüklerini (triceps, biceps) çalıştıracak şekilde olmalıdır. Sebebi; Geniş kas gruplarını çalışıran egzersiz vücudu stabilize etmek için küçük kas gruplarınıda devreye sokar. Eğer bu küçük kasları erkenden yorarsanız, geniş kasları çalıştırmak için gereken hareketler sırasında güçlük çeker ve başarısız olursunuz.

4- Bir Yardımcı Kullanın

Ağırlığı baş üstüne kaldırdığınızda emin olmanız için sizi takip eden birini bulundurmak önemlidir. Ayrıca yardımcı birisi size motivasyonda sağlar.

5- Nefes Alış-Verişinizi Düzenleyin

Bir çok insan kaldırma sırasında nefeslerini tutarak hata yaparlar. Bunu yapmak sadece kan basıncını yükseltmez, vücudunuzun enerji harcarken kullandığı oksijen miktarını da kısıtlar. Bunun yerine her egzersiz sırasında, yüke bindiğinizde nefes verin ve yükü boşaltırken nefes alın.

6- Sakin ve Kontrolde Kalmak

Kaldırma sırasında çok hızlı gitmek yada vücudunuzu sağa sola oynatmak antremandan tam verim almanızı engeller ve bu sizi oyalar. Oysa ağırlığı yavaşça almak, çalıştırmak istediğiniz kası ayırır ve yaralanma riskinizi azaltır. Bir ağırlığı kaldırmanız iki saniye, indirmeniz ise dört saniye sürmelidir.

7- Egzersizler Arasında İyi Zamanlama Yapın

Her setten sonra kaslarınız bir daha kaldırana kadar bir süre dinlenmek ister. 60-90 saniye dinlenin ve saati dikkatlice takip edin. Dinlenmeyi çok uzun tutmak kaslarınıza dinlenmesi için zaman verir, bir başka sete çok erken geçmek ise onların görevlerini tam olarak yapmalarına engel olur.

8- Acıya Duyarlı Olun

Esasen bir antreman sırasında veya sonrasında bir acı hissetmek normaldir, bu etkili bir ilerleme olduğunu gösterir. Bir kası normalden fazla kasmak, atık materyallerin yada diğer asitlerin birikmesine sebep olur. Bu yanma duygusunu tecrübe etmek, kaslarınızın ve paranızın karşılığını aldığınızı gösterir. Eğer kramp gireceğini anlarsanız ne yapıyorsanız durun ve kendiliğinden çözülene kadar yavaşça gerdirin. Sonuç olarak herhangi bir olumsuzluk, egzersiz sırasında sürekli bir ağrı veya birkaç gün devam eden ağrılar hissederseniz, durun ve mutlaka doktora gidin.

9- Bir Gün Antreman ve Bir Gün Dinlenme Kuralına Uyun

Kaslar gym’de gelişmez, onlar siz evde oturup tv seyrederken gelişirler. Antremanlar kaslarınızın onlardan ne istediğinizi bilmelerine yardımcı olurlar. Bundan sonra, bir dahaki sefere kadar kendilerini tamir etmek için zamana ihtiyaçları vardır. Bu kas değişimi, kaslar en az 48 saatlik dinlenmeye terk edildiğinde ortaya çıkar. Vücudunuza gelişmesi için yeterli zamanı verdiğinizden emin olmak için antremanlarınızı iki günde bir olacak şekilde programlayın.

10- Gelişmelerinizi Not Edin

Egzersizlerinizin takibini yapmak, geleceğiniz için harcamalarınızı kontrol etmek kadar önemlidir. Sonuçları görmenin en iyi yolu her antremanda kaslarınızı kıyasıya çalıştırmaktır. Fakat bir gün önce onları ne zorlukta çalıştığınızı hatırlamıyorsanız, bunu asla başaramazsınız. Her antreman detayını (ne kadar ağırlık, kaç set veya tekrar vb.) kaydedin ve bir sonraki antremanınıza başlamadan bir önceki çalışmanızı referans alın.

Vücut Geliştirmede Beslenme ile ilgili Tavsiyeler

  1. Daha çok protein yeyin
  2. Antrenmandan sonra daha çok karbonhidrat tüketin
  3. Bir antrenmandan sonra basit şeker tüketin
  4. Bir günde üç büyük öğün yerine altı küçük öğün yeyin
  5. Her öğünde lifli bir şeyler yeyin
  6. Günün son öğününde karbonhidrat alımını yarıya indirin
  7. Son öğününüzden kıstığınız karbondihidratları ya günün ilk öğününde ya da antrenman sonrası öğünde alın.
  8. Kafein, L-Carnitin ve Hidroksisitrik asit’i deneyin

Yoğunluk Çalışması ve Hacim Yapmak (High Intensity Training)

  1. Az ama yoğun çalışmak. Hacim yapmanın en önemli kuralıdır.
  2. Ağır çok ağır çalışın.
  3. Haftada 3 kere çalışın (aynı kası haftada 2 kereden fazla çalıştırmayın).
  4. Büyük kaslar için 8 set*6 tekrar, küçük kaslar için 5*6 yapın.
  5. Aralarda 2-3 dakika dinlenin.
  6. 1 saatten fazla çalışmayın.
  7. 15-20 dk. ısının.
  8. Çok yiyin. (4000 - 5000 kcal, 250-400 gr protein)

İşte sizi yoğunluk çalışmasında kullanabileceğiniz 3 teknik

  1. Tekrarlanan Efor Tekniği
  2. Maksimum Efor Tekniği
  3. Dinamik Efor Tekniği

Vücut Geliştirme Sporunun Tarihçesi

Vücut Geliştirme, (İngilizce’de Body Building) ağırlık kaldırma, kalori alımı ve diğer uygulamaların bir araya getirilmesiyle kas telciklerinin (fibres) geliştirilmesi işlemidir. Bu aktivite ile uğraşan kişiye vücut geliştirmeci (Body Builder) denir.

Vücut geliştirmenin tarihi, taş ve ağaçtan yapılan ve farhanlar (Nallar) denilen el ağırlıklarını (dumbbell veya dambel diye de kullanılır) kullanan atletlerin bulunduğu 11. yüzyıl Hindistan’ına kadar geri gitmektedir. Ancak bu dönemdeki vücut geliştirme, kasların görünümü değil güç arttırımını sağlamak için uygulanmaktaydı.

null

Günümüzdeki şekliyle vücut geliştirmenin ortaya çıktığı dönem 1880 ile 1930 arasıdır. 19. yüzyıldan önce kadar kasların bu şekilde sergilenmesi gibi bir sanat bulunmamaktadır. Bu yıllarda “Modern Vücut geliştirmenin Babası” olarak anılan Eugen Sandow, kas gösterisi performanslarıyla genel izleyici kitlesine vücut geliştirmeyi tanıtmıştır. Menajeri Florenz Ziegfeld kanalıyla sahnede gerçekleştirdiği gösteriler Sandow’un ününü arttırmış ve kendi adıyla tanınan bu ürünler daha sonra hızla gelişecek olan vücut geliştirme sanayiinin de ilk ürünleri olmuştur.

Sandow Antik Yunan heykellerindeki ideal beden ölçülerini savunmaktaydı. Ünlü vücut geliştiricilerden bazıları şunlardır: Larry Scott, Arnold Schwarzenegger, Lou Ferrigno, Steve Reeves, Serge Nubret ve yenilerden, Ronnie Coleman ile Jay Cutler.

null

null

null

null

Türkiye’de Vücut Geliştirme

1950′li yıllarda Halter Federasyonu çatısı altında vücut bulan Vücut Geliştirme Sporu ancak 15 yıl sonra gerçek kimliğini buldu. Şampiyonlar şampiyonu Ahmet Enünlü’nün uluslararası alanda elde ettiği başarılar bu spor dalına yeni isimlerin gelmesini sağladı. 1970 yılında Belgrad’da yapılan Dünya şampiyonasında ilk altın madalyasını kazanan Enünlü, 1974′de Verona’da, 1977′de Paris’te, 1978′de Madrid’de, 1979′da Londra’da, 1982′de Bruggges’de, 1992′de Ankara’da, 1994′de İzmir’de tam 8 kez Dünyanın zirvesine çıkarken, 1978 yılında Madrid’ te Dünya Şampiyonlar Şampiyonu unvanına layık görüldü. Vücut Geliştirme Sporu Türkiye’de son yıllarda bayanlar arasında da ilgi görmeye başladı.

Ahmet Enünlü (Doğum Tarihi: 3 Temmuz 1948) gelmiş geçmiş en çok dünya şampiyonluğu kazanan Türk sporcusu.

Kazandığı Dereceler

1969

  • Mr Europe - IFBB, Medium, 2nd
  • Mr World - IFBB, Medium, 4th

1970

  • Universe - IFBB, Medium, 1st

1971

  • Universe - IFBB, Medium, 2nd

1973

  • Mr Europe - IFBB, Medium, 2nd
  • Universe - IFBB, Medium, 2nd

1974

  • Universe - IFBB, Medium, 1st

1976

  • Universe - IFBB, MiddleWeight, 3rd

1977

  • Mr Universe - NABBA, Medium, 2nd
  • World Championships - WABBA, Medium, 1st
  • World Championships - WABBA, Overall Winner

1978

  • World Championships - WABBA, Medium, 1st
  • World Championships - WABBA, Overall Winner

1979

  • Mr Universe - NABBA, Medium, 1st
  • Mr Universe - NABBA, Overall Winner

1981

  • Pro World Cup - WABBA, 4th

1982

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 1st

1985

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 6th
  • World Games - IFBB, Light-HeavyWeight, 5th

1986

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 4th

1987

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 6th

1988

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 4th

1989

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 2nd

1992

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 8th

1992

  • World Amateur Championships - IFBB,Master Ower 80 kg.1st

1994

  • World Amateur Championships - IFBB,Master Ower 80 kg.1st

1995

  • World Amateur Championships - IFBB, Light-HeavyWeight, 11th

1998

  • World Amateur Championships - IFBB, Masters 50+, 4th

2000

  • World Amateur Championships - IFBB, Masters 50+, 1st

 
null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

100 YTL’lik Fatura 7 YTL’le Nasıl Düşer?: HIM

Funika Holding’in Ar-Ge bölümü tarafından, ’Hibrit Isı Maddesi (HIM)’ adlı yeni nesil akıllı madde geliştirildiği bildirildi. Verilen bilgiye göre buluşla, moleküler yapıda saklı olan enerji paketçikleri düşük bir elektrik enerjisiyle harekete geçirilip beklenenden yüksek ısı sağlanıyor. Funika Holding Yönetim Kurulu Başkanı Osman Nuri Sözkesen, Denizli Gazeteciler Cemiyeti’nde (DGC) düzenlediği tanıtım toplantısında, son dönemde yenilikçi ürünleriyle sık sık kendinden söz ettiren Funika’nın yeni buluşuyla termodinamik yasalarında yeni bir dönem açacağını söyledi. Funika Holding bünyesinde 8 yıl önce kurulan Ar-Ge bölümünün başarılı çalışmaları sonucu maddelerin yapısal özelliklerinin değiştirilebileceğinin ortaya çıktığını belirten Sözkesen, “Bu çalışma sonucu Hibrit Isı Maddesi adlı yeni nesil akıllı madde icat edildi” dedi.

Nuri Sözkesen, Denizli’deki fabrikalarında Ar-Ge bölümü oluşturduklarını, cirolarının yüzde 3′ünü oluşturan 1,5 milyon doları ayırdıkları bölümün, Hibrit Isı Maddesi’nin de aralarında bulunduğu 6 buluş gerçekleştirdiğini ifade etti. Buluşlarla ilgili bilgi veren Sözkesen, ‘Çöllerin yeşertilmesi, çöl alanlarında tarım ürünlerinin yetiştirilmesi için lazer destekli bir sistem oluşturduklarını’, ‘GAMA ışını radyasyonunu durduran hibrit polimer bileşik icat ederek zararlı radyasyon ışınlarına karşı yeni nesil bir koruyucu ürettiklerini’, ‘HYD-X Ray radyasyonunu durdurucu bir madde bulduklarını’, ‘Elektromanyetik dalgayı durduran kumaş yaptıklarını’ ve ‘Robot internet takip sistemini oluşturduklarını’ bildirdi. Bu buluşların patentleri için ulusal düzeyde başvuruda bulunduklarını anlatan Sözkesen, icat ve buluşların zor, zahmetli ve masraflı olduğunu, ancak bunları ticarileştirmenin çok daha zor olduğunu sözlerine ekledi.

null

“Hibrit Isı Maddesi”ne elektrik enerjisiyle yüksek miktarda ısı enerjisi elde edildiğini iddia eden Sözkesen, şunları kaydetti: “Yeni geliştirdiğimiz yaklaşımla maddelerin içinde var olan ve saklı olan enerji paketçiklerini ortaya çıkarıyoruz. Meydana getirdiğimiz Hibrit Isı Maddesi adlı kimyasal bileşim, ısı sektöründe büyük bir devrim yaratacak. Dünyada su buharının sanayide kullanılması veya transistörün bulunmasıyla nasıl büyük bir gelişim ve değişim olmuşsa, ısı sektöründeki bu buluş, ısı enerjisi elde etme tekniği bakımından dünyada yeni bir çağ başlatacaktır. Bu teknolojiyle üretilen kimyasal karışımın en önemli özelliği, minimum elektrik enerjisiyle istenen düzeyde yüksek sıcaklıkların elde edilmesi ve yüksek kalorinin sağlanmasıdır. Bu teknoloji moleküler yaklaşıma dayanılarak geliştirilmiştir. Bu bileşimin temeli ise bileşim içindeki elementlerin etkilendirilmesidir. Bu etkilendirme sonucunda oluşan ısı maddesi düşük güçteki etkileşime süratli ve yüksek tepkilerle cevap vermektedir.” Madde sayesinde az miktarda elektrik enerjisi kullanarak, yüksek ısı enerjisi üretmenin mümkün olduğunu vurgulayan Sözkesen, kullanılan elementlerden oluşan yeni bileşimin, elektrik enerjisi ile çevreye yüksek ısı enerjisi aktardığını, melez maddenin aldığı elektrik enerjisini ısıya çevirerek içerisinde depolaması nedeniyle düşük voltajla kolayca çalışabildiğini savundu.

Maddenin Kullanım Alanları

Funika Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Sözkesen, buluşlarının kullanım alanlarının çok çeşitli olduğunu ifade ederken, maddenin kaplama malzemesi olarak da kullanılabilineceğini söyledi. Yüksek ısıya dayanıklı seramik cam plakalar, panolar, quartz cam plakalar ve panolar, mermer plakalar, toprak ve seramik plakalar ve panolar, kumaşlar ve derilerin bu malzemeyle kaplanabileceğini belirten Sözkesen, şöyle devam etti: “Kullanılmakta olan rezistans tel ve çubukları bu maddeyle değiştirilebilir. Bu tür bir değişim ile ısıtma verimliliği yaklaşık iki katına çıkmaktadır. Konutların ve ofislerin ısıtılmasında, su ve yağın ısıtılmasında, rezistans kullanılan hava, su ve yağın ısıtılması prensibine dayalı elektrikli ev ve ofis aletlerinde, seramik ve rezistans kullanılan mutfak araç ve gereçlerinde, sanayide suyun ve yağın ısıtılması ve su buharı elde edilmesinde, maden eritmede, termik santrallerde su buharı elde edilmesinde, kat kalorifer ve kazanlarının ısıtılmasında, yollarda buzlanmanın önlenmesinde, seraların su ile ısıtılmasında, ekmek fırınlarında, giysilerin bu madde ile kaplanarak ısıtılmasında, çadır kumaşlarının ısıtılmasında ayakkabı ve botların ısıtılmasında taşıtlarda düşük voltaj desteği ile koltukların ısıtılmasında kullanılabilir. Bu akıllı maddede radyoaktif maddeler mevcut değildir ve çevre kirliliği yoktur.”

null

Yüzyılın İcadı

Funika’nın iddialı olduğu icatlardan biri de Hibrid Isı Maddesi (HIM). Az voltajlı elektrik enerjisiyle yüksek miktarda ısı enerjisi elde edebilmeye imkan tanıyan HIM’ın lisansını almak için Almanya’nın rüzgar ve güneş enerjisi konusundaki lider firması Energieteam’in kendileriyle görüşme halinde olduğu bilgisini veren Nuri Sözkesen, Energieteam Yönetim Kurulu Başkanı Guenterg Benik’in HIM’ı yüzyılın icadı olarak tanımladığını söyledi. Guenterg Benik’in HIM için Nobel Fizik Ödülü için başvuruda bulunacağını kaydeden Sözkesen, açıklamasını şöyle sürdürdü: Dünyada su buharının sanayide kullanılması veya transistörün bulunması ile nasıl büyük bir gelişim ve değişim olmuşsa, ısı sektöründeki bu buluş, ısı enerjisi elde etme tekniği bakımından dünyada yeni bir çağ başlatacaktır.’ Sözkesen, HIM’la enerji üretim teknolojileri, haberleşme, bilgisayar sistemleri, uzay ve havacılık alanları ile madenlerin ekonomik işlenmesi gibi birçok konuda yeni bir dönem başlayacağını vurguladı.

null

Yüzde 90 Elektrik Tasarrufu

Muğla Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekan Vekili ve Funika Tec A.Ş. Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Eltez de, Hibrit Isı Maddesiyle ilgili teknik bilgi verdi. Hibrit Isı Maddesi’nin kompozit bir madde olduğunu anlatan Eltez, içindeki enerji paketçiklerinde moleküler titreşimin ısı enerjisi sağlayarak enerji tasarrufu sağlayan maddenin yüzde 90 oranına kadar elektrik tasarrufu sağlayabileceğini ifade etti. Prof. Dr. Eltez, “Bu buluşun temeli tamamen fiziksel olup, ‘moleküler rezonans’ tabiri ile açıklanabilmektedir. Ortaya çıkan fazla ısı ‘termodinamik COP performans katsayısı’ ile ifade edilmektedir” diye konuştu.

Funika Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Sözkesen, buluşun ekonomiye katkısı konusunda da şunları kaydetti: ‘Sadece konut ve ofis sektöründe bu malzeme kullanılarak yapılacak yıllık tasarruf Türkiye için yaklaşık 1 milyar YTL, dünya için yaklaşık 100 milyar USD’dir. Sanayi uygulamasına geçildiğinde bu rakamlar Türkiye için en az 10 milyar YTL, dünya için ise yıllık 1 trilyon dolar tasarruf demektir.’

null

Ekonomiye Katkısı

Sözkesen, madde sayesinde, enerji üretim teknolojilerinde, haberleşme, bilgisayar sistemleri, uzay ve havacılık alanları, madenlerin ekonomik işlenmesi gibi daha bir çok konuda yeni bir dönemin başlayacağını öne sürdü. Geliştirilen maddenin konut ve ofis sektörünün yanı sıra sanayi alanda da kullanılabileceğini dile getiren Sözkesen, “Sadece konut ve ofis sektöründe bu malzeme kullanılarak yapılacak yıllık tasarruf Türkiye için yaklaşık 1 milyar YTL, dünya için ise 100 milyar dolar civarında. Sanayi uygulamasına geçildiğinde de Türkiye’de az 10 milyar YTL, dünyada ise yıllık 1 trilyon dolar tasarruf demektir” diye konuştu. Sözkesen, tanıtımına yapmak için beraberinde getirdiği yaklaşık 300 gramlık maddenin maliyetinin ise 10 YTL olduğunu sözlerine ekledi.

Hibrit Nedir? Ne Demektir?

Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş (hayvan veya bitki), kırma, azma, metis.

Değişik ırkta ana babadan doğmuş olan (kimse) melezleme ya damelez çaprazlaması sonucu meydana gelen canlı; heterozigot döl. İki ya da daha fazla farklı kökenden oluşan herhangi bir makromolekül. Başka bir tabirle İstenilen özellikleri uygun, özel olarak seçilmiş ana ve babanın melezlenmesiyle elde edilen bir tohumdur. Hani hatırlayın, Mendel Kanunu’ndaki bezelyeler gibi. Elde edilen yavru, yani yeni birey, ana ve babadan üstün, standart bir üründür.

Hibrit Enerji Sistemi Ne Demektir?

Birden çok enerji kaynağı kullanılarak oluşturulan enerji sistemlerine hibrit enerji sistemleri denir. Güneş ve rüzgar, güneş ve dizel jeneratör, rüzgar ve dizel jeneratör veya güneş, rüzgar ve dizel jeneratör sistemleri gibi birden çok enerji kaynağı kullanılarak oluşturulan sistemlere hibrit enerji sistemleri denir.

Kullanım Alanları Nerelerdir?

Enerji santrallerinde, sokak, park ve bahçe aydınlatma sistemlerinde, su pompa sistemlerinde, trafik sinyalizasyon sistemlerinde, evlerde, çiftliklerde, dağ evlerinde, belediyelerde, Telekom istasyonlarında, kısacası enerji ihtiyacının olduğu her yerde.

Bir Başkanın En Savunmasız Olduğu An…

ABD Başkanı George Bush, görev süresinin dolmasına az bir süre kala Irak’a yaptığı sürpriz veda ziyaretinin yankıları sürüyor. Ziyaret sırasında bir gazetecinin veda öpücüğü yılın en çok konuşulan olayı oldu. 2009′a günler kala yılın en çok konuşulan olayı oldu. Bush’a ayakkabı fırlatan gazeteci Muntasar El Zeydi’nin akıbeti henüz resmi makamlarca açıklanmadı; ancak Zeydi için dünya genelinde büyük bir kampanya başlatıldı. Zeydi için yürütülen kampanyanın en büyük destekçisi ise internet kullanıcıları oldu. Zeydi’nin ismi kısa sürede arama motorlarının en çok aranan ismi haline geldi.

null

null

null

null

null

null

null

null

[Kaynak: internethaber.com]

Daha Zeki Çocuklar Yetiştirmek

Çocukların zeka gelişimini etkileyen en önemli faktör genetik miras olmakla beraber hamilelik koşulları, sosyal çevre ve çocukla duygusal etkileşim gibi faktörler de zihinsel gelişimi etkileyebiliyor. Zeka aslında tek bir kavram değildir. Zekayı oluşturan alt yeteneklere bakıldığında bu yeteneklerin doğuştan getirilen yeteneklerin yanı sıra sonradan kazanılmış, gerek çocuğun kendi çabasıyla edindiği, gerekse çevresel uyaranların etkisiyle kazandığı bilgi ve becerileri de içerdiği görülür. Zihinsel beceriler çocuğun çevresine uyumunu kolaylaştıran, bilgiye ulaşmayı ve bu bilgiyi gerektiği zaman kullanabilme esnekliği sağlayan becerilerdir. Çevresel koşullar, anne-baba tutumu ve çocukla kurulan duygusal etkileşim sayesinde çocuğun var olan zeka potansiyelini rahatça kullanabilmesi ve zenginleştirmesi sağlanabilir. Elbette ki doğuştan yetersiz bir zeka potansiyeli ile dünyaya gelen bir çocuğun sadece çevresel koşulların etkisiyle zeka kapasitesinin artabilmesi mümkün değil ancak uygun ortam sağlandığında her çocuğun var olan potansiyelini en verimli şekilde kullanabilmesini sağlamak mümkün olabilir.

null

İnsan hayatının ilk yılları beyin gelişimi için çok önemlidir. Bu dönemde bebeğinizi desteklemek, zeki bir bebek yetiştirmek anne baba olarak sizin elinizdedir. Bunun için ihtiyacınız olan biraz sabır, bebeğinize ayıracağınız biraz zamandır. Bebeğin gelişimi için en gerekli şey insanlarla iletişime girmektir. Gelişimini desteklemek için yapabileceklerinize örnekler şunlardır:

Yeni doğan bebeğinizle göz teması kurun, gözlerinin açık olduğu o değerli anları kaçırmayın. Bebekle konuşun, ona bir şeyler anlatın. Bebeğinizi emzirin. Anne sütünün yararları yanında, beslenme seansları bebekle göz göze gelme, konuşma, şarkı söyleme fırsatı yaratacaktır. Bazı mimikler yapın, yüzünüzü komik şekillere sokun. 1-2 günlük yeni doğan bebekler bile yüz hareketlerini taklit edebilirler. Aynada kendisini görmesini sağlayın. Onu gıdıklayın, gülmesini sağlayın.

Birlikte yürüyüşlere çıkın. Etrafta gördüklerinizi, duyduklarınızı ona anlatın. Onu markete, alışverişe, parka götürün. Ona şarkılar söyleyin. Bu, sizin uydurduğunuz bir şarkı da olabilir. Ona müzik dinletin. Bazı çalışmalarda, müzik ritimlerini öğrenmenin ileride matematik öğrenmeyi kolaylaştırıldığı gösterilmiş. Bir şey yapmadan önce, ona ne yapacağınızı söyleyin (Şimdi ışığı kapatıyorum gibi) Böylece, neden-sonuç ilişkisi kurmaya başlayacaktır. Ona kitap okuyun, resimleri gösterin, her şeyin adını söyleyin. Değişik dokulu kumaşları, giysileri ellemesini sağlayın, onları cildine değdirin. Yiyecekleri ellemesine, kendini beslemeye çalışmasına izin verin. Hareketlenip emeklemeye başladığında, yerde yastıklar, oyuncaklarla engelli bir parkur oluşturun. Ona masal anlatın. Televizyonu kapatın. Banyo sırasında, plastik kaplara su doldurup boşaltmasına ve suyla oynamasına izin verin.

null

Hamileliğe Başlangıç Koşulları

Anne-babanın bir bebeğe sahip olmaya nasıl karar verdikleri, bebeğin ne kadar istendiği, cinsiyetiyle ilgili beklentiler ve bu dönemdeki anne ve babanın duygusal hazırlığı çocuğun kişiliğinin de oluşumunda etkili birer faktördür. En başından itibaren istenen ve keyifle beklenen bebekler hem anne karnında gerekli ilk duygusal etkileşim konusunda şanslıdırlar hem de dünyaya geldikleri andan itibaren annelerinin kendileriyle kurdukları sıcak, yakın ve sevecen ilişki tarzı sayesinde daha güvende hissederler ve bu da onların temel güven duygularının oluşumunda ilk önemli adımıdır. Tam tersi olarak istenmeden oluşan hamilelikler, huzursuz hamilelik koşulları ve mutsuz evlilikler yine annenin bebeğine olan tavrını ister istemez etkiler. Bebekle hem hamilelik sırasında hem de yeni doğan döneminde yeterli, sıcak etkileşimi kuramamış annelerin bebeklerinin dış dünya ile ilişkilerinde daha güvensiz, pasif ve çaresiz hissettikleri de bilinmektedir.

null

İlkler Daha mı Zeki?

Amerikalı ve Norveçli bilim adamlarının yaptıkları bir araştırma, ilk çocukların kardeşlerine göre daha zeki, bu nedenle de okulda iyi bir eğitim alarak yetişkinlikte daha başarılı olduklarını gösterdi.
Norveç’te 1912-1975 yılları arasında doğanların nüfus istatistik bilgilerini inceleyen ABD’nin California Üniversitesi ile Norveç Ekonomi ve İş İdaresi Fakültesi’nden araştırmacılar, bireylerin hayattaki başarıları için önemli olanın ailenin büyüklüğü değil, dünyaya gelişteki sıralama olduğunu vurguladılar.
Prof. Kjell Salvanes’in verdiği bilgilere göre, küçük kardeşler büyüklere göre daha az eğitim alıyor ve bu yüzden de iş hayatında düşük ücretli iş bulabiliyor. İlk çocukların daha kilolu doğduklarına da dikkat çeken Prof. Salvanes, ilk çocukların kendinden küçük kardeşlerine bir şeyler öğretirken aslında kendilerini eğittiklerini söyledi. Araştırma sonuçlarının öteki ülkeler için de geçerli olduğu belirtildi.

null

İlk Üç Yılda Anne-Çocuk İlişkisinin Önemi

Bebek doğduğu andan itibaren annesi aracılığıyla dış dünyayı tanımaya başlar. Ağlayarak ihtiyaçlarını ifade eder ve bazı doğal refleksleri sayesinde bu ihtiyaçlarını karşılar. Özellikle bebeklik döneminde tüm ihtiyaçları anne karşılar. Aynı kişinin düzenli, sürekli sıcak ilgisini fark eden bebek bu dönemdeki bağlanma ihtiyacını da karşılar ve bunun rahatlığıyla tüm becerilerini geliştirebilme fırsatı bulur. Bu dönemde bebeğin zihinsel gelişimi çok hızlı olur. Algının, motor gelişimin, dil gelişiminin yanı sıra duygusal gelişimin de tüm gelişim alanlarını etkileyici bir özelliği vardır. Bu nedenle ilk 3 yılda anne ile yeterli duygusal ilişkiyi kurmak hem çocuğun zeka gelişimini olumlu yönde etkiler hem de sosyal uyum yeteneğini geliştirir.

null

Bebeğin Sosyal Gelişimi

Bebeklerin sosyalleşmesinde ailenin önemi büyüktür. Yaklaşık 2 ay civarında bebekler kendilerine gülümsendiğinde bunu gülümsemeyle yanıtlayabilirler. Yani bebek neredeyse doğduğu andan itibaren dış dünya ile ve çevresindeki insanlarla etkileşim halinde olur. Bebekle ne kadar çok ilgilenilirse ve ne kadar çok değişik sosyal ortam içinde bulundurulursa o da o derece sosyal ortamlara alışık hale gelir. Öğrendiği bir beceriyi ve bilgiyi daha çok başka insanlarla etkileşim halindeyken pekiştirir veya model alma yoluyla öğrenir. Kendi bilgi seviyesini, becerilerini ve farklı yönlerini başka insanlar aracılığıyla fark eder ve sosyal ortamlarda kendini ifade fırsatı bulabilir. Çocuk büyüdükçe, becerilerini geliştirebileceği ve kendini değişik şekillerde ifade edebileceği değişik sosyal ortamların içinde bulunması önem kazanır. Bu sayede sürekli kendini geliştirmeyi öğrenir ve kendi farklı yönlerini fark etme fırsatı bulur. Değişik sosyal ortamlar var olan zeka potansiyelinin kullanılabilmesini ve becerilerin geliştirilerek sosyal açıdan kabul görür bir şekle dönüşmesini tetikler.

null

Hangi Anne-Baba Modelini Seçecek?

Model alarak (taklit yoluyla) öğrenme en etkili öğrenme biçimlerinden biridir. Çocuklar özellikle sosyal iletişim biçimini başlangıçta çevrelerindeki yetişkinleri model alarak öğrenirler. Ergenlik dönemine doğru ise yaşıtlarını model alma önem kazanır. Sosyal ilişkilere önem veren, günlük rutin ihtiyaçların karşılanması dışında kendini geliştirmeye fırsat yaratan, değişik aktiviteler ve uğraşlar içinde olabilen ailelerde çocukların da çok yönlü olmaya eğilimli oldukları ve kendilerini geliştirmek yönünde istekli oldukları bilinmektedir. Ailelerin boş zamanlarını değerlendirme alışkanlıkları çocukları tarafından da taklit edilmektedir. Örneğin tüm gece boyunca televizyon izlenen ailelerde ister istemez çocuklar da televizyona düşkün olur. Ya da benzer şekilde düzenli günlük gazete okunan evlerde çocukların da gazete ve dergi okumaya hevesli ve meraklı oldukları görülür. Belli bir yaşa gelmiş, işi, düzeni olan kişilerin kendilerini geliştirmek, yeni bilgiler edinmeye hevesli olmak yönündeki tavırları çocuklarını da etkiler, bilgi kazanımının ve bu bilgileri hayata geçirmenin keyfini öğrenmelerini sağlar. Oysa günlük rutinlerin dışında hiçbir değişiklik yapmayan, var olan bilgi ve becerileriyle yetinmeye çalışan anne-babaların çocukları için de var olanla yetinmek konusunda örnek oluşturdukları unutulmamalıdır.

null

Yeni neslin çocuk yaşlarda bu kadar ileri olan zeka seviyesine sonra ne oluyor peki?

Bu çocuklar ergenlik çağına girdikten itibaren eğer büsbütün dağıtmıyorlarsa -ki sıkça rastlanan bir durum bu- zekalarında bariz bir gerileme ortaya çıktığı görülüyor.

Bu Sonuca Nasıl Varıyoruz?

3-5 yaşlarındayken anlamlı ve düzgün cümleleri peş peşe sıralayan ve hatta büyüklerle kurdukları diyaloglarda görüldüğü üzere, kavramlar ve kelimeler arasında çok sağlam bağlar kurabilen bu çocuklar ilerleyen yıllarda:

  1. Kelime haznelerini geliştiremiyorlar. Kavramları ve sözcükleri tanımıyor ya da yanlış biliyorlar.
  2. Kavramlar ve olgular arasındaki bağları ve olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkilerini kuramıyorlar
  3. Bırakın yeni yabancı diller öğrenmeyi, kendi anadillerini bile doğru dürüst kullanamaz oluyorlar
  4. Matematik ve fen bilgisi gibi konularda çok başarısız oluyorlar
  5. Etik değerleri algılayamıyorlar. Hatta kendi aralarında bile sağlıklı ve düzenli iletişim kurmadıkları için asosyal ve tahripkâr oluyorlar. İçedönük bir yapıya bürünüyorlar. Bu da onları bunalıma, uyuşturucuya ve hatta intihara sürüklüyor.

Eğer bir zaman makinesi icat edilmiş olsaydı ve biz diyelim ki on beş yıl öncesinden yüz tane 3-11 yaş grubu çocuğu ve yüz tane 13-20 yaş grubundan genci bugüne getirebilseydik görecektik ki:

  1. On beş yıl öncesinin 3-11 yaş grubu çocuklarına kıyasla, bugünküler daha zeki ve bilgili,
  2. Bugünkü gençlerin (13-20 yaş grubu) zeka ve bilgi seviyesi on beş yıl önceki yaşıtlarından daha geride.

ÖSS ve OKS sınavlarında yıldan yıla düşen başarı yüzdeleri bu konuda sağlam bir örnek ama tek örnek değil kuşkusuz.

Peki, Bunun Nedenleri Ne Olabilir?

  1. Gelişen teknolojiye karşın görece artan yoksulluk,
  2. Bozulan ekonomik ve sosyal yapı
  3. Bütün bunlara ilaveten medyanın kalitesiz, bozuk ve sakat bir iletişim modelini gençlere dayatması gibi cevaplar verilebilir.

null

Ebeveynlere Öneriler

Hamilelik döneminden itibaren çocuğunuzla duygusal ilişki kurmaya özen gösterin. Onun dünyaya gelişine hazırlanmak onunla ilişki kurmanızı ve dolayısıyla her türlü gelişimine fırsat vermenizi sağlar.

Zekanın değişmez olmadığını unutmayın. Zekayı oluşturan bir çok yeteneği geliştirmek mümkündür. Çocuğunuza ne kadar bol çevresel uyaran sunarsanız çocuğunuz da o derece kendini geliştirme fırsatı bulacaktır. Her çocuğun zeka yapısı birbirinden farklıdır. Çocuğunuzu iyi tanırsanız, onun gelişmeye elverişli yönlerini bulursanız onu yönlendirmeniz daha kolay olur. Bazen çocuklar daha yetersiz oldukları konularda daha az çaba sarf ederler. Bunu fark etmek önem taşır. Bu durumda yetenekli olduğu alanları desteklemek kadar, daha az yetenekli olduğu alanları geliştirmek için önlemler almak da önemli olmaktadır. Çocuğunuzu sosyalleştirecek ortamlar hazırlamaya çalışın ve onun başka insanlarla ilişki kurmasını destekleyici olun. Çocuğunuzun ilgi duyduğu alanları keşfedip bu alanlarla ilgili aktiviteler içinde olmasını sağlayın. Bu hem becerilerini, hem kendine güvenini geliştirecek hem de sosyal gelişimine yardımcı olacaktır. Bu tarz sosyal ortamlar çocukların kendilerini rahatça ifade edebilmelerini, bir grubun parçası olmayı öğrenmelerini, sosyal kuralları öğrenip uygulayabilmelerini, kurala uyduklarında kabul göreceklerini öğrenmelerini sağlamaktadır. Çocuk girdiği sosyal ortamlarda uyumlu olmayı ve bu uyumla mutlu olmayı öğrenirse var olan becerilerini, yeteneklerini de daha rahatça ortaya koyabilecektir.

null

Çocuğa güven kazandırmak belki de bir anne-babanın çocuğuna verebileceği en önemli, en değerli şeydir. Güvenin temelinde ilgi ve sevgi yatar. İlgi ve sevgiyle büyütülmüş ama bunun yanı sıra kendi ihtiyaçlarını karşılamak konusunda desteklenmiş, kendi ayakları üzerinde durabilen bir çocuk yetiştirmek yönünde çaba gösteren bir anne-baba olmaya çalışmalısınız. Bazen ilgi ve sevgi fazla koruma ile karışabilmektedir. Fazla korumak ise çocukların birçok becerisinin gelişmesini engelleyici olabilmektedir. Buradaki temel prensip çocuk bir beceriyi öğrendiği andan itibaren o işi artık kendisinin yapması gerekliliğidir. Örneğin kaşık-çatal tutmayı öğrenen bir çocuk artık kendi başına yemek yemeye başlamalıdır. Kendi başına yeme becerisi olduğu halde anne-baba tarafından yedirilen bir çocuğun birçok konuda kendine güveni gelişmeyecektir. Güven ancak yapabildiğini fark ettiği durumlarda gelişen bir duygudur. Çocuk anneden güvenle ayrılıp başka ortamlarda kendine yetebilecek güveni kazandığında hem sosyal yönden gelişecektir hem de her alanda gelişmek için fırsat bulacaktır. Alışkanlık kazandırmada model almanın önemi bilinmektedir. Çocuğunuza kazandırmak istediğiniz tüm alışkanlıkları önce kendinizin kazanmanız ve ona bu konularda örnek olmanız gerekmektedir. Okumak, bilgi kazanmak, kenedinizi geliştirmek, sanatsal, entelektüel faaliyetlerin içinde olmak gibi alışkanlıklar ve yaşam tarzınız çocuklarınız tarafından da örnek alınacaktır. Örneğin çocuğunuza aldığınız oyuncak sayısı kadar kitap ve dergi almayı da alışkanlık haline getirirseniz çocuğunuzu daha çok okumaya teşvik etmiş olursunuz.

Çocuğun gerçekten normalden daha zeki olma durumu tespit edildiği zaman çocuğa daha uygun yaklaşımın sergilenmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım ona farklı davranmak şeklinde algılanmamalıdır. Genelde anne ve babaların düştükleri büyük hataların başında gerek olmadan çocuklarına zeka testi yaptırmak istemeleridir . Bu durumun iki farklı yönden zararları olabilmektedir; Birincisi eğer çocuğun zeka seviyesi gerçekten anlamlı derecede yüksek ise anne ve babaların bu çocuğa karşı davranışları değişmekte veya bilinçdışı olarak çocuklarına farklı davranmaktadırlar. Bu durum çocukta davranış problemlerini çok sık bir şekilde oluşturmaktadır. Anne babalar farkında olmadan çocuklarına karşı aşırı ilgili , aşırı hoşgörülü veya aşırı beklenti içerisinde davranabilmektedirler. Bütün bunlarda çocuklarda ciddi davranış problemlerinin oluşmasına ve psikolojik olarak sıkıntı duymalarına neden olmaktadır. Gereksiz zeka testi ölçümünün ikinci önemli sakıncası ise anne ve babalar beklentilerinden düşük bir skor çıkarsa hayal kırıklığına uğramakta ve çocuklarına karşı beklentilerinin aşırı azalması ile çocuklarına karşı davranışlarını değiştirmektedirler. Bu durumdan yine çocuklar negatif yönde etkilenmektedirler. Bu dengeyi sağlayan yani çocuğuna zeka testi yaptırıp ona karşı davranışlarını değiştirmeyen anne ve babaların sayısı son derece azdır. Anne babalar ben davranışımı değiştirmem dese de maalesef bilinçdışı davranışlar değişmektedir.

Nasıl Bir Ortam Hazırlanmalı?

Bazı çocukların yüzüne karşı sık sık daha zeki çocuk olduğu söylendiğinde veya bu konu üzerinde sık sık durulduğu durumlarda bir kısım çocuklar ”nasıl olsa ben zekiyim” diye, aşırı kendine güvenden dolayı yapması gereken görevleri ve okul ödevlerini hafife almakta, ders çalışmamakta ve bunun sonucunda olacak başarısızlıklardan çocuklar ve aileleri çok kötü bir şekilde etkilenmektedirler. Bu nedenden dolayı çocukların başarıları ”zeki çocuk”, ”akıllı çocuk” diye belirtilmeli ama bu konuda çok sık vurgulama yapmaktan kaçınılmalıdır.

Normalden daha zeki çocuklardan anne ve babaların veyahut çevrenin ciddi beklentileri olabilmektedir. Bu beklentiler çok aşırı olur , her ortamda vurgulanır ve sık sık üzerinde durulursa çocukta bu beklentiye ulaşmak veya şu anda bulunduğu başarı seviyesini korumak için ciddi anlamda kaygı belirtileri zamanla oluşacaktır. Bu kaygı durumu çocuğa uzun vadede önemli sıkıntılar verecek ve çocuğun normal ruhsal gelişimini bozacaktır. Normalden zeki çocuk belli bir başarıyı elde edecektir ama bunun uygun bir şekilde devam ettirilmesi anne babanın olumlu ve istikrarlı tutumu ile mümkün olacaktır.

Normalden daha zeki çocuklara nasıl bir ortam hazırlanmalı? şeklinde anne ve babalar sık sık sormaktadırlar . Bazı anne ve babalar çocuğun bu kapasitesini artırmak düşüncesiyle çok erken yaşlarda okuma ve yazmayı öğretmek veya sayıları öğretmek gibi anlamsız müdahalelere girişmektedirler. Unutulmamalıdır ki çocuğun çok erken yaşta bu şekilde okuma ve yazmayı öğrenmesi veya buna benzer yaşından önce bazı aşamalara zorlanması çocuğun ileride yakalayacağı normal ve sağlıklı bir başarıyı da engelleyecektir. Bu konuda anne ve babalar bu türlü yanlışa düşmeyerek çocuğun hayatın her evresini dolu dolu yaşamasını sağlamaları uygun olacaktır. Yapılan bilimsel çalışmalarda erken okuma yazmayı öğrenen çocuklar ile vaktinde okuma yazmayı öğrenen çocuklar arasında ilerleyen yıllar içerisinde okul başarısı olarak anlamlı bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Anne ve babalar normalden daha zeki çocuğa ellerindeki imkanları kullanarak yapabildiği uygun faaliyetleri yaptırmaları, yeterince vakit ayırmaları ,ince ve kaba motor becerileri artırmak açısından uygulama yapmaları, onun için uygun arkadaş ortamı hazırlamaları ,onun hayat aşamalarını dolu dolu yaşamasını sağlamaları, çocuğun kabiliyetleri ve kapasitesi ölçüsünde ona görevler vermeleri, onun psikososyal stres faktörlerinden korunmasını sağlamaları , ona çok farklı ve sıra dışı olarak davranmamaları, zamanı geldiğinde uygun bir okula göndermeleri ve öğretmenleri ile sıkı bir diyalog içerisinde olmaları, çocuk konusunda yönlendirme ve uygun ortam hazırlama konusunda zorlandıklarını hissettikleri zaman bir uzmana başvurmaları tavsiye edilmektedir. Normalden daha zeki çocuk nasıl belli olur? şeklinde anne babaların kafasında soru işereti olabilir. Bu konuda genel belirti çocuğun yaşından daha büyük faaliyet ve aşamaları bulunduğu yaşta yapabilmesi şeklindedir. Ama bunun istisnaları olabilir. Ek olarak çocuğun anlama, algılama, kavrama, organize etme, problem çözme, sosyal uyum, olayların gidişatını tahmin etme, işlevsellik olarak yaşıtlarına oran ile daha ileride olması da çocuğun normalden daha zeki olduğunun göstergesidir. Genelde çocuğun kapasitesini ortaya koymasına negatif bir etken yok ise (tıbbi bir hastalık, psikiyatrik bir sorun) çocuklar yaşıtlarından kolaylıkla ayırt edilir. Baskılanmış, depresif, stres altındaki çocuklar kapasitelerini tam ortaya koyamadıkları için normalden daha zeki oldukları halde kapasite olarak son derece yetersizmiş gibi görülebilir. Bu durumda çocuğun yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı çocuğun kapasitesini ortaya koyması zorlaşır.

[Kaynak: minikeller.com]

null

null

null

null

null

null

null

Katlan(ıl)abilir Sanat

Bu yazıya başlık atarken biraz düşünmem gerekti. Bilindiği üzere birçok insan yazı içinde tasvir edilen canlılara pek dokunamaz ve hatta görmeye bile dayanamaz. Resimlerde yapılanlar oldukça hoş ve güzeller. İşte yazının başlığında yer alan katlanılabilir sanatın dokunabilirliği ve katlanılabilirliği burdan gelmekte. Katlanabilir sanat kısmı ise resimleri dikkatle incelediğinizde hemen hemen hepsi katlama tekniği kullanılarak yapılmışlar. Bize sadece yapanları tebrik etmek kalıyor.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Kalemle Sanat Bir Araya Gelirse

Siz, kalemi sadece yazı yazmak için kullanılan bir araç olduğunu düşünebilirsiniz. Ama adamlar artık neden sanat yapabiliriz diye düşünerek elimizden kalemi de alarak sanatlarında kullanmışlar. Birçok kurşun kalemi veya bildiğimiz boya kalemini bir araya getirerek güzel şaheserler çıkarmışlar. Yapılanları kullanım yeri konusuna girmeyeceğim ancak sizinde buna benzer maharetleriniz varsa kullanım alanı konusuna takılmayacağınızı tahmin ediyor ve bu sanatsal nitelikteki yapıtları yapanları da tebrik ediyorum.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Okyanusların Derinlerdeki Güzellikleri

Balıklar (Pisces) poikloterm olan, neredeyse sadece suda yaşayan ve solungaçları ile solunum yapan, soğuk kanlı, yürekleri çift gözlü, çoğunun vücudu pullu, genellikle yumurta ile üreyen omurgalı hayvanlardır. Bazı türler canlı doğurarak ürer (lepistes, kılıçkuyruk, moly, endlers vs.). Örneğin tatlı su balıklarından Lepistes’in (Poecilia reticulata) yumurtaları anne karnında çatlar ve canlı doğum gerçekleşir. Çiklet balığı türlerinde ise kuluçka süresi dişinin ağzında gerçekleşir. Ağzında yumurtaları çeviren, mantarlaşmasını engelleyen dişi yumurtalar çatlayana hatta yavrular serbestçe yüzmeye başlayana kadar onları ağzındaki kesesinde korur.

Bulunmuş olan en eski balık fosilleri 500 milyon yaşındadır. Günümüzün balıkları kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) ve kemikli balıklar (Osteichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Bunlar gibi diğer iki grubu oluşturmuş olan Placodermi (Zırhlı balıklar) ve Acanthodii (dikenli köpek balıkları)’nın nesilleri 300-400 milyon yıl evvel tamamen tükenmiştir. Bir kulakcık ve karıncıktan meydana gelen yüreklerinde daima kirli kan bulunur. Yürekten çıkan kirli kan solungaçlarda temizlendiğinden, vücutta temiz kan dolaşır. Ağızdan alınan su, solungaçlardan dışarı atılırken suda çözülmüş oksijen, osmozla kana verilir. Bu arada suda bulunan besinler ise yutulur. Köpek balıklarında su hem ağızdan hem de ilk solungaç yarığından alınır. Tuzlu su balıkları su içtikleri halde, tatlı su balıkları su içmezler. Gerekli su ihtiyaçlarını solungaç zarlarından osmozla alırlar. Deniz balıkları içtikleri suyun tuzunu böbrekle değil, solungaçları ile ayırır. Balıklarda göğüs ve karın yüzgeçleri çift, sırt, kuyruk ve anal yüzgeçleri tektir. Tek yüzgeçler nadiren birden fazla olsalar da simetrik çiftler meydana getirmezler.

Uçan balıklar çok gelişmiş olan göğüs yüzgeçlerini açarak bir-iki dakika su üstünde uçabilirler. Yaşadığı yerlerde su kuruduğu zaman balçığa gömülüp akciğer solunumu yapabilen, sürünerek gölden göle geçebilen, kısa bir süre havada uçabilen, elektrik ve ışık üretebilen çeşitli balık türleri mevcuttur. Balıkların pulları birbirleri üzerine kiremit gibi dizilmiş, kemiksi, kaygan ve antiseptiktir. Antiseptik mukus salgısı, üzerine yapışan bakteri ve sporları yok eder. Balıkların harekette önemli rol oynayan değişik kuyruk tipleri mevcuttur. Çatallanmış kuyruk tipine “difiserk”, çatallı olup eşit parçalı olana “homoserk”, köpek balıklarında olduğu gibi çatalları eş olmayan kuyruk tipine de “heteroserk” denir.

Balıklar omurgalı canlılar içerisinde sayıca en fazla olanıdır. Çalışmalarda balık türünün 40.000 kadar olduğu söylenmektedir. Balıkların günümüzde sportif ve akvaryumdaki değeri yanında büyük bir protein kaynağı olması ticari değerini arttırmaktadır. Balıkların yeryüzündeki dağılımları o kadar geniştir ki, Antartika sularında, sıcak tropikal sularda, acı sularda, tatlı sularda, ışığın ulaştığı dağ derelerinde veya insanların henüz ulaşamadığı oldukça derin ve karanlık sularda yaşayabilmektedir. Üç türlü beslenme görülür: Herbivor (otçul), karnivor (etçil) ve omnivor (hem et hem de bitkisel besin yiyenler). Yalnız çenelerinde değil, bütün ağız boşluklarında ve yutaklarında sıralanış ve şekil olarak birbirinden farklı birçok diş bulunur. Bu genelde beslenme şekillerine göredir. Bazılarında farinks (yutak) dişleri gelişmiştir. Yalnız Mersin balıklarında ve Demetsolungaçlılarda diş bulunmaz.

Balıklar Hakkında İlginç Bilgiler

En büyük deniz balığı

Bir balinanın uzunluğu yaklaşık olarak 15 m.’dir. Balina köpekbalığının uzunluğu ise 12 m.’dir.

En küçük balık

Filipinler’de yaşayan bir kaya balığı 1 cm. boyundadır.

En uzun yaşayan balık

Karadeniz’de yaşayan Mersinmorina’ların 120 yıl kadar yaşadığı görülmüştür. Bu balıkların ağırlıkları bir tondan fazladır.

En az yaşayan balık

Afrika ve Güney Amerika nehirlerinde en fazla bir yıl yaşayan 26 cins balık vardır. Yağmurlu mevsim sonunda nehirler kuruduğu zaman ölürler. Ölmeden önce, kuraklığa dayanıklı yumurtalarını yumurtlarlar. Yağmurlu mevsim başladığı zaman yumurtalardan yavrular çıkar. Bu balıklar bir yıldan daha az yaşarlar.

En hızlı balık

Yelken balığının saatte 68 mil (109 km.) hızla yüzdüğü bilinmektedir.

En zehirli balık

Hint Okyanusu’nda ve Büyük Okyanus’ta yaşayan taşbalıkları en zehirli balıklardır. Son derece acı veren zehirleri altı saat içinde ölüme sebep olur. Fakat bütün sokmalar öldürücü değildir.

Elektrikli yılanbalığında kaç volt elektrik vardır?

Elektrikli yılanbalığında 550 voltluk elektrik vardır.

En yükseğe sıçrayan balık

Bir Tarpo’nun 5 m. yükseğe sıçradığı ve 9 m.’lik yay yaptığı bilinmektedir.

En süslü balık

En süslü balık hindi balığıdır.

En çirkin balık

En çirkin balığın taşbalığı olduğu söylenir.

En büyük balık sürüsü

Ringa balığı sürüsünde 300 milyon balık bulunur.

En uzun isimli balığın adı nedir?

Çütre balığı Hawai’de humuhumunukunuku-apuaa adıyla tanınır.

Balık yağmuru nedir?

Kasırga ve hortumlarla denizden taşınan balıklar, gökyüzünden yağmur gibi yağarlar. Bu duruma, balık yağmuru denir. 1806′da Almanya’nın Essen kentinde büyük bir dolu tanesi bulundu. Dolunun içinde 4 cm. uzunluğunda bir sazan vardı. 2.7 kg. ağırlığında bir başka balık gökten, Hindistan’daki Jelapur’a düştü.

Kılıçbalığını tanıyor musunuz?

Bir kılıçbalığı kılıcının; bakır zırhı 10 cm.’lik levhayı, 30 cm.’lik beyaz meşe kerestesini, 65 cm.’lik sert meşeyi delip geçtiği bilinmektedir.

Oltayla tutulan en büyük balık

1959′da Güney Avustralya açıklarında 1.208 kg. ağırlığında bir büyük beyaz köpekbalığı yakalandı.

Köpekbalıklarında kaç tane solungaç bulunur?

Her ne kadar köpekbalıklarında beş tane solungaç yarığı varsa da bazılarında altı solungaç yarığı bulunur. Yedi solungaç yarıklı köpekbalıkları da vardır.

Solungaç nedir?

Balıkların solunum organıdır. Solungaçlardaki ince deri tabakasının altında kan damarları bulunur. Kan çevresindeki sudan oksijen alır, artık olan karbondioksiti dışarı verir.

Balıklar suda nasıl haraket eder?

Sandıkbalığı ve denizatlarının dışında bütün balıklar vücutlarını ve kuyruklarını sallayarak yüzerler. Balığın bu haraketi, yılanın karadaki haraketine benzer. Onun için buna yılankavi haraket denir. Yılan, yerde haraket ederken vücudunun farklı kısımlarını yer üzerindeki ufak çıkıntılara bastırarak vücudunu öne iter. Balıklar da vücudunu kıvırırken suyu bastırır ve böylece kendini öne götürür.

Kaç cins balık vardır?

En fazla 20.000 olarak tahmin edilmektedir.

Balıklar uyur mu?

Bu sorunun cevabı uyku halinin tanımlanmasına bağlıdır. Uyumak fiilinin sözlük tanımı şöyledir; dinlediğimiz bir dönem; bu dönem gözlerimiz kapalı olup, düşünce ve hareketlerin hemen hemen olmadığı bir durumdur. Farkedeceğimiz ilk şey balıkların göz kapaklarının olmamasıdır (köpek balıkları haricinde). Ayrıca, bazı okyanus balıkları sürekli hareket halinde olurlarken bazıları ise hareketsizdir. Bu durumlardan dolayı tüm balıkların bizim gibi uyduğunu söyleyemeyiz. Fakat tüm balıkların dinlendiği kesindir. Bunu yaparlarken bazıları sadece bulundukları yerde dururlar, bazıları da örneğin merceklerin üstünde kendilerine yer bularak dinlenirler. Tehlikeye karşı tetikte olmalarına rağmen uyuduklarını söyleyebiliriz.

Balıkların ömrü ne kadardır?

Birkaç haftadan, 50 seneden fazla yaşanlara kadar değişkendir. Ilık sularda balıklar genelde 10 ile 20 sene arasında yaşarlar.

Balıklarıın yaşı nasıl anlaşılır?

Genelde iki yöntem kullanılır; pullarındaki oluşan “halka”lardan bir de iç kulaklarındaki küçük kemiklerde oluşan halka şekillerinden. Genelde her bir çift halka (hem pullarda hem de iç kulakta) bir sene anlamına gelmektedir.

Balıklar nefes alır mı?

Evet, ama bizlerde olduğu gibi direkt olarak ciğerlere değil (bazı tropik balıklar haricinde). Esasında balıklar oksijeni içlerine çekerler havayı değil.

Balıklar geri geri yüzebilirler mi?

Bazı cinsler yüzer ama genelde balıklar geri geri yüzmezler. Yüzebilen türdeki balıklar ise genelde yılan balıkları cinsinden olanlardır.

Tüm balıklar yatay pozisyonda mı yüzerler?

Çoğu yatay pozisyonda yüzer. Denizatı istisnalardan biridir.

Balıklar yiyeceklerini çiğnerler mi?

İnsanların çiğnediği anlamda değil. Et yiyen balıklar, köpek balıkları gibi, dişlerini parçaları yutabilecek hale getirmek için kullanırlar. Et yemeyen türdeki balıkların çenelerinde diş yoktur. Boğazlarında dişe benzeyen organlar vardır. Eğer balıklar yiyeceklerini çiğnemeye kalkmış olsalar boğulurlar, çünkü bu oksijen almalarını etkiler.

Balıklar renkleri farkedebilirler mi?

Çoğu balık cinsi renk körüdür.

[Kaynak: wikipedia.org]

 

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Guantanamo’ya Veda mı?

Dünyada birçok kuruluş tarafından eleştirilir hale gelen Guantanamo üssünün ‘Guantanamo tamamen yasadışı’, ‘Guantanamo Üssü kapatılmalı’ veya ‘Guantanamo taşınacak mı?’ gibi bir süre öncesine kadar haberleri yayınlanırken ABD’nin yeni başkanı Barrack Obama: “Guantanamo’yu kapatmak istiyorum” dedi.

null

null

null

null

null

Guantanamo

Guantanamo Kampı, 2002 yılından itibaren askeri hapishane olarak kullanılmakta olan, Guantanamo körfezi askeri üssünün bir bölümüne verilen isim. Burada, başta Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerde ele geçirilen, El-Kaide ve Taliban ile ilgisi olduğundan şüphelenen kişiler tutulmaktadır. Üç bölüme ayrılır: Kamp Delta (Kamp Echo da dahildir), Kamp İguana ve artık kapatılmış olan Kamp X-Ray. Tesis zaman zaman Guantanamo, Gitmo veya Kamp X-Ray olarak anılmaktadır.

Guantanamo Körfezinin bir askeri hapishane olarak kullanılması insan hakları örgütleri ve birçok farklı kesimin eleştiri ve protestolarına neden olmuştur. Bu örgüt ve kesimler tutukluların işkence gördüğü veya kötü şart ve uygulamalara maruz kaldığını belirtip, buradaki tutuklularının yasal durumlarının belirsizliğine işaret etmektedirler. Zira Guantanamo’da tutulanlar, ne savaş suçlusu ne de adi suçlu olarak tanımlanmıştır. ABD yasal sistemine başvuramadıkları gibi ABD yasal sisteminden herhangi bir gözden geçirme de talep edememektedirler. Bush yönetimi 3. Cenevre Antlaşması’nın tutuklanmış el-Kaide veya Taliban savaşçılarını kapsayamayacağını öne sürmektedir. Hiçbir dış devlet ise bu noktada Bush yönetimiyle aynı görüşte olduğunu belirtmemiştir. ABD politikasını eleştirenler, yönetimin ’savaş suçluları’ ile ‘yasadışı savaşçıları’ arasında bir ayrım yaratmaya çalışmak suretiyle Cenevre Antlaşması’nı ihlal ettiğini öne sürmektedirler.

Guantanamo tutukevindeki yasadışı uygulamalara dair Avrupa Parlementosu da bir rapor hazırlamıştır. Daha güncel olarak, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) ve BM çıkardıkları raporlarda durumu bir “insan hakları skandalı” olarak tanımlamışlardır. 20. yüzyılın son çeyreğinde, Guantanamo Askeri Üssü denizlerde yakalanan Kübalı ve Haitili mültecileri tutmakta kullanılmıştı. 1990′ların başında, askeri darbe sonucu Haiti’den kaçan Haitilileri barındırmıştır. Bu mülteciler ABD yasal sisteminden Yargıç Sterling Johnson Jr. kampın anayasaya aykırı olduğu kararını 8 Haziran 1993′te verene kadar Kamp Bulkeley isimli bir tutuklu bölgesinde tutulmuşlardır. Son Haitili göçmenler Guantanamo’yu 1 Kasım 1995′te terk etmiştir. 16 Haziran 2005′te Birleşik Devletler Savunma Bakanlığı, savunma müteahhiti Halliburton’un üs etrafında 30 milyon dolarlık bir güvenlik çemberi ve tutukevi inşa edeceğini ilan etmiştir. 10 Haziran 2006 üç tutuklu ölü bulunmuştur. Pentagon’a göre “kendilerini bariz bir intihar sözleşmesiyle öldürmüşlerdir”

[Kaynak: wikipedia.org]

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Süper Lüks Yat (Oculus)

Süper Lüks Yat

Dış tasarımı balinayı andıran Oculus adlı tekne suya indi. 75 metrelik yatın içi sanki uzay gemisi. Amerikan Schöpfer Yachts LLC şirketi dış tasarımı balinayı andıran devasa teknesi Oculus’u basına tanıttı. Yaklaşık 75 metre uzunluğundaki süper lüks tekne için balinaların kralı tanımlaması yapılıyor. Dışarıdan ağzı açık avlanmaya hazır bir balığı andıran teknenin içerisi ise uzay gemisine benziyor. Minimalist bir çizgiyle tasarlanan tekne yerden ve tavandan Aydınlatmalı. Misafirler için 12 kamaranın yer aldığı teknede mürettebatın kalması için dört kamara tasarlanmış. Üç katlı yatın içinde asansör de bulunurken en alttaki cam bölmeden deniz altındaki canlıları görmek mümkün. Teknenin fiyatı ise henüz açıklanmadı.

null

null

null

null

null

null

null

null

Oculus

Oculus is the first “design launch” of Schöpfer Yachts LLC. This 250-foot vessel was designed by E. Kevin Schöpfer, founder and owner of his namesake company. Designed to accommodate 12 guests in extraordinary comfort and style, Oculus is a long distance cruising yacht capable of speeds upwards of 25 knots. The exterior styling is representative of the jaw and eye socket bone structure of large oceanic fish and mammals. Featuring a dramatic reverse bow configuration, the yacht’s armature balances an elegant expression of symmetry and structure. In addition to the bow, Oculus also features a “low rider profile”. This slightly lowered surface allows for new side recreational areas, alternate dockage access and light cruising openness. Lateral retractable side panels close this area when heavier wave action is indicated.

The interior features of Oculus focus on a 12 foot high ceiling in the main salon, a cylindrical double height dining room, central stair and elevator tube, and seemingly anatomical ceiling and floor lighting extensions giving definition to the seating areas. The second level is the dedicated Owner’s suite. Living areas and bedchambers are divided by a series of four freestanding tubes, which house bath and storage necessities. In addition to the main common stair, the second Owner’s stair connects to the third level aft private salon and deck/water feature. The third level also contains the forward pilothouse and separate captain’s quarters. The generous open decks with separate water features are located forward and aft for convenient guest use. Specifications and plans are in the final stages of completion and will be posted at a later time.

Issız Adam ve Anlamazdın

null

Birbirlerine zıt hayatlar sürdüren Alper ve Ada, bir kitapçıda karşılaşırlar. 30′larında, kendi restoranının aşçısı olan Alper lüks bir düzen içinde gününü gün ettiği bir hayat sürmektedir. Hayatını çocuk kostümleri tasarlayıp dikerek devam ettiren 20′li yaşlarındaki Ada’ysa mütevazi bir hayat sürer.

Sadece çapkınlık alışkanlığıyla karşılaştıkları kitapçıdan Ada’yı iş yerine kadar takip eden Alper, Ada’nın kitapçıda aradığı kitabı ona hediye eder. Bir ilişkiyi başlatan bu tanışmanın sonrasında kendini aşka kaptıran Ada’ya karşılık Alper, daha önceden sürdürdüğü modern hayatın içinde ona yer açmaya çalışırken boğuluyordur da.

Mustafa Hakkında Herşey, Babam ve Oğlum gibi filmlerle büyük başarılara imza atan Çağan Irmak, son projesi Issız Adam’da modern hayatların kişileri yalnızlığa sürüklediğinin hikayesini yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşkla taçlandırıyor.

Çekimleri yaklaşık bir ay kadar süren filme çoğunlukla İstanbul kareleri hakim, sadece birkaç sahneyi Tarsus’ta çekmişler. Çağan Irmak kastında görmeye alışık olduğumuz isimlerden Hümeyra bu kez kadroda yok. Bohem hayatın kollarında savrulan, tek gecelik aşkların adamı aşçı Alper rolünde Cemal Hünal var. Hatta Irmak’ın bir önceki filmindeki ‘ulak’ın ta kendisi.

Güzel müzikler ve güzel yemekler var filmde. Aşk da var hem de umulmadık bir şekilde karşısına çıkıyor Alper’in. Sahaflarda Hümeyra’nın ‘Benim Şarkılarım’ plağını ararken karşılaştığı Ada’nın (Melis Birkan) peşine düşüyor Alper. Hümeyra’nın oyuncu olarak olmasa bile taa 1984′te sadece 200 adet basılmış olan plağıyla ‘Issız Adam’da adı geçiyor. Aşk dediğin ya kavga gürültülü ya karşılıksız olur, bir noktada işler elbet tıkanır. Alper ve Ada’nın ilişkisi de bir noktada çıkmaza giriyor. Mizah sosu da var filmde ama abartıya kaçmadan dozunda.

Yönetmen : Çağan Irmak
Senaryo : Çağan Irmak
Oyuncular : Cemal Hünal, Melis Birkan, Yıldız Kültür, Şerif Bozkurt, Gözde Kansu
Filmin Türü : Romantik
Orijinal Adı : Issız Adam

Ayla Dikmen - Anlamazdın

Sevilirken bilmedin mi?
Ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.
Kalbim bomboş kaldı sanma,
Acılar geçer zamanla.
Aşka tövbe demem ben,
Görürsün sevince yeniden.
Anlamazdın anlamazdın,
Kadere de inanmazdın.
Hani sen acı veren kalpsizlerden olamazdın?
Dilerim ki mutlu ol sevgilim,
Ben olmasam bile hayat gülsün sana.
Günahım boynunda, ağlayan bir çift göz bıraktın arkanda.

Issız Adam Film Müzikleri

Aşk Defteri

Onu Bunu Bilmem Kararlıyım

Anlamazdın

Zehir Gibi Aşkın Var

Anlamadın mı

Olacak Olacak

Yanan Mum

Yolcu Yolunda Gerek

Alyanaklım

Kim Dinler Sizi

Sensiz Yaşamam

Nereye

İlk ve Son Aşkım Sen Olacaksın

 
   

null

Ayla Dikmen (1944 - 1990)

Ayla Dikmen, 25 Mart 1944′te Kütahya’da doğdu.
Baba Ali Rıza Dikmen ve anne Bedriye Dikmen’in en küçük çocuklarıydı. Müziğin baş köşeye kurulduğu bir evde gözlerini açtı hayata. Baba piyano ve ud, anne ise keman çalmaktaydı.Abla Meral Dikmen ve ağabey Oktay Dikmen bu müzik ortamına bir parça uzak kaldı. Ancak Ayla Dikmen’in hemen hemen her günü müzikle dolu geçti, hemen hemen her gününü anne ve babasını dinleyerek geçirdi.

Küçüklüğünde ‘haylaz’ bir çocuk olduğu söylenir. Elbisesini ters giyip bisiklete binmeleri aile ve akrabalar arasında en çok konuşulan konuymuş; aynı zamanda yüzlere tebessüm yerleştiren, gülümseten bir konu.

İlk, orta okul ve lise eğitimini Aydın’da tamamladı. Lisedeyken okul korosuna katıldı. Müzik öğretmeni İhsan Ünaldı aynı zamanda türkü de derlemekteydi ve Dikmen, Aydın Lisesi’nin radyosunda solist olarak şarkı söylemeye başladığında ilk olarak hocasının derlediği bu türküleri söyledi. Ardından da, büyük zorluklarla dinlemeye çalıştığı Kahire Radyosu’ndan öğrendiği Batı müziği şarkılarını (İngilizce olarak) seslendirdi.

Lise çağı bitince Ankara’ya gitti ve burada Ankara Yüksek Ticari İlimler Akademisi’nde eğitimine devam etti. Bu eğitimi sırasında TBMM’de ’stenograf’ olarak da çalışmaya başladı. Ardından da, ’sekreter’ yetiştiren bir okulda stajyer öğretmenlik yaptı.

Müzik ile profesyonel olarak ilgilenmeye başlaması İlham Gencer sayesinde oluyor. Gencer, bir çay partisinde tesadüfi olarak Dikmen’i dinliyor ve kendisine bu işe mutlaka profesyonel olarak devam etmesi gerektiğini öğütlüyor. Dikmen, bu ‘öğüt’ sonrası bir ‘şarkıcı’ olmayı ciddi olarak kafasına koyar. Ancak ailesinin bu isteğini engelleyeceğini düşündüğü için evde bundan hiç söz açmaz ve eğitimine ikinci bir üniversite ile devam etmek istediğini söyleyip İstanbul’a gelir, Siyasal Bilgiler’e kaydını yaptırır. Genç Dikmen’in asıl niyeti, müzik dünyasına profesyonel bir giriş yapmak için gerekli bağları kurmaktır. Bunu da Yavuz Özışık ile tanışarak başarır. Ailesinden korktuğu için adını değiştirir ve Parla Nur adını seçerek Özışık ile çalışmalara başlar. Özışık ile yaptığı bir radyo programı sırasında, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nda oldukça aktif bir rolü olan Şerif Yüzbaşıoğlu ile tanışır. Bu tanışma, Dikmen’in hayatını tamamen değiştirecektir. Yüzbaşıoğlu, Dikmen’i dinledikten hemen sonra orkestrasına katılmasını teklif eder. Yüzbaşıoğlu’nun orkestrası oldukça önemli bir orkestradır ve bu orkestrada ‘kadın solist’ olmak Dikmen’in hayal dahi edememiş olduğu bir durumdur.

Niksarın Fidanları

Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile başlayan prova ve çalışmaların ilk sonuçları 1964 yılında yapılan 2. “Boğaziçi Müzik Festivali”nde alınır. Festival jürisi, “En Başarılı Şantöz” olarak Ayla Dikmen’i seçmiştir. Müzik yaşamının henüz baharında olan bir genç şarkıcı için oldukça önemli bir ödüldür bu; Dikmen’in iyi bir ‘yorumcu’ olarak kabul edilmesini sağlayacak, önündeki bütün engelleri kaldıracak, yolları açacak bir ödül. Bu festivalin hikayesi, İletişim tarafından yayınlanan “Hafif Türk Pop Tarihi” adlı kitapta şöyle anlatılır.

“Robert Kolej, ilk defa bir yıl önce düzenlediği Boğaziçi Müzik festivali’nin ikincisini yapmaktadır. Festival tertip komitesi; ‘geçen yılki hata ve düzensizlikleri göz önünde tutarak, sonuçları tayin edecek jüri heyetinin üyelerini büyük bir titizlikle’ seçer. İsim yapmış neredeyse bütün gruplarımızın katıldığı ve iki gün süren bu festivalin sonuçları açıklandığında ise; ‘dünyadaki bütün yarışmalarda olduğu gibi bu neticeleri hem alkışlayanlar hem de ıslıklayanlar’ olur. Pop müziği için ‘dünyada bundan daha saçma ve zırva bir müzik düşünemiyorum, zırtapoz müziktir bu’ diyen Cüneyt Sermet de jüridedir ve pop müzik konusunda, fikirlerini bu kadar aleni bir şekilde dile getirmiş birinin, böyle bir festivalin jürisinde yer almasını herkes yadırgar. Festivalin ikincisinde de epey sayıda ödül vardır. Ayla Dikmen, Başar Tamer ve Salim Dündar’lı Şerif Yüzbaşıoğlu ‘en iyi orkestra’; İlham Gencer, ‘İstanbul’ ile ‘en iyi beste’; Şerif Yüzbaşıoğlu, ‘Eminem’ ile, ‘Türk folklorundan en iyi aranjman’, ‘Fascination’ ile ‘Batı müziğinden en iyi aranjman’ ödülünü alırken, Kanat Gür ve Ergun Özer de, ‘en iyi vokal’ ödüllerini paylaşırlar. ‘En iyi enstrümanlar’ ödülü bu yıl da vardır: Şerif Yüzbaşıoğlu (piyano), Ersin Ünlüsoy (kitar), Muhittin Paydaş (alto saks) ve Metin Altın (tenor saks) arasında pay edilir bu ödüller de. Yani en iyi dört enstrüman ödülünün üçü, en iyi orkestra seçilen Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’na gitmiştir. Ayla Dikmen’in de ‘en başarılı şantöz’ olduğu bu yarışmada, bir dolu kategoride, ikincilik ve üçüncülük ödülleri bile vardır. Ama ödül sayısının bu kadar çok olmasına rağmen, katılan grupların sayısı o kadar fazladır ki, bazılarının kısmetine hiç ödül düşmez. O dönemin en sevilen ve teklif üstüne teklif alan orkestralarından Şevket Uğurluer Orkestrası bile, ancak ‘en iyi beste’ dalında (’You’ adlı şarkı ile) üçüncülük ödülü ile yetinmek zorunda kalmıştır.”

Bu festival biter bitmez, gündeme “Balkan Melodileri Festivali”ne Türkiye’nin de katılacak olma ihtimali oturur. Henüz birkaç yıllık maziye sahip bir müzikal tür olan pop müziğimizin, yurt dışındaki ilk imtihanı olacaktır bu festival. Eylül ayında yapılacak olan Balkan Melodileri Festivali’ne gidilecek olma heyecanı bütün orkestraları ve solistleri çok etkilemiştir. Elbette her grup kendisi gitsin istiyordu ama, kararı verecek olan Türkiye Müzisyenler Sendikası’ydı. Sendikanın yönetim kurulu da, Temmuz ayında, 2. Boğaziçi Müzik festivali’nde bütün ödülleri toplamış Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’nı seçer bu iş için. Karar herkese makul gelmişti; yeni bir yarışma yapılmıyor olduğuna göre, kısa bir zaman önce, derli toplu bütün orkestraların yarıştığı bir festivalde birinci olmuş bir grubu, yurt dışında da bizi temsil etmesi için göndermek son derece yerinde bir karardı. Balkan Melodileri Festivali’nin yapılacağı Eylül ayı yaklaşmaktayken, Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın açıklaması herkesi şaşırtır. Sendika, festivale göndermeye karar verdiği Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası’ndan vazgeçmiş ve türlü gruplardan alınan elemanlarla yepyeni bir festival orkestrası oluşturmuştur. Sendika başkanı Muammer Yeşil, festival orkestramızı şöyle açıklar: “Piyanist Selim Özer, tenor saks ve flüt Erol Erginer, gitar Yurdaer Doğulu, kontrbas Alper Feyman ve bateri Vasfi Uçaroğlu…” Orkestranın önüne de, Tülay German, Erol Büyükburç ve Tanju Okan yerleştirilmiştir.

Hem Şerif Yüzbaşıoğlu’nun hem de Dikmen’in çok önemsediği Balkan hayali Türkiye Müzisyenler Sendikası’nın kararı ile gerçekleşememiştir ama bu geçici bir durumdur. Dikmen ve arkadaşları, bir yıl sonraki festivalde Balkanlar’ın yolunu tutacaktır. İkinci kere gidilecek olan bu festivalin hikayesi ise “Hafif Türk Pop Tarihi”ne şöyle yansır:

“1965 yılının Temmuz ayı da, Türk Popu için yoğun geçen bir ay olur. Altın Mikrofon’u ve Boğaziçi Müzik Festivali’ni geçirip gitmiş müzisyenlerimiz, bu sefer de, Balkan Melodileri Festivali’ne ikinci kere gidilecek olmanın heyecanı ile dolup taşmaya başlarlar. Festivale gidecek orkestrayı, yine Türkiye Müzisyenler Sendikası seçecektir. Sendika, o günlerin en önde gelen 15 orkestra şefini toplayıp, onların yardımı ile 2. Milli Orkestra’mızı oluşturmaya çalışır. Geçen yıl Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası ile birlikte gidecekleri açıklanmış ama daha sonra vazgeçilmiş Ayla Dikmen ve Başar Tamer nihayet ‘Milli Orkestra’ kadrosuna dahil edilmiştir. Erol Erginer, Yurdaer Doğulu, Kanat Gür, Alper Feyman, Vasfi Uçaroğlu ve geçen yıl kırılan kalpleri telafi babında Şerif Yüzbaşıoğlu da orkestranın diğer elemanları olarak seçilmiş, Ağustos ayında, Bulgaristan’da yapılacak olan festivale gitmek üzere hazırlıklara başlanmıştır. Hazırlıklar başlar başlamasına ama, ilk başa gelen orkestranın eksilmesidir. Bu yıl dört solist ile oluşturulması tercih edilmiş orkestradan, Kanat Gür, mecburen ayrılır ve orkestrayı, tıpkı geçen yıl olduğu gibi yine üç solistli bir halde bırakır. Kanat Gür, sürekli olarak çalışmakta olduğu mekandan izin alamamıştır. Repertvuar çalışmaları sürmekteyken, geçen yıl yapılan seçim ile bu yılki seçimin karşılaştırılması gündeme kendiliğinden gelir ve ilk açıklama Başar Tamer tarafından yapılır: ‘Geçen yıl seçilmediğimi öğrenince çok üzülmüştüm…’ Muammer Yeşil ise, kimsenin dikkatini çekmemiş bir konuyu açıklar. Aslında Süheyl Denizci de seçilmiştir orkestraya ama işleri nedeni ile gidemiyeceğini bildirmesi üzerine, yerine Erol Erginer alınmıştır… Herkesin, ısrarla başka türkü yokmuş gibi aynı türkülerin peşinden koşması hala devam etmektedir. ‘Kızılcıklar Oldu mu?’, ‘Dere geliyor Dere’, ‘Halimem’, ‘Adanalı’ ve ‘Mühür Gözlüm’ kapanın elinde kalmakta, kimse bunları söylemeye doyamamaktadır. Kimse, ‘türküden bol ne varki, ben kendime başka türkü bulayım’ diye düşünmemekte, ille de birilerinin bulup düzenlediğinin peşinde koşmaktadır. Çok geçmeden, Ayla Dikmen yarışacağı şarkıyı açıklar; sanatçı daha önce kimse tarafından keşfedilmemiş bir türkü ile yarışacaktır: ‘Niksar’ın Fidanları’. Bir zaman geçtikten sonra, sendika, Kanat Gür’ün yerine de bir başka birini bulmaya gayret eder ve Ersin Ünlüsoy’u koyar onun yerine. Bu arada, Kanat Gür Orkestrası’nın kadrosunda olan Erol Erginer de, ‘ya festival ya iş’ ikilemi ile karşı karşıya bulur kendini, patronu gibi yapmaz ve festivali seçer, sendikayı yeni bir problem ile karşı karşıya bırakmaz… Milli Orkestra’mız, vali Niyazi Akı’nın sendikaya verdiği 10.000 liranın yardımı ile gider Bulgaristan’a. 14 Ağustos Cumartesi günü, sabah dokuzda, Taksim’deki ‘henüz bitmemiş opera binası’ önünde buluşur ekip. Bütün ekibin göğsünde ay – yıldızlı bayrak vardır ve hepsi bir örnek (gri takım elbise, beyaz gömlek, siyah kravat) giyinmişlerdir. Kafileye eşlik etmesi için seçilmiş üç basın mensubu bile bu askeri disipline uymuş, onlar da (valinin verdiği paradan karşılanıp karşılanmadığı bilinmiyor olan) aynı kıyafetlere bürünmüşlerdir. On üç ( 10 orkestra + 3 basın mensubu) kişilik kafileyi “gözleri nemli yakınları” geçirmeye gelir, bayrak ve flamalarla süslü otobüs yola düşer. Lüleburgaz, Babaeski geçilir Edirne’ye gelinir oradan da festivalin yapılacağı şehir olan Burgaz’a varılır. Yarışma günü, ekibimiz sahneye büyük bir Bulgaristan bayrağı ile çıkar, Başar Tamer şarkılarının ilk dizelerini Bulgarca söyler, salon da elbette o saniyede alkıştan yıkılır. Puanların toplanabilmesi için, ekibimiz farklı bir bayrak açmıştır bu sefer. Haliyle toplar da. Başar Tamer ‘Çarşıya Kiraz Geldi’, Ayla Dikmen (daha önce ilan ettiği gibi) ‘Niksarın Fidanları’, Erol Büyükburç ise (ani bir manevra ile), ‘Olam Boyun Kurbanı’ adlı şarkıları söylemiş, salonu alkıştan inletmişlerdir. Sonuç yine birincilik olur. ‘Milli Orkestra yine Balkan Birincisi’ başlıkları ile duyurulur bu haber. Artık sık sık, bir yerlerde birinci oluyoruzdur. Orkestramız, döner dönmez; aralarında İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana gibi şehirlerin bulunduğu bir turneye hazırlanır, yarışma şarkılarının derhal plak yapılabilmesi için görüşmeler başlar. Milli orkestramız, ilk konserini de, 6 Aralık günü İstanbul’da, Spor ve Sergi Sarayı’nda verir. Hava Kuvvetleri Dans Orkestrası ve Şevket Uğurluer Orkestrası’nı müteakiben millilerimiz sahneye çıkar ve resmen yer yerinden oynar. ‘4.000 seyirci’ kendinden geçmiştir. Orkestranın solistlerinden Ayla Dilmen’in ‘şahane tuvaleti içinde hakiki bir Türk lokumu’ olduğunu yazar gazeteler.”

İlk Plak

Dikmen’in festivalde seslendirdiği “Niksarın Fidanları” adlı şarkının plak olarak yayınlanması ise 1966 yılında gerçekleşir. Melodi firmasının yayınladığı bu plak ile birlikte Dikmen’in ünü dört bir yanı saracak, ardından (yine aynı firma ile) ikinci plağını (”Merdiven / Mühür Gözlüm”) yapacaktır… Melodi ile yapılan bu iki plağın çok iyi bir satış grafiği çizmesi, Netfon firmasının Dikmen’e çok iyi şartlarda bir transfer teklifi yapmasına yol açar. Dikmen bu teklifi kabul eder ve listeleri sarsacak plaklarını sırayla bu firmaya yapmaya başlar. Bu plakların ilki “Sensiz Yaşamam / Nereye” adlı plak olur. Plak piyasaya sunulur sunulmaz, Dikmen’in şanssız olduğu konuşulmaya başlanır. Plağın ön yüzündeki “Sensiz Yaşamam” Ajda Pekkan’ın “Sensiz Yıllarda”, arka yüzündeki “Nereye” ise Özdemir Erdoğan’ın “Duyduk Duymadık Demeyin” adlı şarkılarıyla çakışmıştır. Yani Dikmen, Pekkan ve Erdoğan’ın seçtiği yabancı şarkıların aynısını seçmiş ve (Ülkü Aker’in yazdığı) farklı sözlerle tek bir plakta bir araya getirmiştir. Ancak işin başında ‘şanssızlık’ olarak değerlendirilen bu durumun aslında büyük bir şans olduğu kısa bir zaman içerisinde ortaya çıkar. Müzikseverlerin bir bölümü, çok sevilen bu iki şarkıyı iki ayrı plaktan dinlemek yerine tek bir plakta, yani Dikmen’in plağında dinlemeyi tercih etmiştir. Bu ilk plağın arka kapağında da hem kısa bir Ayla Dikmen biyografisine yer verilir, hem de bizzat Ayla Dikmen tarafından kaleme alınmış bir açıklamaya. Sanatçı, Melodi ve Netfon firmaları arasındaki sürede fazla plak yapılmamış olmasını dinleyicisine açıklama zorunda hissetmiştir kendisini: “Türkiye’de yapılan plakların istenilenden uzak olması beni plak yapmama kararını almaya mecbur etmişti. Ancak bugün için böyle bir endişe kalmadı. Artık memleketimizde de plak sanayisi tamamen gelişmiştir. Halkımızın kaliteli ve müzik yönü kuvvetli olan plaklara gösterdiği ilgi aşikardır. Bu nedenledir ki, bu sene plak çalışmalarına başladım. Arzum en iyi parçaları en iyi şekilde sizlere sunmaktır. Hepinize kucak dolusu saygılar,sevgiler…” Dikmen, yalnızca “Yaptığım işe bakarım” diye düşünmemiş ve sosyal sorumluluk hisseden bir sanatçı olarak baskı ve kayıt kalitesinin yeterince iyi olmamasından dolayı plak stüdyolarından uzak kalmaya karar vermiştir işte. Netfon’un bu ilk plak sonrası yayınladığı plak da (”Gençlik Gençlik / Sakın Karşımda Ağlama”) başarılıdır ya, asıl üçüncü plak olan (Mustafa Alpagut’ut iki bestesinin yer aldığı) “Alyanaklım / Yanan Mum” adlı plağın durumu bambaşkadır. Genç ve yetenekli bir müzisyen olan Alpagut, giderek dört bir yanı kuşatmaya başlamış olan ‘Anadolu pop’ akımının içinde gezinen iki şarkı yazmıştır Dikmen’e. Plak her iki yüzü ile büyük bir başarı sağlayacak ancak “Alyanaklım” adlı şarkı, stadyumlara taşınınca kendiliğinden “Yanan Mum”u sollayacaktır. Karacaoğlan’ın bir şiirinden bestelenen “Alyanaklım”ın, “Alma alma yanakları al gibi, boyu uzar gider servi dal gibi…” dizeleri fanatik taraftarlarca takımlarını desteklemek için seçilecek ve Dikmen’in bu şarkısı (hiç şüphesiz sözleri epeyce değiştirilmiş bir biçimde) yıllar yılı ‘tezahürat’ın bir ‘tezahür’ü olarak yankılanır…

Kalbime Yazdım Adını

Bu tezahürat döneminin ilk sonucu, Dikmen’i basının vazgeçemediği bir isim haline gelmesi olur. Çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan ayrıntılı ve uzun röportajlar, Dikmen’in yalnızca çok iyi bir yorumcu değil aynı zamanda şen ve esprili biri olduğunu da gösterir hayranlarına. Gülmeyi ve güldürmeyi seven, yeri geldiğinde hayatı hafife alabilen ya da onunla dalga geçebilen çok nüktedan biri… Pop müziğin kalbinin attığı Hey dergisinin 17 Mayıs 1972 tarihli sayısında yayınlanan “Ayla Dikmen ile dedikodu yaptık” başlıklı röportajda Dikmen’in anlattığı bir ‘kulis hikayesi’, sanatçının bu yüzünü bütün doğallığı ile gösterir okurlara-hayranlara: “Ünlü klarnetçi Mustafa Kandıralı, geçen gün kuliste bir arkadaşı ile ağız kavgasına tutuşmuş. Kavgaya tutuştuğu kişi en sonunda ‘Sus’ demiş Mustafa Kandıralı’ya, ’sus arkadaş, senin fonksiyonun ne?’ Susmuş Kandıralı. Ama söz dinlediği için degil, ‘fonksiyon’ kelimesinin anlamını bilmediği için susmuş. Hemen gelip Ayla Dikmen’e sormuş: ‘Affedersiniz, fonksiyon ne demek?’ Olayı gördüğü için atılmış Ayla: ‘Sana fonksiyonun ne dedi değil mi? Çok kötü bir laf söylemiş. Küfür etseydi daha iyiydi.’ Kandıralı sinirlenmiş, kıpkırmızı olmuş birden. Hışımla kavga ettiği arkadaşına dönmüş, bağırmaya başlamış: ‘Fonksiyon da sensin, bilmem ne de sensin Utanmaz adam!..’ Bu arada bir gerçeği de meydana çıkaralım. Adana’daki bir konserde Ayla Dikmen’le nişanlısı Coşkun Erdem’in kanununa karabiber eklemişler. Ünlü kanuncu kanununu çaldıkça karabiberler gözlerine sıçramaya başlamış. Gözlerini kapatmaktan, ovalayıp kırpıştırmaktan o gün doğru dürüst çalamamış sanatçı. Sahneden indikten sonra kıyameti koparmış ama bu muzipliği yapanları bulamamış. Gerçeği bu yazıyı okurken öğrenecek…”

Netfon’a yapılan şarkılar – plaklar birikince, dönemin politikası ya da geleneği gereği Dikmen’in ilk albümü de yayınlanır. Gayet sade olaak (tıpkı Coşkun’un yayınlayacağı ikinci albümde olduğu gibi) “Ayla Dikmen” olarak adlandırılmış ve kapağına daha evvel bir 45′lik üzerinde de oturtulmuş ‘elma şekerli’ bir Ayla Dikmen fotoğrafının oturdulduğu bu LP’ye sanatçının hayranları büyük bir ilgi gösterir. Müzik dünyasının kendisi ise, bu albümün Netfon ve Dikmen arasındaki işbirliğinin son halkası olduğunu düşünür; böyle düşünenler yanılmaz da.

Ama bu albümden hemen önce, Dikmen hayatının geri kalan kısmını boydan boya değiştirecek biriyle, Enis Berki’yle tanışır. Dikmen ve Berki’nin 17 Nisan 1968 tarihinde gerçekleşen bu tanışmalarının üzerinden fazla geçmeden ilişkilerinin ‘ciddi’ bir anlam taşıdığına karar verir ve nişanlanırlar. İkili, çok iyi anlaşacak, mutluluk içinde yüzecek ama her nedense ‘nişanlı olma durumu’nu bir türlü tamamına erdiremeyecek, yani evlenemeyeceklerdir. Dikmen ve Berki’nin nişanlı kalma konusundaki ısrarları, çok sonraları yalnızca müzik dünyasının değil, popüler kültür alanında kalem oynatan herkesin ilgisini çeken bir konu olacaktır. Sözgelimi, dönemin çok satan popüler kültür dergilerinden Ses, yıllar sonra bile bu konuya ilgi gösterecek, bu konudan söz açacaktır. Dergi, 2 Mayıs 1981 tarihli sayısında “Olmaz olmaz demeyin… 1968′de nişan, 1981′de nikah” diye bir başlık atacak ve bu konuyu sayfalarına taşıyacaktır.

“Nişandan nikaha kadar geçen sürenin fazla uzamaması gerektiği yolunda yaygın bir düşünce vardır toplumda. Aradaki sürenin uzaması halinde birçok tatsız olayın çıkacağı sanılır. Ama bu düşüncenin geçerli olmadığını ispat edecek bir çift var sanat dünyamızda: Ayla Dikmen – Enis Berki çifti. Bundan on üç yıl önce tanışmışlardı. Aralarında başlayan candan arkadaşlık, güçlü bir sevgiye dönüşünce de evliliğe giden yolda ilk adımı atmışlar ve nişanlanmışlardı. Ama atılan bu adımın sonu bir türlü gelmedi ve çift yıllar boyu nikah masasına bir türlü oturmadı. Fakat nişanlılıklarını tam bir bağlılık içinde sürdürdüler… Bu başarıyı nasıl gösterdiklerini Ayla Dikmen şöyle anlatıyor: Ben sanatıma bağlı bir insanım. Enis de en az benim kadar çalışmalarıma ilgi gösterdi. Parça seçimime varıncaya kadar her şeyimle ilgilendi. Ayrıca son derece entelektüel bir insandır. Girdiği her gruba kısa sürede uyar. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş bir kişidir. Birbirimizden uzak olduğumuz günlerde en az üç kez beni telefonla arar. Bensiz hiçbir yere gitmez ve beni yalnız bir yere göndermez. Bu tutumu dedikodulardan uzak kalmamızı sağladı… Dikmen, ardından da büyük haberi veriyor: Bu yılın sonuna doğru evlenmeyi düşünüyoruz…”

Açtık Aşk Defterini

Dikmen, ilk albümünün yayınlanmasının ardından Netfon ile yollarını ayırır ve Moda adlı bir firmaya tek bir plak (”Ayrılık Şarkısı / Seninleyim”) yapar. Ardından da asıl ‘altın dönem’ini yaşayacağı Coşkun Plak’a geçer. Müzik dünyamızın büyük ve güçlü firmalarından Coşkun, Ayla Dikmen gibi bir star’ı bünyesine kattıktan sonra hiçbir masraftan kaçınmamış ve yapılacak her plak için büyük bütçeler ayırmaya karar vermiştir. Bu yeni dönemin açılışı da çok şaşaalı bir biçimde yapılır. Ayla Dikmen “Aşk Defteri” ile açmıştır bu yeni dönemini. Fikret Şeneş’in hem duyarlı hem de esprili sözleriyle neredeyse baştan yarattığı bu şarkı, plak olarak yayınlanır yayınlanmaz dillere yerleşir. Dikmen, artık tek televizyon kanalımız olan TRT’nin de çok fazla davet ettiği yıldız durumuna gelmiştir. “Aşk Defteri”nin dillere düşmesi sonucu açılan televizyon kapıları, Dikmen’in daha sonra yapacağı şarkıların da anında yaygınlık kazanmasına yol açar. Başta “Yolcu Yolunda Gerek”, “Kim Dinler Sizi” ve “Anlamadın mı” adlı şarkılar olmak üzere, hemen hemen her Ayla Dikmen-Coşkun ortak çalışması satış rekorları kırar, listeleri alt üst eder. Bu başarı Dikmen’in ikinci albümünün de yayınlanmasına neden olur. Coşkun, hem 45′liklerin görece dağınıklığını telafi etmek, hem de Dikmen’in yaygınlaşan ünü nedeniyle artan talebi karşılamak için Dikmen’in ikinci albümünü yayınlar.

Bu ikinci albüm de, birinci albümde olduğu gibi Dikmen’in 45′liklerinin toparlanmasından oluşturulmuştur. Ama Coşkun’un yayınladığı (ve 45′lik olarak yayınlanmamış birkaç yeni şarkı ile de desteklenmiş) bu albümün dikkat çekici yönü tasarım ve ambalajıdır. Firma, ‘güzel sanatlar’a düşkünlüğü ile bilinen Dikmen’e oldukça zengin, oldukça gösterişli bir albüm kapağı yaptırmıştır; açılır-kapanır üç parçalı bir ambalajdır bu ve üçüncü parça, daha önce hiç rastlanmamış ölçüde temiz ve sağlam bir biçimde kapağın diğer bölümlerine (tabiri caizse, bir anahtarın bir kilide girişi gibi) eklenmekte-yapışmakta ve albüme bir ‘hatıra defteri’ havası vermektedir.

Dikmen, 1978 yılında son 45′liği “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım”ı yapar. Sanatçı çok ünlü, çok popülerdir ama Türk popu genel bir durgunluk yaşamaya başlamış ve bu durgunluk 45′lik satışlarının düşmesine yol açmıştır. “Onu Bunu Bilmem Kararlıyım” büyük bir hit haline gelmiş olmasına rağmen, bu plak sonrası Dikmen yeni bir single yapmaz. Dönem artık ‘çiğ köfte’li basın toplantılarıyla tanıtılan ‘taverna – fantezi’ ağırlıklı plakların baş köşeye kurulduğu bir dönemdir ve Dikmen, tam da kendisinden beklenebileceği gibi bu yeni dönemi uzaktan izlemek için köşesine çekilir. Ancak şarkı söyleme aşkı Dikmen’in peşini bırakmaz ve 45′lik değil ama bir albüm hazırlığına başlar. Yeni albümün büyük bir kısmı yeni şarkılardan oluşacaktır. Coşkun’un, düzenlemelerini (en azından büyük bölümünü) Mustafa Özkent’e emanet ettiği ve “Göz Bebeğim” olarak adlandırılmış) bu albüm, yayınlanmasıyla birlikte büyük gürültü koparır. Dikmen’in Coşkun’a yaptığı son 45′lik (”Onu Bunu Bilmem Kararlıyım/İlk ve Son Aşkımsın”) dışında geri kalan şarkıların hepsi yenidir, ilk defa duyulmaktadır. Dikmen ve ekibi, belli ki çok sıkı bir repertuar çalışması sonrası stüdyoya girmiştir. Albümdeki şarkıların büyük bir kısmı (başta açılış şarkısı olan “Zehir Gibi Aşkın Var” olmak üzere) dillere düşer, sevilir. Bu da, Dikmen’in müzik dünyamıza sunduğu bir başka yenilik hatta ‘reçete’ olur: Evet, 45′likler tarihe karışmak üzeredir ama bu müziğin ya da şarkı söylemenin sonu değildir. Sıkı şarkılarla örülmüş bir albümle de, 45′liklerin yokluğu telafi edilebilecek, hit şarkı yaratılabilecektir.

Olacak Olacak

Ama bu albüm sonrası her şey (80′li yıllar boyunca) düzgün ya da yolunda gitmez. Ülke derin bir karanlığa gömülmüş ve bu karanlıkta ‘müzik’ (en azından pop müziği) derinlerde bir yerlere itilmiş, raflara kaldırılmıştır. Bu yeni ‘durum’ da, ne Ayla Dikmen’in ne de diğer müzisyen ve yorumcuların değiştirebileceği bir şeydir. Siyasi yapının düzelmesini, en azından ‘makul’ bir yola girmesini beklemek dışında kimsenin elinden bir şey gelmemektedir.

‘Müzik’ adına her şey, bir zaman sonra bir şekilde düzene girecektir de. 80′li yılların sonuna doğru genç şarkıcıların açtığı yeni bir sayfa sonrası Türk popu yeniden dalgalanacak, dalgalar birkaç yıl içinde bir fırtınaya dönüşecektir. Ancak ne yazık ki, bu yeni açılan dönemde Dikmen yeni bir şeyler yapmaya fırsat ya da imkan bulamayacaktır. Sanatçı, o uzun ve bitmek bilmez bekleme zamanlarında ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşmaya başlamış ve bu boğuşma sırasında ister istemez müzik ve şarkılar Dikmen’in hayatında geri plana düşmek zorunda kalmıştır.

20 Ağustos 1990

Dünya güzeli bir insan, yaşamı boyu müziği ve şarkılarıyla hayatımızı değiştiren, renklendiren bir yorumcu ‘elveda’ der bu dünyaya. Geriye de şarkılar kalır. Her zaman, hepimiz için çok şey demek olan, çok şey anlatan, bizi biz yapan şarkılar.

Japonya’da Kan Grubu Takıntısı

Japonlar artık kan gruplarına göre alışveriş yapıyor, perhize giriyorlar. Ülkede bu yıl en çok satan 10 kitabın dördü, kan gruplarının hayatın her alanında belirleyici bir rol oynadığını öne süren ve “kişilik tahlili” yapan eserler. “Kan Grubu B Olan İnsanlar İçin Talimatname” adlı kitap, 5 milyondan fazla sattı. Bu tür kitapları özellikle 20’li ve 30’lu yaşlardaki kadınlar satın alıyor. Kan grubunun insanın mizacını etkilediğine dair bilimsel bir kanıt olmasa da, Japonlar bu bağlantıya, burçlara inanır gibi inanıyorlar.

null

Kan Grupları

Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0 türleri mevcuttur. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerinde olabilir. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8′li kan grubu tablosu oluşmuştur. Türkiye’de iki sistem yan yana yazılarak belirtilir. Örneğin; A türü kanda Rh değeri negatif ise, o kan için A Rh- grubu denir. Türkiye’de Kızılay’ın verilerine göre en fazla bulunan grup A Rh+’dir.

Kan Gruplarının Önemi

Kan grubunu belirleyen A ve B genleri, kanınızda bulunan alyuvarların çeperinde A ve B tipi proteinlerden hangisinin yer alacağını belirlerler. Kan grubunuz A ise alyuvarlarınızın çeperinde yalnızca A tipi protein, B ise yalnızca B tipi protein, AB ise her ikisinden de, 0 ise alyuvarlarınızın içinde her ikisi de yoktur demektir. Alyuvar çeperinde bulunan ve kan grubunuzun belirlenmesinde rol oynayan bu proteinlere aglütinojen denir. Ancak kanda, kendinizinkinden farklı bir kan grubuna ait alyuvar hücrelerinin vücudunuza girmemesini sağlayarak sizi koruyan aglütinin adlı antikor lar bulunur. Protein yapısında olan aglütininler de tıpkı aglütinojenler gibi A ve B tipinde olurlar.

Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda “antijen” özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.

Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner’in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme “Rh sistemi” denildi.

ABO sistemi: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0’dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler “aglutininler”, alyuvarların üzerindekiler ise “aglutiojenler” olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.

AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.

null

Alyuvarlardaki Plazmadaki

Kan Grubu Aglutinojen Aglutinin

AAb (Anti A)

BBa (Anti B)

ABAB(-)

0(-) (Yok) a,b (Anti A ve B)

Yukarıda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna “genel alıcı” grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da “genel verici” grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.

Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.

Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.

Kan grubu (A), kan grubu (B) ise; (A) grubunda, (B) grubunda ve (AB) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (Sıfır) grubunda da çocukları olabilir. Çünkü A ve B’nin yarısı 0 (Sıfır) genini taşır. Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.

null

ABO sistemindeki kan gruplarından

  1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).
  2. A grubundakinin genleri, A ve 0’dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A’dır (homozigot).
  3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B’dir (Homozigot) veya B ve 0’dır. (heterozigot).
  4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B’dir. (heterozigot).

Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.

Bunu açıklayalım

  1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.
  2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,
  3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,
  4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.

Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın “Rh Negatif” diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir. Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.

[Kaynak: kanbankasi.gen.tr, wikipedia.org, hurriyet.com.tr]

Dudaklarınıza Ne Kadar Güveniyorsunuz?

Dolgun dudaklar

Dudaklarınızı daha ince göstermek

  • Dudak kenarlarınıza hafifçe fondöten sürün.
  • Dudaklarınızı, rujunuza uygun renkte bir dudak kalemiyle üst dudağınızın doğal çizgisinin hemen altından, alt dudağınızın ise hemen üstünden çevreleyin.
  • Dudaklarınızın yeni çizgisine sadık kalarak rujunuzu sürün. Mat rujlar tercih edin. Ruju fırça ile uygularsanız daha iyi sonuç alırsınız.

İnce dudaklar

Dudaklarınızı olduğundan daha dolgun göstermek

  • Dudaklarınızı, rujunuza uygun renkte bir dudak kalemiyle doğal çizgisinin tam üstünden çevreleyin.
  • Dudaklarınızın yeni çizgisine sadık kalarak rujunuzu sürün. Parlak ve açık renkler kullanın. Koyu renkler dudak hacminizi küçültür. Koyu renk kullanmak zorundaysanız, dudaklarınızın ortasına daha açık bir renk veya parlatıcı sürün.

Asimetrik dudaklar

Dudaklarınıza simetri kazandırmak

  • Dudaklarınızı, rujunuza uygun renkte bir dudak kalemiyle daha dolgun olan kısımda doğal çizgiye sadık kalarak; ince kısımda ise doğal çizginin üstünden çevreleyin.
  • İki tarafın da eşit olmasına özen gösterin.
  • Mat bir rujla dudaklarınızı boyayın. Dilerseniz, bir kat parlatıcı da sürebilirsiniz.

Rujunuza kalıcılık

  • Rujunuzu sürmeden önce dudaklarınıza biraz fondöten sürüp pudralayın. Bir kat ruj sürün, fazlasını almak için iki dudağınızın arasına bir kağıt mendil koyup dudaklarınızı bastırarak kapatın, 2.katı uygulayın.

Rujunuz dişlerinizi mi boyuyor?

  • Kötü bir görüntü ama önlemi çok kolay: rujunuzu sürdükten sonra baş parmağınızı ağzınıza koyun (çocukların parmak emdiği gibi) ve dudaklarınızı sıkıca kapatın. Rujunuzun fazlası parmaklarınıza çıkacaktır.

Rujunuzu belirginleştirmek için

  • Ruj renginize uyumlu bir dudak kalemiyle tüm dudağınızı boyadıktan sonra rujunuzu uygulayın. Daha belirgin ve çarpıcı bir renk elde edeceksiniz.

Parlak dudaklar

  • Pek kalıcı olmayan dudak parlatıcılarının yerine, dudaklarınıza vazelin sürün. Hem parlaklık daha kalıcı olacak, hem de dudaklarınız yazın güneşinden, kışın da soğuğundan korunmuş olacak.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Rusya’da Harika Kış Manzaraları

Rusya Federasyonu Avrasya kıta sahanlığının kuzeyinde bulunur. Arktik (Kuzey Kutup dairesi) ve çevresindeki (sub-Arktik) bölgelerin büyük bir oranı sınırları içinde olduğundan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, metrekareye daha düşük kişi yoğunluğuna, ekonomik faaliyet ve coğrafi (fiziki) çeşitlik görülür. Bu bölgelerden daha güneye gelindiğinde coğrafi ve bitki örtüsü çeşitliliği artar. Rusya dünyanın en soğuk ülkesidir.diğer iklimlere göre kış aylarında 3 kat fazla soğuk hissedilir. Ortalama yıllık sıcaklık −5.5 °C (22 °F)dir. Karşılaştırma için İzlanda’nın ortalama yıllık sıcaklığı 1.2 °C (34 °F) ve İsveç’in ortalama yıllık sıcaklığı 4 °C (39 °F)’dir. Lakin bu karşılaştırma, ülke genelini gösterdiğinden geniş yüzölçümde değişken ve ılıman iklim çeşitliliğine sahip Rusya için yanıltıcıdır.

Ülkede kıtasal kara iklimi hâkim olmakla birlikte, ılıman kıta iklimi ile soğuk kutup iklimi arasında bir değişme gözlemek mümkün. Rusya’nın kuzeyinde yer alan Sibirya Bölgesinde yılın büyük bölümünde aşırı soğuklar hâkim. Kuzey bölgeleri buzlarla kaplı. Geniş bir kara sahasına sahip olması nedeniyle Rusya Federasyonu’nda çok çeşitli iklim özelliklerine rastlanıyor. Ülkenin kuzeyi Arktik kuşağında bulunurken, güneyde Karadeniz kıyılarında subtropikal iklim özellikleri görülüyor. Doğu Sibirya karasal iklimin etkisi altındayken, Rusya’nın uzak doğusu muson yağmurları nedeniyle yıllık 1000 mm yağış alıyor.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Audi KTM X-Bow

AUDI KTM X-Bow

Avusturyalı motosiklet üreticisi KTM 4 tekerlekli spor bir model üzerinde testler yapmaya başladı. Standart olarak 700 kg olacak araba 2 litrelik Audi motoru ile donatılacak. Arabanın 20 kg daha ağırlaşmasına sebep olacak olan Audi’nin başarılı DSG şanzımanı opsiyonel olarak sunulacak. Araba ilk etapta AUDI ile birlikte geliştirilmek istendi. Ancak AUDI, prensip olarak güvenli otomobiller üretme çizgisinden ödün vermeyince ve KTM nin tasarımında hava yastıkları gibi güvenlik donanımlarından vazgeçmeyince KTM geliştirmeyi tek başına yapmak zorunda kaldı.

KTM-XBow 100 km/s hıza 4 saniyenin altında ulaşmakta. Ön camı bulunmayan araba için özel kask tasarlanacak. Arabada bulunacak arka difüzör, 200 km/s hızda yere 200 kg. basınç oluşturacak. Standart 220 beygir olacak motor için KTM 300 beygire kadar güç paketleri sunacak. KTM nin X-Bow u Cenevre otomobil fuarında sergilendikten sonra 100 adet üretilecek. Durumun gidişatına göre, yılda 500 adet üretilmesi planlanan aracın üretilip üretilmeyeceğine 2007 yılının Nisan ayında karar verildi.

Fabrika tarafından yarıştırılan X-Bow, firmanın gözlemlerine göre gelişti ve otomobilin yarış versiyonu, Avrupa’da 82,900 Euro’dan, 2009 Ocak ayında satışa sunuluyor. FIA onaylı araç GT4 klasmanında yarıştırılıyor. Ortadan motorlu yarış aracı 100 km/s hıza 3.9, 160 km/s hıza 8.5 saniyede ulaşabiliyor ve azami hızı 220 km/s. 2 litre 4 silindirli Audi TFSI motoru 5500 devirde 240 ps güç, 2000-5500 devir aralığında 310 Nm tork üretiyor.

Araç frenleri sıcakken, 100 km/s hızda 32.9 metrede, 160 km/s hızda 77.9 metrede duruyor. X-Bow, aerodinamik yapısı sayesinde, 100 km/s hızda 48 kilogram, 200 km/s hızda 193 kg’lık yere basma kuvvetine sahip. 3.73 m uzunluğunda, 1.9 m genişliğindeki araç 825 kg. KTM, X-Bow’un rakiplerine göre yarışlarda daha az masraf çıkardığını iddia ediyor ve GT4 klasmanında, bir yarıştaki, yakıt, tekerlek ve bütün aşınmalar dahil maliyetin yaklaşık 3000 Euro olacağını ifade ediyor.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

GALERİ

62 Fotoğraflar

Makyajla Gelen Güzellikler

38 Fotoğraflar

Pirelli 2008

24 Fotoğraflar

Ünlü Legolar

32 Fotoğraflar

arnold

21 Fotoğraflar

bmw

18 Fotoğraflar

brucelee

93 Fotoğraflar

koenigsegg

16 Fotoğraflar

bugatti

23 Fotoğraflar

corvette

42 Fotoğraflar

poliscar

36 Fotoğraflar

dunyadagrafiti

211 Fotoğraflar

guzelyuz

Eğer güzelliğin göreceli olmadığını düşünüyorsanız bir de resimleri inceleyin derim...

35 Fotoğraflar

buzulcagi

40 Fotoğraflar

lamborghini

46 Fotoğraflar

Barbie

Küçük Kızların En Sevdiği Oyuncak

116 Fotoğraflar

kismanzarasi

24 Fotoğraflar

Citroen GT

Citroen GT Concept Teaser

45 Fotoğraflar

klasikmodifiye

96 Fotoğraflar

victoriasecret

104 Fotoğraflar

mimikler

88 Fotoğraflar

parakatla

126 Fotoğraflar

atavrat

45 Fotoğraflar

onlardacocuktu

57 Fotoğraflar

maldiv

69 Fotoğraflar

adrianalima

Sizlere Adriana Lima'nın en güzel resimlerini burada sunuyoruz. Beğeneceğinizi umuyor yorumlarınızla katkınızı bekliyoruz.

137 Fotoğraflar

paralimpik

52 Fotoğraflar

wcifadeleri

99 Fotoğraflar

Japon Pit Güzelleri

Japonya'da motor sporları ve fuar gibi etkinliklere katılan Japon kızları.

<< Devamı için resme tıklayın <<

81 Fotoğraflar

Farklı Supergirl Tasviri

Süper kadın kahramanların hiçbirinin çorabı kaçmaz, ne bileyim gidip bir ruj bakmazlar, fön çekmezler. Aynı anda iki erkeğe aşık olup saçma işler yapmazlar. Yani günlük hayatta görülen şeyler olmaz. Ama hep bakımlı, alımlı dururlar. Beğenileri ve davranışları “Erkek Fatma” düzeyindedir. Genelde hitap ettikleri kız kitlesi de ister istemez, güçlü olmayı erkek hakim hayatlarından kurtulmayı amaçlayan veya kusursuz güzel olmak isteyen bir model çizerler.

Gerçek Adı: Linda Lee Danvers (Kara Zor-El)
Doğum yeri: Kripton
Kaldıgı yer: Chicago
Dünyadaki yakınları: Süperman, Clark Kent (Kal-el)

Süper Kız, Süperman’in kuzenidir ve asıl ismi Kara Zor-El’dir. Aynı kuzeni gibi Süperkız’da uçabilir ve süper insan ve yeteneklerine sahiptir. Kara yeteneklerini sadece süperman istediğinde kullanır. Kara günlük hayatta Linda Lee adını kullanır. Linda Lee yetimhanede yetişmiş daha sonra Fred ve Edna Danvers tarafından evlat edinilmiştir. Yaşamında pek çok kere kariyer değiştirmiştir, ciddi bir ilişkisi olmamaıştır ve her zaman Süper Kız kariyerini ön planda tutmuştur.

Güç ve Yetenekler

Süperman’in sahibi olduğu insanüstü özelliklerin tamamına sahiptir (uçma, dayanıklılık, süper görüş, hız gibi). Fakat güçlerini Superman kadar iyi kontrol edemez buda zaman zaman başını belaya sokar.

Geçmişi

Kara Zor-El (Supergirl) Kripton gezegeninden aynı kuzeni süperman gibi bir mekikle gönderilmiştir ancak Kara bir bebekken değil gençken mekiğe bindirilmiştir. Üstelik geleceği dünyaya gönderilen kuzeni Kal-EL (Süperman)’dan haberi vardır. Bir bebek olan Süperman’in yetiştirilmesi sorumluluğunu üstüne almıştır. Ancak mekiği kriptonit parçalarından biriyle vurulan Kara tahmin edilenden çok daha sonra dünyaya varır. Dünyaya geldiğinde Kal-El çoktan yetişkin bir kriptonlu olmuştur. Bir süre Süperman’e yardımcı olmaya çalışan Kara çoğu zaman güçlerini tam kontrol edemediği için Süperman’in başını derde sokar. Bunun sonucunda süper kahraman kimliğini yalnızca Süperman istediğinde kullanmaya karar verir.

Filmlerden

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Çizgi Romanlardan

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Nerdeyse Değişen Pek Birşey Yok

Bobby Neel Adams adlı fotoğraf sanatçısı kişinin geçmişinden bir fotoğraf ile bugününden bir fotoğrafı yan yana getirerek insanın zaman içinde özünde aynı kaldığını, dün ne ise bugünde ufak tefek yaşlanmaya bağlı sebeplerden dolayı olsada değişmediğini gösteriyor.

Eğer aynı bakış açısıyla çekilmiş dünden ve bugünden iki fotoğrafınız varsa bir grafik programıyla sizde bunu gerçekleştirebilirsiniz.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

[Kaynak: bobbyneeladams.com]

Kasa Dediğin Böyle Olmalı

Mercedes firmasının ürettiği Mercedes SLR modeline herkes gıpta ile bakıyor. Ekonomik açıdan ancak çok az sayıda insanın sahip olabileceği bir otomobil sınıfı içinde yer almaktadır. Paul Edwards isimli girişimci bu durumdan yola çıkarak bilgisayar için oldukça hoş kasa tasarımları üretmeye başladı. Bu tasarımların Mercedes SLR modeline benziyor olması bir nebze de olsa fiyatı dudak uçuklatan aracın bilgisayar kasasına sahip olmanın avuntusunu yaşayabileceklerdir. Bu gerçektende güzel tasarımları sitemizde inceleyebilirsiniz.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Sözkonusu Sebzeler Olunca

Sebze, bitkilerin pişirilerek yenen kısımlarına verilen isimdir. Her ne kadar meyve ve sebze terimleri birbirlerine zıt anlamda kullanılmaktaysa da aslında botanik açıdan meyve kabul edilen birçok bitki kısımları mutfaklarda sebze olarak kullanılır. Örneğin patlıcan, domates, kabak gibi sebzeler aslında botanik bakımdan aynen erik, kayısı, şeftali gibi meyve sayılmaktadırlar.

Söz konusu sebzeler olunca onlarsız hayat sanırım düşünülemez. Hanımları en büyük derdidir bugün ne pişireyim tasası. Bir sanatçı da hanımlardan biraz farklı düşünmüş olacak ki, onları kullanarak sanatsal görüntüler ortaya çıkarmayı başarmış. Sebzeler her zaman yenilmesi için alınırdı. Şimdi onları yemeyi bir tarafa bırakalım da seyrine doyalım. Ne diyelim pekte güzel olmuşlar…

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Valla tek kelimeyle helal olsun…

Uçan Vatoz Balığı

6 metreyi bulan dev kanatlarıyla sudan çıkıp havada bir kartal gibi süzülen vatozların sırrı ise halen çözülebilmiş değil. Meksika’nın doğusundaki Coraaa Denizi’nde uçarak seyreden bir grup mobula cinsi vatoz ilginç görüntü oluşturdu. Mobulidae Familyası’na bağlı uçan vatozların bazı türleri de oldukça tehlikeli. Üreme döneminde yüzeysel sularda yüzerek ve havada takla atarken doğuran bu türlerin kuyrukları da çok uzun. Şeytan balığı olarak da bilinen mobula cinsi vatozlar Akdeniz’deki tehlikedeki türler arasında yer alıyor. Köpekbalıkları ve vatozlar yavaş büyüdüğü ve az yavruladığı için avcılığa karşı son derece hassaslar.

null

null

null

null

null

null

Vajinismus

Vajina girişini çevreleyen kasların istemdışı olarak kasılarak cinsel birleşmenin acılı olması ya da birleşmenin gerçekleşememesidir. Vajina girişini çevereleyen baskın kas grubu “Pubik Kaslar” olarak adlandırılır. Bunlar düz kas grubudur ve refleks olarak çalışırlar. Vajinismusda yaşanan kasılma istem dışıdır ve asla kadının kendi kontrolünde değildir. Eğer kişi kasların kasılmasından ötürü acısız cinsel birleşme yaşayamıyorsa bu durum vajinismus olarak nitelendirilir. Bir diğer tabirle Vajinismus, kadınlarda görülen cinsel bir işlev problemidir. Vajina girişini çevreleyen kasların istem dışı kasılarak cinsel birleşmede acı ve ağrıya neden olması ya da bu sebeple cinsel birleşmenin hiç gerçekleşememesi şeklinde tanımlanabilir. Kasılmalar, cinsel birleşme dışında jinekolojik muayene esnasında ve vajina içine tampon yerleştirme durumlarında da ortaya çıkabilir.

null

Nedenleri

Bu hastalığın %90′ı psikolojik, %10′u organik kökenlidir. Psikolojik kökenli olanlarının başlıca sebepleri arasında genç kızlara ergenlik çağından itibaren cinselliğin ayıp, kötü ve günah olarak anlatılması, kızlık zarının öneminin abartılması ve ilk birleşmenin acı veren ve kanamaya sebep olan bir deneyim olacağının öğretilmesidir.

Bazı durumlarda kişinin başından geçen tecavüz veya kötü cinsel deneyimler de vajinismus hastalığının sebebi olabilir. Hamile kalma korkusu, doğum korkusu veya kızlık zarının yırtılması gibi korkular da az görülmekle birlikte bu hastalığın psikolojik nedenleri arasında gösterilebilir. Sağlıklı ve aktif cinsel hayata sahip kadınlarda dahi bazı durumlarda geçici de olsa vajinismus görülebilir. Doğum veya jinekolojik ameliyatlar sonrası, büyük üzüntüler ve emzirme (laktasyon) döneminde kadınlarda görülen cinsel istek azalması bu durumlara örnek olarak gösterilebilir.

Vajinismus, ilk cinsel ilişki girişimi sırasında, jinekolojik muayene sırasında ya da tampon kullanma girişimi sırasında ortaya çıkabilmektedir. Pubik kaslar kasılarak vajinanın açılmasını engeller ve cinsel birleşmenin gerçekleşememesine neden olurlar. Kasılma oluşursa cinsel birleşme ya imkansız hale gelir ya da şiddetli acı oluşur. Genellikle vajinal bölgeye müdahale sona erdiğinde kaslar rahatlar ve normale döner. Pubik kasların kasılması kişinin isteği dışında gerçekleşmektedir, kişi her ne kadar uyanıkta olsa durum bilinç dışı meydana gelir. Bu istem dışı kasılmaların bir çok nedeni olabilmektedir, genellikle fiziksel ve duygusal faktörlerin birleşmesi sonucu oluşmaktadır. Bu kasılmalar aslında vücüdün kendini korumaya yönelik bir savunmasıdır. Vajinismusun nedenlerini, sonuçlarını ve nasıl tedavi edileceğini bilmemek çiftlerin hayal kırıklıkları yaşamalarına neden olur ve her iki tarafıda psikolojik ve fiziksel olarak yıpratır. Vajinismus hastası çoğu kadın illişkiye girememekten ötürü yoğun utanç duygusu hisseder ve sıkıntılarını paylaşmak istemezler. Durumu başkalarına anlatmak onları rahatsız edebilmektedir. Vajinismus yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır ve kadından kadına farklılıklar gösterebilmektedir. Bazı kadınlar jinekolojik muayeneyi tamamlayabilmekteya da tampon kullanabilmekte iken cinsel ilişkiyi tamamlayamamaktadır. Bazı kadınlarda ise ilişki gerçekleşmekte fakat aşırı miktarda acı oluşmaktadır. Diğer bir grupta ise hiçbir vajinal müdahale gerçekleşememektedir.

null

Vajinismus Türleri

Primer Vajinismus: Cinsel hayatın başlamasindan itibaren görülen ve bir kez bile cinsel ilişkinin gerçekleşememesi türündeki vajinismustur.

Sekonder Vajinismus: Cinsel hayatın başlamasından itibaren sağlıklı şekilde ilişki mümkün iken yaşanmış bir cinsel travma sonrası (olaylı bir doğum, düşük, kürtaj, yanlış yapılan ve ağrılı bir jinekolojik muayene, taciz veya tecavüze maruz kalma gibi) oluşan vajinismus durumu söz konusudur.

Tedavisi

Hastalığın tedavi süreci oldukça basittir. Önemli olan sorunun nedeninin belirlenmesidir. Sorun fiziksel kaynaklı ise jinekolojik olarak tedavi edilebilir. Eğer hastalığın nedeni psikolojik ise çiftin beraberce psikolojik terapiye devam etmesi gerekebilir. Her psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi bunda da hastanın hastalığını tanıyıp kabullenmesi ve tedaviye inanması tedavi sürecini kısaltır ve daha başarılı kılar. Vajinismus kesinlikle tedavi edilebilen bir problemdir. Vajinismus bir hastalık (sendrom) değil, bir belirtidir (semptom). Başka bir deyişle vajinismus; bilinç altı tarafından oluşturulan ve kişiyi koruyan bir savunma mekanizmasıdır. Vajinismus problemi olan bir kadında, PC kası (pelvik taban kası), cinsel ilişki esnasında refleksif davranmaktadır ve kadının istemi dışında kasılmaktadir. Bu istenmeyen durumun kaynağı da bazı nedenlerle etkilenen bilinç altıdır. Vajinismus tedavisinde tüm dünyada; davranışsal ve bilişsel terapiler, hipnoz tedavileri gibi bilimsel tedavi teknikleri kullanılır. Buradan da anlaşılacağı gibi, tek seanslık ya da tek günlük tedavi teknikleri, ilişki öncesi alkol alma, vajen girişine lokal anestezikler uygulama, depresyon ilaçları, etkisiz tedavi ya da çözüm girişimleridir. Vajinismus psikoterapötik bir süreç ile kesinlikle kalıcı çözüme ulaşır. Bundan dolayı bilimsel olarak açıklanmamış ve kanıtlanmamış her türlü yaklaşımdan kaçınmak gerekmektedir.

Vajinismus Hakkında Bilinmeyenler

  • Vajinismus bir hastalık değil ailesel yani evli çifte ait bir problemdir. Kadının ve erkeğin ortak bir sorunudur. Bu nedenle cinsel terapide bir tarafın diğerini suçlamaması veya anlayışlı olması öğütlenir.
  • Kişinin istediği kişiyle evlenememesi vajinismusa neden olmaz. “Başkasıyla evlenseydim yine de olur muydu?” sorusu hep akla gelir. Ama bu sorunun eşlerle bir ilgisi yoktur. Hatta evlenmeden önce uzun yıllar flört eden çiftlerde evlenince bu sorunu yaşayabilir.
  • Cinsel terapide başarı şansını arttıran en önemli faktör eşlerin seanslar sırasında kendilerine verilen ev ödevlerini uygun bir şekilde uygulaması ve sonuna kadar tedaviye inançlarını yitirmemeleridir.
  • Genel anestezi altında ilişkiye girilmesi, alkol alıp sarhoş olup cinsel ilişkiye girmesi, sakinleştirici, kas gevşetici ve antidepresan ilaçlar da tedavi edici değildir. Aksine bu tip ilaçlar cinsel isteği azaltabilir.
  • Kızlık zarlarının çok kalın olması, bilinenin aksine, vajinismusa yol açmaz.
  • Bu rahatsızlık ilk cinsel ilişki de ortaya çıkabileceği gibi uzun yıllar normal bir işlevsellikten sonra da ortaya çıkabilir.
  • Vajinismus sosyokültürel ve ekonomik düzeyi yüksek, daha çok okuyan veya üniversite mezunu çitlerde daha sık olarak görülmektedir.
  • 10-15 yıldır evli olup halen ilişkiye giremedikleri için boşanan veya evliliklerini bu şekilde kabullenip “aseksüel” olarak yaşayan çiftlerin sayısı az değildir.
  • Bir partnerle yaşanan sorun başka bir partnerle ortaya çıkmayabilir.
  • Eğitim, kültür ve sosyal seviye ile ilgili değildir. Sadece cahil insanlarda olmaz, üniversite mezunu çiftlerde görülebilir.
  • Ülkemizde cinsel sorunla başvuran kadınların en büyük grubunu oluşturmaktadır.
  • Vajinismus problemi yaşayan kadınların yüzde 80’i ve eşlerinin yüzde 90’ı evliliklerinden yeterince doyum aldıklarını ifade etmektedirler.
  • Vajinismuslu kadınların yüzde 57’si kocalarını bu konuda düşünceli ve kendilerine yardımcı, yüzde 15’i öfkeli ve saldırgan, yüzde 28’i tepkisiz olarak değerlendirmektedir. *Vajinismuslu kadınlar genellikle giriş dışındaki cinsel aktivitelerden oldukça zevk alırlar ve ön sevişmeyle orgazm olabilirler.
  • Vajinismuslu çiftleri bu problemin yalnızca kendilerinde var olan garip bir sorun olduğunu düşünüp hekime başvurmazlar. Öncelikle çözümü büyü yapılmasıyla bağlandıklarını düşünerek tıp dışı alanlarda ararlar, sonuç başarısızdır.
  • Vajinismus sadece cinsel ilişkiye değil, muayene ve tampon gibi bazı durumlara da müsaade etmez.
  • Hemen bütün yaş grubundaki kadınları etkileyebilir.
  • Görülme sıklığı her 100 kadından ikisinde bu duruma rastlanıldığıdır.
  • Vajinismusda yeterli istek veya ıslaklığın sağlanamaması söz konusu değildir.
  • Vajinismuslu hastalar ailelerden gelen “neden hala çocuk yapmıyorsunuz?” şeklindeki eleştiriler ile boğuşmaktan sıkıldıkları için bir cinsel terapiste baş vururlar.
  • Bazen vajinismus bir koruma davranışı olarak ortaya çıkabilir. Daha önceki deneyimlerinde incitilmiş kadınlarda, cinsel ilişkiden kaçmak amacı ile vajina kaslarının kasılması ortaya çıkabilir.

[Kaynak: wikipedia.org]

Memati - Bu Şehir Girdap Gülüm

null

Memati Baş

Çocukken işlediği bir cinayet yüzünden uzun yıllar hapiste yatmıştır. Mafyanın çeşitli mevkilerinde tetikçilik yapmıştır. Polat Alemdar’la tanıştıktan sonra onun için çalışmaya başlamıştır. Sinirli ve aceleci karakteri yüzünden, olayları bütün olarak incelemek yerine kestirmeleri kullanmayı tercih eder. Hiçbir bilgisi olmamasına rağmen, Irak ve Irak’ta yaşayan insanlara karşı önyargılıdır. Memati için, Polat Alemdar’ın istek ve emirleri her şeyin üstündedir. Polat Alemdar`ın hizmetindeyken, artık bir mafya tetikçisi değil silahlı bir vatanseverdir. Doğrudan sonuca ulaşma yeteneği onun en önemli özelliğidir.

null

Memati Baş, Kurtlar Vadisi dizisinde önceleri Süleyman Çakır’ın sağ kolu sonraları ise Polat Alemdar’ın yanında yer alan dizinin başından sonuna kadar oynayan karekterlerden birisidir. Çocukken düştüğü hapishanede kendisini öldürmek isteyen kişilerden kurtaran Süleyman Çakır’ın sağ kolu olmuş, ölümüne kadar sadık kalmıştır. Sokaklardan geldiği için fevri ve acımasızdır. Onun için sorun her zaman somut olmalıdır ve çözümler basittir. Olayların perde arkasıyla ilgilenmez. Polat Alemdar, operasyonlarda mematiyi sağ kolu olarak kullanır. Doğrudan sonuca ulaşma yeteneği mematinin en önemli özelliğidir. Memati başı Kurtlar Vadisi dizisinde ve Kurtlar Vadisi Irak filminde, Gürkan Uygun canlandırmıştır. Memat (ممتي) kelimesi Arapça’da “ölüm” anlamıdadır,memati ise “öldüren” manasına gelmektedir. Deyimlerimiz içerisinde, çok önemli konularda “hayat, memat meselesi” ifadesi kullanılmaktadır.

null

Dizide memati ismi doğum sırasında annesinin ölmesinden dolayı babası tarafından verilmiştir. memati, bir süre sonra Gamze isminde biriyle tanışmış ve onunla aşk yaşamaya başlamıştır. Bir gece Gamze ile kavga ettikten sonra evden ayrılmış ardından İskender Büyük tarafından yakalanmıştır. Mematiye sürekli eroin verilmiş ve Davut Tataroğlu’na yapılan saldırı üstüne kalacakken Polat Alemdar tarafından kurtarılmıştır. 40. bölümde Memati , Gamze’yi Yalçın Bulut’un onu kontrol etmek için tuttuğunu öğrenmiş ve Bulut’tan hesap sormuştur. Yanına almış olduğu tam sadakatli,verilen emirleri tereddütsüz yapan Kazım ile her işi yapmaktadır.Sinirli hareketleri ve ejder yeşili gözleriyle herkesin gözünü korkutmaktadır.

null

Gürkan Uygun

1974 yılında İzmit’te doğdu. Lise yıllarında tiyatro ile tanıştı, 1990 yılında ise amatör tiyatroya başladı. Tatlı Kaçıklar, Affet Bizi Hocam, Böyle mi Olacaktı, Şapkadan Babam Çıktı, Deliyürek adlı dizilerde rol aldı. Fasülye adlı 35`lik sinema filminde oynadı. 7 yıl Dormen tiyatrosunda oyunculuk yaptı. Özelikle Etnik müzikleri ve dünya müzikleri dinlemeyi çok seviyor. Resim, karakalem çizim ve ufak heykelcikler yapıyor. Bu konularda herhangi bir eğitim almamış. Bunların dışında klarnet çalmak istiyor. Evindeki aksesuarları ve kullandığı eşyaları kendi yapmayı seviyor.

null

Kurtlar Vadisi’nden sonra insanların sevgisini kazandı. Bundan çok büyük keyif duyuyor. İnsanlar onu Kurtlar Vadisi ile tanıdı. Bu dizi sayesinde beğenilen bir oyuncu oldu. Hayatında olumlu ve güzel değişiklikler oldu. Televizyon dizilerinde rol almaya 1995 yılında başladı. Kurtlar Vadisi ekibiyle de Deliyürek döneminde tanıştı. Deliyürek’in ardından bu dizi için düşünüldü. Kurtlar Vadisi’ne başlaması da bu şekilde oldu.

null

Filmografi

  • Kurtlar Vadisi Pusu 2007, Memati - Dizi (Show Tv) (süre: 46 Bölüm devam)
  • Kurtlar Vadisi: Terör, 2007, Memati - Dizi (Show Tv) (süre: 2 Bölüm - Yasaklandı)
  • Kurtlar Vadisi Irak, 2006, Memati - Sinema
  • Çarpışma Muşta 2005
  • Kurtlar Vadisi, 2004-2005, Memati - Dizi (Show Tv, Kanal D) (süre: 97 Bölüm)
  • Şapkadan Babam Çıktı Kerem 2003 - Dizi (TRT 1, TRT İnt)
  • Kurtlar Vadisi Memati 2003
  • Aşkım Aşkım 2001 - Dizi (Kanal D)
  • Yedi Numara Anıl 2000 (TRT 1, TRT İnt)
  • Fasulye Koruma 1999
  • Deli Yürek Cihan 1999 - Dizi (ATV, ATV Avrupa)
  • Yılan Hikayesi Konuk Oyuncu 1999 - Dizi (Kanal D)
  • Affet Bizi Hocam 1998
  • Hoşçakal Yarın 1998
  • Böyle mi Olacaktı 1997 - Dizi (ATV, ATV Avrupa)
  • Tatlı Kaçıklar Tolgahan 1996 - Dizi (ATV, ATV Avrupa)
  • Çiçek Taksi Konuk Oyuncu 1995 - Dizi (ATV, ATV Avrupa)

Memati - Bu Şehir Girdap Gülüm

Bu şehir girdap gülüm
Girdapta mehtap gülüm
Feleğin bir suyu var
Su değil kezzap gülüm

Feleğe dayandım gülüm
Öldüm de uyandım gülüm
Öldüm de uyandım

Bu şehir serap gülüm
Serapta mihrap gülüm
Feleğin bir topu var
Mermisi kezzap gülüm

Feleğe dayandım gülüm
Öldüm de uyandım gülüm
Öldüm de uyandım

Yezidin harcı zulüm
Yiğidin burcu ölüm
Feleğe dayandım gülüm
Öldüm de uyandım gülüm
Öldüm de uyandım

3G Hayatımıza Ne Getirecek?

Elektromanyetik dalgaların telekomünikasyon aracı olarak kullanılabileceği fikrinin doğuşu ve bu yöndeki çalışmaların başlangıcı, 19. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Sözkonusu çalışmalar, mobil telefonların kullanılmaya başlanmasına yönelik ilk meyvesini, A.B.D.’nde 1940’lı yılların sonlarında, Avrupa’da ise 1950’li yılların başlarında tek hücreli analog araç telefonlarının kullanılmaya başlanması ile vermiştir. Bunu izleyen adım, 1970’lerin sonlarında hücresel analog mobil telefonların kullanılmaya başlanmasıyla atılmıştır. Bu sistemler, birinci nesil (1G) analog teknolojiyi kullanmakta olup, kullanıcıların zamanla artan ses kalitesi, kapasite, kapsama alanı gibi ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalması, ikinci nesil (2G) sayısal teknolojiye doğru yol alınmasını zorunlu kılmıştır. Bugün kullandığımız GSM standartlarındaki cep telefonları, 2G sayısal teknolojiyi kullanan sistemlere bir örnek teşkil etmektedir. Sözkonusu 2G mobil telefonlar, 1991’in ortalarında piyasaya sürülmüş ve kullanımı büyük bir hızla yaygınlaşmıştır.

null

Üçüncü nesil (3G) mobil telekomünikasyon teknolojisi, bu gelişmeleri takip eden bir sonraki büyük adımı teşkil etmektedir. 2G ile kıyaslandığında bu yeni teknolojinin en göze çarpan farklılığının, sesten ziyade data iletimine odaklanması olduğu görülmektedir. Ne 1G, ne de 2G teknolojisi kullanıcılara çoklu ortam (multi-medya) hizmetler sunulması için tasarlanmamıştır. Ancak 3G için durumun farklı olduğu, bu teknolojinin kullanılmaya başlanması ile, mobil telefonlar vasıtasıyla yüksek hızda internet bağlantıları sağlanabileceği, bu sayede kullanıcıya hareket halinde iken sesin yanısıra data, resim, grafik ve benzeri bilgilerin 2Mbit/s hızına varan yüksek hızlarda, başka bir deyişle “geniş bantta” iletilebileceği öngörülmektedir. ITU tarafından, 3G teknolojisini kullanan terminal cihazının; telefon, bilgisayar, televizyon, çağrı cihazı, video-konferans merkezi, gazete, günlük, ajanda ve hatta kredi kartı olarak işlev göreceği ve günümüzde her yere taşınan cüzdan ya da kimlik gibi kullanıcının sürekli yanında bulunduracağı vazgeçilmez bir parçası haline geleceği tahmin edilmektedir.

Dünyada pek çok ülke, 3G teknolojisini kullanmak amacıyla lisans çalışmalarına başlamış ve bu yönde epey mesafe katetmiş bulunmaktadır. Avrupa’da, 128/1999 EC Kararı ile 3G hizmetlerinin en geç 1 Ocak 2002 itibariyle sunulmaya başlanması için Avrupa Birliği ülkeleri tarafından her türlü önlemin alınması ve bu çerçevede 1 Ocak 2000 itibariyle 3G lisanslarının verilebilmesi için gerekli yetkilendirme sisteminin kurulması hususları karara bağlanmıştır. Bu durumda, 1G mobil telekomünikasyon teknolojisi ile 1986’da, 2G teknolojisi ile ise 1994 yılında tanışmış olan Türkiye için, 3G teknolojisinin ülkemize kazandırılması hakkında bazı sorular belirmektedir.

  • 3G teknolojisi nedir ve ne gibi getirileri bulunmaktadır ?
  • Avrupa’da ve diğer dünya ülkelerinde 3G teknolojisine yaklaşımlar nasıldır ?
  • Türkiye 3G lisanslarını ne zaman ve ne şekilde vermelidir ?

Çalışmada ilk olarak, dünyada ve Türkiye’de mobil telekomünikasyon sektörü hakkında mevcut durum ve yakın gelecekte oluşması tahmin edilen koşullara yönelik açıklamalara yer verilmektedir. Bunun ardından, 3G mobil telekomünikasyon teknolojisine ve halen kullanılmakta olan mobil telekomünikasyon teknolojilerine ilişkin bilgiler aktarılmaktadır. Daha sonra, dünyadaki 3G lisans uygulamalarından örnekler verilmekte, bu maksatla 21 ülkenin 3G lisanslarını ne zaman ve ne şekilde verdikleri veya vermeyi planladıkları hakkında bilgiler sunulmaktadır. Bunu müteakip, raporun ana konusunu teşkil eden, Türkiye’de 3G lisanslarının verilmesi ile ilgili değerlendirmeler konusuna yer verilmekte ve bu konuyu raporun son bölümü olan, sözkonusu değerlendirmelerden çıkarılan sonuçlar kısmı takip etmektedir.

70 ülkede kullanıcılar Üçüncü Kuşak (3G) şebeke sayesinde yeni nesil gelişmiş cep telefonu uygulamalarıyla tanıştı. Türkiye`de ise hâlâ yurtdışındaki başarısız örnekler öne sürülerek lisans ihalesi bile yapılamıyor. Dünyada 70 ülkede 158 operatör, hızlı ve görüntülü iletişim olarak bilinen Üçüncü Kuşak (3G) şebekeyi kurarak toplam 187 milyon aboneye hizmet veriyor. Üstelik Üçüncü Kuşak sayesinde pekçok farklı yeni nesil gelişmiş uygulamayı abonelerine kullandırmaya başlayan telekom operatörleri, yeni abone girişinde de önemli mesafe katetmiş durumda. Hem İkinci Kuşak hem de 3G şebekeye sahip dünyanın önde gelen cep operatörlerinden Japon DoCoMo`nun son üç aydaki yeni abone girişlerine bakıldığında, 3G şebekenin Uzakdoğu`da oldukça popüler olduğunu görmek mümkün. Buna göre DoCoMo son 3 aylık dönemde eski kullandığı şebekede 583 bin 800 abone kaydederken, 3G şebekesine toplam 2 milyon 677 bine yakın abone kaydetmiş durumda. DoCoMo`nun 15 milyon 3G abonesi bulunuyor.

3G konusunda Avrupa da hareketli günler yaşıyor. İngiliz Telekom devi Vodafone, 1.4 milyonu Japonya`da olmak üzere dünyada 3.3 milyon 3G abonesine sahip. Bir diğer GSM devi Orange firmasının ise 1.75 milyon 3G abonesi var. Bu şebeke şu anda, Almanya, İngiltere, İtalya, İsveç, Hırvatistan, Polonya, Yunanistan, Portekiz, Tayvan, İrlanda ve Romanya`nın da aralarında bulunduğu 70 ülkede kullanılıyor. Gündemde yok Türkiye`de ise henüz bu sistemin kurulumu için öncelikli şart olan lisans ihalesi bile gündemde değil. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım geçtiğimiz hafta konuyla ilgili yaptığı açıklamada, yurtdışında yaşanan başarısız örnekler olduğunu hatırlatarak, 3G lisans ihalesinin yakın zamanda gündemde olmadığını açıkladı. Türkiye 2000`li yılların başında bu alanda çoğu pazarda işlerin iyi gitmemesinden dolayı 3G lisans ihalesini, ilerideki bir tarihte yapmak üzere erteleme yolunu seçmişti. 3G`de lisansların dağıtılması süreci Avrupa`da 1999 yılında başlayıp 2002 yılı sonunda tamamlandı. Lisanslar Avrupa`da 108.2 milyar euro bedel ödenerek 62 operatör tarafından satın alınmıştı. Ancak o dönemde dünyada telekom pazarında yaşanan kriz ve 3G`de iş modellerinin tam olarak hayata geçirilememesinden dolayı operatörler işlerine başlayamadı. Fakat bu teknolojinin 2 yıl önce Japonya`da fırtına gibi eserek Uzakdoğu`da yayılmasıyla birlikte iş modelleri oturdu. Bunu gören Avrupalı operatörler de 2004`le birlikte işe başladılar. Şu anda, 70 ülkede 158 operatör bu altyapıdan hizmet veriyor. 3G ile cep telefonundan film izleniyor Üçüncü Kuşak, kullanıcılara geniş bantta yüksek hızda veri iletimi, mobil internet erişimi, müzik ve video programları ve gelişmiş oyunların arasında bulunduğu kapsamlı bir içerikle yeni nesil bir platform oluşturuyor. Sistemi destekleyen yeni nesil telefonlar Nokia, Siemens Mobile, Sony Ericsson ve Motorola gibi pazarın önde gelen oyuncuları tarafından üretilmeye başladı. Kullanıcılar bu telefonlarda yüksek kalitede televizyon ve canlı maç yayını izleyebilecek, sistemde yüklü harita ile gitmek istediği adrese ulaşması için telefon ona yol gösterecek, anlık bilgi servisi alabilecek, internetten müzik parçası veya video film indirebilecek.

3G Sistemine Nasıl Gelindi?

Ülkemizde mobil telekomünikasyon sektörünün ilk uygulamasını oluşturan 1G sistemleri üzerinden sadece ses hizmetlerini sunabilmek mümkünken, 2G Sayısal sistemler daha kaliteli ses hizmetlerinin yanı sıra SMS gibi basit veri hizmetleri de sunulabilir hale geldi. 2.5G olarak adlandırılan geçiş döneminde ise, mobil şebekeler üzerinden internete erişim imkanı sağlandı ve veriye dayalı hizmet türlerinde artış kaydedildi. Her kuşakta ses hizmeti sunulabilirken, bir sonraki kuşak daha kaliteli ses hizmetinin yanında daha hızlı ve zengin içerikli veri iletişimine imkan sağlıyor.

Cepten Görüntülü Konuşma Dönemi Başlayacak

3G sistemlerinde hızlar artık Megabitlerle ifade edilmekte ve 2Mbps hızına, bir sonraki teknolojiyi oluşturan HSDPA’de (High Speed Downlink Packet Access -3.5G) 14 Mbps veri iletim hızlarına teorik olarak ulaşılabiliyor. Hızdaki bu artış özellikle bilgiye erişim açısından alışılan erişim kavramına yeni bir boyut getirecek. Mobil ortamda görüntülü telefon hizmetleri, e-posta alıp gönderme, bankacılık hizmetleri, yüksek hızlarda internet erişimi, etkileşimli oyunlar, canlı radyo TV yayınlarına erişim gibi pek çok hizmetler, 3G mobil terminal cihazları tarafından rahatlıkla sağlanabilecek. Abonelerin bu hizmetleri alabilmesi için 3G sistemine uyumlu cep telefonları kullanmaları gerekecek. Ancak Türkiye’de henüz uygulama başlamamasına karşın bugüne kadar 1 milyonun üzerinde 3G sistemine uyumlu cep telefonunun satıldığı belirtildi. 3G teknolojisinin en çok merak edilen özelliklerinden başında görüntülü telefon görüşmesi yapabilmek geliyor. Yüksek veri aktarım hızı sayesinde en uzakdaki yakınlarınızla dahi 3G standartına uygun cep telefonları ile birbirinizi görerek konuşabiliceksiniz. Bu sayede yanlızca sesle yetinmeyip görüntülü olarakda sohbet edebiliceksiniz. Gezdiğimiz yerleri telefon görüşmesi yaptığımız yakınlarımıza 3G cep telefonları aracılığı ile gösterebileceğiz. Özellikle iş gezilerine sıkca çıkan iş adamları işlerini daha rahat yaptırabilecek, acil toplantı durumlarında görüntülü konferans yaparak bile işlerini uzakdan yürütebilecekler.

3. Nesil Cep Telefonları ile Neler Yapabilir?

Öncelikle 3G’nin gelişi ile birlikte cep telefonlarında kullandığımız internet hızı 20 kat artacak. 3G teknolojisi ile birlikte cep telefonlarımızda megabitlerle ifade edilen bağlantılara ulaşabileceğiz. Bu sayede dilediğimiz gibi internette dolaşabileceğiz ve Youtube gibi internet video servislerinden rahatlıkla cep telefonumuzda yüksek hızda video izleyebileceğiz. Ayrıca cep telefonunuzla çektiğiniz videoları direkt olarak video paylaşım sitelerine yollayabilecek, fotoğraflarınızı doğrudan blog’unuza aktarabiliceksiniz. Bunun yanı sıra e-devlet işlemlerini de cep telefonumuzdan haledebileceğiz. Tüm faturalarımızı, banka hesap ve havale işlemlerimizi daha hızlı şekilde, şubeye gitmeden hatta bilgisayara ihtiyaç duymadan birkaç tuşa basarak yapabileceğiz.

İnternet hızının artması ile birlikte her daim dünyadan haberiniz olucak; tüm medya servislerinin online içeriğine ulaşabileceksiniz. Sevdiğiniz online oyunları dilediğiniz zaman interektif bir şekilde oynayabilecek, dostlarınızla popüler sohbet programları ile görüşebilceksiniz. Özellikle habercilikle uğraşanlar için çok büyük bir avantaj yaratan 3G, hızlı bağlantı ağı sayesinde çekilen video ve resimleri en hızlı şekilde haber merkezlerine ulaştırmayı kolaylaştırıcak. Birçok internet kullanıcısının benimsediği internetden alışveriş yapabilmeyi artık cep telefonunuzdan gerçekleştirebileceğiniz gibi arama motorlarını kullanarak aradığınız bilgilere hemen ulaşacaksınız. Sanal kütüphanelerden yararlanabilirken ülkemizde birkaç üniversitede bulunan uzakdan online eğitim derslerine cep telefonunuzdan iştirak edebiliceksiniz.

Bunu dışında rezervasyon, check-in gibi işlemlerinizi de cep telefonunuzdan haledebiliceksiniz. 3. nesil teknolojinin en büyük avantajı ise şu anda kullandığımız, daha doğrusu maliyetinden dolayı kullanamadığımız GPRS tarifelerine göre indirme hızlarının daha yüksek ve az maliyeti olacağıdır. 3G teknolojisi, cep telefonumuzda kullandığımız çoklu ortam uygulamalarını arttıracak ve daha da zenginleşecek. 3G teknolojisinin en güzel özelliklerinen biri de bizim gibi televizyon tutkunu bir ülke için çok değerli bir özellik olan cep telefonunuzdan canlı TV yayınlarını izleyebilmek olacak. Bu sayede İstanbul trafiğinde olsanız da merakla takip ettiğiniz dizileri ya da heyecanla beklediğiniz maçları kaçırmadan cep telefonunuzdan nerde olursanız olun kontrol edebilme fırsatını da bulucaksınız.

3G Uyumlu Telefonlar

O2 Cocoon, Sony Ericsson K850, Sony Ericsson K530, Sony Ericsson W910, Sony Ericsson W960, i-mate JASJAM, Nokia 6151, LG KU800, LG U8120, Sony Ericsson W900, Sony Ericsson W950, Sony Ericsson K810, i-mate JASJAR, Nokia 7390, Nokia E90, Samsung F500, Nokia N90, Samsung Z710, Samsung Z650i, LG KU970 Shine, Samsung Z400, Nokia 6290, Nokia 6110 Navigator, Nokia N75, Nokia N77, Nokia E70, Motorola V980, Sony Ericsson W850, Nokia 6680, Siemens SXG75, Nokia N93i, Nokia 5700, Nokia 6230i, Sony Ericsson P990, Nokia N91, Motorola V3x, Nokia 6288, Samsung U700, Nokia 6282, Nokia N76, Nokia N71, Nokia N93, Nokia N92, Nokia N73, Sony Ericsson K800, Nokia N95, Samsung i620, Nokia 6233, Nokia E65, Nokia N70

null

null

null

null

[Kaynak: www.iec.org, www.itu.int, Milliyet]

SİZDE KÖŞE YAZARI OLUN

  • Sitemizde yazar olmak ister misiniz?
  • Size ait fikir ve yorumları içeren makaleleri
  • Seçmiş olduğunuz konulardaki haberleri
  • Gündem oluşturmasını istediğiniz yazıları
  • Paylaşmak istediğiniz düşünceleri
  • Tartışmak istediğiniz fikirleri
  • Sitemizde yazmak ister misiniz?

Yazım Kuralları

  • Yazılarınız yönetici kontrolünden geçecektir.
  • Yazılarda Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeli ve mümkünse terimler Türkçe karşılıklarıyla yazılmalıdır.
  • Samimi ve açık bir dille yazılar yazılmalıdır.
  • Yazı başlıkları yazının içeriğini açık ve anlaşılır bir şekilde ifade etmesi gerekmektedir.
  • Yazarlar yeni bir yazı yazmadan önce o yazının sitede mevcut olup olmadığını kontrol etmeliler. Bunun için sitenin arama özelliği kullanılabilir. Aynı isimli veya aynı içeriğe sahip yazılar yazılamaz.
  • Siyasi ve dini içerikli cümle ve yazı, siyasi ve dini propaganda, genel ahlaka aykırı küfürlü veya argo kelime, cümle ve yazı, hakaret benzeri yazılar yazılamaz. Aynı şekilde, başka bir şahsiyeti veya kurumu küçültücü, karalayıcı, hakaret edici veya tahrik edici yazılar yazılamaz. Ayrıca, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa alenen tahrik edici yazılar ve halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılayıcı yazılar yazılamaz.
  • Yazılarda herhangi bir markayı veya firmayı olduğundan daha üstün gösterici veya aşağılayıcı içerik yer alamaz.
  • Pornografik içerik, yasadışı ilaçlar ve ilaç üretim cihazları, kumar ve kumar ile ilgili içerik, silah ve silah mühimmatlarının satış ve tanıtımı, bira veya sert alkollü içecek tanıtım ya da satışı, tütün ya da tütünle alakalı tanıtım ya da satış, reçete ile satılan ilaçların satışı veya tanıtımı, tez ya da öğrenci makalelerinin satışı ya da tanıtımı yazılarda içerik ve başlık olarak yer bulamaz.
  • Kişileri hedef alan aşırı yorum, husumet ve hakaretler içermemeli.
  • Yazının içeriğine göre ilgi çekici ve mevcut etiketler kullanılmalı
  • Varsa haber kaynağı mutlaka yazılmalıdır.
  • Genel internet yazım kurallarına uyulmalıdır.

SİTEYE NASIL YAZI EKLERİM?

YAZI EKLEMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Yazıların tüm sorumluluğu yazarlara ait olacaktır. Yukarıda maddeler halinde verilen kurallara uymayanların üyelikleri kendilerine haber verilmeksizin iptal edilecektir. Ayrıca girmiş oldukları içerikler silinecektir.

Tüm bu şartları kabul ediyorsanız yazar olmak için İLETİŞİM sayfamızdan veya admin@diliminucunda.com mail adresine “Sitenizde Yazar Olmak İstiyorum” konu başlığı ile içeriğine kısa bir özgeçmiş ekleyerek başvurmanız yeterlidir.

Adınız (gerekli)

E-posta adresiniz (gerekli)

Konu

Mesajınız

İlginizden Dolayı Teşekkür Ederiz…
Diliminucunda.com Yönetimi

Kurtlar Vadisi’ne Türkiye Güzeli

Polat Alemdar Aşık mı Oluyor?

Aslında dizinin geçen haftaki bölümünde ‘Nazife Anne’yle Necati Şaşmaz’ın canlandırdığı oğlu ‘Polat’ arasında, ‘Artık evlen de bir yuva kur oğlum’ sözleri yeni bir aşkın habercisiydi.

Oğlundan gönülsüz de olsa, gelin bakması için yetki alan ‘Nazife Anne’, dizinin bu akşam ekrana gelecek bölümünde diziye damgasını vuracak aşkı hem ‘Polat’a hem de dizi tutkunlarına tanıtacak. ‘Polat’ın yeni aşkı Hatice Şendil olacak. Şendil, ‘Polat’ın evlatlığı ‘Ali’nin kreş öğretmeni ‘Ebru’ olarak diziye katılacak.

Kurtlar Vadisi’nde Elif’in ölümünden sonra eli kadın eline değmeyen Polat Alemdar nihayet muradına eriyor. Polat’ın fazla yanlız kaldığını düşünen senaristler Polat’a uygun bir kız buldular. Vadi’nin dün akşam merakla beklenen sahnesi ise Polat’ın yeni aşkı oldu. Polat, “Nazife Anne’nin” zoruyla, Ali’nin öğretmeniyle tanışmak için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kreşin yolunu tuttu. Polat ilk gördüğü kız için annesine olmaz derken, merdivenlerde Ebru öğretmen göründü. Polat’ın Ebru öğretmene bakışları, Vadi’de yeni bir aşkın doğacağının işareti gibiydi. O kızı canlandıran ise 2001 Türkiye güzellerinden Hatice Şendil.

null

null

Hatice Şendil Kimdir?

Hatice Şendil 1983 senesinde doğdu. 2001′de Miss Turkey yarışmasında ikinci, Miss Europe arışmasında üçüncü olunca mankenliğe başladı. Ayrıca 2001′de’ Yeni Hayat’ isimli bir dizide rol aldı.

Hatice Şendil Eylül, Iki Yabanci, Fesupanallah ve Yaban Gülü gibi önemli projelerde de yer aldı ve Çelik’in ‘Töre’ isimli şarkıya çektiği klipte oynadı.

null

Şimdiye kadar 4 dizide başrol oynayan 25 yaşındaki Şendil, oyunculuğu çok sevdiğini ve oyunculuk için pek çok fedakarlık yaptığını da vurgulayarak şöyle devam etti: “Günde 4 saat uyuyarak çalışıyorum. Mesela uzun zamandır ailemi göremiyorum. Arkadaşlarıma zaman ayıramıyorum. Sosyal hayatım kalmadı. Her günüm çekimlerle dolu. Ancak bu oyunculuk için değer.”

null

Güzel oyuncu ‘Kendinizi güzel buluyor musunuz?’ sorusuna sizce ne cevap verdi?
Evet, Hatice kendini güzel buluyor, ama insanın özünün daha önemli olduğunu da belirtiyor.

Kara Kış Kapıda

Yıllardan biri yeni bitmiş, tazesine henüz başlamışken ilk kar taneleri düştü güzel İstanbul’a…
Ocak ayının malum soğuklarına merhaba demişken ardı ardına gelmeye başladı sabah ayazları, gece buz kesen su birikintileri, “yağsa da okullar tatil olsa” diyen öğrenciler, “vapurlar çalışmasa da işe gidemesem” diye umarak yatağına yatıp sabahı bekleyen binlerce İstanbul’lu…

Kış İstanbul’a yazdan her zaman daha çok yakışır. Fikrimce kimliğine bürünür bu şehir, dokusunu da bu gizemli mevsimin havasından alır – diye düşünürüm hep.

Siluetler flulaşır, rüzgarlar süsler, yağmur netleştirir, kar temizler.
İstanbul’un kışı çok üşütür insanı.

Hele bir de denizinin kıyısında iseniz bir sert eser ki içinize doğru, titreyerek saklanacak bir kuytu, acil kullanılacak bir vasıta yahut ısınma derdinde ince belli demli bir çay molası getirir arkasından…

İstiklal caddesi boştur Tünel’e doğru. Sesler uzaklaşır, nağmeler yavaştan havanın uğultusuna bırakmıştır kendini. Ayak seslerinde kulağınıza doğru gelen sizin gibi bir başka İstanbulludur gideceği yere varmaya çalışan…
Şehir bir anda biten oyunun dekoru gibi kalır o saatlerde. Oyuncular gitmiş, ertesi sabah aynı saatte bekleyen sessiz ancak “yaşamış” bir İstanbul’dur yine, asla uyumayan.

Ve o tatlardır İstanbul’un kışı:
Bozasıdır, vefasıdır, tarçını ve üzerindeki sarı leblebileriyle,
Kestane keyfidir eliniz yana yana avuçlarınızı ısıtan,
Salepten alının o ilk yumuşak yudum, midenize doğru inen,
Ve hatta kalorifer yanıdır o süslü vapurlarında..

Sefası kadar cefasının katlanarak bizi bulmasına rağmen bir bakışı, bir manzarası unutturuverir geçen saatleri trafiklerde veya aksayan tarifelerde…

İşte bu sebepten İstanbul “dişi”dir de aynı zamanda.
Her mevsim farklı olan çekiciliğinin keyfine doyulmaz zamanlarından birinin içerisinde iken kaçırmayınız size sunduklarını.

Tadına vara vara yaşanılası,
Yepyeni güzel seneler İstanbul…

[Yazı Alıntı: http://www.haber34.com]

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Botoks (Botulinum toksini)

Botoks (Botulinum toksini), Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir toksindir. Botoks, sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin salınımını engelleyip, sinirler ile sinirlerin ulaştığı organlar arasındaki iletimi durdurarak etkisini gösterir. Sinir iletiminin durması, sinirin ulaştığı organın işlevlerinin azalmasını ya da tamamen kaybolmasını sağlar. Botoksun etki mekanizmasından tıpta birçok alanda yararlanılmaktadır. Plastik cerrahi alanında ise genellikle mimik kaslarının hareketleri ile ortaya çıkan yüzdeki çizgilenmeleri azaltmak ve aşırı terleyen bölgelerdeki terlemeyi azaltmak amacı ile kullanılır.

null

Mimik kaslarının yıllar boyunca çalışması, üzerini örten deri üzerindeki kıvrımları belirgin hale getirir ve böylece yüzdeki dinamik çizgilenmeler ortaya çıkar. En sık ortaya çıkan dinamik çizgiler, alın, kaşlar arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür. Alın ve göz kenarlarındaki çizgiler kişiye daha yaşlı bir görünüm, kaşlar arasındaki çizgiler ise kişiye çatık kaşlı, kızgın bir bakış ifadesi verir. Mimik kaslarına botoks uygulanarak bu kasların hareketleri zayıflatılabilir, kas hareketlerindeki azalma, üzerindeki derinin, kas hareketleri ile katlanmasını ve katlanmaya bağlı çizgilenmeyi de azaltır. Bu şekilde yaşlı ve kızgın olarak görünen yüz ifadesinde de belirgin bir düzelme sağlanır. Botoks, ter bezlerine uygulandığında, ter bezleri ile sinir uçları arasındaki iletim de durdurularak ter bezlerinin çalışması azaltılabilir. Vücudun en çok terleyen bölgeleri, avuç içleri ve koltuk altı bölgesidir. Aşırı terleme ve buna bağlı ter kokusu şikayeti olan kişilerin terleyen bölgelerine botoks uygulandığında şikayetlerinde düzelme sağlanır.

Botoks, injeksiyon şeklinde uygulanır ve ağrılı bir işlem değildir, injeksiyon anında hafif bir ağrı hissedilebilir. Mimik kaslarının hareketlerinde azalma istendiğinde mimik kaslarının içine, terleme şikayetinin azalması istendiğinde deri içine injeksiyon yapılır. Botoksun etkisi injeksiyonu takiben ilk hafta içinde ortaya çıkar ve etki süresi 3-9 ay olmakla beraber ortalama 6 aydır. Botoks, etkisini yitirdiğinde uygulama tekrarlanabilir. 2 yıl boyunca düzenli olarak botoks uygulanan kişiler uygulamaya aynı düzende devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve buna bağlı yüz ifadesinde değişim olabilir. Bu nedenle uygulamaların 2. yıldan sonra daha uzun aralıklarla yapılmasında yarar vardır.

Dünyada milyonlarca kişinin yaptırdığı botoksla ilgili son gelişmeler büyük yankı uyandırdı. ABD’li bilimadamlarının “Yüze yapılan botoks beyine gidiyor. Botoks maddesi, sinir hücreleri arasındaki bağlantıyı zedeleyip, sinir sistemine ve beyin işlevlerine zarar veriyor” açıklaması endişe ve korkuya yol açtı. Çalışma fareler üzerinde gerçekleştirildi ve yüzlerine botoks maddesi enjekte edilen farelerin beyinleri incelendi. İncelemelerde de beyin dokusunda botoksa rastlandı.

Gebelikte Sakıncaları

Mimik kaslarının yıllar boyunca çalışması, üzerini örten deri üzerindeki kıvrımları belirgin hale getirir ve böylece yüzdeki dinamik çizgilenmeler ortaya çıkar. En sık ortaya çıkan dinamik çizgiler, alın, kaşlar arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür. Alın ve göz kenarlarındaki çizgiler kişiye daha yaşlı bir görünüm, kaşlar arasındaki çizgiler ise kişiye çatık kaşlı, kızgın bir bakış ifadesi verir. Mimik kaslarına botoks uygulanarak bu kasların hareketleri zayıflatılabilir, kas hareketlerindeki azalma, üzerindeki derinin, kas hareketleri ile katlanmasını ve katlanmaya bağlı çizgilenmeyi de azaltır. Bu şekilde yaşlı ve kızgın olarak görünen yüz ifadesinde de belirgin bir düzelme sağlanır. Botoks, ter bezlerine uygulandığında, ter bezleri ile sinir uçları arasındaki iletim de durdurularak ter bezlerinin çalışması azaltılabilir. Uygulama sonrası geçici bir şişlik, morarma, nadiren de geçici olarak göz kapağında düşüklük yapabilir. Botoksun gebelik ve emzirme döneminde zararlı bir etkisinin olup olmadığı henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde botoks uygulamalarının yapılmaması önerilir. Sinirkas sistemine ait hastalığı olan kişilerde (Eaton- Lambert sendromu, myastenia gravis gibi) uygulanmamalıdır.

Botoks tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de estetik amaçlı, yani kırışıklıkların tedavisinde olduğu gibi başta migren olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde de kullanılıyor. Ancak yaşanan son gelişmeler botoks mucizesine kuşkuyla bakılmasına yol açtı. Akıllardaki soru işaretlerini yok etmek üzere botoks uygulamasını işin uzmanlarına sorduk. İki yıl botoks uygulanan kişiler; uygulamaya aynı şekilde devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve yüz ifadesinde değişikler görülebilir. İğne ile uygulanan botoks ağrılı bir işlem olmamasına rağmen, enjekte sırasında hafif bir ağrı hissedilir. Mimik kaslarının hareketlerinde azalma istendiğinde mimik kaslarının içine, terleme şikayetinin azalması istendiğinde deri içine enjeksiyon yapılır. Botoksun etkisi enjeksiyonu takiben ilk haftada ortaya çıkar ve etki süresi 3-9 ay olmakla beraber ortalama 6 aydır. Botoks, etkisini yitirdiğinde uygulama tekrarlanabilir. 2 yıl botoks uygulanan kişiler uygulamaya aynı düzende devam ettiklerinde kaslarında belirgin bir zayıflama ve buna bağlı yüz ifadesinde değişim olabilir. Bu nedenle uygulamaların 2. yıldan sonra daha uzun aralıklarla yapılmasında yarar var.

Özellikle estetik cerrahide son yıllarda çok sık olarak kullanılan botoksla ilgili bilgilere neredeyse her gün yenileri ekleniyor. Ancak bu bilgilerin de çoğu yanlış. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Plastik Estetik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu yanlış bilgilerin önyargıya neden olduğunu belirterek ‘Her yıl dünyada milyonlarca kişinin uygulattığı, doğru yapılırsa çok yararları olan işlem, yanlış bilgiler nedeniyle bazı hastaların kaçınmasına neden olmaktadır’ diyor.

null

Botoks Mucize mi Yoksa Tehdit mi?

Botulinum toxin maddesi, Clostridium botulinum adlı bir bakteriden üretilir. Bu bakteri havasız ortamlarda büyür ve eğer gıda maddelerine sızacak olursa ölümcül etkiler yaratır. Kasları zayıflatan ve felce varan etkileri olduğu gibi solunum faaliyetini ciddi şekilde sekteye uğratabileceği de saptanmıştır. Küçük miktarlarda kaslara zerk edildiğinde kasları gevşeterek spazmlara engel olur. Bu etki aylarca sürer ve sonra kaybolur. O zaman hekim gerekli görürse bu toksinin tekrar enjekte edilmesine karar verebilir. 1970′lerden itibaren özellikle göz kaslarında (şaşılığı önleyici anlamda) kullanılmaya başlayan botoks maddesinin estetik amaçlı olarak kullanılabileceği ilk olarak 1987′de fark edildi. Bu toksin maddenin yedi değişik çeşidi olmasına rağmen yalnızca iki tanesi tıpta kullanılmaktadır. Botoks kullanımının şu ana kadar bilinen yan etkileri ve zararlı sonuçları, gönüllü olarak iletilen hasta ve klinik raporlarından öğreniliyor. Yanlış bir teknik, hatalı dozaj veya zaten mevcut bir tıbbi sorun botoks kullanımı üzerine ortaya çıkan komplikasyonları şu ana kadar kayda geçen yan etkiler. Ancak kullanımdan kaynaklanan sorunların pek çoğunun henüz tıp literatürüne girmediği çünkü çok sayıda hastanın botoks operasyonlarını yasal ve güvenli olmayan merkezlerde yaptırmakta olduğu düşünülüyor.

Botoks ve Kas Sistemi

Bir miktar botoks enjekte edildiğinde, enjeksiyon bölgesine yakın kaslarda istenmeyen etkilerin görünebileceği zaten biliniyor. Söz gelişi yüze yapılan botoks uygulaması göz kapaklarında sarkmalara neden olabiliyor. Ancak bu olumsuz yan etkilerin vücudun daha uzak kesimlerindeki kaslarda da görülebileceği konusunda ciddi kuşkular var. Uzman hekimler tarafından yapılan botoks uygulamalarının oldukça güvenli olmasına karşın, yeterince tecrübe sahibi olmayan pratisyenlerin yaptığı botoks uygulamalarında yaşanan bazı çok ciddi sonuçlar kayıtlara geçmiş durumda. Estetik operasyonlarının kaçak kliniklerde yapıldığı, narkoz sırasında hastaların öldüğü ülkemizde ise, estetik ve güzellik amaçlı girişilebilecek botoks operasyonlarında aslında zehirli bir maddenin enjekte edildiğini asla akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Botoks Nasıl Etki Eder?

  • Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan kaslar, üzerlerindeki deriye bağlıdırlar. Yıllar süren mimikler sonucu, kaslar deride gözle görülür çizgiler ve kırışıklıklar oluştururlar.
  • Kasa hareketi yaptıran sinir uçlarından kaslara geçen asetil kolin adlı kimyasaldır. Botoks maddesi hareketleri kısıtlanmak istenen kas grubu bölgesine enjekte edilir. Sinir uçlarına yerleşen madde asetil kolinin tutularak kaslara geçmesini engeller ve kas hareketini belirli bir süre için sınırlar.
  • Hareketi kısıtlanan kaslar gevşer bu bölgedeki kırışıklıklar kısa süre içinde kaybolur, daha huzurlu ve daha genç görünüm ortaya çıkar. Botoks yapılan bir alın daha düz, kırışıksız gözükür. Kaşlar daha az hareket eder ve kaş çatmak zorlaşır.
  • Üçüncü aydan sonra bu etki azalır ve kaslar altıncı aya doğru yavaş yavaş eski hareketlerine dönerler. Botoks tekrarlayan uygulamalar sonucu zaman içinde giderek daha uzun süreli etkiye sahip olarak yüzün özellikle üst kısmındaki yaşlanmayı tamamen durdurur.

null

Botoksun Uygulandığı Kırışıklıklar

  • Alın kırışıklıkları
  • Göz çevresi
  • Kaşların arası
  • Ayrıca boyun çizgileri, burun kenarlarındaki kırışıklıklar, burun ucu kaldırma, üst dudaktaki ince ve yüzeysel kırışıklıklar (sigara izleri), çene bölgesi kırışıklıklarında da kullanılır

Botoksu, alın bölgesindeki yatay çizgiler ile iki kaşın arasında Glabella adı verilen dikey kırışıklıklarda ve göz kenarındaki kaz ayağı diye nitelendirdiğimiz kırışıklıklarda başarı ile uygulanmaktadır. Enjeksiyon, birden fazla seans uygulandığında, yeni kırışıklıklar olmasını engellemekte, üstelik kasların yapısına hiç bir zarar vermemektedir. Alındaki yatay çizgiler için yapılan uygulama sırasında, kaslara çok yakın noktalara ilaç verilmemesi önem taşımaktadır. Aksi taktirde göz kapağında düşme gibi istenmeyen sonuçlar yaşanabilir. Botoks doğru noktolara uygulandığında bile nadiren çevredeki kaslara dağılıp kaşın yada göz kapağının düşmesine neden olabilir. Ancak bu etkiler bir kaç hafta, en çokbir ay içinde kendiliğinden düzelir.

null

Kaş Kaldırma

Yan etki olarak düşüklüğüne sebep olabilecek bir ilacın, zaman içinde düşen ya da simetrisi bozulan kasların durumunu düzeltmekte kullanılması şaşırtıcı gelebilir. Ancak orta yaşla birlikte kasları sarkmaya başlayan kişilerde, tedavi oldukça etkilidir. Kasın alt tarafına yapılan enjeksiyon sayesinde, kaşları aşağıya doğru çeken kaslar etkisini kaybeder ve kaslar yukarı kalkar. Böylece daha genç bir yüz ifadesi yaratılabilinir. bu uygulama da göz kapağının düşmesine neden olabilir ama etkisi zamanla ortadan kalkacaktır.

Botoks Lifting

Yüzümüzdeki kaslar denge halindedir. Bazıları aşağıya çeker bazıları yukarıya ve zamanla bu etki aşağıya doğru çekilerek bozulur. Botoks lifting bu dengenin doğal hale getirilmesinde kullanılır. Botoks lifting, yüz ve boyun bölgesine yapılan bir kombine botoks enjeksiyon tekniğidir. Zamanla, bazı mimiklerin aşırı kullanımı ve yılların verdiği etkiyle yüzümüzde bizi gergin, üzgün, yorgun ve yaşlı gösteren bir ifade oluşabilir. işte botoks lifting’in amacı, estetik bir müdahaleye gerek kalmaksızın, bu ifadenin düzeltilmesidir.

Botoks ile Burun Estetiği

ilk olarak alın, göz çevresi ve kaş arasındaki derin çizgileri gidermek için kullanılan botoks, yüzün alt bölümü, boyun ve dekolte bölgesinden sonra artık daha gelişmiş tekniklerle uygulanıyor. bu yöntemde, iki kaş arasındaki bölgeye dolgu maddesi yerleştiriliyor. anestezi gerektirmeyen bu pratik işlemin ardından, burun ucuna botoks yapılınca düzgün bir burun ortaya çıkıyor. Plastik cerrahi geçmişinden yararlanarak, botoksla burun estetiği yöntemini geliştiren De maio, bu uygulamanın burnunun üstü düzgün olmayan ve burun ucu düşük kişiler için uygun olduğunu söylüyor. Burun ucu için inceltme gerektiren durumlarda ise estetik ameliyat yaptırmak en doğru seçenek olabilir.

null

Kombine Uygulamalar

Botulinum toksinin, diğer yüz gençleştirme yöntemleri ile birlikte uygulanması, uzun süre kalıcılığı olan sonuçlar elde edilmesine ve korunmasına yardımcı olur. Botoks; dolgu, lazer, kimyasal soyma ve yüz cerrahisi öncesinde, sonrasında veya bunlarla birlikte enjekte edilebilir. Amacı dinamik kas faaliyeni azaltmaktır.

Dolgu Maddeleri

Yüzdeki akne izleri, çukurlar, derin çizgi ve kırışıklıkları iyileştirmek için dolgu ürünleri kullanılır. Dolgu maddelerinden, estetik ihtiyaçların yanı sıra kimi hastalıkları sonrasında oluşan yüz çökmelerinde de yararlanmak mümkündür. Dolgu maddeleri çok çeşitlidir. Hyalüronik asit, diğer dolgu maddelerine göre daha dolgun ve pürüzsüz bir cilt yaratır.

Dudak Dolguları

Dudaklar, duyguların ifade aracı… büyüleyici, cezbedici dudaklar, yüzün en çok dikkat çeken detaylarıdır. bu nedenle, dudaklarına yenilik katanlar, kendilerini daha özel hissederler. İstediğiniz dudaklara kavuşmanın, doğal ve güvenli yolu olan, özel olarak mükemmel dudaklar yaratmak için dizayn edilmiş dolgu maddeleri içerisinde dudağınızın hareketini destekleyen, belirginleştiren, kalıcılığını arttıran, özel formüle edilmiş Hyoluronik asit vardır.

Mezoterapi

  1. Selülit tedavisinde mexoterapi, 4 mm özel iğne ve bir tabanca yardımıyla, cildin mezoderm tabakasına yağı eriten ve dolaşımı düzenleyen karışımların enjekte edilmesidir. mezoterapi 10-12 seans olup seanslar ilerledikçe selülitli bölgeler incelenir ve düzeltilir. Ciltteki pürüzler kaybolur.
  2. Mezoliftli yüz cildin mezoderm tabakasına cildin zamanla kaybettiği kollogen ve vitamin karışımını enjekte ederek cildin tekrar elastikiyetini kazanmasını, gerilip, eski canlılık ve parlaklığını kazanmasını sağlar.
  3. Saç Mezoterapisi Saçlı derinin mezoderm tabakasına, dolaşımdüzenliyiciler, saç hücresini aktive eden ve saç derisinin bağ dokusunu rejenerasyonu stimule eden bir tedavi yöntemidir. Androgenetik Alopesiyi stoblize eder veya iyileştirir. Dökülmeyi durdurur.

Karbossi Terapi

Karbossi terapi, bölgesel incelme ve selülit tedavisinde yeni bir yöntemdir. Bölgesel dokuda metobolizmayı ve kan dolaşımını geliştirerek selülit ve yağlanmayı giderir. Tedaviler hızlı ve rahattır. 10- 15 seans olup haftada 2 kez uygulanması yeterlidir.

Lazer

Kırışıklık, cilt yenileme, akne izlerinin yok edilmesi, ciltteki sarkık alanların yenilenmesi ve anti aging amaçlı olarak kullanılan bu lazer teknolojisi anestezi gerektirmiyor. Hastanın makyajının çıkarılmasından sonra yüzün tümünde kullanılan cihazın olduköa hassas olan göz çevresinde dikkatle uygulanması önerilir.

Yüz Germe ve Yeni Trend Happy Lift

Estetikte devrim niteliği taşıyan Happy Lift, 30 dakika içinde 10 yaş gençleştiren bir estetik yöntemi, üztelik tamamen acısız, ağrısız ve bıçaksız. uygulamada kaprolakton iplikler kullanılıyor. Happy Lift’e özel bu ipliklerin en büyük özelliği, herhangi bir noktaya tutturulmadan gergin kalabilmeleridir. Öeteryal dalgalanma hareketlerine sahip olduğundan yüzün hareketlerine uyum sağlayabiliyor.

Botoksla ilgili yanlışlar ve doğrular

SORU: Botoks bir yılan zehiri midir?
CEVAP: Hayır. Bir bakterinin ürettiği toksindir. Uygun dozda alınmazsa su bile zehir etkisi yapar.

SORU: Botoks beyne gidip, zarar verir mi?
CEVAP: Bedene verilen her ilaç gibi botoks da yapılan yerden uzak bölgelerde bulunabiliyor.

SORU: Botoksla hep aynı yüz ifadesi mi oluşur?
CEVAP: Kişiye, cinsiyete, meslek grubuna, mimik kasların durumuna göre botoks yapılırsa tek tip yüz ifadesi oluşmaz.

SORU: Botokslu olduğunuz hemen belli olur mu?
CEVAP: Hayır olmaz. Modern botoks uygulamalarında kasın deriye giden liflerinde sadece gevşeme sağlanırsa dinlenmiş ifadesi verir.

SORU: Botoks yapıldıktan sonra bazı bölgelerde kırışıklık artar mı?
CEVAP: Hiperkinetik (sürekli ve aşırı mimik kullanan) kişilere doğru yapılırsa bu durum olmaz. Hipotonik (kas direnci düşük) kişilere yanlış yapılırsa olur.

SORU: Botoksa ileri yaşta mı başlanmalı?
CEVAP: İleri yaşta botoksun yeri çok sınırlıdır. Hiperkinetik grupta ergenlikten sonra her yaşta yapılabilir. Asıl en iyi etkisini orta yaş grubunda gösterir.

SORU: Botoks dudağa yapılmaz mı?
CEVAP: Dudak en titiz yapılması gerekli yerlerden birisidir. Çok düşük dozda ve çok yüzeysel yapılabilir.

Uzaktan kusursuz gibi görünen ünlüler botoks denen sihirli yöntem sayesinde her daim genç görünüp, pürüzsüz bir ciltle dolaşabiliyorlar. İşte bahsi geçen ünlülere bir kaç örnek…

Catherine Zeta-Jones

37 yaşındaki Catherine Zeta-Jones zamanı alt etmeyi kafasına koyan kadınlardan. Güzel aktrisin en çok şikayet ettiği konu ise göz çevresindeki kırışıklıklar. Bu sorundan kurtulmak için geçtiğimiz yıl botoks yaptıran Zeta-Jones, gıdığını da aldırmayı ihmal etmedi. Yalnızca bir yıl öncesine kadar yüzünde yorgun bir ifadeyle dolaşan seksi oyuncu, yaptırdığı işlemlerden sonra kusursuz bir görüntüye kavuştu.

Demi Moore

Beyazperdenin en güzel aktrislerinden Demi Moore artık 45′ine merdiven dayamış durumda. Seksi oyuncunun yüzü yalnızca bir yıl öncesine kadar yılların ona armağan ettiği çizgilerle doluydu. Ancak botoks yaptırdıktan sonra pürüzsüze yakın bir cilde kavuştu. Moore göz çevresindeki ve alnındaki kırışıklıkları botoks yöntemiyle yok ettirdi. Gülümsemenin yüzünde oluşturduğu çizgileri temizleten Moore kaşlarını da kaldırttı.

Sarah Jessica Parker

‘Sex and The City’nin güzel yıldızı Sarah Jessica Parker da estetik ve botoks yaptırmakta bir sakınca görmeyen Hollywood ünlülerinden… Seksi oyuncu alnındaki kırışıklıkları botoks yaptırarak tamamen yok etti. Ayrıca göz kapaklarını toparlattı ve göz çevresine botoks yaptırdı. Böylece yüzü çok daha diri ve sağlıklı bir görüntü kazandı. Uzmanlar onun botoksun en çok yaradığı ünlüler arasında yer aldığını söylüyor.

Japon Pit Güzelleri

Japonya’da yapılan otomobil ve motor sporlarının pitlerinde, fuar ve tanıtım gibi birçok etkinliklerde görev alan Japon güzellerinin resimlerini incelemenizi tavsiye ederim.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

Japon Pit Güzelleri

Japonya'da motor sporları ve fuar gibi etkinliklere katılan Japon kızları.

<< Devamı için resme tıklayın <<

81 Fotoğraflar

Hollywood Ünlülerinin Çocuklukları

George Cloney, Barbara Streisand, Avril Levigne, Robin Williams, Harrison Ford, Oprah Winfrey, Jennifer Love, Ben Stiller, Cher, Cameron Diaz, Hugh Hufner, Renee Zellwegner, Richard Gere, Halle Berry, Madonna, Broke Shields, John Travolta, Backham gibi yıldızların çocuklarını merak ediyorsanız resimleri inceleyin.

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null

null