Ünlü Türk Matematikçiler
Osmanlı-Türk matematikçileri ülkenin fen bilimlerindeki geri kalmışlığı nedeniyle zaman ve enerjilerini genellikle eğitime ayırmışlardır. Ancak 19. yüzyılın sonlarında araştırma yapmak ve yeni bilgiler üretmek fırsatını bulabilmişlerdir. Bu faaliyetlerin başladığı ilk yüzyıl içinde uluslararası düzeyde araştırma ve yayın yapmış olmak kriteriyle tarandığında aşağıdaki isimlere rastlanmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bu kritere uyan matematikçi sayımız epey artmıştır ancak henüz hayatta olan matematikçilerimizi, bu listenin biraz da tarihi bir değer taşımasını hedeflediğimizden, bu listeye almadık.
Bugünkü Türk matematik ortamının oluşmasına ciddi katkılar yapmış pek çok matematikçimiz bu çabaları sonucu kendileri araştırma ve yayın yapmaya zaman bulamadıkları için kendilerine duyulan minnettarlık kendisini bu listede ifade edememektedir. Bu listeyi, tarihin insafsızlığına sığınarak, yalnızca kendi dönemlerinin güncel araştırmalarında başarıya ulaşmış ve artık hayatta olmayan matematikçilerimize ayırdık. Yine de listenin tam ya da eksik olduğu zaman içinde yapılacak arşiv araştırmalarıyla belli olacaktır.
Ali Kuşçu
(1474-1525)

Türk İslam Dünyası astronomi ve matematik alimleri arasında, ortaya koyduÄŸu eserleriyle haklı bir şöhrete sahip Ali Kuşçu, Osmanlı Türkleri’nde, astronominin önde gelen bilgini sayılır. “Batı ve DoÄŸu Bilim dünyası onu 15. yüzyılda yetiÅŸen müstesna bir alim olarak tanır.” Öyle ki; müsteÅŸrik W .Barlhold, Ali KuÅŸcu’yu “On BeÅŸinci Yüzyıl Batlamyos’u” olarak adlandırmıştır. Babası, UluÄŸ Bey’in kuÅŸcu başısı (doÄŸancıbaşı) idi. Kuşçu soyadı babasından gelmektedir. Asıl adı Ali Bin Muhammet’tir. DoÄŸum yeri Maveraünnehir bölgesi olduÄŸu ileri sürülmüşse de, adı geçen bölgenin hangi ÅŸehrinde ve hangi yılda doÄŸduÄŸu kesinlikle bilinmektedir.
Ancak doÄŸum ÅŸehri Semerkant, doÄŸum yılının ise 15. yüzyılın ilk dörtte biri içerisinde olduÄŸu kabul edilmektedir. 16 Aralık 1474 (h. 7 Åžaban 879) tarihinde İstanbul’da ölmüş olup, mezarı Eyüp Sultan Türbesi hareminde bulunmaktadır. Ölüm tarihi; torunu meÅŸhur astronom Mirim Çele-bi’nin (ölümü, Edirne 1525) Fransça yazdığı bir eserin incelenmesi sonucu anlaşılmıştır. Mezar yerinin 1819 yılına kadar belirli olduÄŸu ve hüsn-ü muhafazasının yapıldığı; ancak 1819 yılından sonra, Ali KuÅŸcu’ya ait mezarın yerine, zamanının nüfuzlu bir devlet adamının mezar taşının konmuÅŸ olduÄŸu anlaşılmaktadır. UluÄŸ Bey’in Horasan ve Maveraünnehir hükümdarlığı sırasında, Semerkant’ta ilk ve dini öğrenimini tamamlamıştır. Küçük yaÅŸta iken astronomi ve matema-tiÄŸe geniÅŸ ilgi duymuÅŸtur.
Devrinin en büyük bilginlerinden; UluÄŸ Bey , Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddün CemÅŸid ve Mu’in al-Din el-KaÅŸi’den astronomi ve matematik dersi almıştır. Önce,UluÄŸ Bey, tarafından 1421 yılında kurulan Semerkant Rasathanesi ilk müdürü, Gıyaseddün CemÅŸid’in, kısa süre sonra da Rasathanenin ikinci müdürü Kadızade Rumi’nin ölümü üzerine, UluÄŸ Bey Rasathaneye müdür olarak Ali KuÅŸcu’yu görevlendirmiÅŸtir. UluÄŸ Bey Ziyc’inin tamamlanmasında büyük emeÄŸi geçmiÅŸtir. Nasirüddün Tusi’nin Tecrid-ül Kelam adlı eserine yazdığı ÅŸerh, bu konuda da gayret ve baÅŸarısının en güzel delilini teÅŸkil etmektedir. Ebu Said Han’a ithaf edilen bu ÅŸerh, Ali KuÅŸcu’nun ilk şöhretinin duyulmasına neden olmuÅŸtur. Kaynakların deÄŸerlendirilmesi sonucu anlaşılmaktadır ki; Ali KuÅŸcu yalnız telih eseriyle deÄŸil, talim ve irÅŸadıyle devrini aÅŸan bir bilgin olarak tanınmaktadır. Öyle ki; telif eserlerinin dışında, torunu Mirim Çelebi, Hoca Sinan PaÅŸa ve Molla Lütfi (Sarı Lütfi) gibi astronomların da yetiÅŸmesine sebep olmuÅŸtur. Bu bilginlerle beraber, Ali KuÅŸcu’yu eski astronominin en büyük bilginlerinden birisi olarak belirtebiliriz.
Cahit Arf
(1910-1997)

1910 yılında Selanik’te doÄŸdu. Yüksek öğrenimini Fransa’da Ecole Normale Superieure’de tamamladı (1932). Bir süre Galatasaray Lisesi’nde matematik öğretmenliÄŸi yaptıktan sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde doçent adayı olarak çalıştı. Doktorasını yapmak için Almanya’ya gitti. 1938 yılında Göttingen Üniversitesi’nde doktorasını bitirdi. Yurda döndüğünde İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde profesör ve ordinaryus profersörlüğe yükseldi. Burada 1962 yılına kadar çalıştı. Daha sonra Robert Koleji’nde Matematik dersleri vermeye baÅŸladı.1964 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknik AraÅŸtırma Kurumu (Tübitak) bilim kolu baÅŸkanı oldu.
Daha sonra gittiÄŸi Amerika BirleÅŸik Devletleri’nde araÅŸtırma ve incelemelerde bulundu; Kaliforniya Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1967 yılında yurda dönüşünde Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyeliÄŸine getirildi. 1980 yılında emekli oldu. Emekliye ayrıldıktan sonra TÜBİTAK’a baÄŸlı Gebze AraÅŸtırma Merkezi’nde görev aldı. 1985 ve 1989 yılları arasında Türk Matematik DerneÄŸi baÅŸkanlığını yaptı.
Arf İnönü ArmaÄŸanı’nı (1948) ve Tübitak Bilim Ödülü’nü kazandı (1974). Cebir ve Sayılar Teorisi üzerine uluslararası bir sempozyum 1990′da 3 ve 7 Eylül tarihleri arasında Arf’in onuruna Silivri’de gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Halkalar ve Geometri üzerine ilk konferanslarda 1984′te İstanbul’da yapılmıştır. Arf, matematikte geometri kavramı üzerine bir makale sunmuÅŸtur. Cahit Arf 1997 yılının Aralık ayında bir kalp rahatsızlığı nedeniyle aramızdan ayrıldı.
Kerim Erim
(1894-1952)

İstanbul Yüksek Mühendis mektebi’ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye’ye dönünce, bitirdiÄŸi okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya baÅŸladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduÄŸu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı’na getirildi.
1940-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne baÄŸlı Matematik Enstitüsü’nün baÅŸkanlığını yaptı. Türkiye’de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaÅŸmasında ve çaÄŸdaÅŸ matematiÄŸin yerleÅŸmesinde etkin rol oynadı. MekaniÄŸin matematik esaslara dayandırılmasına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan iliÅŸkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim’in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ÅŸunlardır:
Nazari Hesap (1931), Mihanik (1934), Diferansiyel ve İntegral Hesap (1945), Über die Traghe-its-formen eines modulsystems (Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne - 1928)
Ömer Hayyam
(1048-1131)

Asıl adı Giyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam’dır. 18 Mayıs 1048′de İranın NiÅŸabur kentinde doÄŸan Ömer Hayyam bir çadırcının oÄŸluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleÄŸinden almıştır. Fakat o soyisminin çok ötesinde iÅŸlere imza atmıştır. Daha yaÅŸadığı dönemde İbn-i Sina’dan sonra DoÄŸu’nun yetiÅŸtirdiÄŸi en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için zamanın bütün bilgilerini bildiÄŸi söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların çoÄŸunu kaleme almadı, oysa O ismini çokça duyduÄŸumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam’ın çalışmaları şöyle sıralanabilir.
Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, OluÅŸ ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi’dir. On bölümden oluÅŸan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiÅŸ ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kiÅŸidir. O cebiri, sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim olarak tanımlardı. Matematik bilgisi ve yeteneÄŸi zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili baÅŸarılı çalışmalar yapmıştır. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoÄŸunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiÅŸ konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniÄŸin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduÄŸunu belirtir ve bu köklerin varlık koÅŸullarını tartışır.
Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuÅŸtur. Binom teoerimini ve bu açılımdaki kat sayıları bulan ilk kiÅŸi olduÄŸu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiÄŸimiz ÅŸey aslında bir Hayyam üçgenidir). Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi’ni ve Rubaiyat’ı Semerkant’ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu ÅŸehirde bir araya gelmiÅŸtir. Dönemin hakanı MelikÅŸah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaÅŸayan veziri Nizamül-mülk’e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant’ta tanışan Nizam onu İsfahan’a davet eder. Orada buluÅŸtuklarında O’na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleÅŸmesi için Hayyam’dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet iÅŸlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. 4 Aralık 1131′de doÄŸduÄŸu yer olan NiÅŸabur’ da fani dünyaya veda eder.
Matrakçı Nasuh
(Bilinmiyor-1553)
Türk, minyatürcü. Ayrıca matematik ve tarih konularında kitaplar da yazmış çok yönlü bir bilgindir. DoÄŸum tarihi ve yeri bilinmiyor. Kâtip Çelebi ölüm tarihi olarak 1533′ü vermekteyse de, bunun doÄŸru olmadığı bugün kesinleÅŸmiÅŸtir. ÇeÅŸitli kaynaklarda onun 1547′den, 1551′den, 1553′ten sonra ölmüş olabileceÄŸi ileri sürülmektedir. YaÅŸamı üstüne bilgi de yok denecek kadar azdır. Saraybosna yakınlarında doÄŸduÄŸuna, dedesinin devÅŸirme olduÄŸuna iliÅŸkin kesinleÅŸmemiÅŸ ipuçları vardır.
Enderun’da okumuÅŸtur. Matrakçı ya da Matrakî adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynandığı ve eskrime benzeyen bir tür savaÅŸ oyunu olduÄŸu bilinen “matrak” oyununda çok usta olmasından ve belki de bu oyunun mucidi bulunmasından ileri gelmektedir. Nasuh ayrıca çok usta bir silahşördü. Bu nedenle Silahî adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarındaki ustalığı nedeniyle Osmanlı ülkesinde “üstad” ve “reis” olarak tanınması için 1530′da I. Süleyman (Kanuni) tarafından verilmiÅŸ bir beratı da vardı. ÇeÅŸitli silahların nasıl kullanılacağını ve dövüş yöntemlerini anlatan Tuhfetü’l-Guzât adlı bir kılavuz kitap bile yazmıştı.
Nasuh, özellikle geometri ve matematik alanlarında önemli bir bilim adamıydı. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlamış ve bu konuda kendinden sonra gelenlere önderlik etmiÅŸtir. MatematiÄŸe iliÅŸkin iki kitabı Cemâlü’l-Küttâb ve Kemalü’l- Hisâb ile Umdetü’l-Hisâb’ı I. Selim (Yavuz) döneminde yazmış ve padiÅŸaha adamıştır. Bu yapıtlardan sonuncusu uzun yıllar matematikçilerin elkitabı olarak kullanılmıştır.
Gelenbevi İsmail Efendi
(1730-1790)

1730 yılında ÅŸimdiki Manisa’nın Gelenbe kasabasında doÄŸan Gelenbevi İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluÄŸu matematikçilerindendir. Asıl adı İsmail’dir. Gelenbe kasabasında doÄŸduÄŸu için ikinci adı onun bu doÄŸduÄŸu kasabadan gelir. Daha çok Gelenbevi adıyla ün kazanmıştır. Önce, kendi çevresindeki bilginlerden ilk bilgilerini almıştır. Daha sonra, öğrenimini tamamlamak üzere İstanbul’a gitmiÅŸtir. Burada, çok deÄŸerli ve kültürlü öğretmenlerden yararlanıp matematik bilgisini oldukça ilerletmiÅŸtir. Müderrislik sınavına kazananarak 33 yaşında müderris olmuÅŸtur. Bundan sonra kendisini tümüyle ilme verip çalışmalarına devam etmiÅŸtir.
Gelenbevi, eski yöntemle problem çözen son Osmanlı matematikçisidir. Sadrazam Halil Hamit PaÅŸa ve Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan PaÅŸa’nın istekleri üzerine, KasımpaÅŸa’da açılan Bahriye Mühendislik Okulu’na altmış kuruÅŸla matematik öğretmeni olarak atandı. Bu atama ona parasal yönden bir rahatlık getirdi. Hakkında şöyle bir öykü anlatılır: ‘Bazı silahların hedefi vurmaması, padiÅŸah III. Selim’i kızdırmış ve bunun üzerine Gelenbevi’yi huzuruna çağırarak ona uyarıda bulunmuÅŸtur. Gelenbevi bunun üzerine hedefe olan uzaklıkları tahmin ederek gerekli silahlardaki düzeltmeleri yapmış ve topların hedefi vurmalarını saÄŸlamıştır. Gelenbevi’nin bu baÅŸarısı padiÅŸahın dikkatini çekmiÅŸ ve padiÅŸah tarafından ödüllendirilmiÅŸtir. Gelenbevi, Türkçe ve Arapça olmak üzere tam otuz beÅŸ eser bırakmıştır. Türkiye’ye logaritmayı ilk sokan Gelenbevi İsmail Efendi’dir.
Salih Zeki Bey
(1864-1921)

1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Anne ve babasının ölümü üzerine ninesi tarafından on yaşındayken Darüşşafaka’ya verildi. 1882 yılında Darüşşafaka’yı birincilikle bitirdi. Aynı yıl Posta ve Telgraf Nezareti Telgraf Kalemi (Fen Şubesi)’ne memur olarak atandı. 1884 yılında Nezaretin Avrupa’da uzman telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirme kararı üzerine birkaç arkadaşıyla birlikte Paris’e gönderildi ve burada Politeknik Yüksekokulu’nda elektrik mühendisliği öğrenimi gördü. 1887 yılında İstanbul’a döndü ve eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Bu arada Rasathane-i Amire müdürlüğünde ve II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra Maarif Nezareti Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. 1910’da Mekteb-i Sultani (bugün Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı. 1912’de Maarif Nezareti müsteşarı, 1913’te Darülfünün-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. 1917’de rektörlükten ayrıldıysa da üniversitedeki görevini Fen Şubesi (Fakültesi) Müderrisi (Profesör) olarak sürdürdü. Ömrünün sonuna doğru aklî dengesini kaybetti ve tedavi altındayken 1921 yılında Şişli’deki Fransız Hastanesi’nde öldü. Fatih Camiinin bahçesine gömüldü.
3 kez evlenmiş olan Salih Zeki, bu evliliklerden birini Halide Edip’le (Adıvar) yapmış, ölümünden kısa bir süre önce ayrılmıştı. Salih Zeki, önde gelen son dönem Osmanlı matematik bilginlerindendi. İkdam, Darüşşafaka ve İktisadiyat gazeteleri ile Darülfünun dergisine sayısız katkıda bulundu. Dönemin ünlü bilginleriyle matematik ve fen bilimleri konusunda yazılı tartışmalara girdi ve bu konularda bir kısmı ders kitabı olmak üzere çok sayıda yapıt verdi.
Yapıtları: Hendese (Geometri) [lise ders kitabı]; Hikmet-i Tabiiye (Fizik) [lise ders kitabı]; Mebhas-ı Savt (Fonetik); Mebhas-ı Elektrik-i Miknatisi (Elektro Magnetizma); Mebhas-ı Hararet-i Harekiye (Termodinamik); Mebhas-ı Cazibeyi Umumiye (Genel Çekim); Mebhas-ı Elektrikiyet ve Şariyet (Elektrik ve Kılcallık); Hesab-ı İhtimali (İhtimaller Hesabı); Mebhas-ı Hareket-i Seyalat (Akışkanların Hareketi); Hendese-i Tahliliye (Analitik Geometri); Mebhas-ı Nazariye-i Temevvücat (Dalga Teorisi); Heyet-i Riyaziye (Matematik Astronomi); Kamus-u Riyaziyat (Matematik Ansiklopedisi); Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler). Son iki yapıtın tamamı, ayrıca Henri Poincare’den çevirdiği dört kitap basılmamıştır.
Masatoşi Gündüz İkeda
(1926-2003)

Cebirsel sayılara katkılarıyla tanınan Japon asıllı Türk matematik bilgini. 1948′de Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü’nü bitirdi. 1953′te doktor, 1955′te de doçent unvanlarını aldı. 1957-59 arasında Almanya’da Hamburg Üniversitesi’nde Helmuth Hasse’nin yanında araÅŸtırmalar yaptı. Hasse’nin önerisi üzerine 1960′ta Türkiye’ye gelerek Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde İstatistik dersleri vermeye baÅŸladı. 1961′de aynı üniversitenin fen fakültesinde yabancı uzmanlığa atandı. 1964′te Türk uyruÄŸuna geçerek, 1965′te doçent, 1966′da profesör oldu. 1968′de Ege Üniversitesi’nin izniyle bir yıl süreyle çalışmak üzere Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi’ne gitti. İzninin bitiminde Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi’nin sürekli kadrosuna girdi. ÇeÅŸitli tarihlerde Hamburg, ABD’deki California ve Ürdün’deki Yermuk üniversitelerinde konuk öğretim üyesi,1976′da Princeton’daki Yüksek AraÅŸtırma Enstitüsü’nde araÅŸtırmacı olarak çalıştı. Türkiye Bilimsel ve Teknik AraÅŸtırma Kurumu’nun (Tübitak) Temel Bilimler AraÅŸtırma Kurumunda yer aldı. Orta DoÄŸu Teknik Üniversitesi Pür Matematik AraÅŸtırma Ünitesi baÅŸkanlığı yaptı. Cebir ve sayılar kuramına katkılarından dolayı 1979′da Tübitak Bilim Ödülü’nü kazandı. Japonya’da bulunduÄŸu dönemde halkalar kuramı ve grupların matrisle gösterimi üzerine araÅŸtırmalar yapan İkeda, 1970′lerde cebirsel sayılar kuramına yönelerek, rasyonel sayılar cisminin salt Galois grubunun otomorfizimleri ve tümelliÄŸi konularında önemli çalışmalar gerçekleÅŸtirdi. Ünlü matematik dergisi Crelle’s Journal’da yayımlanan bir çalışmasında Galois grubunun çok özel bir yapıda olduÄŸunu gösterdi.
Ali Nesin
(1956-)

1956′da İstanbul’da doÄŸdu. İlkokuldan sonra ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde, liseyi de İsviçre’nin Lozan kentinde tamamlayan Nesin 1977-1981 yılları arasında Paris VII Üniversitesi’nde matematik öğrenimi gördü. Daha sonra ABD’de Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Ali Nesin, 1985-1986 arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusü’nde öğretim üyeliÄŸi yaptı. Türkiye’ye kısa dönem askerlik görevi için geldiÄŸi sırada “orduyu isyana teÅŸvik” iddiasıyla tutuklanarak yargılandı. Yargılanma sonunda beraat ettiÄŸi halde pasaport verilmediÄŸi için iÅŸine dönemeyen Nesin, sonunda yeniden passaport alarak yurtdışına gitti. 1987-1989 arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent, ardından 1995′e kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü’nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 1993-1994 Öğretim Yılı’nı Bilkent Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak geçirdi. 1995′te, babası Aziz Nesin’in ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliÄŸini üstlendi. Ayrıca Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü BaÅŸkanı olan Ali Nesin iki çocuk sahibidir. Kasım 2004′den beri de Nesin Yayınevi genel yönetmenliÄŸini yapmaktadır.
Ali Nesin’in Matematik ve Korku, Matematik ve DoÄŸa, Matematik ve Sonsuz, Develerle EÅŸekler, Önermeler Mantığı adlı kitaplarının yanısıra çeÅŸitli dergilerde çıkmış bilimsel makaleleri ve İngilizce bir kitabı bulunmaktadır. Matematiksel araÅŸtırma alanı “Morley mertebesi sonlu gruplar”dır. Aynı zamanda, üç ayda bir yayımlanan, Matematik Dünyası adlı bir matematik dergisi çıkarmaktadır.
Matematik araştırmaları, bölüm başkanlığı ve Nesin Vakfı yöneticiliğinin yanı sıra yağlıboya resim, desen ve portre çalışmaları da yapmaktadır.
Ünlü Yabancı Matematikçiler







Mart 30th, 2009 | 11:18 |
saol un cok yardımcı oldu bana ödevimde
Mart 31st, 2009 | 12:30 |
Yardımcı olabildikse ne mutlu… Sizler saolun