Türkiye’deki Tarikatlar
Kadirilik (Kadiriye, Osmanlıca : قادريه), sufi tarikatlardan biri. Abdülkadir Geylani yolunun takipçileri tarafından 12. yüzyılda kuruldu. Sesli zikir yapılması nedeniyle cehri tarikatlar arasında sayılır. Mensupları arasında II. Abdülhamid, Mustafa Hayri Öğüt gibi tanınmış kişiler vardır.
Kadirilik birçok kola ayrılarak günümüzde de etkinliğini sürdürmektedir. Bu kolların en bilinenleri Esedilik, Eşrefilik ve Rumilik Galibilik’tir.
Galibilik: Günümüzde Yaşayan Kadirilik’ kollarının en önemlilerinden biridir.Galip Hasan Kuşçuoğlu Tarikin Şeyhi ve Piri olup Tevhid Külliyesi Ankara’da ve Kitap ve Sünnete Uyumlu İbadethane Antalya’da bulunan dergahlarıdır. Kadirî tarikatının 2. Pir-i Sâni’si Şeyh İsmail-i Rumî’ye ait Kadirihâne Tekkesi Tophâne’deki Kadiriler Yokuşunda bulunmaktadır. Abdülkadir Geylani Baz-ül Eşheb ve Gavsül Azam olarak da bilinir.
Hüseynilik
Seyyid Ahmed Er Rufai, Rufaiye’nin Piri Seyyid Ahmed Er Rufai 1118′de Irak’ta Bağdat ile Basra arasında yer alan Ümmü Abide köyünde dünyaya gelmiştir. Yedi yaşında iken babası vefat edince tahsil ve terbiyesini dayısı ve mürşidi Şeyh Mansur Batahi üstlenmiştir. Şeriat ve Tarikat ilimlerini tahsilden sonra icazet alan Seyyid Ahmet Er Rufai, babası Seyid Ali’nin Hasen köyündeki dergahında irşada başlamıştır. Dayısı ve mürşidi Mansur Bahati’nin vefat etmesi ile Ümmü Abidedeki dergahta posta oturmuştur. Kendi ismiyle anılan Rufaiye tarikatını kurmuştur.
Eserleri
- Burhanül Müveyyed
- Kırk Hadis
- Haletü Ehli’l Hakika Maallah
- Nizamü’l has li Ehlil İhtisas
- Ahzab ve Evrad
- Mecalis
Rufailik
Rufai, Tasavvufi inanışa göre Ahmed Er Rufai nin Pir’i olduğu, sistemleştirdiği Muhammedi bir tarikattır.
Rufâî Tarikatı’nın kurucusu, piri, büyük mutasavvıf Seyyid Ahmed er-Rufâi kuddise Sirruhu, (512-578/118-1182) yılları arasında yaşamıştır. Neseb-i Şerifleri İmam Hüseyin bin Ali’ye vasıl olur. Ahmed er Rufâî’nin Hüseyin’in soyundan gelen bir Seyyid olduğu koonusunda bütün kaynaklar birleşir. Babası Seyyid Ali, Annesi ise Ebu Eyyûb el Ensarî’nin torunlarından Fatıma el Ensarî’dir.
Nakşibendîlik
Nakşibendîlik (Nakşbendiyye, Osmanlıca: ﻧﻘﺸﺒﻨﺪﻴﻪ), Abdulhalik-ıl Güjdevani tarafından sistemleştirilen, Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendî’nin isim babası olduğu İslam dini tarikatı.
“Nakış yapan” anlamına gelen Nakşibendî; Nakşibendî mürşitlerinin, kalbi dünyadan ahirete bağladığı düşünüldüğü için bu adı almıştır.
Nakşibendî tarikatında sessiz zikir uygulanır.
Abdulhalik-ıl Gücdevani’nin tespit ettiği on bir tarikat prensibi
- Vukuf-ı Zamanî: Müridin zamanı çok iyi değerlendirmesidir.
- Vukuf-ı Adedî: Dersin adedi ve gerçek manası düşünülmelidir.
- Vukuf-ı Kalbî: Kalbi uyanık tutmak gerekir.
- Hûş der-dem: Nefes alıp verirken, gaflette olmamak..
- Nazar ber-kadem: Başkasına değil, kendine bakmalıdır..
- Sefer der-vatan: Halktan ayrılıp Hakk’a gitmesidir.
- Halvet der-encümen: Halk içinde de olsa, halvet hali olmalıdır.
- Yâd kerd: Şeyhin verdiği zikri, kalb ve dil ile daima tekrarlamak.
- Bâz geşt: Zikirle Allah’a dönüş, vuslât düşünülmelidir.
- Nigah-daşt: Kalbi zararlı düşüncelerden korumak.
- Yâd-daşt: Masivâyı bırakarak, sadece Allah’ı düşünmektir
Ek ibadetler, Rabıta ve Teveccüh.
- Rabıta: Rabıta arapça “rabt” kökünden türetilmiş,sözlükte ‘birleştirmek, bitiştirmek, iliştirmek ve bağlamak’ anlamlarına gelmektedir. (Rabita’tul Qurra: Kur’an Hafızları Cemiyeti-Birliği) Ve islam dininde ibadet değildir.
Tasavvufta mürid’in, kendini mürşidi ile yüzyüze gelmiş varsayıp ondan feyiz aldığını (ondan metafizik anlamda güç aldığını ya da nurlandığını) zihninde canlandırması demektir.
- Hatme: Muhammed’e salavat getirilerek yapılan ve Peygamber ruhunun indiği ve hatme yapanlarla iletişime geçtiğine inanılan ibadet.
- Vird: Dil damağa yapıştırılarak belirli (ders olarak verilen) sayıda dil damaktan ayrılmadan kalben Allah denilerek nefsin durulmasını (terbiyesini) amaçlayan günlük ibadet.
- Teveccüh: Teveccüh, yönelmek demektir. Bir tasavvuf terimidir.
Daha kesin yapısal Nakşibendî tarikatı oluşumu Seyyid Amir Kulal ile başlamıştır. Görünüm tarafından oluşumu Ardılların arasındaki hiyerarşi halifeler (khalifalar), öğrenciler murid, taraftarlar muhlis ve baş öğretmen murshid gelir. Ve İslam dininde ibadet değildir.
Abdulhalik Gücdevani’nin ortaya koyduğu Nakşibendi tarikatı düsturları:
- Bazı Keşt: Anlamı; matlub ve maksudun ancak Allah rızası olmasıdır.
- Hoş derdem: Anlamı her alınan ve verilen nefeste manen uyanık bulunmaktır.
- Nazar berkadem: Anlamı Gözün ayak ucuna bakarak yürünmesi, fuzuli (boş) bakışlardan muhafazasıdır.
- Nigahı Daşt: Anlamı; nefsanî ve şeytani vesveselerden korunmaktır.
- Vukuf-i Zemanî: Anlamı; her an kendini yoklamak ve zamanı iyi değerlendirmektir.
- Vukuf-i kalbî: Anlamı; kalbin daima zikri ilâhî ile meşgul olmasıyla kalbin kontrol edilebilmesidir.
- Vukuf-u adedî: Anlamı; zikir sayısına dikkat etmek ve uymaktır.
- Yad-ı Kerd: Anlamı; kalbin zakir hale gelmesi, yani dil ve kalp zikrini birleştirmektir.
- Yadı Daşt: Anlamı; kendini daima Allah’ın huzurunda bilmektir…
Bektaşilik
Bektaşilik, Hacı Bektaş-i Veli’nin adına kurulmuş olan bir alevi sufi tarikatıdır. Bu tarikata mensup kişilere (el alarak ya da diğer bir deyişle nasip alarak bu örgütlenmeye katılan kişilere) Bektaşi denir. Bektaşilik hümanist esaslı bir öğretidir. Öğretinin odağında “insan” vardır. Amacı, İnsan-ı Kamil olarak tanımlanan, olgun, yetkin insana ulaşmaktır. Bu ise bir eğitim sürecini gerekli kılar. Hacı Bektaş’ın Türk dünyasının felsefesine çok büyük katkıları olmuştur. En önemli ve tasavvufu kısaca anlatan özlü sözü, “Eline, beline, diline hakim ol” sözüdür. Hacı Bektaş-ı Veli’nin halen yaygın olarak kullanılan birçok özlü sözü bulunmaktadır. Öncelik yol kurallarındadır. “Hatır kalsın, yol kalmasın” diyerek bunu açıklarlar.
Bektaşilik Tarikatı’nın kuruluşunda geçirdiği süreç, kurucusunun kim veya kimler olduğu, bu süreçte Hacı Bektaş’ın konumunun ne olduğu, tarikatın Piri mi, yoksa kurucusu mu olduğu, Balım Sultan’ın tarikata nasıl bir yapı kazandırdığı yüzyıllar geçmesine karşın hala tartışmalıdır. Öteden beri bu konuda yazanların çoğunluğu, Hacı Bektaş’ın tarikatın kurulma işlemini gerçekleştirmediği ancak, kurulmasına yol açan süreci başlattığı dolayısıyla de onun ardıllarınca kurulan tarikatın da “Piri” olduğu kanısındadırlar. Bektaşiliğin kurumsallaşma sürecinin tamamlanmasının XVI. y. yılda Balım Sultan tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürerler. Jacop, Tschudi, Şemseddin Sami Bey gibi eski yazarlardan tutun, Ahmet Yaşar Ocak, Belkıs Temren gibi günümüz yazarlarına kadar birçok araştırmacı bu görüştedir.
Bektaşiler 1826′ya kadar Osmanlı devletinin en gözde ordusu Yeniçeri Ocakları’nın manevi liderleriydi. “Vaka-i Hayriye” diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle 15 Haziran 1826′da Yeniçeri Ocakları Sultan II. Mahmut tarafından ortadan kaldırıldı. Yeniçeriler kaldırılınca Bektaşi dergâhları(tekke ve cem evleri) kaldırıldı ve yıkıldı çoğu Cami’ye çevrildi sonra Bektaşi postuna Nakşibendî şeyhleri getirildi zamanla Bektaşi öğretisini öğrenen Nakşîleri Bektaşiliğe geçmişlerdir o kadar çok geçmeler devlette başlamıştır ki padişah önünü alamamıştır. Osmanlı Devleti döneminde Özellikle Balkan topraklarında Bektaşilikten başka tarikat tutunamamıştır, fakat II. Mahmut dönemiyle birlikte Bektaşilerin dışında Nakşî-Bektaşileri ortaya çıkmıştır, bunlar Bektaşiliğin ritüellerini kaldırmamakla birlikte Sünni ritüeller eklemişlerdir, Örneğin cem ayinine geçilmeden önce secde namazı kılma, Muharrem orucuyla birlikte Ramazan orucuda tutma vs… Nakşî Bektaşiliği özellikle Bulgaristan’da Şii-İran misyonerlerinin kendilerine çok uygun bir ortam bulmalarına sebep olmuştur.
Günümüz Bektaşileri Atatürk ve ilkelerine bağlılıklarıyla kendilerini tanımlarlar. Dolayısıyla, Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, yaşam tarzı olarak isteklerinin pek çoğu karşılandığı için artık “tarikat” adıyla anılmaktan gönüllü olarak vaz geçmişler ve işin özünde yatan şekilde, “kendi yol ilkelerine bağlı olduklarını” vurgulamak üzere kendilerini “yol ehli” olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir. Yapılanmalarını ise, sembolik olarak korumuşlardır. İlkelerine bağlılıkları, yollarına bağlılıkları demektir. İlkelerinin her biri Cumhuriyet’le ve Atatürk İlkeleriyle uyumludur. Özgür ve düşünen beyinler isterler. Bağnazlıktan uzak, incitici olmadan hicvedebilen, Tanrı’ya sevgiyle yaklaşan bir anlayışı benimseyen felsefelerini uzun bir dönem içinde ince ince işlemişlerdir. Bu felsefenin ürünü olan kadınlı erkekli birçok Bektaşi şairi yetişmiştir ve Türk edebiyatı içinde önemli yerleri vardır.
Hacı Bektaş-ı Veli Dönemi
Bektaşilik Tarikatı’nın kurulmasında etken kişi Hacı Bektaş olmuştur. Hacı Bektaş, Horasan Okulu’ndan aldığı “Dört Kapı” anlayışına, her kapıya “onar makam” ekleyerek “Dört Kapı Kırk Makam”’dan oluşan tarikatın altyapısını kurar. Buna, “Bektaşi Seyri Sülûğu” da denir. Kaygusuz Abdal, Bektaşi erkannamesi üzerinde düzenlemeler yapar. Bektaşiliğin ilk erkannamesini yazan o olur. Böylece Bektaşi Tarikatı’nın ilk “tüzük yapıcısı” Kaygusuz Abdal’dır. Balım Sultan’sa bu erkannameyi sonradan geliştirmiştir ve kurumlaştırmıştır. Hacı Bektaş’tan sonra tarikatın başına Abdal Musa geçmiştir. Bektaşilik; Batınilik, Hurufilik, Ahilik, Kalenderilik, Haydarilik, Melamilik gibi akımlardan etkilenmiş, hatta bazılarını kendi içinde harmanlayarak şekillenmiştir.
Hacı Bektaş dağınık Alevi ve Alevilik türevi akımları ve toplulukları içine almış, yeniden kalıba dökmüş, Aleviliği yeniden derneştirmiş ve Alevi- Bektaşiliğin yolunu çizmiştir. Bunu da doğallıkla kurduğu tarikatıyla yapmıştır. Çevresine bir takım görevliler almış, bunların bir bölümünü kimi yerlere görevlendirerek göndermiş, oralarda “aydınlatma/irşat” çalışmaları yaptırmış, Anadolu’daki diğer Alevi ocakları ile ilişki kurarak kendine bağlamış ve onları yönlendirmiştir. Bu nedenlerle Hacı Bektaş, Alevi-Bektaşi toplumunun gözünde yolun-yolağın “piri”dir, tarikatın kurucusudur.
Balım Sultan Alevilere göre ikinci pir (piri sani)’dir. Alevilik-Bektaşilik araştırmacısı İngiliz J. K. Birge bu süreci Alevi toplumunun yorumuna göre yapar. Ona göre; “XIII. yüzyıldan başlayarak Küçük Asya’dan ismen ait oldukları çeşitli dinlerden karışmış öğeler içeren bir tür halk dini gelişti. Hacı Bektaş’ın, harekete yardımcı olan gezginci ruhani önderlerden biri olarak giderek artan bir biçimde üstünlüğü tanındı, yalnızca Kırşehir yakınındaki köy adını ondan almakla kalmadı, fakat tüm Küçük Asya’da sayısız köyde onun adı pir olarak ünlendi. Balım Sultan’la kent içi ve yakınlarındaki tekkelerde daha yetkinleştirilmiş bir ritüel ve örgütlenme başladı. Bu örgütlenme, belirli ölçülerde çok benzer inanç ve uygulamaları sürdüren, fakat Bektaşiliğin düzenlenmiş sisteminin dışında kalan köy gruplarından farklılaştı ve daha biçimsel olarak örgütlenmiş Bektaşi Tarikatı haline geldi”.
Balım Sultan Dönemi
Balım Sultan’a kadar Bektaşilik, genellikle kırsal kesimlerde ve köylük yörelerde tutunmuş, Alevi-Türkmen içerisinde benimsenme olanağı bulmuştur. Özellikle Aleviliğin bir türevi ve Aleviliği yeniden biçimleyen, derneştiren, onları eğiterek disipline eden bir eğilim olarak kendini ortaya korken, Balım Sultan’la kentsel kesimlere ve Osmanlı aydınları arasına da girmiştir. Böylece Bektaşilik tarihinde yeni bir dönem başlar ve Bektaşiler; “Köy Bektaşisi”, “Kent Bektaşisi” olarak farklılaşırlar. Kent Bektaşiliğine “Nazenin Tarikatı” veya “Babagan Kolu (Babalar Kolu)” da denir.
Balım Sultan, Bektaşi Erkannamesini düzenlemiş ve bu örgütlenmeye katılmanın koşullarını oluşturmuştur. Aynı zamanda, On iki İmam anlayışını yola kazandırır. Bu, O’nun yaptığı yeniliklerin başındadır. On iki İmam törenleri, on iki çerağ, on iki post,palhenk, evlenmemiş (mücerred) babalık kuralı, şerbet yerine şarap, ibahiyecilik, üçleme (teslis) , Hurufilik etkisi O’nunla tarikata girer.
On iki imam inancı Alevi-Şiilik’te başından beri olmasına karşın, Bektaşilik Tarikatı’nın temel töreleri arasına Balım Sultan’la girer. Tarikatın “temel direği” olur. Her bağlının, müridin temel inanışları içerisinde yer alan bir ilke olur.Bu temel ilke Alevi-Bektaşi edebiyatının temel çeşnisi ve zenginliği olacaktır. Hemen hemen tüm Alevi-Bektaşi ozanları On iki imam çeşnisini şiirlerinde malzeme olarak kullanacaklardır. Alevi- Bektaşi edebiyatı bu zenginlik üzerine kurulmuştur dersek, doğruyu söylemiş oluruz.
On iki imam anlayışına paralel olarak yaşam “on iki” rakamı üzerine sistemleştirilmiştir. On iki sayısı eski Türk törelerinde de mevcuttur. Özellikle Şamanist dönemde Şamanların tacı da 12 ayrı hayvanın postundan yapılan parçalarla yapılmaktaydı. Bu da Zodyak çemberini simgelemekteydi. Yani, Kainatı başına Tac etmekteydi.. Bu inanış ile 12 İmam inanışı harmanlanarak Bektaşi kültüründe 12 terkli tac kullanımı ve 12 imam inancının yansımaları görülmektedir. Cemlerde simgesel olarak on iki çerağ yakılır. Kemer üzerine On iki İmamı simgeleyen on iki köşeli “palheng taşı” denilen taş takılır. Bu dervişlerin gönüllerini Tanrı’ya bağlayan bir simge olarak algılanır. “Eline, diline, beline sahip olmayı” gerektirir. Bektaşi tacı on iki dilimlidir. Tekkelerin meydan yerleri, tekke üstündeki baca ve kubbeler hep on iki dilimli olur. Bektaşi tekkelerinde pire hizmet görevlerinin her biri bir post ile simgeleştirilir ve temsil edilir. Bu anlayışı Balım Sultan “on iki post” biçiminde biçimleyerek tarikatın töreleri arasına kazandırmıştır. Postlardan herbiri, Bektaşiliğin en büyük adlarından birine bağlanarak anılmış ve böylece o kişiler ölümsüzleştirilmiştir. On iki İmam “sırrı” olan “On iki Post” şunlardır:
- Baba Postu: Horasan postu (Hacı Bektaş Veli)
- Aşçı Postu: Seyyid Ali Sultan postu
- Ekmekçi Postu: Balım Sultan postu
- Nakib Postu: Kaygusuz Sultan Abdal postu
- Atacı Postu: Kanber Ali postu
- Meydancı Postu: Sarı İsmail postu
- Türbedar postu: Kara Donlu Can Baba postu
- Kilerci Postu: Hacım Sultan postu
- Kahveci Postu: Şah Şazeli postu
- Kurbancı Postu: İbrahim postu
- Ayakçı Postu: Abdal Musa postu
- Mihmanevi Postu: Hızır peygamber postu
Vaka-ı Hayriye ve Bektaşi Tarikatının Kapatılması
Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, sadrazam Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa zamanında gerçekleştirildi 17 yıldır bu ocağı kaldırmayı tasarlayan II. Mahmut, 25 Mayıs 1825′te bu fikrini uygulamaya koydu. Eşkinci ocağı adı verilen yeni bir askeri sınıf kurulduğunu resmen açıkladı. Avrupa tarzında üniforma giydirilen yeni ordu, 11 Haziran 1826′da eğitime başladı. Bundan 3 gün sonra ayaklanan yeniçeriler, kazanlarını Etmeydanı’na çıkararak gösterilere başladılar. Ulemayı yanına alan II. Mahmut, Sancak-ı Şerif’i çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırdı. Yeniçeri Ocağı dışındaki bütün ocaklar, padişaha sadakatlerini bildirdiler. Aksaray ve Etmeydanı’ndaki yeniçeri kışlaları top ateşine tutuldu. 6.000′den fazla yeniçeri öldürüldü. 20.000 civarında isyancı da tutuklandı. Bu arada Bektaşi dergâhları kapatılarak yakalanan müridler kılıçtan geçirildi. Hızını alamayan II. Mahmut, Bektaşi mezarlarının başlarındaki kavukları da kırdırttı. Bugünkü, başsız mezar taşlarının büyük bir kısmı o dönemden kalmadır.
16 Haziran 1826′da tarihe karışan Yeniçeri Ocağı’nın yerine, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ocak kuruldu.
Mevlevilik
Mevlevilik (Mevleviyye, Osmanlıca: مولويه) büyük ve ünlü sufi tarikatlarından biri. Adını kurucusu Sultan Veled’in babası ve tarikatın ilkelerini oluşturan Mevlana Celaleddin Rumi’den (Mevlana) alır.
Tarih
Mevlana bir tarikat kurmamış olsa da bunun temellerini attı. Dostlarıyla birlikte sohbet toplantıları düzenler, bu toplantılarda dini konuşmalar yapılır, müzik dinlenir , sema yapılır ve zikredilirdi. Zamanla Mevlana’nın fikirleri yayıldı ve toplantılarına katılmak isteyenlerin sayısı arttı. Bu kişilerin bazıları İran ve Arabistan gibi yabancı ülkelerden geliyorlardı. Mevlana, toplantılara düzen vermek için bazı kurallar koydu. Bu düzen, Mevlevilik tarikatı ritüellerinin kökenini oluşturacaktı.
Mevlana’nın oğlu Sultan Veled postnişin (şeyh) olduktan sonra bir tarikat merkezi (tekke) inşa edildi. Bu tekkede Kur’an ve Mesnevi okunuyor, sema yapılıyordu. Zamanla tarikat diğer illere, hatta komşu İslam ülkelerine de yayıldı. Böylece Mevlevilik en yaygın sufi tarikatlardan biri haline geldi. Mevlana’nın, yakınları ve dostlarının defnedilmiş olduğu Konya’daki Yeşilkubbe (Kubbei Hadre), tarikatın manevi merkezi halini aldı. Bugün de pek çok müslüman bu türbeyi ve yanındaki tekkeyi ziyaret etmektedir.
Mevleviliğin başlangıcında sema ayini, dervişlerin vecde gelmesiyle başlıyordu. Ulu Arif Çelebi zamanında semadan önce Kur’an ve gazeller okunmaya başladı. Sema ayini Mukabele denilen günümüzdeki şeklini 15.yy’da Pir Adil Çelebi zamanında aldı…
Ritüeller
Mevleviliğin gelişmiş bir adap ve kural sistemi vardır… Misal, ortak tabaktan yemek yeniyorsa kaşığın bir tarafı ile yemek alınır diğer tarafı ile yemek yenir. Kaşığın ağza değen kısmının yemeğe değmemesine özen gösterilir…
Felsefe
Mevlâna’nın tasavvufu, sırf mistik ve idealist bir tasavvuf olmayıp mahdut varlıktan, ferdiyetten ve ferdi ihtiraslardan tamamıyla sıyrılmak ve halka, topluluğa yayılmak sûretiyle tecelli eden ve sosyal hayatta hudutsuz bir sevgi, insanî bir görüş ve mutlak bir birlik halinde, moral sahadaysa herkesin kendisini, bir kâmile uymak suretiyle ıslâhı ve umumî olarak hayra, güzele ve iyiye doğru bir gidiş, insanî bir terbiye halinde tezahür eden ve böylece de realitede amelî karaktere sahip olan bir tasavvuftur.
Mevlana Celaleddin Hayatı, Eserleri, Felsefesi-Abdülbaki Gölpınarlı Sh.205
Halvetiye
Halvetiye İslam Tarikatlarının en büyüklerinden biridir. 12 Ana tarikattan bir tanesi olarak kabul edilir.
Halveti’ye yolu Pir Ömer Halveti ile birlikte yaygınlık kazanmaya başlamışsa da sonrasında pek çok kollara bölünmüş ve bu nedenle “tarikatların anası” olarak anılmıştır. Halvet gönlünden Allah’tan gayrısını uzaklaştırmak ya da Allah’tan gayrısından uzaklaşarak ona yaklaşmak üzer yalnız kalmak anlamlarına kullanılır.
Halveti yolunda bulunulan yere göre bir üçüncü anlam daha vardır ki O da her varlıkta Allah’ın nişanını görecek kadar benliğinden arınmış hatta önce yok sonra Allah’ta var olmuş olmaktır.
Halvetilik yolunda 40′ın üzerinde yeni tarikat yani yenİ yol ortaya çıkmıştır. Çünkü halvetiye yolunda esas olan kişinin kendi istidadı yani doğuştan gelen kabiliyeti üzerine yetişmesidir. Diğer yollarda yolda yok olmak düsturu etken iken Halvetiye yolu kişinin Allah’a doğru giden ve kendisine en uygun yolda yürümesini hedef alır. Bu da her yolcunun yola ayrı bir güzellik katması sonucunu doğurur.
Halvetiye tarikatı Anadolu’da en yaygın tarikat olagelmiştir. Halvetiye’nin en yaygın kolu ise Şabaniye koludur. Kastamonu Taşköprü doğumlu Hazreti Pir Şeyh Şabanı Veli’nin Piri olduğu Halveti-Şabani yolu Anadolu’nun değerleri ile yoğrulmuş bu toprağın insanlarının gönül tellerini en ince noktalarından yakalayabilmiş bir yol olmuştur. Şabani yolu dervişleri her tür toplumsal ihtiyaç halinde en ön saflarda yer almış, savaş’ta da barışta’da bayrağı taşıyan el olagelmişlerdir.
Celvetilik
Celvet kelime olarak halka karışmak, halkla birlikte olmak anlamına gelmektedir. Celvetîler halkla beraber olmanın hayırlı olduğunu düşünürler. Celvetî şeyhlerinden biri olan İsmail Hakkı Bursevî’nin Silsile-i Celvetiyye isimli kitabında tarikatin ilk kez İbrahim Zahidi Geylani zamanında ortaya çıktığını, lâkin tarikat olarak Aziz Mahmud Hüdayi döneminde kurulduğunu söylüyor. Celvetîyye aynı zamanda Halvetiyye’nin de bir koludur.
Celvet ruhun olgunluğuna kanıttır. Halvet iste celvetin bütünleyicisidir. Celvet beka mertebesinin bir ifadesi olurken halvet de fena mertebesinin bir ifadesidir.
Celvetîyye’de zikir
Tarikatların çoğunda olduğu gibi Celvetîyye’de de Allah’a kavuşmak için bir Kamil Mürşid’e bağlanmak gerekmektedir. Kamil Mürşid’e bağlanan müridin, mürşidinin öğretilerine uyması gerekmektedir. Mürid mürşidinin sözü üzerine zikir çeker.
Celvetîyye’de ilk ve en mühim zikir Kelime-i Tevhid’tir. Yani; “Lailaheilaallah”
Celvetîyye’de ikinci zikir Esma-i Seb’a’dır Allah’ın yedi ismini sırayla söylemektir. Sıra da şöyledir; Lailaheilaallah, Allah, Hû, Hakk, Hayy, Kayyum, Kahhar. Bu yedi isim de nefsin yedi mertebesine karşılıktır.
Celvetî Ayini
Celvetîlerin zikirleri diğer tarikat zikirlerinden farklı olarak dizlerinin üzerinde durarak yapılır ve buna“Nıfs-ı Kıyam” veya da “Hızır Kıyamı” denilir.
Celvetî’lerde Müzik
Bursa’daki Celvetîler de müziğe önem vermişlerdi. İsmail Hakkı Bursevi, Aziz Mahmud Hüdayi’nin şiirlerini bestelemişti.
Aziz Mahmud Hüdayi devrinde Celvetî tekkesinde kendisinin halifelerinden olan Hafız Kumral ve Şaban Dede gibi ünlü musıkîşinaslardandır. Tarikat şeyhlerinin çoğunun müzikle uğraşmasından da tarikatin müziğe verdiği önemi anlayabiliyoruz.
Galibilik
Galibi Tarikatı (Galibilik), Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın Haramiyeti belli olanın dışındaki medeniyet ve teknolojisini Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu’nun Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre 21.yüzyılda sistemleştirdiğini, mezheb olarak Hanefilik’i takip ettiklerini meşrep olarak Alevi olduklarını belirtirler. Muhammedi bir tarikat.
Galibi Tarikatı Prensipleri
Galibi tarikatı, Abdulkadir Geylani ve Ahmed Er Rufai’nin Tasavvufi prensiplerini benimser. Bunların dışında zamana uyumlu benimsediklerini bildirdikleri, çeşitli prensipler şöyle sıralanabilir: İslam’ın Esaslarına itaat etmek; tevhidi benimseyen herkesi Müslüman kabul etmek; İslam’daki iman inancının temellerine, zamana uyumlu tasavvufî bir şekilde uymak; Pir’ in Tarif ettiği Tasavvufi ibadet ve zikirleri uygulamak. Evliyanın anlayışını kabullenmek; Galibi Zikri toplantılarına katılmak. Mezhep olarak Hanefilik’i takip ettiklerini meşrep olarak Alevi olduklarını, Şeriatı Muhammedi de bulunan 105 küsür mezhep ve meşrebi de kabullendiklerini farklılık gözetmediklerini de belirtirler.
Galibi Tarikatı İbadethaneleri
- H.Galip Hasan Kuşçuoğlu Tevhid Külliyesi Ankara
- H.Galip Hasan Kuşçuoğlu Tevhid Camii’leri (Antalya,Çorum,Konya,Gazi Antep,Urfa,İnegöl,)
- Kuşçuoğlu Kitap ve Sünnete Uyumlu İbadet Hane Ahatlı/Antalya
- H.Galip Hasan Kuşçuoğlu Tevhid ibadethaneleri (Tokat,Isparta,Kütahya;Kahraman Maraş,Kilis)
- H.Galip Hasan Kuşçuoğlu Vakfı Aş evi Çorum
- H.Galip Hasan Kuşçuoğlu Vakfı Ekmek Dağıtım evleri (Ankara, Antalya, İstanbul, Çorum, Antep, Maraş, İzmir, Urfa, Kırıkkale, Kütahya, Konya, Tokat, Kilis)
wikipedia.org


