Sezen Aksu - Yürüyorum Düş Bahçelerinde
Biyografi
Sezen Aksu Denizli Sarayköy’de dünyaya geldi; İzmir Kız Lisesi ve babasının arzusu ile girdiği Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi de dahil olmak üzere eğitim sürecini İzmir’de sürdürdü. Rüştü Şardağ’dan aldığı sanat müziği eğitiminin yanı sıra resim ve oyunculuk gibi alanlarda da kurslara katıldı.
Profesyonel yaşama ilk 45’liğini çıkardığı 1975 yılında adım attı. Yorumcu kimliğinin yanı sıra 400’den fazla beste ve sözün de sahibi oldu. 8 adet 45’lik, 3 adet single ve 27 albüme imza atan sanatçı 15’e yakın albümde de konuk sanatçı olarak yer aldı. Öte yandan 40’a yakın derleme albümde eserlerine yer verildi. Şarkıları 100’ü aşkın farklı yorumcu tarafından seslendirilirken, kendisini heyecanlandıran genç yeteneklerin yapımcılığını üstlendi. Aşktan günlük yaşama kadar insan doğasını konu alan herşey, özellikle de umut eserlerine konu oldu. 2006 yılında şarkı sözleri “Eksik Şiir” adlı kitapta toplandı.
Türkiye de dahil olmak üzere 20’den fazla ülkede 1500’ün üzerinde konser veren sanatçı, yerli ve yabancı birçok sanatçı ile müzikal çalışmalarda bulundu. Birlikte çalıştığı tüm müzisyenlerin birikimlerinden yararlandı ancak Onno Tunç ve Atilla Özdemiroğlu kariyerinde önemli yer tuttu.
2002 yılında “Türkiye Şarkıları” adını taşıyan Aspendos, Efes ve Brüksel konser dizisinde, Türkiye’de konuşulan farklı dillerde eserler seslendiren etnik gruplarla aynı sahneyi paylaştı. Boşnak Goran Bregoviç, Yunan Haris Alexiou ve Hollanda Metropol Senfoni Orkestrası ile ortak konserler verdi. Öte yandan eserleri İtalyan tenor Alessandro Safina ve Avustralya’lı şarkıcı Holly Valance gibi popüler sanatçılarca seslendirildi.
Oyunculuk alanında da çeşitli çalışmaları bulunan Sezen Aksu, “Serçe” albümünün yayınlandığı 1978 yılında ilk sinema denemesini gerçekleştirdi. Atıf Yılmaz’ın yönettiği “Minik Serçe” adlı filmde Bulut Aras’la başrolü paylaştı. 1981’de Adile Naşit, Şener Şen ve Altan Erbulak ile “Sezen Aksu Aile Gazinosu”; 1986 yılında “Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra” müzikallerinde rol aldı.
Oyunculuk denemelerini, aralarda skeçlere de yer verilen “Saz mı, Caz mı”, “Sezen Aksu Söylüyor” konserleri ve “Sezen Aksu Show” televizyon programı ile sürdürdü. 1990′da, yönetmenliğini Yavuz Özkan’ın yaptığı “Büyük Yalnızlık” filminde Ferhan Şensoy ile birlikte başrolü üstlendi. İstanbul gece eğlencesi anlayışına farklılık getiren Oba Bar’da ve Uğur Yücel ile Bostancı Gösteri Merkezi’nde kabare türünde sahne gösterileri sergiledi.
Diskografi
Sezen Aksu 1975 yılında Sezen Seley adıyla ilk 45’liği “Haydi Şansım / Gel Bana” yı çıkardı. Ancak bu 45’lik çok satmadı. Seley adı zaten kendi tercihi değildi, ikinci plağında soyadını değiştirdi ve bu defa kendi bestelerini seslendirdi.
“Yaşanmamış Yıllar / Kusura Bakma” adındaki bu 45′lik, diğerine göre daha çok ses getirdi ancak Sezen Aksu, asıl patlamayı 1976′da çıkan üçüncü plağıyla yaptı. ŞAT Yapım tarafından hazırlanan ve HOP tarafından yayınlanan “Olmaz Olsun / Seni Gidi Vurdumduymaz”, listelerde hızla 1 numaraya çıktı ve uzun süre orada kaldı. Aynı yıl Bebek Belediye Gazinosu’nda sahneye çıkan Aksu, ŞAT Müzik Kervanı ile bütün Türkiye’yi dolaşarak konserler verdi. 1977′de çıkan “Allahaısmarladık / Kaç Yıl Geçti Aradan” Aksu’nun ününü perçinledi.”Allahaısmarladık” adlı ilk Sezen Aksu albümü de bu yıl yayınlandı. Sanatçı bundan sonra sırasıyla “Gölge Etme / Aşk” (1978) ve “Kaybolan Yıllar / Neye Yarar” 45′liklerini çıkardı. “Kaybolan Yıllar / Neye Yarar” sadece Sezen Aksu’nun değil, Türk popunun en çok satan plaklarından biri oldu. Aynı yıl piyasaya çıkan ikinci albüm “Serçe“ hem Türkiye’de çıkan ilk ikili (double) albüm olması nedeniyle hem de Sezen Aksu’nun eski sevdası alaturkaya yer vermiş olması sebebiyle önemliydi.
“İlk Gün Gibi / Yalancı” ve “Allahaşkına / Sensiz İçime Sinmiyor ” (1979) 45’likleri,”Sevgilerimle“(1980) “Ağlamak Güzeldir” (1981) albümleri ile devam etti. Attila Özdemiroğlu ile pop müzikte yeni bir dönem başlatacak olan “Firuze” albümünü çıkardığı 1982 yılında pek çok kurum tarafından “Yılın Kadın Şarkıcısı” seçildi ve bu durum, uzun yıllar böyle devam etti. 1983′te, Ali Kocatepe ve Coşkun Demir’le birlikte seslendirdikleri “Heyamola” adlı 45′liği çok sattı ve “Yılın Plağı” ödülünü aldı.
1984′te Onno Tunç desteğiyle çıkan “Sen Ağlama” , o güne dek en çok satış yapan albümlerden biri oldu. Sonrasında yayınlanan “Git” (1986), “Sezen Aksu 88″ (1988) ve “Sezen Aksu Söylüyor” (1989), aynı başarıyı sürdüren albümlerdi. Sezen Aksu 1990′ların başında prodüktör kimliğiyle anılmaya başladı ve Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel gibi isimleri Türk pop müziğine kazandırdı. Sonraki yıllarda Göksel ve Işın Karaca da Sezen Aksu desteğiyle müzik dünyasına adım attı. 1991′de müzik yönetmenliğini Onno Tunç’un yaptığı “Gülümse” 2 milyonu aşan bir tiraj elde etti. Albümün “hit” şarkısı ”Hadi Bakalım” Avrupa’da da single olarak piyasaya sürüldü ve başarı kazandı.
“Deli Kızın Türküsü” (1993) ve “Işık Doğudan Yükselir” (1995) farklı albümlerdi ve geniş kesimlerce çok beğenildi ama bir o kadar da eleştirildi.
1996′da, başkalarına verdiği besteleri seslendirdiği bir ara albüm olan “Düş Bahçeleri“ni piyasaya sürdü. 1997 yılının Aralık ayında piyasaya çıkan “Düğün ve Cenaze” , Sezen Aksu’nun Goran Bregoviç’le yaptığı albümdü ve özellikle ülke dışında ses getirdi.
1998′de, bu albümde yer alan “Erkekler” farklı düzenlemelerle single olarak piyasaya sürüldü. Aynı yılın aralık ayında, “Adı Bende Saklı” albümü yayınlandı. 1999′un son günlerinde yayınlanan ”Sarı Odalar” adlı single, 2000 yazında yayınlanacak “Deliveren” in müjdecisiydi. İçeriği kadar şık kapak tasarımıyla da dikkat çeken albüm, 1 milyonluk bir satışa ulaştı.
2002′ye kadar Türkiye’nin her yerinde konserler veren Sezen Aksu, aynı yıl “Şarkı Söylemek Lazım” adlı albümünü piyasaya çıkarttı. Yine aynı yıl içinde, Diyarbakır ve İstanbul’da verdiği “Türkiye Şarkıları” isimli konserler büyük ilgi gördü. 2003 yılında “Unplugged” konserler veren Aksu, “Yaz Bitmeden” adlı albümünü aynı yıl çıkarttı.
2005 yılında Türkiye genelinde verdiği 22 konser kapsamında kız çocuklarının eğitimi için başlatılan “Kardelen” Kampanyası’nı aynı adı verdiği albüm ve konserleriyle gündeme taşıdı. Sezen Aksu’nun yine 2005 tarihinde yayınlanan son albümü ise “Bahane” ve sonrasında “Bahane Remixes” oldu.
2005 ve 2006 yıllarında ise Sezen Aksu’nun müzik hayatına başladığı tarihten günümüze dek çıkardığı fakat piyasada kolaylıkla bulunamayan albümleri ‘Kaybolmayan Yıllar Arşiv Serisi’ adıyla yeniden piyasa sürüldü.
Allahaısmarladık (1977) / Serçe (1978) / Git (1986) / Sezen Aksu’88 (1988) / Sezen Aksu Söylüyor (1989) / Gülümse (1991) / Deli Kızın Türküsü (1993) / Işık Doğudan Yükselir (1995) / Deliveren (2000) isimli ve tarihli bu albümlerin bir bölümü çıkarıldıkları dönemde CD ortamında değildiler.
1990’lı yıllara dek olan albümler, o dönemin müzikal medyaları olan LP ya da kaset formatında satışa sunulmuşlardı. Yenilenen albümler korunan orijinal kayıtları, yeniden tasarlanan kartonetleri ve içindeki bilgi kitapçığıyla arşiv meraklılarını oldukça sevindirdi. Arşiv meraklılarını sevindirecek bir başka gelişme de “Bahane” ve “Bahane Remixes” albümlerinin 2006 yılının sonbaharında ikili (double) plaklar olarak piyasaya sürülmesi oldu.
Murat Meriç
Son Olarak ;
Sezen Aksu’nun başka sanatçılarca yorumlanan eserlerini yeni düzenlemeleriyle yeniden seslendirdiği eserlerden oluşan “Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde…” müzikseverlerin beğenisine sunuluyor. Akustik ve elektronik altyapılarda olmak üzere 2 CD’den oluşan albümde 3′ü yeni olmak üzere toplam 29 şarkı yer alıyor.
Çağdaş Sanat performanscılarından Cevdet Erek’in “Katkısız” başlıklı çalışmasının albümün içinde DVD olarak yer alması da albümdeki hoş bir sürpriz olarak dikkat çekiyor. Albümün kapak tasarımında ise, daha önce Aksu’nun “Eksik Şiir” isimli kitabının kapağını da tasarlayan Emrah Yücel’in imzası yer alıyor.
Sezen Aksu’nun başka sanatçılarca yorumlanan eserlerini yeni düzenlemeleriyle yeniden seslendirdiği eserlerden oluşan “Yürüyorum Düş Bahçeleri’nde…” isimli son albümü 16 Haziran 2009′dan itibaren dinleyicilerin beğenisine sunuluyor. 1996 yılında benzer bir konsept ile yayınlanan “Düş Bahçeleri” albümünün devamı niteliğindeki albüm akustik ve elektronik altyapılardaki 2 CD’den oluşuyor. Albümdeki Aykut Gürel, Aytuğ Yargıç, Fahir Atakoğlu, Kıvanch K, Mithat Can Özer, Mustafa Ceceli gibi müzisyenlerin düzenlemeleri, daha önce dinleyici ile buluşmuş eserlerin taze bir sound ile müzik severlere sunulmasını sağlıyor.
“Kaçak“, “Kurşuni Renkler“, “Elveda“, “Sorma“, “Unutamam” ve “Lale Devri” gibi bilinen ve sevilen eserler Sezen Aksu’nun sesinden akustik versiyonlarıyla yer alırken, “Kibir“, “Çakkıdı“, “Yok ki” ve “Büklüm Büklüm” gibi eserler yepyeni elektronik altyapılarıyla dinleyicilerin beğenisine sunuluyor.
Albümde, daha önce yayınlanmamış “Itirafçı Olma“, “Pardon” ve “Tören” isimli 3 eser de yer alıyor.
Sezen Aksu, hayatın içindeki farklı anların video görüntülerinden oluşan bu çalışmaya albümünde yer vermesinin nedenini, popüler sanatın büyük kitlelere daha kolay ulaşabilmesi nedeniyle, daha az bilinen sanat dallarının gün ışığına çıkmasına aracılık etmek olarak açıklıyor. Aksu ayrıca, “Günlük hayatın rutin telaşları içinde yuvarlanırken, farkına bile varmadan dikkatimizden kaçan anlara, seslere ve karelere odaklanmak çok kolay değil doğal olarak. Oysa, bütün bunları parantez içine alıp üzerine fazladan hiçbir söz söylemeden, büyük resimden küçük kareleri “olduğu gibi” çekip, çekiştirmeden bize sunan, bunu yaparken de mucizevi bir şekilde ama yine doğallıkla bizi bambaşka bahçelere götürebilen, bize hiç beklenmedik yeni pencereler açıveren gizli gözler var…” şeklinde yorumladığı ve heyecanlandığı bu türden çalışmaları, “bir ömür paylaştık” dediği dinleyicileri ile paylaşmak istediğini söylüyor.
Sezen Aksu’nun kaleminden Eksik Şiir’in önsözü…
Bu kitap yakınlarımın, çoklukla da şarkılarımdaki sözlerle daha fazla ilişki kuranların, uzun yıllardır süregelen ısrarları sonucu oluştu. İlle de olmalı mıdır sorusu çok kurcaladı beynimi açıkçası. Epey bir süre çekimser kaldım. Düz düşününce zaten vardılar, ortadaydılar, müziğini çekip aldığınızda şiire ne kadar yakın durursa dursun eksik kalan o sözler bir araya toplandığında bir bütünlük oluşturabilir miydi?
Yaptığı işlerden bir türlü tam manasıyla memnun kalamayan, bir sonrakinde eksiğini gediğini giderme telaşı ile arkasına bakmadan bir acele yürüyüp gitmek isteyen insanlar için bu hep böyledir. Eski defterleri karıştırmaktan haz etmezler. Hele benim gibi yazmakla da yetinemediği için deli gibi kalabalıkların önüne atılıp çığırmaktan kendini alamayanlar…
Örneğin gittiğiniz herhangi bir yerde birilerinin hemen albümünüzü çalmaya başlayarak gösterdiği incelik ve nezaket sizin için nasıl bir azaba dönüşebilir mümkün değil kestiremezsiniz. Hatta bazen bütün hata ve kusurlarınızın yüzünüze vurulduğu, sonsuza dek kendinizi dinlemeye mahkûm edilip cezalandırıldığınız fantezisine kadar akıl yoldan çıkabilir.
Kendi başıma geldiği için mecburen anladığım bu yarı gerçek, yarı hayal dünyasında seyredenlere has taşkın duygularla uçlarda savrulma hali, seyredene “gülü seven dikenine katlanır” dedirtir, seyredilenin ömrünü tüketir. Oysa şarkı, şiir, hikâye, roman her neyse yazma anı (plansız, programsız hakiki yazma anından söz ediyorum) yazanı da seyircisi yapan olağanüstü haldir. Yazarsınız ama sahibi olamazsınız. Çok içeride bir yerden ortak bir gizli bilgiyi hatırlamakta olduğunuzu hissedersiniz. Ama ürettiğiniz her ne ise tamamlandığında ‘ben” sizi yeniden ele geçirir. Bir dahaki yazma ânına kadar bu eşsiz kendiliğindenliği unutursunuz. Çünkü onu diğerleri ile paylaşma süreci başlamıştır. Zeka, akıl, süslemecilik, sunum, satış, gösteriş, özetle profesyonel alan devreye girer. Artık o ilk ânın saflığı içinde değilsinizdir. Sizi gitgide daha da huzursuz kılan bu çelişkidir - aklın o saflığın gücüne hiçbir zaman erişemeyeceğini içten içe bilmek…
İşte böyle ün nedir, ünlü olmak gerçekte neyi temsil eder, bir ünlü inisiyatifi dışında kendine yüklenen eksi, artı anlamlara ne mesafede durmalıdır, durabilir mi, bu karşılıklı bir delilik hali midir, olağan mıdır, anılar yazılmalı mıdır, yeni şarkılar üretirken “best of “lar yapılmalı mıdır, içinden müziği alınmış sözlerden kitap olur mu ve bu gibi daha bir dolu karmaşık his ve düşüncenin içinde maymun olduğum günlerden birinde, bir cümle beni netleştirdi. Yıldırım’la (Türker) sohbet ediyorduk; “Borcun var” dedi. Hafifleyiverdim. Seyreden de, seyredilen de kendi tarafından bakar doğal olarak, görecelidir ama gerçek tektir. Ve herkes gerçek olanı sezer, vicdanla sezer. Borcum var, fark ettim ki ben bir tek bundan eminmişim zaten kayıtsız şartsız.
Bu kitabın oluşması için direncimin kırılma noktası bu cümledir. Oluştu, sıra geldi önsöze. Aklıma birbirinden güzel, manalı, süslü binlerce cümle geldi. İnsanın aklına ilk öylesi geliyor bir türlü yakasını kurtaramadığı beğendirme derdi yüzünden. Denedim, vazgeçtim. Hiç kimsenin yutmadığını ve ilk yazma anını hatırladım, kalemimi o anın getirdiklerine bıraktım. İnşallah önsöze benzemiştir.
SEZEN
Kasım 2006, Kanlıca
www.sezenaksu.com.tr














Haziran 19th, 2009 | 17:43 |
Sezen Aksu ile ilgili yazınız ve yorum şeklinde şarkı sözleri için çok teşekkür ederim.